her gün aşk acınızı azar azar çekip kendinizi yıpratmaktansa bir gün oturun sabahtan akşama kadar ağlayın onu unutacağım demeyin o gün unutmaya çalışmayın da, bırakın anılar çıksın dışarı, dolsun o gözler, sızlasın o kalp...
güzel günleri, acı ama tatlı günleri, kavga ettiğiniz küstüğünüz günleri düşünün. yani aslında geçmişle hesaplaşın, kendinizle ve onunla da hesaplaşın. geçmişi, olan her şeyi son kez hatırlayıp yaşayın ve benim naçizane fikrim affedin. onu affedin, yaşananları affedin iyi kötü ne varsa ve en önemlisi kendinizi affedin. çünkü affetmeden olmuyor insan kendine ona ve yaşanılanlara kızgın kaldıkça, öfkesi bol oldukça ilerleyemiyor. bir kere kendini affetmeyince kendini sevemiyor hep kızıyor kendine 'nasıl kandım nasıl inandım' diye ama olan oldu. yani demek istediğim bırakın affetmenin iyileştiriciliği sizi de sarıp sarmalasın sonra da önünüze bakın. hayat bu olur öyle şeyler.
devamını gör...

olur olmaz yere ıslanıyorsa kirpiklerin artık her şeye
anneni daha sık anımsıyorsan hatta anlıyorsan
kalbini bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış
kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan
içindeki çocuğa sarıl
sana insanı anlatır.
devamını gör...

“birimiz hepimiz,hepimiz birimiz için!” anlamına gelen latince deyiştir.
devamını gör...

hem insanların topraklarını işgal edip hem de "saldırı altındayız." diye mağdur edebiyatı yapan, çocuk katili terör devletinin attığı tweet.
devamını gör...

çabuk sıkılır oldum her şeyden.
devamını gör...

slayer-angel of death
devamını gör...

buna harcayacak zamanım yok, okur geçerim. karakteri beni ilgilendirmez, tanımları ilgilendirir.
devamını gör...

sevmek… altı harflik bir fiilin içine türlü türlü haller sığdırabilmenin heyecanı oluşuyor. sonra durup düşünüyorsun. neyi ne kadar sevmek gerek, sevmenin karşılığı var mı, olmalı mı, geçici mi yoksa kalıcı mı?..
çok düşünmek bazı şeylerin anlamını kaybettiriyor.
yaşamak istiyorsun, sonuna kadar. yaşadıkça seviyorsun, sevdikçe yaşıyorsun. ama hiçbir zaman karşındakinin seni ne kadar sevdiğini bilemiyorsun.

bir çiçeğe sevgi beslenmişse o çiçeğin çiçeklenmesine sebep oluyorsun. yeşil yaprakların arasından renkli bir görüntü…

bir hayvana sevgi beslenmişse o bir çift gözdeki masumluk; hareketlerine yansıyor, uysallaşıyor, aldığı enerjiyi kat kat veriyor.

bir kitaba sevgi beslenmişse sürüklüyor, okutuyor, insanı içine alıyor. gidilmek istenen farklı dünyalara kapıları açıyor. hiçbir beklentisi olmadan yaraları sarıyor.

peki insan? bir insana duyulan sevgi ne yapıyor? nasıl hissettiriyor? saydıklarım arasında en karmaşık olan sevgi türü. bilemiyorsun. tüm duyguları aynı anda yaşıyorsun. emin olmak, emek istiyor. o yüzden sevgi emekti demek. karşılıklı bir emek…

bir insanı sonsuza kadar sevecek enerjim olmasına rağmen emek kısmında ucundan bir kayaya asılmış, yalnız bırakılmış bir şal gibi hissediyorum. ufacık bir esintiyle nereye uçacağı belli olmayan bir serüven…

emin olunacak, son noktasına kadar emek verilecek, birbirini çiçeklendirecek, sonu mutlu bitecek nice sevgiler yaşamayı diliyorum; kendime, gönlüme yakışana, size ve gönlünüze yakışana.

