katılmadığım önermedir. müzik yapmak sizin için, pahalı ekipmanlar almak, bir bar veya meyhanede program yapmaksa zaten buna müzik denmez!

gidelim 17-18 yy. bir bakalım ünlü bestekarların hayatına, mozart cebinde beş para yokken yaptı “saraydan kız kaçırma” operasını. beethoven, 9. senfoniyi yazarken sağırdı ya! ama bir başyapıt koydu ortaya. o tarihlerde neyin ekipmanından bahsediyorsunuz? ulen elektrik bile yoktu.

gelelim bize; neşet ertaş çok mu zengindi? aşık veysel? mahzuni? binbir zorlukla tutundular hayata ama asla vazgeçmediler “eser” üretmekten.

sizin derdiniz, peçeteye istek yazılarak gönderilen bir mekanda program yapmaksa, buna “müzik” denmez zaten.
devamını gör...

sevgilin sandığın kişi değil, şuan tahminimce her şey toz pembedir *, hevesini alınca seni yok görmeye başlayacak, sen de ben yanlış bir şey mi yaptım diye kendine kızacaksın. boşuna kendini üzeceksin. kaç kurtar kendini.
umarım seni yara bandı olarak kullanmıyordur...
devamını gör...

apartmanın gürültüden ötürü şikayet edeceği su götürmez bir gerçektir.
devamını gör...

çevrim içi düzenlenmiş olan uluslararası kanada çağdaş sanatlar akademisi piyano yarışması'nda birincilik kazanmış genç müzisyen.
geçen sene de london college of music seçmelerinde gösterdiği başarısı üzerine "uluslararası piyano öğrencisi" ünvanı aldığını belirtmiş.
yolun açık olsun genç, güzel insan. başarıların daim olsunn!
devamını gör...

erken emekli olan kocalardan çekenlerin yaşadığı sendrom sanırım bu. * bir erkeğin erken emekli olup evde oturması gerçekten çok zorlayıcı. her şeye karışıyorlar. her şey onların istediği gibi, istediği zaman, istediği şekilde olsun istiyorlar. annem babama, kaynanamdan çekmedim senin kadar, diyor. sanırım kadınlar gençken, erkekler yaşlanınca çekilmiyor.*
devamını gör...

olmadığım yazar.

nick altıma girişleri pek önemsemesemde girilince mutlu oluyorum.
devamını gör...

"kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim. düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim. ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim. sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim. bencil olduğun için vazgeçtim! bunlardan sadece bir tanesi vazgeçmem için yeterli değildi; çünkü sevgim yüceydi. ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. bu yüzden ben de senden vazgeçtim... "
aklıma frida kahlo'nun bu eşsiz sözleri geldi. o vazgeçmiş. ben vazgeçemedim...
devamını gör...

eğer doğruysa dünyayı bizim bakışlarımız yani algılarımız oluşturuyor ve biz dünyada değil beynimizin içinde yaşıyoruz demektir. ve bu evren de aslında matrix filmindeki gibi sanal bir alem demektir.
devamını gör...

rus sineması’nın yükselişte olan yönetmenlerinden olan yuriy bykov'un karanlık filmi. film umursamazlık, o günün rusyasında olan kendini kurtarma, gelir adaletsizliği, rüşvet gibi konulara öyle bir parmak basıyor ki en aptal olanın anlayacağı bir şekilde. hikayemizin merkezinde sıradan babası ile tesisatçılık yapan dima yer almaktadır. dima iyilik sever dürüst namuslu bir adamdır fakat sosyal konular ve siyasetl ile de ilgilidir. aslında hayatı her hece kırılıp tamir ettiği evinin önünde olan bank gibidir. her gece sarhoş uyuşturucu etkisinde olan gençler kavga eder kırar, o da babası ile bıkmadan usanmadan tamir eder, hayalinde olan toplum gibi. filmin esas başlangıcı patlayan boruyu tamir etmek için gittiği fakir bir semtte olan binanın yıkılacak olduğunu farketmesi üzerine annesinin yardımıyla o gece doğumgününü şehrin ileri gelenleri aslında pisliğe batmış olanları ile kutlayan belediye başkanına aktarır ama eğlencede bulunanların umrunda değildir o binadakiler sadece kendi keseleri umurlarındadır ve bunun için herkesi harcayabilirler dimayı bile. bir süre sonra dima önemli bir karar ile başbaşa kalacaktır ya kendi canı ya binada olanların canı.

