en sevilen dizi çifti
jesse pinkman & jane
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
tüm sözlük kadınları.
erkeklerin tamamını engelledim.
neden kadınlar? çünkümsü çilek kokuyorlar.
erkeklerin tamamını engelledim.
neden kadınlar? çünkümsü çilek kokuyorlar.
devamını gör...
fikret kızılok
hatırlamaya sebep bir şey olduğunda istemsizce;
gördüm, yalnızlığımı gördüm,
çok derinde bana bakıyor
dizeleriyle aklıma gelen isim.
gördüm, yalnızlığımı gördüm,
çok derinde bana bakıyor
dizeleriyle aklıma gelen isim.
devamını gör...
simurg
zümrüd-ü anka (simurg), ruhun yücelmesi ve yaşarken yeniden doğuş.
simurg, gerçek yolculuğun kendine yapılan yolculuk olduğunu bize hatırlatır.
gelelim hikayesine;
kuşların hükümdarı olan simurg, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.bir gün dünyanın bütün kuşları bir araya gelip, kendilerini yönetmesi için bir padişah seçmeye karar vermişler.hüthüt, kuşların simurg adında bir padişahı olduğunu söylemiş ve bütün kuşlar simurg'u aramak için yola çıkmışlar.simurg’un yuvası, kafdağı’nın tepesindeymiş.oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekiyormuş. fakat zamanla yorulup, hüthüt'e mazeretler söylemeye başlamışlar.yedi vadiyi aşana kadar, kimi kafileden ayrılmış, ya aç susuz can vermiş, ya denizlerde boğulmuş, ya da vahşi hayvanlara yem olmuş.yedinci vadi, 'yokoluş'a geldiklerinde geriye sadece otuz kuş kalmış. kaf dağına varmışlar ve simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; simurg anka, 'otuz kuş' demekmiş. onların hepsi de simurg’muş. her biri de simurg’muş! 30 kuş, anlar ki; aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.kuşlar simurg, simurg da kuşlarmış! görünen otuz kuş, simurg’un kendileri olduğunu anlayınca;artık ortada ne yolcu kalmış, ne yol, ne de kılavuz.. çünkü, hepsi birmiş.
vadilerin adları sırasıyla: istek, aşk, ustalık, kanaatkarlık, yalnızlık, şaşkınlık, yokluk(fena) vadisi.
tek başına bir hiç, hep birlikte her şey!
simurg, gerçek yolculuğun kendine yapılan yolculuk olduğunu bize hatırlatır.
gelelim hikayesine;
kuşların hükümdarı olan simurg, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.bir gün dünyanın bütün kuşları bir araya gelip, kendilerini yönetmesi için bir padişah seçmeye karar vermişler.hüthüt, kuşların simurg adında bir padişahı olduğunu söylemiş ve bütün kuşlar simurg'u aramak için yola çıkmışlar.simurg’un yuvası, kafdağı’nın tepesindeymiş.oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekiyormuş. fakat zamanla yorulup, hüthüt'e mazeretler söylemeye başlamışlar.yedi vadiyi aşana kadar, kimi kafileden ayrılmış, ya aç susuz can vermiş, ya denizlerde boğulmuş, ya da vahşi hayvanlara yem olmuş.yedinci vadi, 'yokoluş'a geldiklerinde geriye sadece otuz kuş kalmış. kaf dağına varmışlar ve simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; simurg anka, 'otuz kuş' demekmiş. onların hepsi de simurg’muş. her biri de simurg’muş! 30 kuş, anlar ki; aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.kuşlar simurg, simurg da kuşlarmış! görünen otuz kuş, simurg’un kendileri olduğunu anlayınca;artık ortada ne yolcu kalmış, ne yol, ne de kılavuz.. çünkü, hepsi birmiş.
vadilerin adları sırasıyla: istek, aşk, ustalık, kanaatkarlık, yalnızlık, şaşkınlık, yokluk(fena) vadisi.
tek başına bir hiç, hep birlikte her şey!
devamını gör...
normal sözlük’ün artık bitmiş olması
sözlükte yeniyim, bu süre zarfı içinde oluşan bazı problemlerin herkes gibi ben de farkındayım ama farkettiğim başka durumlar da var. burada gerçekten emek verip bilgi paylaşan, açtığı ya da açılan başlıklara değerli yorumlarını katan birçok yazar arkadaş da var. bazen gülmek bazen bilgi paylaşmak bazen bildiğiniz şeyleri bile başkasının kaleminden okumak isterseniz kaliteli insan sayısının problemlilerden daha çok olduğunu düşünüyorum. doğal olarak sözlük bu tarz yazarlar olduğu sürece bitmez.