sevdiğimiz ruhların karşımıza çıkması dileğiyle…
devamını gör...

herkes kendine dikkat etsin kimse emmniyette değil dediğim başlık. belki de son tanımım kapadım gözlerimi bekliyorum. geliyor mu giyotin..*
edit 1:hala uçmadım.
devamını gör...

atmışlarda yaşamak isterdim. atmışların sonlarına doğru.
devamını gör...

bunlar ahlaksıııııız, bunlar zibidiiiii, bunlaaaar, işte kardeşlerim, gencecik heyecanlı sözlük kızlarını geceleri korkutmaktan zevk alan rahatsızlar.

gece, sözlükteki korku konsepti nedeniyle korkan dişilerden şahsım ve milletim adına özür diliyorum.
devamını gör...

eleştiri bir şeyleri geliştirebilmek niyetiyle yapılır ve öneriyle bitirilir aksi halde saldırıdan başka bir şey değildir. insanların kişisel özelliklerine saldırıp eleştiri diyemezsiniz.
devamını gör...

bu durumdan ben de muzdaribim. normalde çok fazla okurum ve kitap okumayı çok severim ama dönem dönem kafamızı, dikkatimizi toplayamadığımız zamanlar oluyor hepimizin. bu dönemlerde kendi üstüme gitmemeye çalışıyorum. okuyamıyorsam zorlamıyorum çünkü kitap okumak zevkle yapılması gereken bir iş, zorla okumanın hiçbir manası yok. eğer ki bu durum geçmeyecek gibi oluyorsa da daha ince ve hızlıca okuyabileceğim kitaplar alıp tekrar kendimi alıştırıyorum. böylece kitabın kalınlığı gözümü korkutmamış oluyor. bunun dışında sessiz bir ortam olması; etrafta telefon, bilgisayar gibi elektronik cihazların ya da dikkat dağıtıcı unsurların bulunmaması da yardımcı oluyor. etrafı kitap okumak için hazırlamak da yardımcı olabilir örneğin güzel, hafif kokulu bir mum veya tütsü yakmak, sakinleştirici bir bitki çayı hazırlamak gibi. bunlar dışındaki bütün önerilere ben de açığım.
devamını gör...

ben küçükken hep dansöz olmak isterdim, evde sürekli mezdeke açıp oynarmışım. gerçi liseye kadar devam etti mezdeke merakım. şimdi çok büyüdüm akademiye soyunmuştum, daha mesleği elimize vermediler. bekliyoruz efendim, en olmadı dansöz olacağız sanırım.
devamını gör...

gelenekleri yaşatan insanlarsa, geleneklerin ölmesi için bu gelenekleri yaşatan insanların ölmesi gerekir.
sonuç: gelenekleri yaşatan insanların ölmesini isteyen zalim bir yazar isteği.
devamını gör...

önce malum sözlükte gördüm ve orda yazmayı bırakmamın çok iyi bir karar olduğunu düşünmüştüm. üzerinden çok geçmeden burda da aynı başlığa rastladım.

okuduğunuzu anlamakta mı zorlanıyorsunuz yoksa hayatın sadece size neden kıyak geçmediğine mi takılıyorsunuz bilemiyorum ama..
malum kişiye anlatır gibi anlatıyorum, here we go;
sırası gelenler; 60 yaş üstü ve eşleri (neden mi eşleri? çünkü 60 yaş üstü ve riskli olarak değerlendirilen eşlerine bulaştırma durumu riskli görüldüğü için, sanırım yeterince açık oldu),
immunsupresif ilaç kullananlar (including me and some others as well, hatta 30 yaşın altında bile olabilir bu insanlar inanır mısınız!),
down sendromlular.
şimdi bu kadının bunlardan hangisine dahil olduğunu bize açıklamasına gerek var mı? gerçekten böyle bir gereksinim hissediyorsanız adınıza üzülürüm sadece.
bağışıklık baskılayıcı ilaç kullananlar denilen grup sanırım ülkenin en az %10'unu falan oluşturuyordur. kusura bakmayın ama ön yargılarınızı ve çıkarımlarınızı kendinize saklayın.

