mitosfer
sözlük, bir başka değerli yazarını kaybetmiş olup, evrensel yasalar gereğince önemsiz gibi görülen hadiselerin çevrimiçi zaman sahnesinde, kıvrılan burunların, bükülen dudakların, mane necilerin, cevap veremeyecek durumda olan birinin ardından oyuncak ettiği kelimelerini oraya buraya fırlatan sevimsiz çocukların ucuz söylemleri ve bu yazıyı anlamaktan yoksun nöronlarının beyhude kimyasal reaksiyonlarının süreğenliğinde olan olacak, yine biz, aaa biliyorduk böyle olacağını diyeceğizdir. kanımca kötülük insanla ilgili değildir ama insan kötülüğe aşinadir sevgili seyirciler.
oysa ben mitosfer ile ilgili geçmişte yazdığım şu sözümü daima anımsayacağım.
"sözlüğü taşıyan kolonlardan biri olan edebiyat onun kanatları altında huzura erebilir. kelimeleri bereketli olsun."
oysa ben mitosfer ile ilgili geçmişte yazdığım şu sözümü daima anımsayacağım.
"sözlüğü taşıyan kolonlardan biri olan edebiyat onun kanatları altında huzura erebilir. kelimeleri bereketli olsun."
devamını gör...
dinicevaplar.com
dini cevaplar akılcı olmaz, olamaz. olsaydı bilim din olurdu zaten. din dediğin şey bir takım kurallar ve nasihatler bütünü. bunun akılla ilgisi ne ki?
devamını gör...
kölelik
modern dünyada uygulanmasının (bkz: insan hakları evrensel beyannamesi) ile kesinlikle yasaklandığı, çok eski çağlara ait olan bu aşağılık sistem, şimdilerde dolaylı yoldan sıklıkla uygulanmaktadır. #240980 numaralı tanımda da anlattığım gibi köle, hiçbir hakkı olmayan, sahibinin emrinde çalışmak zorunda olan, para biriktiremeyen ve kabaca karın tokluğuna çalışmak şeklinde ifade edilen biçimde çalışan kişilere verilen sıfattır. hani o çok büyük gördüğümüz, özendiğimiz, oldukça modern gözüken büyük devletler, bu sistemi yasal olmayan bir şekilde özellikle afrika gibi az gelişmiş ancak yeraltı kaynakları ve özellikle tarımsal açıdan verimli topraklara sahip olan bölgelerde uygulamaktadır.
devamını gör...
münir nurettin selçuk
türk sanat müziğinin en büyük sesidir. üstattır. saygıyla ve rahmetle anıyorum seni münir nurettin baba. ruhun şad olsun.
devamını gör...
uyku kalitesini yükselten şeyler
rahat bir vicdan, sağlıklı bir vücut ve güzel bir yastık olarak düşündüğüm şeylerdir.*
devamını gör...
didem madak
ne zaman okusam göz yaşlarıma mani olamadığım muhteşem bir didem madak şiiridir. okurken imgeler boğazınızda somut birer düğüme dönüşür.
"iki sigaram kaldı bu gece için maviş anne
iki muhabbet kuşum.
iki kendim varmış maviş anne
biri benmişim, biri mutsuz
ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak?
dünyaya bile bir dünya anne lazım.
biri sen ol maviş anne, biri ben.
dünyanın bütün sabahlarına iki bilet al da
birlikte gidelim maviş anne
bana da kendi serüvenimden bir yer ayırt,
şefkate söyle o da gelsin.
özledim onu, o da gelsin saçlarıma dokunsun
bilir misin, büyüler bile ninniyle büyür
temiz kokan pazen gecelikler, şehriye çorbası...
hepsi, hepsi ninniyle büyür.
bilir misin maviş anne?
ben çekildiğim her fotoğrafta
defolu bir kelebek gibi çıkarım.
mavi kareli gömleğiyle hatırladıkça babamı
kırpıp kırpıp fotoğrafları, döküyorum başımdan aşağı
sanırım ben assolist oldum maviş anne
şimdi mutluyum
geçmişini mi yok ettin kızım diye soran
bir babadan kurtuluşumu kutluyorum
babama söyle, o gelmesin maviş anne
birileri mutsuzsa, mutsuzlara nergis yolla,
bir kırmızı battaniye,
onlara bir mutluluk çadırı yolla
sonra belki, ben de gelirim
kuşlarımı da bırakayım gitsinler
dışarıda ölürler mi sence
postacı mektup bile getirmezse onlardan
ben bir anne gibi ağlarım sonra
bırakmayayım, gitmesinler bari maviş anne
ölürler yazık dışarıda!