bitmesin ya hu! daha yeni geldik.
bitmesin ya hu! daha yeni geldik.
devamını gör...
dede yadigarı olup hala saklanan şeyler
taşınabilir daktilo, sarı renkte, hâlen çalışıyor.
dedem almanya'ya giden ilk kuşak işçilerdendi. yıllarını bir oto tamirhanesinde boyundan büyük lastikleri takıp çıkararak geçirdi. her zaman çok muntazam yaşamaya çalışan, işyerindeki üniforması dahil jilet gibi düzgün ve tertemiz giyinen biriydi. bir gün bile traşsız gördüğümü hatırlamıyorum. bu muntazam duruşu sofradan kişisel alışkanlıklarına kadar her aşamada belli olurdu hayatının, ilkokul mezunu olmasına rağmen kurduğu yazılı iletişimde bile. zamanında büyükanneme yazdığı mektupları ve kartpostalları bulup inci gibi el yazısına şaşkınlıkla bakakalmıştım. oradaki işçiliği sürerken resmi makamlara yazacağı dilekçeleri düzgün olsun diye gidip iyisinden çantalı bir daktilo almış, bugünün masaüstü bilgisayarları gibi. ülkeye kesin dönüş yaptıktan sonra bile sigorta kurumlarına, devlet dairelerine dilekçe yazacağı zamanlarda büyük bir ciddiyetle daktilosunu her zaman oturduğu koltuğun hemen yanında bulunan hafif yüksekçe kahve sehpasına yerleştirir, kapağını dikkatle açar, çok önemli bir evrak yazacakmış gibi kırık beyaz renkte kağıtla kopya kağıdını üst üste koyup ruloya yerleştirir ve dikkatle yazmaya başlardı. olur da hata yaparsa başka bir şey için kullanmak üzere o kağıtları ayrı bir dosyaya koyardı. yazıya dair her şeye o zamanlardan bu yana ilgi duymama rağmen nedense hiç "ben de yazabilir miyim?" dediğimi anımsamam, daktilonun tuşlarına basarkenki o ciddiyeti bende ilginç bir çekingenlik uyandırırdı hep. yazacağını yazdıktan sonra da aynı özenle daktilonun gereken ayarlamalarını kontrol eder, kapağını kapatır ve her zamanki yerine koyardı. dedemi 99 depreminden iki gün önce kaybettik, halen bir yerde aynı düzenle yaşadığını hayal etmek gelir ara ara içimden. büyükannemi de birkaç yıl önce kaybettikten sonra evi boşaltırken bu daktiloyu buldum. yazdığı müsvedde dosyası hiçbir yerden çıkmadı, ama o kırık beyaz kağıtlar, daktilonun tüm araç gereci çantasıyla birlikte oradaydı. şimdi bu daktilo benim ufak tefek çevirilerimi biraz silik bir mürekkeple aynı kağıtlara geçiriyor. onun kadar özenle kullanabilmem pek mümkün olmaz belki ama elimden geldiğince iyi bakmaya çalışıyorum kendisine. çünkü o daktilo tuşlarına basan eller serin yaz akşamlarında izmir'in ışıklarını birlikte izleyelim diye iki çift bardağa benim için soğuk süt, kendisine de bira doldururdu. balkonda içeceklerimizi yudumlarken sessizce manzarayı izler, tek sözcüğe ihtiyaç duymadan derin bir muhabbete dalardık.
dedem almanya'ya giden ilk kuşak işçilerdendi. yıllarını bir oto tamirhanesinde boyundan büyük lastikleri takıp çıkararak geçirdi. her zaman çok muntazam yaşamaya çalışan, işyerindeki üniforması dahil jilet gibi düzgün ve tertemiz giyinen biriydi. bir gün bile traşsız gördüğümü hatırlamıyorum. bu muntazam duruşu sofradan kişisel alışkanlıklarına kadar her aşamada belli olurdu hayatının, ilkokul mezunu olmasına rağmen kurduğu yazılı iletişimde bile. zamanında büyükanneme yazdığı mektupları ve kartpostalları bulup inci gibi el yazısına şaşkınlıkla bakakalmıştım. oradaki işçiliği sürerken resmi makamlara yazacağı dilekçeleri düzgün olsun diye gidip iyisinden çantalı bir daktilo almış, bugünün masaüstü bilgisayarları gibi. ülkeye kesin dönüş yaptıktan sonra bile sigorta kurumlarına, devlet dairelerine dilekçe yazacağı zamanlarda büyük bir ciddiyetle daktilosunu her zaman oturduğu koltuğun hemen yanında bulunan hafif yüksekçe kahve sehpasına yerleştirir, kapağını dikkatle açar, çok önemli bir evrak yazacakmış gibi kırık beyaz renkte kağıtla kopya kağıdını üst üste koyup ruloya yerleştirir ve dikkatle yazmaya başlardı. olur da hata yaparsa başka bir şey için kullanmak üzere o kağıtları ayrı bir dosyaya koyardı. yazıya dair her şeye o zamanlardan bu yana ilgi duymama rağmen nedense hiç "ben de yazabilir miyim?" dediğimi anımsamam, daktilonun tuşlarına basarkenki o ciddiyeti bende ilginç bir çekingenlik uyandırırdı hep. yazacağını yazdıktan sonra da aynı özenle daktilonun gereken ayarlamalarını kontrol eder, kapağını kapatır ve her zamanki yerine koyardı. dedemi 99 depreminden iki gün önce kaybettik, halen bir yerde aynı düzenle yaşadığını hayal etmek gelir ara ara içimden. büyükannemi de birkaç yıl önce kaybettikten sonra evi boşaltırken bu daktiloyu buldum. yazdığı müsvedde dosyası hiçbir yerden çıkmadı, ama o kırık beyaz kağıtlar, daktilonun tüm araç gereci çantasıyla birlikte oradaydı. şimdi bu daktilo benim ufak tefek çevirilerimi biraz silik bir mürekkeple aynı kağıtlara geçiriyor. onun kadar özenle kullanabilmem pek mümkün olmaz belki ama elimden geldiğince iyi bakmaya çalışıyorum kendisine. çünkü o daktilo tuşlarına basan eller serin yaz akşamlarında izmir'in ışıklarını birlikte izleyelim diye iki çift bardağa benim için soğuk süt, kendisine de bira doldururdu. balkonda içeceklerimizi yudumlarken sessizce manzarayı izler, tek sözcüğe ihtiyaç duymadan derin bir muhabbete dalardık.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hisler vardır anlatılamayan, hisler vardır anlatılmayan. kalpler vardır kalbimizi anlayan, kalpler vardır anlayamadığı halde ısrarla anladığını savunan. yoksa yanlış hisler barındıran kalbimiz miydi? oysa kalplerimizi bilenlerin dilimizi anlaması gerekmiyor muydu?
devamını gör...
kara tahta
okullarda bir dönem üzerinde beyaz tebeşir kalem ile ders anlatılan yazı tahtası. rengi siyah olduğu için bu isim ile anılmıştır. ama bir yandan da siyah renkli, yani kara renkli olduğu için de karanlığa karşı gelmeyi ifade ediyor. üzerine tebeşir ile yazılan her yazı aydınlığa açılan yol, cehalete atılan bir taş oluyor. her sözcük aydınlığa açılan bir pencere ve ışık oluyor. kara tahta, ayrıca cehalet ile savaşılan bir deneme tahtası oldun vazifesi görür.
zamanı gelince kaldırılır ve yerine beyaz parlak bir yazı tahtası gelir. kara tahta ile birlikte tebeşirler de tarih olur. yerine de keçeli kalemlerin büyükleri olan mürekkepli kalemler kullanılır. kara tahta, yıllar boyu bütün dünyada kullanılmıştır. günümüzde bazı ülkeler kara tahta kullanmayı sürdürüyor. siyah renk dışında koyu yeşil renk olarak da kullanılan tahtalar yerlerini beyaz yazı tahtalarına bıraktılar. beyaz tahtanın icadı 1960'lı yıllara rastlar fakat kullanılmaya 1990'lı yıllarda başlandı. bilişim teknolojileri ilerledikçe okullarda öğretmenler projektör, bilgisayar, akıllı tahta gibi yenilikçi cihazlarla ders yaparak verimliliği arttırdılar.
zamanı gelince kaldırılır ve yerine beyaz parlak bir yazı tahtası gelir. kara tahta ile birlikte tebeşirler de tarih olur. yerine de keçeli kalemlerin büyükleri olan mürekkepli kalemler kullanılır. kara tahta, yıllar boyu bütün dünyada kullanılmıştır. günümüzde bazı ülkeler kara tahta kullanmayı sürdürüyor. siyah renk dışında koyu yeşil renk olarak da kullanılan tahtalar yerlerini beyaz yazı tahtalarına bıraktılar. beyaz tahtanın icadı 1960'lı yıllara rastlar fakat kullanılmaya 1990'lı yıllarda başlandı. bilişim teknolojileri ilerledikçe okullarda öğretmenler projektör, bilgisayar, akıllı tahta gibi yenilikçi cihazlarla ders yaparak verimliliği arttırdılar.
devamını gör...
ismini kıvanç özçivit olarak değiştiren suriyeli
bu adam türk dizilerinin araplarda bıraktığı tesirin kanlı canlı örneğidir. kılıç sallamalı, racon kesmeli türk dizilerini 7/24 izleyen arap toplumlarının aynasıdır bu adam.
isim tercihi beni biraz şaşırttı. tamam soyadını özçivit olarak seçmiş, ama ismini neden "engin altan" yapmamış? her sarışını kıvanç tatlıtuğ'a benzetme akımının kurbanı mı oldu yoksa?
başlığı açan yazarın isyanına kulak vermeden de edemiyorum. ülkeye eğitim almak için gelen adamın niyeti, baş döndüren dolgun saçlı burak özçivit'le tanışmak. niye ulan niye?
isim tercihi beni biraz şaşırttı. tamam soyadını özçivit olarak seçmiş, ama ismini neden "engin altan" yapmamış? her sarışını kıvanç tatlıtuğ'a benzetme akımının kurbanı mı oldu yoksa?
başlığı açan yazarın isyanına kulak vermeden de edemiyorum. ülkeye eğitim almak için gelen adamın niyeti, baş döndüren dolgun saçlı burak özçivit'le tanışmak. niye ulan niye?
devamını gör...
post-truth
bir konuyla ilgili saf gerçeğin, kişisel algilar ve duygulardan daha az etkili olması durumu.
özellikle popülist siyasetçiler tarafından kullanılır. bir olayla ilgili olarak gerçeğin kendisi önemli olmaktan çıkar, olaydan bahseden kişinin hitap yeteneğine bağlı olarak kitlelerde yarattığı duygu seli ile sahte bir evren yaratılır. bu yeni evren iletişim kanalları vasıtasıyla sürekli olarak kitleye pompalanır. böylece kitlenin gerçekle bağı koparılmış olur.
özellikle popülist siyasetçiler tarafından kullanılır. bir olayla ilgili olarak gerçeğin kendisi önemli olmaktan çıkar, olaydan bahseden kişinin hitap yeteneğine bağlı olarak kitlelerde yarattığı duygu seli ile sahte bir evren yaratılır. bu yeni evren iletişim kanalları vasıtasıyla sürekli olarak kitleye pompalanır. böylece kitlenin gerçekle bağı koparılmış olur.
devamını gör...
23 mayıs 2021 sedat peker'in 7. videosu
başından beri mesafeli davranışmıstım yayınladığı videolara. çünkü derin devleti az çok bu ülkede sol düşüncede olan herkes bilir. ancak gerçeği bilip, hiçbir şey yapamamak kendini daha fazla yıpratmaktan başka bir işe yaramıyor.
bugün oturdum tüm videoyu izledim. uğur mumcu meselesini anlatırken, gözyaşlarıma engel olamadım. çok üzgünüm, ailesi, çocukları, ülke için cok üzgünüm. herkesin bildiği gerçeği açıklamıştır, mumcu'nun katilinin agar'a o dönem çok yakın biri tarafından ağar olduğu bugün açıklanmıştır. umarım mumcu'nun katilleri bu ülkede hüküm giyer.
bilemiyorum, lanet olsun demekten başka bir şey diyemiyorum. boğazım düğüm düğüm.
edit, agar'ın söylediği "bir tuğla çekerse bütün duvar yıkılır" sözüne mumcu'nun eşi söyle demişti, "umarım bir gün o duvarın altında siz kalırsınız"
bugün oturdum tüm videoyu izledim. uğur mumcu meselesini anlatırken, gözyaşlarıma engel olamadım. çok üzgünüm, ailesi, çocukları, ülke için cok üzgünüm. herkesin bildiği gerçeği açıklamıştır, mumcu'nun katilinin agar'a o dönem çok yakın biri tarafından ağar olduğu bugün açıklanmıştır. umarım mumcu'nun katilleri bu ülkede hüküm giyer.
bilemiyorum, lanet olsun demekten başka bir şey diyemiyorum. boğazım düğüm düğüm.
