hakareti ve eleştiriyi birbirine karıştıran, cinsiyet eşitsizliğine ve kadınların ötekileştirilmesine karşı çıkanlara "eleştiri de mi yapmayalım?" şeklinde saçma sapan, bilinçsizce cevap veren, "kadınlar şöyledir, böyledir." şeklinde genelleme yaptığında eleştiri yaptığını zanneden insanların doluştuğu başlık.

eleştiriyle hakaret arasındaki farkı bir öğrenemediniz.
devamını gör...

görgüsüzlükmüş. teşekkür edilip geçilmeliymiş. zorlayıp benim gibi batabilirsiniz zira:
+lucyia gözlerin çok güzel, ne renk?
-(utandı) sağ ol, o senin gözlerinin renginin güzelliği
+?!?!?!?!?
devamını gör...

yine serbest atış mahalline dönmüş ortalık.. 'klasik ortadoğu dinleri sebebiyle cehennem tasavvuru hep sıcaktır' önermesi artık bi küfür şeklini almış durumda. hint mitolojisinde naraka var tamas var, iskandinavlarda niflheimr, dante'de milton... hangisini sayıyım, bunların hepsi soğuk cehennem. kaldı ki dinlerde de cehennem anlayışı tabaka tabaka ve soğuk bölümler var. dinler mitolojidir diyecekseniz deyin ama destekli deyin agalar paşalar..
devamını gör...

koko.. sigara.. sade kahve de içebiliyorum artık.. *
devamını gör...

tam adı empatinin yitimi (kayıtsızlık politikası üzerine) olan arno gruen tarafından yazılan kitaptır.

bu kitapla tanışmam caner özyurtlu sayesinde oldu. kendisi ekşi sözlüğün soru cevap videosunda bu kitabı tavsiye etmişti. depresyona girdiği bir zamanda doktoru tavsiye etmiş ve çok memnun kalmış. ona iyi gelmiş.
düşündüm taşındım. lan dedim depresyon benim aşım ekmeğim. sürekli beni rahatsız eden komşum. hemen okuyayım.

üç gün süren bir okumanın ardından kitabı bitirdim. öncelikle kitabı ben çok beğendim. herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
yazar zaten bir psikolog olduğu için kitap içerisinde bol bol örnekler vermiş. empatinin yitirilmesinin nasıl gerçekleştiğini anlatmaya çalışmış. hastalarıyla ve okuduğu alıntılarla çok güzel şekilde kitabını desteklemiş.
yazar gruen aslında hepimizin bildiği şeyleri anlatmayı tercih etmiş. anlattığı şeyleri biliyoruz ama onlarla yüzleşmekten korkuyoruz.
okurken kendimizden parçalar buluyoruz ve bu durum çok canımızı yakıyor.
çocukluğun gelişimde ne kadar büyük yaralar bıraktığına şahit oluyoruz.
yazarın yaptığı analizler gerçek ve sertçe suratımızı tokatlıyor. canım yandı lan.

insan denen canlının dünyaya geldikten sonra anne ve çevresinden öğrendiklerinin ne kadar önemli olduğunu çok güzel anlatmış yazar.
aslında bu durum böyle ama farkında değiliz. aileler hiç değil. kimi aileler bir çocuğa bir zarar veriyorlar ve o çocuk bunu ömrü boyunca sırtında taşıyor. kitapta bahsedilen hastalar bunun en büyük göstergesi. bir olayı anlatıyor ve o olayla ilgili hasta örneği veriyor. şaşırıp kalıyoruz.
ayrıca kurban olmak ve kurban edilmek gibi kavramları da inceliyor. hasta ruhları. hitleri ve gaz odalarını inceliyor analiz ediyor.
beyaz adam ve kızıldereli ilişkisini bile çok güzel analiz ediyor.
birisinin canı yanıyor yandıkça hissetmemeye başlıyor. hissizleşiyor. sonrasında kendi acı çekemediği için başkalarına acı vermeye çalışıyor. acısını bastırıyor. bu kitap tam olarak bunu anlatıyor.

okurken ve düşünürken cidden empati duygumuzu yitirdiğimizi anladım. o yüzden herkesin okuyup dersler çıkarması gerekiyor. tavsiye ederim.
aşağı merak edenler için kitapta anlatılan başlıkları yazacağım.

önsöz: insan olmanın anlamını sorgulamak
kurbanlar ve suçlular meselesi
çocukluk döneminin ve çocuk oluşun tarihine dair
kimliğimiz
dil, bilinç ve sağ ve sol beyin yarımküreleri
yabancılaşmış beden
korku ve kimlik yitimi
kayıtsızlık fenomeni
narsisizm ve kimlik
saldırganla özdeşleşme uygarlığımızın temeli
ahlak ve insanlık
sevgiyi inkar temel suçtur
ilişki ve bağlılık aynı şeyler değildir
idealler, idealleştirmeler ve bunların politik sonuçları
karl marx
çocuklarımız ve tersine dönüş
hakikat kötülüğe dönüşüyor, yalan ise iyiliğe
bilim ve ilkellik
bizim korkumuz
ilker insanların korkusundan farklıdır
tarihsel bilincimiz
terrence despres ve hayatta kalanlar:
var olmamak ve onur hayatta kalmayı sağlıyor
insan olmak ve şizofreni üzerine bir değerlendirme
var olmama mücadelesi
hastalar kendilerini koruyor
hastanın büyülü zenginliği
yaşamın anlamı ve içimizdeki şiddetin temeli olarak kurban durumunda olma
sevgi olmayan sevgi ve kimlik olmayan kimlik toplum için sonuçları
tarih nedir ? ne yapılmalı?


not: yukarıda yazdıklarım başlıklardır. alt başlıkları üşendiğim için yazmadım. zaten yazarların merak edeceğini düşünerek ekledim. merak edenlerin merakını giderecektir.

sevdiğim alıntıları ekleyip tanımı sonlandırıyorum.


çocuklar kendilerini bedensel ve ruhsal olarak çaresiz hissediyorlar, kişilikleri daha düşünce düzeyinde bile protesto edecek kadar sağlamlaşmamış oluyor, yetişkinlerin ezici gücü ve otoritesi onları dilsizleştiriyor, hatta çoğunlukla zihinlerini köreltiyor. ancak aynı korku doruk noktasına ulaştığında çocuğu otomatik olarak saldırganın iradesine boyun eğmeye, onun bütün isteklerini tahmin etmeye ve yerine getirmeye, kendini tamamen unutmaya ve saldırganla tümüyle özdeşleşmeye zorluyor



bir insanın öğrenmek için mümkün olduğunca az hata yapması gerektiğini düşünürüz. bu yanlış varsayım çocuklarımızın oynayarak öğrenme olanağını ortadan kaldırır. eğer bir çocuk keşif gezilerine çıkamıyorsa, algılama
yeteneğini de geliştiremeyecektir



düşmanlar bizi kendi yaralanmışlığımızı görmekten uzak tutarlar. insan başkalarını cezalandırabildiği, aşağıla-
yabildiği, hatta yok edebildiği sürece kendi kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz.
devamını gör...

yaşadıklarımdan öğrendiğim bir değil çok şey var. öğrendiğim bazı şeyler bir şiirde mısralar olmuş. izninizle o şiiri paylaşmak istiyorum sizlerle.

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden…
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları…
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak…


not:bu şiir can yücel'e ait değildir. gerçekte kime ait olduğunu bulamadım. bilen yazarlar beni bilgilendirirse çok mutlu olurum.

şairi buldum editi: yukarıdaki şiir perihan özcan'a aittir. yardımcı olan yazarlara teşekkür ediyorum çok çok.*
kaynaksız olmaz
devamını gör...

bozulduğunu çaktırma, şaka yaptım ayağına yat, yalandan gül. ağlamanı eve kadar sakla.
evde, slowtürk radyosunu aç, hep ağlayacak şarkılar çalar orda. yorulana kadar ağla. sonra da uyu. sabaha şiş gözlerle ama biraz rahatlamış uyanırsın.
unutana kadar bunu tekrarla.
bir hafta sonra olanlara gülersin.
o seni reddettiğine yansın. taş gibisin maşallah. önündeki maçlara bak.
devamını gör...

niye izin vermedin ki? yarım saat içinde dönecektim zatenn, öyle konuştuk en azından..
neyse hemen şurada zamanın bir türlü geçememesini izleyeyim. kızmadım bu arada, kızmam ki ben sana.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
uçan değil üzgün balonlardan biriyim.
devamını gör...

hayat görüşümüze ve cesaretimize göre şekillendirdiğimiz bir eylem muhteviyatı.

şimdiye kadar yaşadıklarımızdan eğer memnun değilsek aynı olmamalı. eksikse tamamlanmalı. yoksa bir oluşum başlatmalı.
harekete geçilmeli.
devamını gör...

kesinlikle yürüyerek karış karış gezmektir.
mümkünse gezeceğiniz yerleri araştırmadan gidin daha büyüleneceğinizin garantisini verebilirim.
devamını gör...

ilk aklıma gelen ve çok canımı sıkan restorasyon, müzecilik.
devamını gör...

türkçesi seni kafa sözlük için istiyorum olan cümle.
ay vant yu for kafa sözlük şeklinde okunur.
yoldaş tarafından söylenmiştir.
devamını gör...

teog sınavında önümde okulun en başarılı öğrencisi oturmuştu 3 tane fen sorusunu ona bakarak cevaplamıştım .sonuçlar açıklandı ve o tüm soruları doğru cevaplayıp sadece 3 yanlış yapmıştı ve o yanlışlar benim ondan aldığım sorulardı.
devamını gör...

