hiçbir konuda yazacak bir bilgiye sahip olmadığı için sürekli kadınlar hakkında başlık açan yazarlar
aşağılık kompleksinden kaynaklanır. karşısındaki kişi eğer kendisine aşağılık kompleksine sahip olduğunu belirtirse, yukarıda da söylendiği gibi ''feminist'' oluverirsiniz hemen. bu tipler feminizm'in ''cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürüyü ve baskıyı sona erdirmeye çalışan bir hareket'' olduğunu da bilmez çünkü sadece ataerki medyayı dinlemiş, ataerki çevrede büyümüş ve kendisi de cinsiyetçilik yapmaktadır.
bir cinsiyeti aşağılayamaz, belli kalıplara sokamazsınız. bu yanlışı belirtmek için feminist olmak gerekmez, düşünme yetisine sahip olan zaten yanlış olduğunu bilir bu durumun. sabah akşam kadını aşağılayacak cümleler kuruyor, açık açık cinsiyetçi başlıklar açıyorsanız, amacınız dikkat çekmektir. yaşamınızda dikkat çekebileceğiniz hiçbir şey yoktur çünkü.
bu kişileri dikkat etmeye bile değer olmayan cinsiyetçi yaşamlarıyla baş başa bırakıyorum. amacınız tek bakışta bile anlaşılıyor ve komik duruyor.
bir cinsiyeti aşağılayamaz, belli kalıplara sokamazsınız. bu yanlışı belirtmek için feminist olmak gerekmez, düşünme yetisine sahip olan zaten yanlış olduğunu bilir bu durumun. sabah akşam kadını aşağılayacak cümleler kuruyor, açık açık cinsiyetçi başlıklar açıyorsanız, amacınız dikkat çekmektir. yaşamınızda dikkat çekebileceğiniz hiçbir şey yoktur çünkü.
bu kişileri dikkat etmeye bile değer olmayan cinsiyetçi yaşamlarıyla baş başa bırakıyorum. amacınız tek bakışta bile anlaşılıyor ve komik duruyor.
devamını gör...
buğu
iç tarafta bulunan cama nefesimizdeki su molekülleri çarpınca birden soğuyarak sıvılaşması ve camı bulanıklaştırması olayı.
devamını gör...
kütüphanede ders çalışmak
sabah kahvesini alıp kütüphaneye giden ve gerçekten ders çalışabilen insanlara her zaman özenmişimdir mükemmel iradeleri olduğunu düşündüğüm insanlardır
devamını gör...
boş insanların ortak özellikleri
sokak jargonuna göre sevgililerinin olmamasıdır.
devamını gör...
rektörü cumhurbaşkanının atamasının mantığı
1981 üniversite reformundan önceki yıllarda, türk yükseköğretim sistemi beş tür kurumdan oluşmaktaydı:
(1) üniversiteler,
(2) milli eğitim bakanlığı'na bağlı akademiler,
(3) bir kısmı diğer bakanlıklara, çoğu milli eğitim bakanlığı'na bağlı iki yıllık meslek yüksekokulları ile konservatuvarlar,
(4) milli eğitim bakanlığı'na bağlı üç yıllık eğitim enstitüleri,
(5) mektupla öğretim yapan yaykur
yükseköğretimin tüm düzeyleri için etkili ve koordineli bir merkezi plânlamanın olmaması, özellikle de altmışlı ve yetmişli yıllarda yükseköğretim kurumlarının sayısı, çeşidi ve öğrenci sayıları ile başka bir çok hususta gözlenen hızlı artış nedeniyle yukarıda belirtilen yükseköğretim sistemi bir süre sonra başarısızlık ve yozlaşma işaretleri vermeye başlamıştır. bunlara ek olarak 1960-80 arasında ortaya çıkan siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar, yükseköğretimdeki kötüye gidişi daha da artırmıştır. bu nedenle yetmişli yılların sonunda köklü bir reform kaçınılmaz hale gelmiş ve sonunda 1981 reformu yürürlüğe konmuştur.
yükseköğretim, 1981'de çıkarılan 2547 sayılı yükseköğretim kanunu ile akademik, kurumsal ve idari yönden yeniden yapılanma sürecine girmiştir. bu kanunla ülkemizdeki tüm yükseköğretim kurumları yükseköğretim kurulu (yök) çatısı altında toplanmış, akademiler üniversitelere, eğitim enstitüleri eğitim fakültelerine dönüştürülmüş ve konservatuvarlar ile meslek yüksekokulları üniversitelere bağlanmıştır. böylece, söz konusu kanun hükümleri ve anayasa'nın 130. ve 131. maddeleriyle kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olan yükseköğretim kurulu, tüm yükseköğretimden sorumlu tek kuruluş haline gelmiştir.
türk yükseköğretim sistemi 1982 yılı itibarıyla yirmiyedi üniversite ile bunlara bağlı fakülte, enstitü, yüksekokul, konservatuvar ve yüksekokullarından oluşan birleşik bir yapıya dönüştürülmüştür. bu meyanda, yaykur'un işlevleri anadolu üniversitesi'ne devredilmiştir.
ezcümle, üniversite meselesi 1960'lı yıllarda başlayan ve 1980 askeri darbesine kadar 20 yıl boyunca süren öğrenci hareketleri, akademinin siyasallaşması vb nedenlerle 1980 darbesinden sonra üniversitelerin raptı zapt altına alınması amacıyla çıkarılan 2547 sayılı kanunun cumhurbaşkanına verdiği yetkiye dayanır. (2547 sayılı kanunda defalarca değişiklik yapılmış ancak rektörlerin atanması konusunda herhangi bir değişiklik olmamıştır.)
rivayet odur ki, dönemin devlet başkanı kenan evren, rektörlerin atanması işinin cumhurbaşkanınca yapılmasını istememiş ancak etrafındaki "kraldan çok kralcı" olan tayfa, bu yetkinin cumhurbaşkanına ait olmasının uygun olacağını söyleyerek kendisini ikna etmiştir.
o gün bugündür türkiye'de rektörleri cumhurbaşkanı atamıştır. kanunun değişmediği sürece de rektörler bu şekilde atanmaya devam edecek, her (yeni) rektör atamasında (cumhurbaşkanı kim olursa olsun) siyasal biat/akademik liyakat tartışmaları olacaktır.
(1) üniversiteler,
(2) milli eğitim bakanlığı'na bağlı akademiler,
(3) bir kısmı diğer bakanlıklara, çoğu milli eğitim bakanlığı'na bağlı iki yıllık meslek yüksekokulları ile konservatuvarlar,
(4) milli eğitim bakanlığı'na bağlı üç yıllık eğitim enstitüleri,
(5) mektupla öğretim yapan yaykur
yükseköğretimin tüm düzeyleri için etkili ve koordineli bir merkezi plânlamanın olmaması, özellikle de altmışlı ve yetmişli yıllarda yükseköğretim kurumlarının sayısı, çeşidi ve öğrenci sayıları ile başka bir çok hususta gözlenen hızlı artış nedeniyle yukarıda belirtilen yükseköğretim sistemi bir süre sonra başarısızlık ve yozlaşma işaretleri vermeye başlamıştır. bunlara ek olarak 1960-80 arasında ortaya çıkan siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar, yükseköğretimdeki kötüye gidişi daha da artırmıştır. bu nedenle yetmişli yılların sonunda köklü bir reform kaçınılmaz hale gelmiş ve sonunda 1981 reformu yürürlüğe konmuştur.
yükseköğretim, 1981'de çıkarılan 2547 sayılı yükseköğretim kanunu ile akademik, kurumsal ve idari yönden yeniden yapılanma sürecine girmiştir. bu kanunla ülkemizdeki tüm yükseköğretim kurumları yükseköğretim kurulu (yök) çatısı altında toplanmış, akademiler üniversitelere, eğitim enstitüleri eğitim fakültelerine dönüştürülmüş ve konservatuvarlar ile meslek yüksekokulları üniversitelere bağlanmıştır. böylece, söz konusu kanun hükümleri ve anayasa'nın 130. ve 131. maddeleriyle kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olan yükseköğretim kurulu, tüm yükseköğretimden sorumlu tek kuruluş haline gelmiştir.
türk yükseköğretim sistemi 1982 yılı itibarıyla yirmiyedi üniversite ile bunlara bağlı fakülte, enstitü, yüksekokul, konservatuvar ve yüksekokullarından oluşan birleşik bir yapıya dönüştürülmüştür. bu meyanda, yaykur'un işlevleri anadolu üniversitesi'ne devredilmiştir.
ezcümle, üniversite meselesi 1960'lı yıllarda başlayan ve 1980 askeri darbesine kadar 20 yıl boyunca süren öğrenci hareketleri, akademinin siyasallaşması vb nedenlerle 1980 darbesinden sonra üniversitelerin raptı zapt altına alınması amacıyla çıkarılan 2547 sayılı kanunun cumhurbaşkanına verdiği yetkiye dayanır. (2547 sayılı kanunda defalarca değişiklik yapılmış ancak rektörlerin atanması konusunda herhangi bir değişiklik olmamıştır.)
rivayet odur ki, dönemin devlet başkanı kenan evren, rektörlerin atanması işinin cumhurbaşkanınca yapılmasını istememiş ancak etrafındaki "kraldan çok kralcı" olan tayfa, bu yetkinin cumhurbaşkanına ait olmasının uygun olacağını söyleyerek kendisini ikna etmiştir.
o gün bugündür türkiye'de rektörleri cumhurbaşkanı atamıştır. kanunun değişmediği sürece de rektörler bu şekilde atanmaya devam edecek, her (yeni) rektör atamasında (cumhurbaşkanı kim olursa olsun) siyasal biat/akademik liyakat tartışmaları olacaktır.
devamını gör...
yazarların yazar engelleme kriterleri
üslubuna dikkat etmeden mesaj atması.sen kimsin ki kendinde o cesareti buluyorsun.
devamını gör...
öğrenci işleri
telefonları açması dünya üzerinde gerçekleşmesi en zor olaylardan birisidir, doğada 100 yılda bir telefon açtığı görülürmü? belki.
devamını gör...
vallahi sizi 15 temmuz'dan beter yaparız
al birini, vur ötekine, ikisinin de söylemleri bir birinden kötü ve tehlikeli.
zaten doğru düzgün bir muhalefet olsaydı , 23 yıl bu iktidar olmazdı, olamazdı.
muhalefet, ancak laf sokmaya çalışıyor elinden başka bir şey gelmiyor , çözüm, yol, yordam , fikir yok, bizde bekliyoruz belki bir çare.
iktidar ,zaten bam başka bir alem , hepsi mağdur, hepsi kandırılmış, hepsi ülke için feda olmuş.
ne adalet, ne hak ne hukuk, ne hazine, ne bütçe kaldı, halk perişan yokluk içinde , verecekleri soğan ve patates e muhtaç kalmış, ama iktidar her söylenen den darbe edebiyatı yapıyor.
allah bu ülkenin yar ve yardımcısı olsun, allah gençlere sabır versin.
zaten doğru düzgün bir muhalefet olsaydı , 23 yıl bu iktidar olmazdı, olamazdı.
muhalefet, ancak laf sokmaya çalışıyor elinden başka bir şey gelmiyor , çözüm, yol, yordam , fikir yok, bizde bekliyoruz belki bir çare.
iktidar ,zaten bam başka bir alem , hepsi mağdur, hepsi kandırılmış, hepsi ülke için feda olmuş.
ne adalet, ne hak ne hukuk, ne hazine, ne bütçe kaldı, halk perişan yokluk içinde , verecekleri soğan ve patates e muhtaç kalmış, ama iktidar her söylenen den darbe edebiyatı yapıyor.
allah bu ülkenin yar ve yardımcısı olsun, allah gençlere sabır versin.
devamını gör...
bayramlık alamamanın verdiği hüzün
7 yaşında bir kızım var, zaten son iki senedir bayramı idrak edebilir durumda. kaldı ki işten, güçten çok da aşılayamamışız ne yalan söyleyeyim. bir beyaz yakalı olarak, bayram tatillerinde o haftayı komple kapatır, bayram öncesinde büyükleri ziyaret edip hoopp tatile giderdik. çocuk ne bilsin bayramı.
ikinci sınıfa gidiyor ve ikinci sınıf hayat bilgisi ders müfredatında milli ve dini bayramlarımız var. online derste öğretmeni kızıma sordu, bayramları sayar mısın diye, ironi ya da şaka yapmıyorum. kızım cumhuriyet bayramı, et yeme bayramı, çocuk bayramı, yeni yıl bayramı, cadılar bayramı dedi. utandım gerçekten.
başlık trol olabilir. ama ben böyle geleneklerimizin aktarılmasını doğru bulanlardanım. herkesin şikayet ettiği düğünlerde cenazelerde bir araya gelmeler, bayram ziyaretleri, bayramlıklar, harçlıklar bence öğretilmeli. bizim insanlığımızı yüksek tutan şeyler bunlar bence.
bir kadın var uzaktan ölçü ile çalışan, senelerdir kızım için de kendim için de birşeyler diktirip alırım. bu bayram için ikimize de diktirdim şöyle güzel birer elbise. biliyorum kimse gelmeyecek ama aynı babaanneminki gibi, kristal kesme büyük bir kupaya benzeyen şekerlik ve çeşit çeşit şeker de aldım. şimdi bayram gelsin diye gün sayıyor, heyecanlı. biz de heyecanlanırdık, kuzenlerimle bir araya geleceğiz, oh deliler gibi kuduracağız hatta belki köye gideceğiz, dağa bayıra kendimizi atacağız diye.
belki yaş ilerledikçe, belki anne olunca hangisi tetikliyor bilmiyorum ama aileye isyan ettiğim tüm gelenekler için üzgünüm. artık çok daha dikkatliyim. pandemiye kaynatmayacağım kızımın bayramlarını. saçma da gelse bayramlık giyilecek, arefe günü banyosu yapılacak, annemin 'aaaa eve arefe suyu değsin, aklansın paklansın, bugün çeşmelerden akan su mübarektir' dayatmasıyla arefe günleri öfleye pöfleye yaptırdığı temizliği, kendi evimde de yapacağım. bayram yemekleri yapacağım. nerde o eski bayramlar diyenlere kızmayacağım, kendim de dememek için bu bayramı milat edindim kendime.
inanan, inanmayan, anlamlı ya da saçma bulan herkesin bayramını bu vesileyle kutluyorum.
ikinci sınıfa gidiyor ve ikinci sınıf hayat bilgisi ders müfredatında milli ve dini bayramlarımız var. online derste öğretmeni kızıma sordu, bayramları sayar mısın diye, ironi ya da şaka yapmıyorum. kızım cumhuriyet bayramı, et yeme bayramı, çocuk bayramı, yeni yıl bayramı, cadılar bayramı dedi. utandım gerçekten.
başlık trol olabilir. ama ben böyle geleneklerimizin aktarılmasını doğru bulanlardanım. herkesin şikayet ettiği düğünlerde cenazelerde bir araya gelmeler, bayram ziyaretleri, bayramlıklar, harçlıklar bence öğretilmeli. bizim insanlığımızı yüksek tutan şeyler bunlar bence.
bir kadın var uzaktan ölçü ile çalışan, senelerdir kızım için de kendim için de birşeyler diktirip alırım. bu bayram için ikimize de diktirdim şöyle güzel birer elbise. biliyorum kimse gelmeyecek ama aynı babaanneminki gibi, kristal kesme büyük bir kupaya benzeyen şekerlik ve çeşit çeşit şeker de aldım. şimdi bayram gelsin diye gün sayıyor, heyecanlı. biz de heyecanlanırdık, kuzenlerimle bir araya geleceğiz, oh deliler gibi kuduracağız hatta belki köye gideceğiz, dağa bayıra kendimizi atacağız diye.
belki yaş ilerledikçe, belki anne olunca hangisi tetikliyor bilmiyorum ama aileye isyan ettiğim tüm gelenekler için üzgünüm. artık çok daha dikkatliyim. pandemiye kaynatmayacağım kızımın bayramlarını. saçma da gelse bayramlık giyilecek, arefe günü banyosu yapılacak, annemin 'aaaa eve arefe suyu değsin, aklansın paklansın, bugün çeşmelerden akan su mübarektir' dayatmasıyla arefe günleri öfleye pöfleye yaptırdığı temizliği, kendi evimde de yapacağım. bayram yemekleri yapacağım. nerde o eski bayramlar diyenlere kızmayacağım, kendim de dememek için bu bayramı milat edindim kendime.
inanan, inanmayan, anlamlı ya da saçma bulan herkesin bayramını bu vesileyle kutluyorum.
devamını gör...
ataol behramoğlu
"sevda nedir ki,
dokunursun süzülür geçer.
şiir nedir ki,
sezilir geçer.
insan nedir ki,
bir şeylere sevinir, üzülür geçer…"
ataol behramoğlu
dokunursun süzülür geçer.
şiir nedir ki,
sezilir geçer.
insan nedir ki,
bir şeylere sevinir, üzülür geçer…"
ataol behramoğlu
devamını gör...
psikosomatizasyon
devamını gör...
sözlüğe hiçbir katkısı olmayan adamların trollere laf etmesi
(bkz: don't feed the troll) *
şaka bir yana akıllıca yapılan troll'e lafım yok. bu konuda ermolettin başı çekiyor.*
şaka bir yana akıllıca yapılan troll'e lafım yok. bu konuda ermolettin başı çekiyor.*
devamını gör...
yardıma muhtaç yazarımıza destek oluyoruz
up
devamını gör...
şu anda ne yaptığını merak ettiğiniz kişi
üstüne çok düşünmeye gerek yok, larktwain_123_'ün dediği gibi,
o.
o.
devamını gör...
patates kızartması
çoğu insandan daha çok sevdiğim muhteşem ötesi sey..
devamını gör...
zeki müren
türk sanat müziği (trt böyle adlandırmıştır. türk klasik müziği de denir, ancak bana göre iki isim de yanlıştır), bir dönem severek dinlediğimiz bir türdü ancak şöyle bir tespit yapalım ardından zeki müren’e bakalım.
tsm, rakı yanına meze olmaktan öte gidememiş, son yıllardaysa iyice tükenmiş bir müzik türüdür. çıkış noktası dini mevlevi ayinler olduğu bilinir ancak şekillendiği yer osmanlı sarayıdır. yani öyle halkın dinlediği, söylediği bir tür değildi. kaldı ki, osmanlı bir imparatorluktu ve halkın müzik çeşitliliği, etnik yapılara göre değişiyordu.
tsm, çok değil birkaç yüzyıl önce makam sayısı beşyüz kadarken, bugün 4 makam sayamazsınız. içinde arap melodi yapısı, hep kahreden sözleriyle, insanı duygu olarak yamultan, zamanla daha kötü versiyonu olan arabeske yenilen, bugün neredeyse esamesi okunmayan bir tür haline geldi. nedeni ise, çok tekrara düşen (söz ve melodi), büyük kitlelere konseri verilemeyen, rakının olmadığı ortamlarda etkisi neredeyse hiç olmayan bir müzik türü olmasıdır.
zeki müren ise bir istisna. vizyon sahibi, güzel diksiyonu, entellektüel kişiliği ile yaşadığı zamanın çok ilerisinde olan birisidir. yasladık sırtımızı 70 yıldır zeki müren’e ve bu şekilde bir süre daha tsm ayakta kaldı.
var mı yeni birileri? var mı yeni ve güzel tsm şarkıları? bu anlamıyla en son aldığım albüm tarkan “ahde vefa” dır ve albümde ki tüm eserler eskidir. kaldı ki tarkan bir tsm sanatçısı değildir. herif zaten her türü çok iyi okur. son zamanlarda başka bir albüm duydunuz mu? müzik evrenseldir. ancak tsm ile kapıkule’den dışarı çıkamazsınız. o ağdalı sözleri ve hicaz makamını kimse anlamaz.
çok sevdik, çok dinledik ama aslında müzikal anlamda değeri olmayan bir türün son temsilcisiydi zeki müren.
adettendir. yazıyı bir şarkı ile sonlandıralım. zeki müren, tüm kafa sözlük yazarları için söylüyor. etkiyi artırmak için rakıları hazırlayın.
buyrunuz;
tsm, rakı yanına meze olmaktan öte gidememiş, son yıllardaysa iyice tükenmiş bir müzik türüdür. çıkış noktası dini mevlevi ayinler olduğu bilinir ancak şekillendiği yer osmanlı sarayıdır. yani öyle halkın dinlediği, söylediği bir tür değildi. kaldı ki, osmanlı bir imparatorluktu ve halkın müzik çeşitliliği, etnik yapılara göre değişiyordu.
tsm, çok değil birkaç yüzyıl önce makam sayısı beşyüz kadarken, bugün 4 makam sayamazsınız. içinde arap melodi yapısı, hep kahreden sözleriyle, insanı duygu olarak yamultan, zamanla daha kötü versiyonu olan arabeske yenilen, bugün neredeyse esamesi okunmayan bir tür haline geldi. nedeni ise, çok tekrara düşen (söz ve melodi), büyük kitlelere konseri verilemeyen, rakının olmadığı ortamlarda etkisi neredeyse hiç olmayan bir müzik türü olmasıdır.
zeki müren ise bir istisna. vizyon sahibi, güzel diksiyonu, entellektüel kişiliği ile yaşadığı zamanın çok ilerisinde olan birisidir. yasladık sırtımızı 70 yıldır zeki müren’e ve bu şekilde bir süre daha tsm ayakta kaldı.
var mı yeni birileri? var mı yeni ve güzel tsm şarkıları? bu anlamıyla en son aldığım albüm tarkan “ahde vefa” dır ve albümde ki tüm eserler eskidir. kaldı ki tarkan bir tsm sanatçısı değildir. herif zaten her türü çok iyi okur. son zamanlarda başka bir albüm duydunuz mu? müzik evrenseldir. ancak tsm ile kapıkule’den dışarı çıkamazsınız. o ağdalı sözleri ve hicaz makamını kimse anlamaz.
çok sevdik, çok dinledik ama aslında müzikal anlamda değeri olmayan bir türün son temsilcisiydi zeki müren.
adettendir. yazıyı bir şarkı ile sonlandıralım. zeki müren, tüm kafa sözlük yazarları için söylüyor. etkiyi artırmak için rakıları hazırlayın.
buyrunuz;
devamını gör...
ceviz ağacı
başı köpük köpük bulut, içi dışı denizdir...
ve ne ilginçtir ki şiirde adı geçen gülhane parkında hiç ceviz ağacı yoktur.
ve ne ilginçtir ki şiirde adı geçen gülhane parkında hiç ceviz ağacı yoktur.
devamını gör...
geceye cevabı olmayan bir soru bırak
birini dünyaya getirmek ona bir yaşam vermek midir yoksa ondan bir yaşam almak mıdır? birini ölüme mahkum etmek affedilebilir mi?
devamını gör...
karısını eniştesi ile ilişkiye zorlayan adam
çok mu şaşırdınız? doğuda bu yıllardır yapılıyor. lisedeki arkadaşım 17 yaşında amcası sandığı kişinin gerçek babası olduğunu öğrendi. çocuğu olmayanlara inek, öküz, tarla karşılığı çocuk satılıyordu.
devamını gör...