edit, agar'ın söylediği "bir tuğla çekerse bütün duvar yıkılır" sözüne mumcu'nun eşi söyle demişti, "umarım bir gün o duvarın altında siz kalırsınız"
devamını gör...
peynirli makarna
makarnanın binbir güzel hallerinden biri.
ben yiyeni arşa çıkaran tarifimle bunu başka bir boyuta taşıyorum. öyle makarnayı süz, iki peynir serpiştirmekle olmuyor bu işler.
bu verdiğim tarif en çok fiyonk makarnaya yakışıyor. adım adım antrenmanlarla makarna olayına değinmiyorum. makarnayı haşlarsınız yani. süzdüğünüz makarnanın suyunu süzmeden 1 su bardağı kadarını kenara ayırın. içine 3-4 yemek kaşığı dolu dolu labneyi boşaltın. (kremayla falan uğraşmayın boşuna) güzelce karıştırın yağla. sonra kremamsı kıvama geldikten sonra makarna suyunu ekleyin. 1-2 dakika da öyle kaynatın. en son 1-2 diş sarımsağı da koydun mu misss. tuz-karabiber işi sizde.sosu makarna ile iyice karıştırın. en son tercihinize göre kaşar peynir ve süzme peynir de ekleyin.
whis ile ramazana hazırlık...
ciddi ciddi peynirli makarna tarifi verdim ya*
ben yiyeni arşa çıkaran tarifimle bunu başka bir boyuta taşıyorum. öyle makarnayı süz, iki peynir serpiştirmekle olmuyor bu işler.
bu verdiğim tarif en çok fiyonk makarnaya yakışıyor. adım adım antrenmanlarla makarna olayına değinmiyorum. makarnayı haşlarsınız yani. süzdüğünüz makarnanın suyunu süzmeden 1 su bardağı kadarını kenara ayırın. içine 3-4 yemek kaşığı dolu dolu labneyi boşaltın. (kremayla falan uğraşmayın boşuna) güzelce karıştırın yağla. sonra kremamsı kıvama geldikten sonra makarna suyunu ekleyin. 1-2 dakika da öyle kaynatın. en son 1-2 diş sarımsağı da koydun mu misss. tuz-karabiber işi sizde.sosu makarna ile iyice karıştırın. en son tercihinize göre kaşar peynir ve süzme peynir de ekleyin.
whis ile ramazana hazırlık...
ciddi ciddi peynirli makarna tarifi verdim ya*
devamını gör...
babanın en iyi olduğu konu
söylenmek. her konuda. her an. her yerde. canım babam.
devamını gör...
mesaj atsam mı atmasam mı tereddütü
eskiden çok tereddüt ederdim. çoğu zaman vazgeçer atmazdım, kiminde sonrasında aramanın hayal kırıklığı ile sonuçlanması, kimin'de atamamın doğru eylem olduğu gerçeğin ortaya çıkması.
ama! ta ki şu sözü biryerde okuyana dek "ne söyleyeceksen şimdi söyle! yarın herşey için geç olabilir"
o mesajı at, bırak ipler kopsun, bırak o duvar kimin tarafına yıkılacaksa yıkılsın, bırak o gemi batsın ve o yangın çıksın, utan, kork, endişelen, kafan karışsın, herşeyin sonu olduğu kanısına var!
ama yap, sadece doğru zamanda, doğru yerde yap, cesaretini yitirme.... ve asla yapmaktan, yaptığın için pişman olup kendinden nefret etme.
ama! ta ki şu sözü biryerde okuyana dek "ne söyleyeceksen şimdi söyle! yarın herşey için geç olabilir"
o mesajı at, bırak ipler kopsun, bırak o duvar kimin tarafına yıkılacaksa yıkılsın, bırak o gemi batsın ve o yangın çıksın, utan, kork, endişelen, kafan karışsın, herşeyin sonu olduğu kanısına var!
ama yap, sadece doğru zamanda, doğru yerde yap, cesaretini yitirme.... ve asla yapmaktan, yaptığın için pişman olup kendinden nefret etme.
devamını gör...
morgan freeman
sanki hiç genç olmamış, sürekli aynı yaştaymış gibi görünen büyük oyuncu.
devamını gör...
şarkı sözlerini nude ile değiştir
bir nudeum bile yok anliyor musun.......
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
devamını gör...
sevilen kitabın en vurucu cümlesi
tarihteki ilk medeni insan, karşısındakini mızrakla öldürmek yerine ona küfretmeyi seçendir.
devamını gör...