onlar birer yıldız olursa
biri mavi, biri yeşil
ben onlara bakarım maviş anne.
kalbimi de büyüttüm sonunda
artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.
kalbim sanırım büyüyünce
sokaklarda ağlayan biri olacak
rezillik yani maviş anne!
kalbim komik kaçacak
kaçmaması için sen en iyisi kalbime de
benim serüvenimden bir yer ayırt
aman, mutsuz bir yer olmasın!
iki sigaram kaldı bu gece için
yüzyıl yetecek çocukluğum,
iki muhabbet kuşum,
biraz da ateşim var.
dua ediyorum ateşe
vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece
dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
aman umutsuz bir yer olmasın!
iki kendim varmış maviş anne
biri benmişim biri mutsuz
ben ölürsem maviş anne, mutsuz için
dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.
ben ölürsem mutsuza iyi bak!"
"iki sigaram kaldı bu gece için maviş anne
iki muhabbet kuşum.
iki kendim varmış maviş anne
biri benmişim, biri mutsuz
ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak?
dünyaya bile bir dünya anne lazım.
biri sen ol maviş anne, biri ben.
dünyanın bütün sabahlarına iki bilet al da
birlikte gidelim maviş anne
bana da kendi serüvenimden bir yer ayırt,
şefkate söyle o da gelsin.
özledim onu, o da gelsin saçlarıma dokunsun
bilir misin, büyüler bile ninniyle büyür
temiz kokan pazen gecelikler, şehriye çorbası...
hepsi, hepsi ninniyle büyür.
bilir misin maviş anne?
ben çekildiğim her fotoğrafta
defolu bir kelebek gibi çıkarım.
mavi kareli gömleğiyle hatırladıkça babamı
kırpıp kırpıp fotoğrafları, döküyorum başımdan aşağı
sanırım ben assolist oldum maviş anne
şimdi mutluyum
geçmişini mi yok ettin kızım diye soran
bir babadan kurtuluşumu kutluyorum
babama söyle, o gelmesin maviş anne
birileri mutsuzsa, mutsuzlara nergis yolla,
bir kırmızı battaniye,
onlara bir mutluluk çadırı yolla
sonra belki, ben de gelirim
kuşlarımı da bırakayım gitsinler
dışarıda ölürler mi sence
postacı mektup bile getirmezse onlardan
ben bir anne gibi ağlarım sonra
bırakmayayım, gitmesinler bari maviş anne
ölürler yazık dışarıda!
onlar birer yıldız olursa
biri mavi, biri yeşil
ben onlara bakarım maviş anne.
kalbimi de büyüttüm sonunda
artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.
kalbim sanırım büyüyünce
sokaklarda ağlayan biri olacak
rezillik yani maviş anne!
kalbim komik kaçacak
kaçmaması için sen en iyisi kalbime de
benim serüvenimden bir yer ayırt
aman, mutsuz bir yer olmasın!
iki sigaram kaldı bu gece için
yüzyıl yetecek çocukluğum,
iki muhabbet kuşum,
biraz da ateşim var.
dua ediyorum ateşe
vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece
dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
aman umutsuz bir yer olmasın!
iki kendim varmış maviş anne
biri benmişim biri mutsuz
ben ölürsem maviş anne, mutsuz için
dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.
ben ölürsem mutsuza iyi bak!"
devamını gör...
kafa sözlük
vizyonunu beğendiğim, ve çok da güzel olduğunu düşündüğüm, arayüzü basit, kullanımı basit, iyi ki bir şans vermişim dedirten ve görünüşe bakılırsa bayağı zamanımı harcayacağım, yakın zamanda yazar sayısı ve içeriğinin artmasını umduğum yeni bir sözlük.
devamını gör...
x mahlaslı yazar sizi gözledi bildirimi
creepy bir bildirim değil mi ya bu. böyle bişey yazınca x yazar kafasını camına dayayıp beni izlemiş gibi hissederim.
devamını gör...
madiba
güney afrikalı halk önderi ve güney afrika'nın seçimle iktidara gelen ilk siyahi devlet başkanı nelson mandela'nın lakabıdır.
devamını gör...
tarihte geçen şaşırtıcı olaylar
victoria döneminde, insanlar anonim olarak nefret ettikleri kişilere ''nefret kartları'' yolluyormuş. bence hemen hayata geçirilmesi gereken bir uygulama.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
herhangi bir tanımını beğendiğim yazarın profiline dalıp nasıl biri olduğunu anlamaya çalışmak.
devamını gör...
üniversitelerin ilkokula dönmesi
twitter.com/trakyaogrencisi...
ekşide şu linki gördüm. altına neler yazılmış neler.herkes akademisyene sövmüş neredeyse. şu akademisyenin en ufak suçu var mı ya? bu ülkede 12 sene eğitim zorunlu.üniversite isteğe göre.akademisyen senin isteğine göre sınav mı yapacak?şu devirde 2-3 bin lira bilgisayara para veremeyen insanlar üniversite açıkken nasıl okuyorlardı merak ediyorum.kaldı mı ya bilgisayarı olmayan? paran yoksa ve bir yerlerden burs alacak kadar başarılı değilsen okuma kardeşim.fakülte hocaları bile burs verirdi zamanında.öyle az buz da değil.bunu bırak liseyi ilkokulda demezdik biz bu nasıl bir nesil?
edit:
bir alttaki yazar arkadaşım kendi söylediklerindeki çelişkiye iyi bakmalı.ilkokul sayısı ve mantığında olan üniversiteler yüzünden kendi meslektaşları staj parası alamıyor, işsiz kalıyor.eğitim ciddidir arkadaşlar.hukuk fakültesinde olduğu için buradan değineceğim.kötü eğitim alan, sınavlarını kopyayla çeken insanların sayısı ve çokluğundan dolayı -kendisini de çok başarılı sayalım- kendisinin işsiz kalması, değerinin bilinmemesini ister miydi? zannetmiyorum. avukatlık değerli bir meslekti şuan ki durumu herkesin malumudur.
ekşide şu linki gördüm. altına neler yazılmış neler.herkes akademisyene sövmüş neredeyse. şu akademisyenin en ufak suçu var mı ya? bu ülkede 12 sene eğitim zorunlu.üniversite isteğe göre.akademisyen senin isteğine göre sınav mı yapacak?şu devirde 2-3 bin lira bilgisayara para veremeyen insanlar üniversite açıkken nasıl okuyorlardı merak ediyorum.kaldı mı ya bilgisayarı olmayan? paran yoksa ve bir yerlerden burs alacak kadar başarılı değilsen okuma kardeşim.fakülte hocaları bile burs verirdi zamanında.öyle az buz da değil.bunu bırak liseyi ilkokulda demezdik biz bu nasıl bir nesil?
edit:
bir alttaki yazar arkadaşım kendi söylediklerindeki çelişkiye iyi bakmalı.ilkokul sayısı ve mantığında olan üniversiteler yüzünden kendi meslektaşları staj parası alamıyor, işsiz kalıyor.eğitim ciddidir arkadaşlar.hukuk fakültesinde olduğu için buradan değineceğim.kötü eğitim alan, sınavlarını kopyayla çeken insanların sayısı ve çokluğundan dolayı -kendisini de çok başarılı sayalım- kendisinin işsiz kalması, değerinin bilinmemesini ister miydi? zannetmiyorum. avukatlık değerli bir meslekti şuan ki durumu herkesin malumudur.
devamını gör...
the pursuit of happyness
türkçeye umudunu kaybetme olarak çevrilen gerçek bir hikayeden esinlenilen will smith'in başrolde olduğu film.
geçimini kemik yoğunluğunu ölçen bir aleti doktor doktor gezerek satmaya çalışan chris gardner işlerinin kötü gitmesinden dolayı ev kirasını ve birçok masrafı karşılayamaz hale geliyor, ardından ev içindeki huzurun bozulması ile birlikte eşi terk ediyor ve oğluyla beraber geçimini sağlamaya çalışıyor.
yaşanan ciddi parasızlıktan dolayı evinden kovulan, çocuğu için günlük bakım evi gibi yerlerde sırada bekleyen karakter parasızlığın ne kadar zor olduğunu o kadar güzel anlatıyor ki...
bu durumdan sadece kendin olsan bu kadar etkilenmezsin ancak işin içine evlat girince babanın yüreğinin yanmaması düşünülemez bile, çok zor..
bu sırada bir firmada ücretsiz staj yapan. chris gardner yoğun azim ve zekasıyla filmin sonunda işi kapıp hayatına devam ediyor.
kariyerinin devamında cebinde 1 dolar bulunmayan karakter milyoner bir insan oluyor.
geçimini kemik yoğunluğunu ölçen bir aleti doktor doktor gezerek satmaya çalışan chris gardner işlerinin kötü gitmesinden dolayı ev kirasını ve birçok masrafı karşılayamaz hale geliyor, ardından ev içindeki huzurun bozulması ile birlikte eşi terk ediyor ve oğluyla beraber geçimini sağlamaya çalışıyor.
yaşanan ciddi parasızlıktan dolayı evinden kovulan, çocuğu için günlük bakım evi gibi yerlerde sırada bekleyen karakter parasızlığın ne kadar zor olduğunu o kadar güzel anlatıyor ki...
bu durumdan sadece kendin olsan bu kadar etkilenmezsin ancak işin içine evlat girince babanın yüreğinin yanmaması düşünülemez bile, çok zor..
bu sırada bir firmada ücretsiz staj yapan. chris gardner yoğun azim ve zekasıyla filmin sonunda işi kapıp hayatına devam ediyor.
kariyerinin devamında cebinde 1 dolar bulunmayan karakter milyoner bir insan oluyor.
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
mecnun: 3 ay ömrüm kalmış leyla 3 ay .o da 2,5’dan 3 sağolsun doktorlar
devamını gör...
yazarların hayatta aldığı en doğru karar
açıktan liseyi bitirip üniversite sınavına girmek..
devamını gör...
kendi kendine konuşmak
gerçekten "kendine" mi yoksa "gelinine*" mi konuştuğu ayrımının yapılması gereken durumdur.
kendi kendine konuşmak, oldukça sağlıklı ve olması gereken bir beceridir. kendi sesiyle yada düşünceleriyle kendine rehberlik eder birey. yeri gelir, laf lafı açar. üst düzey düşünme becerisi sağlar. kendi kendine konuşana deli demezler, aklı fazla gelmiş derler.
"gelinine" konuşan, hatta bunu söylenme derecesine getiren insanlar bu konudan tenzihtir. bu bireylerde, iletişim becerilerinin eksik olduğu ve kendilerini doğru yollarla ifade edemedikleri için bu yola başvurdukları görülür. yüksek bir sesle ve kendi kendine konuşuyor gibi görünen insanlar henüz benmerkezci konuşma gelişimini tamamlayamadığı için sosyal konuşma becerisini kazanamazlar ve insan ilişkilerinde de bunun yansımalarını gösterirler; dikkat ederseniz kurdukları cümlelerde hep bir rahatsız edici tonlama ve kelime vardır. sorsanız kendi kendime konuşuyorum derler, ama aslında "ben konuşmayı bilmiyorum, beni sen anla" demek istiyor da olabilirler. her şey empatiye mi gidiyor? no, no, no... dünyanın kahrını çekecek kadar akıllı olmanın alemi yok.*
neyse konumuza dönelim. insanlar sosyal varlıklardır. ama hepimizin bu gürültülü kalabalık içinde yalnız hissettiğimiz zamanlar oluyor. kimse bizi anlamıyordur ve biz de en güvendiğimiz dostumuz olan "kendimiz" ile konuşmayı iletişim kurmak ve fikir alışverişi yapmak için telafi edici bir yöntem olarak kullanırız. sosyal yalnızlığımıza devadır; ama uzman tavsiyesi değildir. sosyalleşin efendim.
kendi kendine konuşmak aynı zamanda zekanın aktif kullanılması ile ilgilidir. sesli düşündüğümüzde, beyin belirli bölgelerini harekete geçirerek daha detaylı çalışır. farklı bir bakış açısı kazanmanızı ve daha önce farkedemediğimiz ayrıntıları görmemizi sağlar.
mümkünse sesli yapın bu konuşmayı. düşündüklerimiz gayrimeşru detaylardır. söze dökülen düşünceler meşrulaşır. beyin duyduğuna daha çok inanır. motivasyon aracı olarak kullanın mesela. "ben bunu yapabilirim" diye haykırın. "ben güzelim, ben güçlüyüm" iltifatlarınız eksik olmasın; 90 60 90 olmasam da dünyanın en güzel kadınıyım, kaslarım olmasa da dünyanın en güçlü erkeğiyim deyin kendinize. şımartın kendinizi; bunun için illa köpüklü banyoya gerek yok. kendinize yönelik olumlu algılar oluşturun ki ruh sağlığınız yerinde olsun. haberlerde artık beden algısı bozulmuş genç kızlarımızı görmeyelim, anorexia nedir hiç duymamış olalım. biraz cahil kalalım bu terimlere. keşke mi? olsun.
he bir de bilime katkıda bulunmayı da unutmayalım. diyorlar ki z kuşağı gelmiş, hoş gelmiş. eli belki boş gelmiş, ama bence beyni dolu gelmiş. gelişleriyle beraber "kendi kendine konuşmak" çağımızın hastalığı olsun mu? yok, o kadarını ben diyemem. en azından kelimelere dökemem, ama içimden diyebilirim. halüsinasyon olmayan, kulaklarımıza fısıldamayan, gerçekliğine tüm varlığımızla inanmadığımız kelimelerimiz olacaksa isterim ama, o zaman söz! patolojik olduysanız sizi sağdan alalım, üzgünüm elendiniz. diğerleri yola devam.
en büyük yatırımı kendinize, kendinizi severek yapmanız dileğiyle...
kendi kendine konuşmak, oldukça sağlıklı ve olması gereken bir beceridir. kendi sesiyle yada düşünceleriyle kendine rehberlik eder birey. yeri gelir, laf lafı açar. üst düzey düşünme becerisi sağlar. kendi kendine konuşana deli demezler, aklı fazla gelmiş derler.
"gelinine" konuşan, hatta bunu söylenme derecesine getiren insanlar bu konudan tenzihtir. bu bireylerde, iletişim becerilerinin eksik olduğu ve kendilerini doğru yollarla ifade edemedikleri için bu yola başvurdukları görülür. yüksek bir sesle ve kendi kendine konuşuyor gibi görünen insanlar henüz benmerkezci konuşma gelişimini tamamlayamadığı için sosyal konuşma becerisini kazanamazlar ve insan ilişkilerinde de bunun yansımalarını gösterirler; dikkat ederseniz kurdukları cümlelerde hep bir rahatsız edici tonlama ve kelime vardır. sorsanız kendi kendime konuşuyorum derler, ama aslında "ben konuşmayı bilmiyorum, beni sen anla" demek istiyor da olabilirler. her şey empatiye mi gidiyor? no, no, no... dünyanın kahrını çekecek kadar akıllı olmanın alemi yok.*
neyse konumuza dönelim. insanlar sosyal varlıklardır. ama hepimizin bu gürültülü kalabalık içinde yalnız hissettiğimiz zamanlar oluyor. kimse bizi anlamıyordur ve biz de en güvendiğimiz dostumuz olan "kendimiz" ile konuşmayı iletişim kurmak ve fikir alışverişi yapmak için telafi edici bir yöntem olarak kullanırız. sosyal yalnızlığımıza devadır; ama uzman tavsiyesi değildir. sosyalleşin efendim.
kendi kendine konuşmak aynı zamanda zekanın aktif kullanılması ile ilgilidir. sesli düşündüğümüzde, beyin belirli bölgelerini harekete geçirerek daha detaylı çalışır. farklı bir bakış açısı kazanmanızı ve daha önce farkedemediğimiz ayrıntıları görmemizi sağlar.
mümkünse sesli yapın bu konuşmayı. düşündüklerimiz gayrimeşru detaylardır. söze dökülen düşünceler meşrulaşır. beyin duyduğuna daha çok inanır. motivasyon aracı olarak kullanın mesela. "ben bunu yapabilirim" diye haykırın. "ben güzelim, ben güçlüyüm" iltifatlarınız eksik olmasın; 90 60 90 olmasam da dünyanın en güzel kadınıyım, kaslarım olmasa da dünyanın en güçlü erkeğiyim deyin kendinize. şımartın kendinizi; bunun için illa köpüklü banyoya gerek yok. kendinize yönelik olumlu algılar oluşturun ki ruh sağlığınız yerinde olsun. haberlerde artık beden algısı bozulmuş genç kızlarımızı görmeyelim, anorexia nedir hiç duymamış olalım. biraz cahil kalalım bu terimlere. keşke mi? olsun.
he bir de bilime katkıda bulunmayı da unutmayalım. diyorlar ki z kuşağı gelmiş, hoş gelmiş. eli belki boş gelmiş, ama bence beyni dolu gelmiş. gelişleriyle beraber "kendi kendine konuşmak" çağımızın hastalığı olsun mu? yok, o kadarını ben diyemem. en azından kelimelere dökemem, ama içimden diyebilirim. halüsinasyon olmayan, kulaklarımıza fısıldamayan, gerçekliğine tüm varlığımızla inanmadığımız kelimelerimiz olacaksa isterim ama, o zaman söz! patolojik olduysanız sizi sağdan alalım, üzgünüm elendiniz. diğerleri yola devam.
en büyük yatırımı kendinize, kendinizi severek yapmanız dileğiyle...
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük. kendimi cemal süreyya'nin soyadındaki y harfi gibi hissediyorum bugün. öylesine yersiz, öylesine gereksiz.
devamını gör...