karanlık film sevenler için kaçırılamayacak bir yuriy bykov ustalığı.
devamını gör...

türk ocakları genel başkanı, hacettepe üniversitesi tarih bölümü öğretim üyesi olan profesör. ünlü tıp doktoru adaşının aksine samsun bafralıdır, lisans eğitiminden beri de hacettepe'dedir. bölümde başkanlık yaptığı gibi bir dönem de edebiyat fakültesi dekanlığı yapmıştı. alanı osmanlı ekonomisi olan mehmet öz hoca, ayrıca lisans programının vazgeçilmezi osmanlı seminer derslerini de vermektedir. sunumları dinledikten sonra öğrencilere "şu kısım eksik kalmış, falanca kaynaktan takviye edebilirsin" diye kaynak önerme babalığını yapan hatırladığım tek kişiydi (yani ilk "hocam şu konuda sunum hazırlamak istiyorum, falan kaynakları inceleyeceğim" deyince "şuraya da bakabilirsin" denir ama vize yerine geçen sunumdan sonraki eleştirilerde hocalar ayrıca kaynak önermez, bir mehmet hocada gördüm bunu).

bölümdeki adaşı ve unvandaşı diğer iki hoca** gibi öğrencilerin ilgiyle dinlediği bir isimdir. ayrıca türk ocaklarındaki görevi hasebiyle diğer ikisine karşı siyasi görüşlerini biraz daha açık eder, ha derste hiç öyle açıkça propaganda yaptığını görmedim o ayrı. sınavlarında da daha önce hiç görmediğim bir yer metodu kullanır, numara sırasına göre öğrencileri oturtur, belli bir numaranın üstünde numarası olanları diğer sınıfta (zorunlu derslerin başka şubesi olmayınca sınavları da epey kalabalık geçer malum) sınav ederdi.
devamını gör...

robert de niro'nun sempatikliği ve anne hathaway'in kalpleri yerinden oynatan güzelliğiyle yeri gelir duygulandıran yeri gelir güldüren 2015 yapımı film. özellikle bilgisayardaki epostayı silmek için jules'in annesinin evine gizlice gitme anları oldukça hoş. diğer yandan bizim emeklilerimizin ne kadar boş yaşadıklarını da hissettiriyor. adam emekli oluyor hala yaşama azmi var. bir seyleri başarmak istiyor. işe yaradığını hissetmek istiyor. bizimkilerse erkek kahvehanede kadın torunlara bakma derdinde. bir de günlerde.
devamını gör...

yuval noah harari tarafında kalame alınmış olan "hayvanlardan tanrılara sapiens", kitabın kapağından da anlaşılacağı üzere "insan türünün kısa bir tarihi"ni ele almaktadır. insanların yüz bin yıl önceki tarihinden bugüne kadar bilinen en az altı farklı insan türünün olduğuna işaret eder ve bu güne kadar insan türünün nasıl bir evrimleşme sürecinden geçtiğinden bahseder. ayrıca insan türünün muhteşem değişimine ve tarihine ışık tutan bu kitapta yüz bin yıl öncesinden günümüze kadar sadece bu altı insan türünden homo sapiens'in var olduğunu ve bu varlığını kimi zaman yıkım ve kendinden başka her türlü canlı için büyük bir tehdit oluşturarak sürdürdüğünü kimi zaman da varlığını muhteşem değişimlerle kendinden sonraki nesillere aktardığını anlatır.
sadece insan türünün biyolojik gelişimini anlatmaz bu kitapta harari. bu biyolojik gelişmenin (evrimleşme) beraberinde getirmiş olduğu, insanların ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, tarihi, dini vb. roller açısından sapiens'in küresel ekosisteme etkileri üzerine de durmaktadır. kitap öncelikle insanın biyolojik devrimi ile başlayıp bilimsel devrimle beraber insanların kendilerini nasıl tanrılaştırdığına değinerek sona ermektedir. sadece bu iki başlık arasında insanların zaman içerisinde kendilerini keşfedip para ekonomisinin de gücünü kullanarak nasıl bir değişim ağının parçası olduğuna kitabın sonuna gelmeden her bir satırda hayret ediyorsunuz. öyle ki çoğu satırda sadece canlı türleri içerisinde ayakta kalmak için başka bir türün yok oluşunu umursamayan insanın vahşiliği karşısında dehşete düşüyor, başka bir satırda ise gelişmişliğin doruklarına kadar eriştiği için yaratılmış en benzersiz canlı olduğunu düşünüyorsunuz.
son olarak kitap içerisinden şu an içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecine atıfta bulunacak olursak kitabın ilk bölümlerinden birinde -uzun zaman önce okuduğum için hatırladığım kadarıyla- şöyle der; " binlerce yıl önce de küresel çapta büyük salgınlar vardı ancak insanlar avcı göçebe toplumlar şeklinde yaşadığı için sürekli hareket halinde olduklarından dolayı bu tür durumları çok kolay atlatırlardı."
bir gün okumaya karar verirseniz diye şimdiden keyifli okumalar dilerim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nikolay gogol'un çok harika bir öyküsü burada ayrıntı verirsem tadını kaçırmış olurum. bir palto mücadelesiyle hayatı anlatan bir öyküdür.okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
devamını gör...