eklemeden geçemeyeceğim; geçende başka bir başlıkta buna değinmiştim, ülkede insanlar birilerinin ayrıcalıklı olduğunu, bir şekilde torpilli olduğunu o kadar kanıksamış ki, özeleştiri yapmam gerekirse buna kendimi de dahil ederim. yalnız bunun anlamadan, araştırmadan ya da mantıklı bir bağlam kurmadan bodoslama birilerini suçlama ve iftira pozisyonuna sizi sokmasına izin vermeyin be arkadaş.
geçen hafta aile büyüklerim ve kendim için sıramız gelmesi dolayısıyla aşımızı olduk, ki bunu da yazmıştım.. aşılarımızı olup kenara beklemeye geçerken tereddütle de olsa bir amca yanıma gelip sessizce önce rahatsız ettiği için özür diledi ve şöyle devam etti cümlesine.. kızım pek genç görünüyorsun acaba nasıl aşı olabildin, bizde kızımız yurtdışına göndereceğiz ama aşı yaptıramadık.. acaba, derken amca cevap verdim hemen, kronik hastalığım var benim beyefendi ondan sıram geldi ve olabildim. bir otuz saniye falan yüzüme baktı öylece, anlayamadı.
gayet makul karşılıyorum, o kadar alışmışız ki birilerinin bir şekilde torpilli olmasına. iki kez tekrar ettim o amcaya cümlemi ancak sonra, tamam kızım anladım, dedi ve geçmiş olsun dedik birbirimize. üzgünüm ama sizce ne kadar ciddi hastalıklara sahip olduğunuz değil, belirli kriterlere göre ne kadar hayati tehlikeniz olduğu önemli. bu da burada dursun.
devamını gör...

karanlık enerjiyi açıklamak için kullanılan varsayımsal parçacıklar.

bu parçacıkların temel özelliği, bulundukları ortama bağlı olarak kütle değiştirmek. bu da deneylerde gözlenmelerini imkânsız hale getirebiliyor. bunun sonucu şöyle özetlenebilir:

parçacıklar yoğun bir ortamda, örneğin dünyada ya da başka gök cisimlerinde bulundukları sırada son derece büyük kütleli oluyorlar. bu nedenle de kuvvet taşıyıcı diğer ağır parçacıklar gibi, etki alanları kısa menzilli oluyor. ancak uzaydaki vakum ortamında bulunduklarında, tıpkı fotonlar gibi uzun menzilli bir taşıyıcı haline geliyorlar çünkü kütleleri son derece küçük hale geliyor. bu nedenle örneğin odada bir arkadaşımızla otururken, onunla aramızda herhangi bir itici kuvvet hissetmiyoruz ama evren ölçeğinde baktığımızda evreni hızla genişleten bir kuvveti (ya da enerjiyi) fark edebiliyoruz.

şimdiye kadar yapılmış olan, vakumlu alan içeren deneylerde bu türden bir parçacığın varlığına ilişkin herhangi bir gözlemsel veri yok ama araştırmalar sürüyor.
devamını gör...

ölmez sağ kalırsam 4 seneye benim de katılacağım gruptur.
devamını gör...

ıtalyanca daha kulaga hos gelir. ama ıspanyolca kisinin daha cok isine yarar. zevk icin italyanca tercih ederim. ama faydali olmasini hesaba katarsak ispanyolca onde gelir. brazilya haric tum latin amerika ulkelerinde konusulur. ayrica amerika’da en cok konusulan yabanci dildir (ingilizce ana dilleri, karistirmayin). bende universite okurken tercihimi ıspanyolcadan yana kullanmistim. yuksek lisansimida bu cercevede latin amerika uzerine yaptim. cok da faydali oldu diyebilirim. latin amerika insanlari cok cana yakin ve kadini cok guzeldir diyerek noktaliyorum. unutmus olsamda ıspanyolca pratik yapmak isteyenleri beklerim.
devamını gör...

alanında tecrübeli olmayıp torpille bir yerde çalışanlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim