boran kuzum
çocuĝu olursa adını '' dövüşmen'' koymasını istediğim oyuncu.
dövüşmen kuzum.
dövüşmen kuzum.
devamını gör...
günün karikatürü
bugünün karikatürü canım, bir taneciğim robnaja'ya gelsin. kendisiyle kısacık bir sohbetten sonra ona vuruldum efendim. bendeki yerini anlatmaya cümlelerim yetmez belki ama yine de birkaç şey söylemek istiyorum.
bu kadın dünyaya yaşam koçu ya da psikolog falan olmaya gelmiş de yanlışlıkla benim meslektaşım olmuş sanki. yahu bir insan her koşulda nasıl bu kadar yakın hissettirir kendine, "bak şimdi her şey güzel olacak, bunu böyle yapalım, her şey yolunda gidecek, bir de böyle dene istersen, bak bunu ben denedim güzel sonuç aldım, sana da öneririm" cümleleriyle hep mi yüreklendirir?
öyle güzel bir kalbi var ki her konuştuğumda sırıtarak bakıyorum ekrana, siz bir de sesini duyun!*
canım robnaja bana karşı tıpkı bu karikatürde olduğu gibi gösterdiğin sonsuz sabır, yüreklendirme ve mutluluk seansları için sana çok teşekkür ederim, iyi ki varsın!!
bu kadın dünyaya yaşam koçu ya da psikolog falan olmaya gelmiş de yanlışlıkla benim meslektaşım olmuş sanki. yahu bir insan her koşulda nasıl bu kadar yakın hissettirir kendine, "bak şimdi her şey güzel olacak, bunu böyle yapalım, her şey yolunda gidecek, bir de böyle dene istersen, bak bunu ben denedim güzel sonuç aldım, sana da öneririm" cümleleriyle hep mi yüreklendirir?
öyle güzel bir kalbi var ki her konuştuğumda sırıtarak bakıyorum ekrana, siz bir de sesini duyun!*
canım robnaja bana karşı tıpkı bu karikatürde olduğu gibi gösterdiğin sonsuz sabır, yüreklendirme ve mutluluk seansları için sana çok teşekkür ederim, iyi ki varsın!!
devamını gör...
yazmak için yazmak vs okunmak için yazmak
böyle bir kıyas olmaz, ikisidir de. biri olmadan diğeri kupkurudur.
yazdıklarımız okunmayacaksa, birilerine dokunmayacaksa nereden temelleneceğiz ki ? hangi motivasyonla yazacağız ? yazmak için yazarsanız, söylemiş olmak için söylemiş olabilirsiniz. gereksizdir, laf kalabalığıdır. hayatın bir yönüne ışık tutmayan sözü kim ne yapsındır ki ? okunmaya değer bir şeyler karalarız ve geri dönüş alırız ki bu hem motivasyon sağlar hem yazdıklarımızı, kendimizi gözden geçiririz hem de hayatta tam olarak nerelerde konumlandığımızı biliriz. bu motivasyondan eksik bir yazma eylemi "benim gibi kasları olmayan kendine erkeğim demesin" seviyesine iner.
bukowski, fante'yi okudu ve "işte, işte budur anasını satayım. tam olarak böyle bir adam olmalıyım" dedi. sonra o da birilerine ön ayak oldu. schopenhauer, çoğunun önderi oldu. yalnızca yazmak için yazmış olsalar, birilerine dokunamazlardı. yazma eyleminden, özellikle nitelikli bir yazma eyleminden bahsediyorsak mutlaka okuyucusuyla buluşturmalıyız.
zaten yazma işini hakkıyla yapanların eğildiği meseleler, akademik olmadığı sürece genellikle insanlığa ya da bir kısmına hitap eder. ona anlatır: "bak, böyleyken böyle" der. kelimeleriyle kilometrelerce uzağa uzanır, oradan bir eli tutar, birini kucaklar. onda bir şeyleri canlandırır. belki çok yorgun birisi vardır, ona enerji verir. belki ateşi çok yüksek biri vardır, birileri yanacaktır. onun ateşini düşürür, yanacakları kurtarırsınız.
yazmak, hakkını vermeye gayret ederseniz çok güzel ve kutsal bir eylem. kolektif bir çaba, yaşamı en masrafsız deneyimleme yöntemi. ben bazı yazarlar sayesinde yörüngemi buldum. yaşamı okumayı 1800, 1900'lerde yaşayıp ölen abilerimden öğrendim. colorado'da bir kar küreyicisinin oğlu öğretti bana. los angeles'te gezinen bir süt hırsızından öğrendim insanlığı, sefaleti, aşkı, yoksulluğu. tom joad'dan öğrendim, hiçbir şeyden habersizken bir yıkımı doz doz hissetmeyi. rozaşarn'dan öğrendim, mutlu olmak isteyen bir garip kızın çilesini. şımarıklığa izin vermeyen yaşamın zulmünü onlarda gördüm.
hem yazmak, hem okunmak için yazarım. belki birilerine dokunurum diye. kendimi mutlu edemedim, belki birinin mutluluğuna sebep olurum ya da hüznüne engel olurum diye yazarım.
yazdıklarımız okunmayacaksa, birilerine dokunmayacaksa nereden temelleneceğiz ki ? hangi motivasyonla yazacağız ? yazmak için yazarsanız, söylemiş olmak için söylemiş olabilirsiniz. gereksizdir, laf kalabalığıdır. hayatın bir yönüne ışık tutmayan sözü kim ne yapsındır ki ? okunmaya değer bir şeyler karalarız ve geri dönüş alırız ki bu hem motivasyon sağlar hem yazdıklarımızı, kendimizi gözden geçiririz hem de hayatta tam olarak nerelerde konumlandığımızı biliriz. bu motivasyondan eksik bir yazma eylemi "benim gibi kasları olmayan kendine erkeğim demesin" seviyesine iner.
bukowski, fante'yi okudu ve "işte, işte budur anasını satayım. tam olarak böyle bir adam olmalıyım" dedi. sonra o da birilerine ön ayak oldu. schopenhauer, çoğunun önderi oldu. yalnızca yazmak için yazmış olsalar, birilerine dokunamazlardı. yazma eyleminden, özellikle nitelikli bir yazma eyleminden bahsediyorsak mutlaka okuyucusuyla buluşturmalıyız.
zaten yazma işini hakkıyla yapanların eğildiği meseleler, akademik olmadığı sürece genellikle insanlığa ya da bir kısmına hitap eder. ona anlatır: "bak, böyleyken böyle" der. kelimeleriyle kilometrelerce uzağa uzanır, oradan bir eli tutar, birini kucaklar. onda bir şeyleri canlandırır. belki çok yorgun birisi vardır, ona enerji verir. belki ateşi çok yüksek biri vardır, birileri yanacaktır. onun ateşini düşürür, yanacakları kurtarırsınız.
yazmak, hakkını vermeye gayret ederseniz çok güzel ve kutsal bir eylem. kolektif bir çaba, yaşamı en masrafsız deneyimleme yöntemi. ben bazı yazarlar sayesinde yörüngemi buldum. yaşamı okumayı 1800, 1900'lerde yaşayıp ölen abilerimden öğrendim. colorado'da bir kar küreyicisinin oğlu öğretti bana. los angeles'te gezinen bir süt hırsızından öğrendim insanlığı, sefaleti, aşkı, yoksulluğu. tom joad'dan öğrendim, hiçbir şeyden habersizken bir yıkımı doz doz hissetmeyi. rozaşarn'dan öğrendim, mutlu olmak isteyen bir garip kızın çilesini. şımarıklığa izin vermeyen yaşamın zulmünü onlarda gördüm.
hem yazmak, hem okunmak için yazarım. belki birilerine dokunurum diye. kendimi mutlu edemedim, belki birinin mutluluğuna sebep olurum ya da hüznüne engel olurum diye yazarım.
devamını gör...
beş ressam adı sayamayan biriyle çıkmak
ben şahsen hiç birşeyin, adını, yazarını ressamını, tarihini aklımda tutamıyorum, önemsemiyorum sanırım, ama bir resmi beğendiysem, boyanın kalınlığından, dokusuna, renklerin kontrasından, çizgilerin formundaki sertliğe, yumuşaklığa, hepsini renkli ve net hatırlıyorum,
mesela biyografi çok okuyorum ama, google da birşeyi bulmak için bir sürü şey yazmak zorunda kalıyorum, eserlerini yaparken yaşadıklarından dolayı o eserdeki figürlerin anlamını, neyi temsil ettiğini, ne kadar zamanda yaptığını, nasıl yaptığını, biliyorum ama heykeltraşın adını tutmuyorum kafamda, evet 5 ressam sayamam ama, bu sanat eseri görmediğim anlamına gelmez.
mesela biyografi çok okuyorum ama, google da birşeyi bulmak için bir sürü şey yazmak zorunda kalıyorum, eserlerini yaparken yaşadıklarından dolayı o eserdeki figürlerin anlamını, neyi temsil ettiğini, ne kadar zamanda yaptığını, nasıl yaptığını, biliyorum ama heykeltraşın adını tutmuyorum kafamda, evet 5 ressam sayamam ama, bu sanat eseri görmediğim anlamına gelmez.
devamını gör...
bobby fischer
tarihini yanlış hatırlamıyorsam eğer 2011 yıllarında çekilmiş bobby fischer against the world isimli bir belgesele sahip efsanevi satranç oyuncusu. kendisinin satranç üzerine yazdığı kitaplar bulunmaktadır bildiğim bir kaç tanesini alta not düşeceğim. zamanında ortalığı fırtına gibi yıkıp geçmiş bir efsane fischer, bazı efsaneler toza bazıları ise altına dönüşür ve biz biliyoruz ki bu tozdan kurulmuş bir imparatorluk değil.
(bkz: my 60 memorable games)
(bkz: the games of robert j. fischer)
(bkz: bobby fischer teaches chess)
(bkz: my 60 memorable games)
(bkz: the games of robert j. fischer)
(bkz: bobby fischer teaches chess)
devamını gör...
evde pijama ile dolaşan köylü
''pardon ingiltere prens/prensesi siz misiniz? '' dediğim başlık. özür dileriz, insan kendi evinde de rahat kıyafetler giymemeli hatta çıplak gezmelidir. aksini iddia eden dağdan inmiş ayıdır!
(şaka şaka, gül diye.)
(şaka şaka, gül diye.)
devamını gör...
beyazıt öztürk
ugsyo* , o zamanki adı bu şekilde olan fakülte öğrencisiydi.
radyoculuğa başladığı yıllarda yanında tito isimli bir arkadaşı ile yapıyordu bu işi, çocuğun adını da hatırlamıyorum açıkçası. sonrasında da hayat ona yürüdü, o da hayata. tv, şov vs.vs.vs. ünlü olmak garip bir olay.
blue* bar'a çok takılırdı.*
akıllı ol beyaz!
radyoculuğa başladığı yıllarda yanında tito isimli bir arkadaşı ile yapıyordu bu işi, çocuğun adını da hatırlamıyorum açıkçası. sonrasında da hayat ona yürüdü, o da hayata. tv, şov vs.vs.vs. ünlü olmak garip bir olay.
blue* bar'a çok takılırdı.*
akıllı ol beyaz!
devamını gör...
x şeklinde x yapan kadın ve erkekler başlıkları
görmekten bıktığım başlıklar. cidden yeter. hani sosyolojik bir tespit niteliğinde olsa neyse de o da yok ki...
devamını gör...
ülkeler hakkında ilginç bilgiler
şöyle bir örnekle katkı sağlayabileceğimi düşündüğüm bilgilerdir.
çin ve japon ırkında alkolizm daha nadir görülürmüş. çünkü bu ırklarda alkol dehidrogenazın aktivitesi fazla olduğu için asetaldehit daha fazla birikir ve alkolden tiksinme hissi olurmuş.
çin ve japon ırkında alkolizm daha nadir görülürmüş. çünkü bu ırklarda alkol dehidrogenazın aktivitesi fazla olduğu için asetaldehit daha fazla birikir ve alkolden tiksinme hissi olurmuş.
devamını gör...
depersonalizasyon ve derealizasyon
depersonalizasyon türkçeye, kendine yabancılaşma, kendinden kopma olarak çevrilirken derealizasyon ise gerçekdışılık, gerçekdışı olma duyumu olarak çevrilmiştir. derealizasyon ve depersonalizayonu tetikleyen faktörler: yaşanan travmatik bir olay, uzun ve yoğun dönemli stres, kişilik yapısı, bazı uyuşturucu maddelerinin kullanımı, çok aşırı ve uzun süreli alkol kullanımı ve bazı hallerde yaşanan çarpmaya bağlı beyin travmaları sayılabilir.
devamını gör...
artı oy vermede cömert olan yazarlar
gel hele gel, bırak hele gelsin.
devamını gör...
cinsellik içerikli başlıklardan nefret etme nedenleri
bu gibi başlıklardan hoşlanmamayı ''hiç mi cinsel hayatınız yok'' şeklinde ele almak nasıl bir kafa yapısıdır anlamak mümkün değil. aklı selim yazarlar, elbette ki buradaki amacın ve gidişatın farkında oldukları için tepki gösteriyorlar.
devamını gör...
sanık
umut_yazar isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte ''suçlu olduğu sanılan ve bu sebeple yargılanan kişi'' anlamına gelen sözcüktür.
sözlükte ''suçlu olduğu sanılan ve bu sebeple yargılanan kişi'' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
arı
çalışkanlığı ile isim yapmış eklembacaklı.
koloniler halinde yaşar.
bal arılarının kolonisinde bir kraliçe arı, 100 civarı erkek arı ve binlerce işçi arı bulunur.
ingilizcede;
kraliçe queen
işçi worker
erkek arı ise male, ya da drone olarak adlandırılır.
koloniler halinde yaşar.
bal arılarının kolonisinde bir kraliçe arı, 100 civarı erkek arı ve binlerce işçi arı bulunur.
ingilizcede;
kraliçe queen
işçi worker
erkek arı ise male, ya da drone olarak adlandırılır.
devamını gör...
pentagram
an itibariyle; yekta kopan ile olan "pentagram 30.yıl özel" programını, peşine "yine düştük yollara" konser videolarını keyifle izlediğim muhteşem grup ve ilk aklıma gelen: 1997'de kasetçiye heyecanla gidip anatolia kasetini alıp, kulaklıkla teyipten dinlediğim an'lar, özellikle 1000 in the eastland & dark is the sunlight geri sar geri sar... déjà vu...!
devamını gör...
insanı strese sokan mesajlar
hoşlanmadığınız birinden gelen mesaj.
devamını gör...
misafir çocuğu
geneli tazmanya canavarı kıvamında olan ve bu nedenle pek sevilmeyen çocuktur.
asıl sinir bozan, çocuk bu kıvamdayken gamsız gamsız, sakin bir şekilde oturabilen ebeveyndir.
asıl sinir bozan, çocuk bu kıvamdayken gamsız gamsız, sakin bir şekilde oturabilen ebeveyndir.
devamını gör...
sizi olduğunuz gibi kabul etmeyen insanlar
belki kendisi de olduğu gibi görünmeyen , görünmek istediği gibi olan insandır.
devamını gör...