(bkz: geldikleri gibi giderler)
devamını gör...

son zamanlarda haberlerde de sıkça gördüğümüz bir olay oldu artık. cinayetler artık genç kesimi de bu şekilde buluyor. millet sevgilisinden ayrıldıktan sonra hala onun üstünde hak iddia edebileceğini düşünüyor herhalde. kıskandım öldürdüm eski sevgilimi diyor. böyle bir dünya var mı allah aşkına
böyle sorunlu kişiler yüzünden insanlar sevgilisinden bile rahatça ayrılamıyor. ya sevmiyor olabilir artık çok normal değil mi?
erkekler artık hevesleri kalmayınca rahatça terk edebiliyor ama paşalar (!) kendilerine aynı şey olunca öldürme haklarının olduğunu falan zannediyorlar herhalde. artık bu ülkede her gün kadınlar öldürülüyor ve sanki birinin yaşam hakkını elinden almanın bir mazereti olabilirmiş gibi kıskandım, başkalarıyla konuşuyordu gibi saçma sapan şeyler söyleyerek kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. acilen devletin -bu gidişle zor ama umudumu kaybetmek istemiyorum- bir şeyler yapması şart. yoksa bu gidişle daha nice genç ve hayalleri, istekleri, yaşama sevinçleri olan insanlar hayattan koparılacak.
devamını gör...

kutsala saygı duyulmayacaksa hiçbir şeye saygı duyulması mümkün değildir. sayın yazarın gerekçesinden yola çıkarsak insanlara neden saygı duyuyoruz mesela? kime göre neye göre? o bireyin çünkü bir değeri, bir hayatı, bir anlamı, karşılığı ve aklıma gelmeyen çok daha fazlası var. bunlar olmazsa insanlara da saygı göstermezdik belki. kutsal olan şey de insanlar tarafından bir değer atfedilmiş, yüce bir konuma koyulmuş şeyler demektir. insana saygı duyup da insanın yüce atfettiği şeye neden saygı göstermiyorsun? saçmalık değildir, saçmalık ağır da bir ifadedir ayrıca.
devamını gör...

yeter artık dedirten reklamdır.tvde ayrı youtube’da ayrı diğer sosyal mecralarda ayrı görüyoruz..icimiz dısımız trendyol reklamı oldu be!
devamını gör...

türkiye'de,işçinin tatil olarak gördüğü,anlam ve önemini bilmediği gün.
bizde patron devletten, işçi patrondan, devlet bütün herkesten çaldığı için , bu günün de ne anlamı ne önemi var, sıradan bir tatil günü.
devamını gör...

her zaman iyi olmak zorunda değiliz varsın bugünde kötü olalım ne çıkar
devamını gör...

etimolojisi yunanca, philosophia, "bilgelik sevgisi" demek olan sözcük. sevmek ve bilmek, felsefe ile bir araya gelmektedir. maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi'nde en üstte yer alır, bu yüzden ilk olarak gelişmiş toplumlarda/bireylerde yapılmıştır ve yapılmaktadır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim