normal sözlük yazarlarının karalama defteri
çocuklukta çizdiğimiz bir haritayla koskoca dünyada yol bulmaya çalışıyoruz aslında.. o yüzden sık sık yolumuzu kaybediyoruz çünkü o küçücük harita, tüm dünyayı algılamamıza yetmiyor. süreç acayip işliyormuş, bunu fark ettiğimde büyük bir şok geçirmiştim. bizler kimi uzmanlara göre 6 kimisine göre de 11 yaşımıza kadar çeşitli kararlar alıyor, sonrasında da ömrümüzün geri kalanını da o kararların gölgesinde geçiriyormuşuz. mesela, çocukken annemize tam ihtiyacımız olduğunda annemiz o an bizimle ilgilenmezse "annem beni sevmiyor, sevilmeyen biriyim, sonrasında da ben sevilmeyi hak etmiyorum" gibi inançlar geliştirebiliyoruz. belki sadece o an acil bir işi vardı, o yüzden bizimle ilgilenmedi ama çocuk aklıyla böyle kararlar alabiliyormuşuz.. tüm bu geliştirdiğimiz inançlara da psikolojide "şema", kişisel gelişimde de "çekirdek inanç, kök inanç" deniyor. bunları değiştirmek için çeşitli yöntemler öneriliyor. benim bu konularda farkındalık geliştirmeme neden olan ilk kitap, sevgili atakan sönmez ile özlem şahin*'in yazdığı "çekirdek inanç" kitabıydı. sonraları şema terapiyle ilgili "narsistle ateşkes" kitabı ve "hayatı yeniden keşfedin" kitabı da gözümün açılmasını sağladı ama bu kitapları okudukça her şemadan bende biraz var hissi beni bayağı zorladı. ilk başlarda "bu kadar şemayla ben nasıl baş edeceğim" gibi bir tükenmişlik hissine kapıldım ama içindeki uygulamaları istikrarla yaptım, şemalarla ilgili başa çıkma kartları hazırladım, hatta onları okuduğum ses kayıtları hazırladım ve ara ara dinledim. şimdi geldiğim nokta ise, daha dingin bir ruh hali içindeyim.. artık eskiden beni tetikleyen olaylar, sadece gülümsememe neden oluyor. amaç, yaşanan olayları önlemek değil zaten ki bu, mümkün değil. amaç, onlara yönelik farkındalık geliştirerek farklı şekilde yorumlayabilmek ve yaşanan olaylarla ilgili bakış açısını değiştirmek ki bakış açısı değiştikçe, yaşanan olayların üzerimizdeki etkisi de değişiyor. eskisi gibi tetiklenmiyorum ki bu beni çok mutlu ediyor, sanki olayları gözlemci olarak izliyorum*. bu hayattan geçip giden bir yolcu misali tüm dünyayı izleyerek sakin, dingin bir zihinle olayları yorumlamak ve kişisel algılamamak... yıllardır ulaşmaya çalıştığım nokta buydu sanırım...
devamını gör...
sınıfın en güzel kızı
hiç bir zaman olamadım. gözlüklü elinde kitap en arkada oturan silik bi tiptim. şimdi ne değişti denilirse artık lens takıyorum.
devamını gör...
zülfü livaneli
kitaplarını bir solukta okuyarak bitirdiğim, anlatımı hoş, akıcı kitapların sahibidir. ilk okuduğum kitabı kardeşimin hikayesi'ydi. bana doğum günü hediyesi olarak gelmişti. kesinlikle hediye edilecek kitap.
devamını gör...
her tartışmada eski defterleri açmak
kendini haklı çıkarmak için her yola başvuran insanların yaptığı bir eylemdir kanımca. amacı, karşısındakini pişman etmeye çalışıp, duygusal girdaplara sokarak gardını düşürmektedir. aslında iki taraf için de üzücü bir durum olmasına karşın, manipülatörlere çok etki etmez.
devamını gör...
henceforth dance radyo yayını
deneme yayınında su gibi akan geçişlerle epey keyiflendirmişti, yayın sırasında kemerlerinizi bağlayın.* uçuşa hazırlanın a dostlar!
devamını gör...
allah'ın ateist olması
evet. tanrı bir tanrıya inanmıyor. bizlere ateist olman guzum derken kendisi ateist aslında.
devamını gör...
ziyan
hakan günday’ın bana göre bir romanda okuduğum, okuyabileceğim, insana-insanoğluna dair en kısa, en net, en özet ve en derin tespiti 2 cümle ile yaptığı kitabıdır ziyan…
‘’insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi. insanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı…’’
kitap, hayatı boyunca defalarca suikast girişimine uğramış mustafa kemal atatürk’ün, izmir suikasti teşebbüsünden başarısızlıkla çıkan, ama idam edilmekten kurtulamayan ziya hurşit ve onun birkaç kuşak sonraki torunu olan bir jandarma erinin etrafında şekillenen olayları anlatmaktadır.
bana göre hakan günday’ın en güzel kitabıdır. ama öyle kurgu falan filan teknik şeylerden ötürü demiyorum bunu. her şeyi ile, kapak tasarımından tutun kitaba verilen ismin seçilmesine kadar her şeyiyle ama her şeyiyle beni memnun eden bir kitaptı. ya o kadar seviyorum ki bu kitabı, şu an alıp kitabı önüme açıp, satır satır tanım olarak girebilirim.
neresine baksam, hangi sayfasını açsam bir sürü alıntı, aforizma çıkartasım geliyor. hangisini alıntı yapsam diye şu an karar vermekte zorlanıyorum. mesela bir devlet tanımı var ki, evlere şenlik… oturduğum yerde kalkıp önümü ilikleyesim geldi okurken:
‘’devlet öyle bir binadır ki; çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır. devleti yönetenlerse hayatta kalmak için, pazarlık yapar. buna can pazarlığı denir. mide bulandıran bir alışveriştir…’’
ya müthiş eleştiriler barındırıyor mesela kitap kendi içerisinde. sorgulamadan karşı çıktığımız bir çok şeyi sorgulatıyor:
‘’ kürtçe-türkçe sözlük var mı?” diye sorduğumdaysa, “otuz yıldır bu dükkânı işletiyorum. ilk defa biri bunu soruyor” yanıtını alıyordum. oysa önünde, istanbul life’ın eski sayıları ve kapaklarında, onlara bakanlardan bambaşka yüzlerin sıralandığı bir tezgahı bile vardı. ama sözlük yoktu. demek ki, anlaşmamak için anlaşmıştık. sorun yok. nasıl olsa, midyatlı doğu beyazıtlıyı, harranlı da cizreliyi anlamıyordu. sorun yok.
hiçbir sorun yok. nasıl olsa geberip gideceğiz. sözlüğe ne gerek var?’’
mesela şu kısmı okuyup da içi köpürmeyen, gözleri dolmayan, lanet olsun diye çığlık atmayan var mıdır merak ediyorum gerçekten:
‘’ o**spu televizyonun çocuğu haberler! kar seviyesi mi? kayak için uygun! peki, yolları kara batmış köylerin, bir yaşındaki çocukları böcek gibi ölürken dili kıpırdamayan leşlerinin, yüz bir yaşındaki dedelerini yaşatmak için fatiha dağını kızakla aşıp van yoluna çıkmaları için de uygun mu?kar seviyesi! ‘’
gerçekten okuyun. çünkü yazdıklarım sahiden yetersiz bu kitap için. anlamanız için kitabı paylaşmam lazım.
ki, bu suçu işlemeye değecek bir kitap benim için…
ayrıca; her ne kadar konu ile ilgili hakan günday'ın ağzından bir açıklama olmadıysa da bugüne kadar ( varsa da ben bilmiyorum) ziya hurşit bir rivayete göre hakan günday'ın dedesinin kardeşi imiş...
‘’insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi. insanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı…’’
kitap, hayatı boyunca defalarca suikast girişimine uğramış mustafa kemal atatürk’ün, izmir suikasti teşebbüsünden başarısızlıkla çıkan, ama idam edilmekten kurtulamayan ziya hurşit ve onun birkaç kuşak sonraki torunu olan bir jandarma erinin etrafında şekillenen olayları anlatmaktadır.
bana göre hakan günday’ın en güzel kitabıdır. ama öyle kurgu falan filan teknik şeylerden ötürü demiyorum bunu. her şeyi ile, kapak tasarımından tutun kitaba verilen ismin seçilmesine kadar her şeyiyle ama her şeyiyle beni memnun eden bir kitaptı. ya o kadar seviyorum ki bu kitabı, şu an alıp kitabı önüme açıp, satır satır tanım olarak girebilirim.
neresine baksam, hangi sayfasını açsam bir sürü alıntı, aforizma çıkartasım geliyor. hangisini alıntı yapsam diye şu an karar vermekte zorlanıyorum. mesela bir devlet tanımı var ki, evlere şenlik… oturduğum yerde kalkıp önümü ilikleyesim geldi okurken:
‘’devlet öyle bir binadır ki; çöktüğü zaman altında sadece halk kalır. yıkıntılarının arasından çıkan tek ceset, halka ait olandır. devleti yönetenlerse hayatta kalmak için, pazarlık yapar. buna can pazarlığı denir. mide bulandıran bir alışveriştir…’’
ya müthiş eleştiriler barındırıyor mesela kitap kendi içerisinde. sorgulamadan karşı çıktığımız bir çok şeyi sorgulatıyor:
‘’ kürtçe-türkçe sözlük var mı?” diye sorduğumdaysa, “otuz yıldır bu dükkânı işletiyorum. ilk defa biri bunu soruyor” yanıtını alıyordum. oysa önünde, istanbul life’ın eski sayıları ve kapaklarında, onlara bakanlardan bambaşka yüzlerin sıralandığı bir tezgahı bile vardı. ama sözlük yoktu. demek ki, anlaşmamak için anlaşmıştık. sorun yok. nasıl olsa, midyatlı doğu beyazıtlıyı, harranlı da cizreliyi anlamıyordu. sorun yok.
hiçbir sorun yok. nasıl olsa geberip gideceğiz. sözlüğe ne gerek var?’’
mesela şu kısmı okuyup da içi köpürmeyen, gözleri dolmayan, lanet olsun diye çığlık atmayan var mıdır merak ediyorum gerçekten:
‘’ o**spu televizyonun çocuğu haberler! kar seviyesi mi? kayak için uygun! peki, yolları kara batmış köylerin, bir yaşındaki çocukları böcek gibi ölürken dili kıpırdamayan leşlerinin, yüz bir yaşındaki dedelerini yaşatmak için fatiha dağını kızakla aşıp van yoluna çıkmaları için de uygun mu?kar seviyesi! ‘’
gerçekten okuyun. çünkü yazdıklarım sahiden yetersiz bu kitap için. anlamanız için kitabı paylaşmam lazım.
ki, bu suçu işlemeye değecek bir kitap benim için…
ayrıca; her ne kadar konu ile ilgili hakan günday'ın ağzından bir açıklama olmadıysa da bugüne kadar ( varsa da ben bilmiyorum) ziya hurşit bir rivayete göre hakan günday'ın dedesinin kardeşi imiş...
devamını gör...
fırında bir şey pişerken başında beklemek
şeflerin genelde gerekirse fırının önünde yatacaksınız söyleminin kısmi vücut bulmuş hali. benimse kışın, ayaklarımı fırın kapağına koyarak ısıtmak için yaptığım eylem. çok üşüyorlar, n’apayım.
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
kim resim kağıtlarımın üstüne kahve döktü? şaka mısınız siz ya sanata bile saygınız yok resmen!
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
kayseriliyim derken karadeniz şivesi hahahahah
devamını gör...
orhan veli dizeleri
gemliğe doğru
gemliğe doğru
denizi göreceksin
sakın şaşırma
gemliğe doğru
denizi göreceksin
sakın şaşırma
devamını gör...
manas destanı kadar tanım girip paylaşamamak
biraz evvel başıma gelen. o kadar araştırıp uzun uzun tanım yazdım, tam paylaşacağım sıra elektrikler kesildi. bir de üstüne ben sayfayı yeniledim yanlışlıkla. daha da yazamam.
(bkz: ağlamamak için kendimi zor tutuyorum)
(bkz: ağlamamak için kendimi zor tutuyorum)
devamını gör...
yazar sayısı arttıkça entry giren yazarın azalması
yazarlar tanım girecek düzgün başlık bulamıyorlar diye düşündüğüm başlıktır.
devamını gör...
20 temmuz 2021 jeff bezos'un uzaya çıkması
sokakta en havalı topla oynayan mahallenin havalı çocuğunu izler gibi televizyonda izlediğimiz mini uzay yolculuğu. başarıyla sonuçlanması mutlu etmiştir, dönüşte paraşütlerin açılıp kapsülün süzüle süzüle inişi de görülmeye değerdi. para bir yana, bu yolculuğa çıkma fikri cesaret ister. daha uzun sürelisi için umut vermiştir.
devamını gör...
gelin kalp krizi geçirince baldızı ile evlenen damat
bizde de bazı yerlerde kadının kocası ölünce ölen kocanın erkek kardeşiyle evlendiriyorlar. çok da fark yokmuş demek, şaşırtmadı.
devamını gör...
ilber ortaylı'nın küçük bir kız çocuğuna atatürk'ü anlatması
ilber hocam ne kadar çökmüş ya.
her neyse. "okullarda anlatmıyorlar mı?" demesi o kadar üzücü ki. bakıyorum da, atatürk bize de enine boyuna anlatılmamış. önemsiz bir konu gibi üstünkörü anlatılmış. lanet olsun.
t: güzel bir video
her neyse. "okullarda anlatmıyorlar mı?" demesi o kadar üzücü ki. bakıyorum da, atatürk bize de enine boyuna anlatılmamış. önemsiz bir konu gibi üstünkörü anlatılmış. lanet olsun.
t: güzel bir video
devamını gör...
en son mutlu hissedilen an
bir saat önce kahve içerken.
devamını gör...
fake it till you make it
-mış gibi yaparsan olur diyo.
devamını gör...

