dövme
kısaca dekoratif vücut damgalama olarak adlandırılabilir.
dövme yapımında kullanılan boyanın iğne ile deri tabakasının alt kısımlarına ulaşacak şekilde vücuda yerleştirilmesiyle yapılır. boya vücuda ilk enjekte edildiğinde, büyük bir kısmı aynı zamanda dış deri tabakası olan epidermiste kalır. ancak bu hücreler daha sonradan normal şekilde dökülürler ve epidermisteki boya tabakası birkaç gün içerisinde tamamen yok olur. işte bu sebeple dövme yapımından birkaç gün sonra, tıpkı bir güneş yanığından arta kalan ölü derinin soyulması gibi, boya dolu epidermis tabakası da soyularak dökülür. ancak tamamen iyileşme, 2-4 hafta arası sürer. işte bu süre zarfında aşırı güneşe maruz kalma ve aşırı suyla temas etme gibi davranışlardan kaçınılmalıdır. aksi takdirde henüz tam olarak yerleşmemiş boya partikülleri de atılır veya solar, böylece dövme bozulur.
dövme yapımında kullanılan boyanın iğne ile deri tabakasının alt kısımlarına ulaşacak şekilde vücuda yerleştirilmesiyle yapılır. boya vücuda ilk enjekte edildiğinde, büyük bir kısmı aynı zamanda dış deri tabakası olan epidermiste kalır. ancak bu hücreler daha sonradan normal şekilde dökülürler ve epidermisteki boya tabakası birkaç gün içerisinde tamamen yok olur. işte bu sebeple dövme yapımından birkaç gün sonra, tıpkı bir güneş yanığından arta kalan ölü derinin soyulması gibi, boya dolu epidermis tabakası da soyularak dökülür. ancak tamamen iyileşme, 2-4 hafta arası sürer. işte bu süre zarfında aşırı güneşe maruz kalma ve aşırı suyla temas etme gibi davranışlardan kaçınılmalıdır. aksi takdirde henüz tam olarak yerleşmemiş boya partikülleri de atılır veya solar, böylece dövme bozulur.
devamını gör...
halil inalcık
efsanevi osmanlı tarihçisi. tarihçilerin kutbu. osmanlı üzerine sayısız eser vermiş, adeta fabrika gibi ürettikçe üretmiştir. doktora tezinden (tanzimat ve bulgar meselesi) son eserlerine kadar her bir çalışması ayrı bir değerlidir. yalnızca iyi bir araştırmacı olmakla kalmaz, iyi bir yazardır da. bu sebepten eserleri yalnızca tarihçilerin değil, herkesin okuyabileceği ve bir şeyler edinebileceği muhteşem bilgi hazineleridir.
devamını gör...
pentherafobi
kaynana korkusunun bilimsel adı. kaynana fobisi. böyle bir şey varmış gerçekten. bu korkuyu çeken insanlar çözümü ya terapide ya da boşanmada buluyorlarmış. evli yazarlar ne diyorsunuz?
devamını gör...
sözlük tutulsun diye tanım yazmak
bundan yıllar evvel görev yaptığım doğu anadolu'da bir şehre migros açılmıştı. migros dediysem öyle büyük bir şey sanmayın. 2m'di ve kış şartlarından dolayı ikmal zor olduğundan çok çeşit de yoktu. yine de çok sevinmiştim açıldığına. sadece bir kavşağında trafik ışığı olan şehre migros açılınca sanki vizontele gelmiş gibi sevinmiştim. ne de olsa medeniyet demekti migros (ne alakası varsa), bu şehrin de diğerleri gibi olduğunun, dünyayla bağlantı kurduğunun göstergesiydi. sıkıldığımda gidip gezebileceğim, kendimi her zamanki ortamımın dışında hissedebileceğim özel bir yerdi.
sonra fark ettim ki çok satış yapamıyordu migros. aynı veya yakın apartmanlarda oturduğumuz tamamı yabancı ve geçici insanlar dışında kimse gitmiyordu bu markete. şehrin yerlileri ihtiyaçlarını hala tanıdıkları kasaptan, manavdan alıyordu. işte ben bundan sonra hergün migros'a gitmeye başladım. bazen ihtiyaç olmadığı halde bir sürü lüzumsuz şey alıyordum. koca migros'u kurtaramayacağımın farkındaydım ya yıkılası kapitalizm az da olsa alışveriş yapılırsa yaptığı yatırımı çöpe atmaz diye düşünüyordum. sonra ayrıldım o şehirden migros'a ne oldu bilmiyorum.
kafa sözlükle ilgili de benzer bir hissiyat içindeyim bir süredir. bu entry'i gören arkadaşlar belki inceler, en alakasız başlıklara kısa da olsa tanım yazmaya çalışıyorum. gündemde aylar önceki başlıkları görmekten kaygılıyım. bir el atın arkadaşlar, kapanmasın bu sözlük. çok soğuk ve her açıdan kurak bir şehirde, donmuş hazır tatlıları incelerken tanışılan bir güzelle yapılan hoş sohbetlerin tadı kaybolmasın.
sonra fark ettim ki çok satış yapamıyordu migros. aynı veya yakın apartmanlarda oturduğumuz tamamı yabancı ve geçici insanlar dışında kimse gitmiyordu bu markete. şehrin yerlileri ihtiyaçlarını hala tanıdıkları kasaptan, manavdan alıyordu. işte ben bundan sonra hergün migros'a gitmeye başladım. bazen ihtiyaç olmadığı halde bir sürü lüzumsuz şey alıyordum. koca migros'u kurtaramayacağımın farkındaydım ya yıkılası kapitalizm az da olsa alışveriş yapılırsa yaptığı yatırımı çöpe atmaz diye düşünüyordum. sonra ayrıldım o şehirden migros'a ne oldu bilmiyorum.
kafa sözlükle ilgili de benzer bir hissiyat içindeyim bir süredir. bu entry'i gören arkadaşlar belki inceler, en alakasız başlıklara kısa da olsa tanım yazmaya çalışıyorum. gündemde aylar önceki başlıkları görmekten kaygılıyım. bir el atın arkadaşlar, kapanmasın bu sözlük. çok soğuk ve her açıdan kurak bir şehirde, donmuş hazır tatlıları incelerken tanışılan bir güzelle yapılan hoş sohbetlerin tadı kaybolmasın.
devamını gör...
okumadan beğenmeyen yazarlar
ilk sıraya kendimi rahatlıkla yerleştirebileceğim,
ardından tanımımı görüp ...lı tanımla ilgili mesajı atan yazarların hepsini dizdiğim listedir.
ardından tanımımı görüp ...lı tanımla ilgili mesajı atan yazarların hepsini dizdiğim listedir.
devamını gör...
acısını tek başına yaşayan insan
kırıldığın kadar sağlamlaşıyorsun bu dünyada, senden ne kadar gitmişlerse, sen de o kadar uzaklaşıyorsun insanlardan.
bu işin sonu seni, yalnız hissedeceğin, kimseye kolay bağlanamayacağın birine dönüştürüyor ama sen, artık kimsenin kolayca seni yıkamayacağını öğrenmiş oluyorsun.
yalnız kalıp da acına gömüldüğün zamanlarda büyüdüğünü fark edersin önce. kimin sende ne kadar olduğunu görürsün.
en zor sınavını tek başına atlatmaya çalışırsın, ama olduğundan çok daha sağlam ayağa kalkarsın.
kimseden medet ummaman gerektiğini anlarsın. herkesi nereye ne kadar koyman gerektiğini öğrenirsin.
öfkelisindir, kırgınsındır, bitkinsindir. ama sessiz kalırsın. sonra elin yanlışlıkla bir şeye takılır, bir şeyler kırılır, bağırırsın.
büyük şeyleri içinde bastırdığın için, küçük şeylere tahammül edemez noktaya gelirsin.
zamanla anlarsın, insanların kavgaları seninle değil. gerçekleşmemiş kişilikleri, sevilmemiş çocuklukları, başarılarla gizlemeye çalıştıkları özdeğersizlikleri ile...
kötü tavrı kişisel almamaya başlarsın; sen, bu savaşın sadece nesnesisin. bazen gerçekten tek sorunun, öznenin kendisinden kaynaklı olduğunu anlar, yoluna devam edersin...
bu işin sonu seni, yalnız hissedeceğin, kimseye kolay bağlanamayacağın birine dönüştürüyor ama sen, artık kimsenin kolayca seni yıkamayacağını öğrenmiş oluyorsun.
yalnız kalıp da acına gömüldüğün zamanlarda büyüdüğünü fark edersin önce. kimin sende ne kadar olduğunu görürsün.
en zor sınavını tek başına atlatmaya çalışırsın, ama olduğundan çok daha sağlam ayağa kalkarsın.
kimseden medet ummaman gerektiğini anlarsın. herkesi nereye ne kadar koyman gerektiğini öğrenirsin.
öfkelisindir, kırgınsındır, bitkinsindir. ama sessiz kalırsın. sonra elin yanlışlıkla bir şeye takılır, bir şeyler kırılır, bağırırsın.
büyük şeyleri içinde bastırdığın için, küçük şeylere tahammül edemez noktaya gelirsin.
zamanla anlarsın, insanların kavgaları seninle değil. gerçekleşmemiş kişilikleri, sevilmemiş çocuklukları, başarılarla gizlemeye çalıştıkları özdeğersizlikleri ile...
kötü tavrı kişisel almamaya başlarsın; sen, bu savaşın sadece nesnesisin. bazen gerçekten tek sorunun, öznenin kendisinden kaynaklı olduğunu anlar, yoluna devam edersin...
devamını gör...
gaius julius caesar
öldürülürken sen de mi brutus sözünü söylediği rivayet edilir. söz konusu salataya isim kendisinden değil, caesar cardini'den gelmektedir.
devamını gör...
he-man
gölgelerin gücü adına dedikten sonra değişim yaşayıp atılgana binen çizgi film karakteri.
(bkz: 80'lerde çocuk olmak)
(bkz: 80'lerde çocuk olmak)
devamını gör...
mutlu olmanın mümkün olmaması
"doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. işte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür."
arthur schopenhauer
arthur schopenhauer
devamını gör...
zamcık
budur.
devamını gör...
yeni insanlarla tanışmak için çok yorgun olmak
olumsuz tecrübelerden, kalbe oturmuş hayal kırıklıklarından sonra oluşan durumdur. yeni birileri ile tanışmak için enerjiniz kalmamıştır, kendinizi anlatmak için de.
devamını gör...
fikret kızılok
bugün ölüm yıl dönümü olan sanatçımız. bir şarkısıyla cigaramı ona yakıyorum.
dinlemek için lütfen tıklayınız
dinlemek için lütfen tıklayınız
devamını gör...
düşük faizli sözlük mağazası kredisi
kafatilist sistemin oyunlarından biri olabilecek olan kredidir.
bulaşmamanızı tavsiye ederim.
bulaşmamanızı tavsiye ederim.
devamını gör...
kadınların erkeklerden beklentileri
*haksızlık etmemesi...
bitti.
bitti.
devamını gör...
insanın sevişelim mi diye soran bir arkadaşının olmaması
devamını gör...
kadınların zeki erkek sevmesi
e tabi.
kendimden daha salak insanlara tahammülüm yok.
kendimden daha salak insanlara tahammülüm yok.
devamını gör...
je veux
çok severek dinlediğim bir şarkıdır hatta türkçe versiyonu da yapılmıştı eğer bulabilirsem editlerim.
devamını gör...
seven samurai
orjinal adı shichinin no samurai olan 1954 yapımı film olup, japon yönetmen akira kurosawa'nın en iyi filmlerinden biridir. türkiye' de zamanında kanlı pirinç adıyla oynatılmıştır. epik film tarzının en iyi örneklerindendir. konusuna gelirsek:
--! spoiler !--
haydutların saldırdığı fakir bir köyü korumaya çalışan yedi samurayın hikayesini anlatır. köyün en yaşlısının tavsiyesi ile köylüler kendilerini savunacak samuraylar aramaktadırlar, ancak verecek doğru düzgün paraları yoktur. usta samurai kambei yi bulan köylüler önce onu ikna ederek, ustanın bulduğu altı samuray ile birlikte artık haydutlara karşı kendilerini korumayı öğreneceklerdir. filmin sonunda bu köylülerin aslında hiçte öyle gariban, sefil, beş parasız olmadıklarını, "tipik köylü kurnazlığı" ile hareket ettiklerini de anlarız. filmde her sahne özenle yaratılmış ve çekilmiştir. şu sahne gibi ikonik sahnelerin mevcut olduğu filmde zaten şu afiş filmin nasıl bir şey olduğu hakkında size fikir verebilir. "delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu" atasözününde bu filmin ana temalarından biri olduğunu, çokta spoiler vermeden belirtmekte fayda var, seyretmemişseniz fazla detay filmin tadını kaçırır, filmi seyrederseniz niye böyle yazdığımı zaten anlayacaksınız. bu arada toshiro mifune nin oynadığı aslen samurai olmayan "sahtekar" kikuchiyo karakteride filmin en dikkat çekici karakterlerindendir. spoilerda belirtme ihtiyacı duyuyorum.
--! spoiler !--
pek çok filme ilham kaynağı olmuş, sinema sanatını neredeyse her alanda etkilemeyi başarmış bir filmdir. günümüzde izlediğimiz hemen hemen her savaş filminin, her aksiyon filminin hatta o büyülenerek izlediğimiz uzun dövüş ve savaş sekansları içeren filmlerin hemen hemen hepsinde esintisi mutlaka vardır. ayrıca pek çok otorite ve sinema kuruluşunun yaptığı "en iyi yabancı dildeki film" sıralamalarında hep bir numaradadır.
alt tarafı samuray filmi, bundan ne çıkabilir ki diyebilirsiniz ancak film hiçte göründüğü gibi değildir. kurosawa pek çok kişinin hem fikir olduğu gibi tartışmasız gelmiş gelmiş en büyük yönetmenlerden biridir. her filminde olduğu gibi kameranın arkasında tam bir ustadır, lakabı "imparator" dur. bugün ayıla bayıla filmlerini seyrettiğimiz steven spielberg, george lucas, martin scorsese, brian de palma gibi yönetmenler bu adama taparlar. george lucas meşhur star wars filmi için "imparator" un orjinal adı kakushi-toride no san-akunin, daha bilinen adı ile the hidden fortress (1958) filminden ilham almıştır.
genelde, japon kovboyları olan ama aslında arkasında derin bir felsefe barındıran samurai filmleri ile ünlenen yönetmen , bu filmlerde sadece kılıç, dövüş, kan vaad etmez. aslına bakarsanız daha 300 senelik tarihi olmayan abd nin kovboyları aslında abd li samuraylardır*. babası eski samuray ailelerinden birinin üyesi olan yönetmen kurosawa bu filmi çekerken kovboy filmleri ile meşhur olan abdli yönetmen john ford' dan ilham aldığını hiç saklamaz.
aslında her ne kadar basit bir konu olsa da filmin işleniş şekli tüm önyargıları kırmaktadır. orjinali 3 saat 27 dakikalık bir filmden bahsediyorum. ancak öyle bir tempo ve anlatım var ki değil 3 saat 27 dakika, 7 saat olsa şahsen yine de sıkılmadan izlerdim. eşi benzeri olmayan bir akıcılık var filmde. oğlumu bu filmi seyretmeye zor ikna etmiştim. 207 dakika üstelikte siyah beyaz olan bir japon filmi olması nedeniyle ön yargılıydı ama filme başladığımız zaman film bir çırpıda bitti ve çok beğendi.
aynı zamanda gerçek anlamda kurosawa' nın samuray filmlerinin ilkidir. diğerleri yojimbo (1961) ve onun devam filmi sanjuro (1962) dur.
her kurosawa filminde olduğu gibi kostüm ve sanat yönetmenliği üst seviyededir, film 1954 de çekilmiş, 1957 yılında bu dallarda akademi ödüllerine aday olmuş ama kazanamamıştır. 1954 de çekilen filmin 1957 de akademi ödüllerinde aday gösterilmesinin sebebi ise abd de, çekildikten sonra ilk kez iki sene sonra gösterime girmiş olmasıdır. ancak abd pazarı için orjinali kısaltılmıştır*.
senaryoyuda yazan ekipte olan yönetmen kurosawa filmi en başta; bir samurayın sabah yataktan kalkması ile başlayan ve gün sonunda da kahramanın harakiri yapması ile bitecek bir şekilde tasarlamış olsa da , daha sonra köyü savunan "altı samurai" fikrine dönmüş, en sonunda yedinci samurai olarak toshiro mifune nin oynadığı kikuchiyo karakterinide filme ekleyerek takımı yediye tamamlamıştır. şimdinin süper kahraman filmlerinde "avengers, assemble" diyorlar ya gerçek manada "takım, toparlan" ilk kez bu filmde kullanılmıştır.
filmin sinema sektöründe etkileri o kadar çok olmuştur ki pek çok versiyonu ve onların devam filmi çekilmiştir. bir çok ülke, kendi sinemasında bu fimden esinlenmiştir diyebiliriz. .bu filmlerin başlıcaları;
- the magnificent seven (1960).
- the magnificent seven (2016) . yukarıdaki filmin remake dir.
- return of the seven (1966) .
- guns of the magnificent seven (1969) .
- the magnificent seven ride! (1972).
işin bokunu nasıl çıkartırız diyen hollywood durmamış, bilim kurgu olarak ;
- battle beyond the stars (1980) .
komedi olarak;
- the three amigos! (1986) .
gene bilim kurgu olarak;
- galaxy quest (1999) .
animasyon olarak;
- a bug’s life. (1998) . filmlerinide çekmiştir.
bizim yeşilçam durur mu, yılmaz güney'inde oynadığı türk filmi olan on korkusuz adam (1964). filmini çekmiştir.
bir de televizyon dizisi yapak mı demişler bunun üzerine the magnificent seven dizisi çekilmiştir.
sonuç olarak ;
amannnn çok uzun 3 saat 27 dakika dayanamam,
ıyyyy siyah beyaz fim katlanamam,
neee japon filmi mi ?
yok artık samuray mı ?
gibi filmden kendinizi soğutan önyargılarınızı kırıp seyrederseniz pişman olmayacağınız bir şaheserdir.
haa samurai felsefini anlatan en az bunun kadar iyi bir film arıyorum diyorsanız size birde orjinal adı seppuku (1962) olan şu filmi de öneririm.
--! spoiler !--
haydutların saldırdığı fakir bir köyü korumaya çalışan yedi samurayın hikayesini anlatır. köyün en yaşlısının tavsiyesi ile köylüler kendilerini savunacak samuraylar aramaktadırlar, ancak verecek doğru düzgün paraları yoktur. usta samurai kambei yi bulan köylüler önce onu ikna ederek, ustanın bulduğu altı samuray ile birlikte artık haydutlara karşı kendilerini korumayı öğreneceklerdir. filmin sonunda bu köylülerin aslında hiçte öyle gariban, sefil, beş parasız olmadıklarını, "tipik köylü kurnazlığı" ile hareket ettiklerini de anlarız. filmde her sahne özenle yaratılmış ve çekilmiştir. şu sahne gibi ikonik sahnelerin mevcut olduğu filmde zaten şu afiş filmin nasıl bir şey olduğu hakkında size fikir verebilir. "delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu" atasözününde bu filmin ana temalarından biri olduğunu, çokta spoiler vermeden belirtmekte fayda var, seyretmemişseniz fazla detay filmin tadını kaçırır, filmi seyrederseniz niye böyle yazdığımı zaten anlayacaksınız. bu arada toshiro mifune nin oynadığı aslen samurai olmayan "sahtekar" kikuchiyo karakteride filmin en dikkat çekici karakterlerindendir. spoilerda belirtme ihtiyacı duyuyorum.
--! spoiler !--
pek çok filme ilham kaynağı olmuş, sinema sanatını neredeyse her alanda etkilemeyi başarmış bir filmdir. günümüzde izlediğimiz hemen hemen her savaş filminin, her aksiyon filminin hatta o büyülenerek izlediğimiz uzun dövüş ve savaş sekansları içeren filmlerin hemen hemen hepsinde esintisi mutlaka vardır. ayrıca pek çok otorite ve sinema kuruluşunun yaptığı "en iyi yabancı dildeki film" sıralamalarında hep bir numaradadır.
alt tarafı samuray filmi, bundan ne çıkabilir ki diyebilirsiniz ancak film hiçte göründüğü gibi değildir. kurosawa pek çok kişinin hem fikir olduğu gibi tartışmasız gelmiş gelmiş en büyük yönetmenlerden biridir. her filminde olduğu gibi kameranın arkasında tam bir ustadır, lakabı "imparator" dur. bugün ayıla bayıla filmlerini seyrettiğimiz steven spielberg, george lucas, martin scorsese, brian de palma gibi yönetmenler bu adama taparlar. george lucas meşhur star wars filmi için "imparator" un orjinal adı kakushi-toride no san-akunin, daha bilinen adı ile the hidden fortress (1958) filminden ilham almıştır.
genelde, japon kovboyları olan ama aslında arkasında derin bir felsefe barındıran samurai filmleri ile ünlenen yönetmen , bu filmlerde sadece kılıç, dövüş, kan vaad etmez. aslına bakarsanız daha 300 senelik tarihi olmayan abd nin kovboyları aslında abd li samuraylardır*. babası eski samuray ailelerinden birinin üyesi olan yönetmen kurosawa bu filmi çekerken kovboy filmleri ile meşhur olan abdli yönetmen john ford' dan ilham aldığını hiç saklamaz.
aslında her ne kadar basit bir konu olsa da filmin işleniş şekli tüm önyargıları kırmaktadır. orjinali 3 saat 27 dakikalık bir filmden bahsediyorum. ancak öyle bir tempo ve anlatım var ki değil 3 saat 27 dakika, 7 saat olsa şahsen yine de sıkılmadan izlerdim. eşi benzeri olmayan bir akıcılık var filmde. oğlumu bu filmi seyretmeye zor ikna etmiştim. 207 dakika üstelikte siyah beyaz olan bir japon filmi olması nedeniyle ön yargılıydı ama filme başladığımız zaman film bir çırpıda bitti ve çok beğendi.
aynı zamanda gerçek anlamda kurosawa' nın samuray filmlerinin ilkidir. diğerleri yojimbo (1961) ve onun devam filmi sanjuro (1962) dur.
her kurosawa filminde olduğu gibi kostüm ve sanat yönetmenliği üst seviyededir, film 1954 de çekilmiş, 1957 yılında bu dallarda akademi ödüllerine aday olmuş ama kazanamamıştır. 1954 de çekilen filmin 1957 de akademi ödüllerinde aday gösterilmesinin sebebi ise abd de, çekildikten sonra ilk kez iki sene sonra gösterime girmiş olmasıdır. ancak abd pazarı için orjinali kısaltılmıştır*.
senaryoyuda yazan ekipte olan yönetmen kurosawa filmi en başta; bir samurayın sabah yataktan kalkması ile başlayan ve gün sonunda da kahramanın harakiri yapması ile bitecek bir şekilde tasarlamış olsa da , daha sonra köyü savunan "altı samurai" fikrine dönmüş, en sonunda yedinci samurai olarak toshiro mifune nin oynadığı kikuchiyo karakterinide filme ekleyerek takımı yediye tamamlamıştır. şimdinin süper kahraman filmlerinde "avengers, assemble" diyorlar ya gerçek manada "takım, toparlan" ilk kez bu filmde kullanılmıştır.
filmin sinema sektöründe etkileri o kadar çok olmuştur ki pek çok versiyonu ve onların devam filmi çekilmiştir. bir çok ülke, kendi sinemasında bu fimden esinlenmiştir diyebiliriz. .bu filmlerin başlıcaları;
- the magnificent seven (1960).
- the magnificent seven (2016) . yukarıdaki filmin remake dir.
- return of the seven (1966) .
- guns of the magnificent seven (1969) .
- the magnificent seven ride! (1972).
işin bokunu nasıl çıkartırız diyen hollywood durmamış, bilim kurgu olarak ;
- battle beyond the stars (1980) .
komedi olarak;
- the three amigos! (1986) .
gene bilim kurgu olarak;
- galaxy quest (1999) .
animasyon olarak;
- a bug’s life. (1998) . filmlerinide çekmiştir.
bizim yeşilçam durur mu, yılmaz güney'inde oynadığı türk filmi olan on korkusuz adam (1964). filmini çekmiştir.
bir de televizyon dizisi yapak mı demişler bunun üzerine the magnificent seven dizisi çekilmiştir.
sonuç olarak ;
amannnn çok uzun 3 saat 27 dakika dayanamam,
ıyyyy siyah beyaz fim katlanamam,
neee japon filmi mi ?
yok artık samuray mı ?
gibi filmden kendinizi soğutan önyargılarınızı kırıp seyrederseniz pişman olmayacağınız bir şaheserdir.
haa samurai felsefini anlatan en az bunun kadar iyi bir film arıyorum diyorsanız size birde orjinal adı seppuku (1962) olan şu filmi de öneririm.
devamını gör...
kokoreç
genelde geç saatlerde tercih edilen sokak yemeği. türkiye dışında balkan ülkelerinde de sevilen bir sakatat ürünü. son zamanlarda yıldızı iyice parladı. lüks restoran mönülerine bile girdi. türkiye'den başka yunanistan, bulgaristan, arnavutluk gibi balkan ülkelerinde de kokoreç seviliyor ve tüketiliyor. hatta inanışa göre de çıktığı ülke arnavutluk oluyor. 1970'li yılların sonuna doğru yaygınlaşan kokoreçin balkanlar göçü ile trakya ve batı anadolu'ya yerleştiği tahmin ediliyor.
en kalite kokoreç için, süt kuzusunun ince bağırsağı kabul görüyor. bumbar denilen kalın bağırsak kullanımı da kokoreçin sert ve yağlı kıvama gelmesine sebep oluyor.
bir de kokoreç hakkında istanbul ile izmir tartışması vardır. en hakikisi hangisi olduğuna dair.
izmir kokoreçi, piştikten sonra dilimlenerek tat ve yağ kaybı olmaması için ekmek üzerinde iri kıyım doğranıyor. sonra tuz ilave edilerek, istek üzerine de kimyon ve kırmızı biber ile de servis ediliyor.
istanbul kokoreçi de, doğrandıktan sonra sac üzerinde satır ile parçalanarak tekrardan pişiriliyor. içine de kırmızı biber, kimyon, tuz dışında kekik ve domates de eklenerek servis ediliyor.
en kalite kokoreç için, süt kuzusunun ince bağırsağı kabul görüyor. bumbar denilen kalın bağırsak kullanımı da kokoreçin sert ve yağlı kıvama gelmesine sebep oluyor.
bir de kokoreç hakkında istanbul ile izmir tartışması vardır. en hakikisi hangisi olduğuna dair.
izmir kokoreçi, piştikten sonra dilimlenerek tat ve yağ kaybı olmaması için ekmek üzerinde iri kıyım doğranıyor. sonra tuz ilave edilerek, istek üzerine de kimyon ve kırmızı biber ile de servis ediliyor.
istanbul kokoreçi de, doğrandıktan sonra sac üzerinde satır ile parçalanarak tekrardan pişiriliyor. içine de kırmızı biber, kimyon, tuz dışında kekik ve domates de eklenerek servis ediliyor.
devamını gör...
sorunlu aile hayatı
hiç olmamasıyla kafa kafaya yarışır.*
devamını gör...