değiyor mu hayatını heba etmene?
devamını gör...

mutlu olduğumda rahatsız olduğunu hissettiğim andır. hayal kırıklığıdır. hep neden diye soruyorum bu kadar kötü olmaya sebep nedir? aniden boğazımın düğümlenme sebebidir. güvenmemeyi öğreniyorum. (bkz: öğreti dolu hayat) *
devamını gör...

hep belirli sitcomlarla kıyaslanan efsane sitcomdur. herhangi bir bölümünü açınca tebessümlerle izlersiniz.

david crane ve marta kauffman tarafından yaratılmış amerikan sitcom dizisidir. 1994 ile 2004 yılları arasında çekilmiş ve efsane olmuştur.
dizi 10 sezon sürmüştür. dizinin tüm sezonları abd'de reyting listesinde ilk 10 içerisine girmiştir.
en çok izlenen sezon ise 8. sezon olmuştur.
dizi 6 arkadaşın yaşadığı hayatı konu etmiştir. birbirlerine sıkıca bağlı 6 arkadaş centrel park adlı bir kafede takılırlar. 10 sezon boyunca o kafeyi ve yaşadıkları evi kendi çevreniz gibi hissedersiniz. onların arasında gibi mutlu olup onlara tebessümle bakarsınız. bence sevilmesinin ana sebebi bu arkadaşlık ilişkileri ve yaşanılan hayatın çok eğlenceli oluşudur.

birinci ve ikinci sezon 24 bölümden oluşmuştur. üçüncü sezon 25 dördüncü sezon ve beşinci sezon 24 bölümdür. altıncı sezon 25 yedi, sekiz ve dokuzuncu bölümler 24 bölümdür. final sezonu ise 17 bölümden oluşmaktadır.
dizinin oyuncuları ise şöyledir.

jennifer aniston (rachel green), courteney cox ( monica geller), matthew perry (chandler bing), david schwimmer (ross geller), matt leblanc (joey tribbiani) ve lisa kudrow (phoebe buffay)

ben bir sitcom sever olarak diziyi çok geç izledim. hatta yeni bitirdim. bunun sebebi ise geçmişte iki sezon izleyip bırakmış olmamdı. bir gün netflixe geleceği umuduyla bekledim ve gelince bitirdim. herkes gibi çok sevdim ve diğer sitcomlarla kıyaslama gereği duymadım.
dizinin güzel tarafları çok fazla konu olmasıydı. ayrıca karakterlerin ve toplumun gelişimini yakından takip etme fırsatı beni çok cezbetmişti. en basitinden adamlar porno kaseti alıyorlar. bu çok garip ve ilginç. yaşadığımız dönemin ve o dönemin farklarını görmek acayip ilgi çekici.
bu dizinin bir diğer güzel tarafı ise yan karakterlerin müthiş olması. hepsi birbirinden komik ve nefis yaratılmış karakterler.
her izleyen keşke böyle bir arkadaş grubum olsaydı diye düşünmüştür. ben de düşündüm. böyle bir arkadaş grubunu izlemek insanlara iyi hissettiriyor. dizinin başarısı bence buradan geliyor.
diğer sitcomlara göre bu sitcomun farkı ise bence karakterlerin hepsinin çok başarılı olması. bir düşünün her sitcomda favori karakteriniz vardır. benim friends dizisinde favori karakterim yok hepsini çok seviyorum. hepsi ayrı ve müthiş yaratılmış.
janice ve gunther karakterleri bile çoğu dizideki baş karakterlerden daha iyi geliyor bana. güçlü yan karakterler bu dizinin en büyük özelliklerinden biri. tabi yan karakterler demişken ross ve monicanın ailesini unutmayalım. çok komikler.

son olarak en sevdiğim kısımlarından biri ise diziye gelen konuk oyuncular. hepsi birbirinden efsane isimler arada sırada karşımıza çıkıyorlar. o efsane oyuncular ise şöyle.

brad pitt ( birader sen nasıl bir yakışıklısın ya )
bruce willis (olduğu bölümler favorimdi)
julia roberts (çok güzelsin)
susan sarandon
charlie sheen
hugh laurie
alec baldwin
billy crystal ve robin williams
denise richards ( çok seksi bir kadın)
john stamos
sean penn
george clooney
danny devito
paul rudd
anna faris
jason alexander

not: konuk oyuncu listesine onedio sitesinden ulaştım.

her zaman efsane olarak kalacak ve unutulmayacak bir yapım. çok güzeldin friends. arada sırada bazı bölümleri tekrar izleyeceğim. tebessüm edeceğim.
devamını gör...

muslera ve kaleci eldivenleri.
devamını gör...

sözlükte bitmeyen bitmek tükenmek bilmeyen muhabbettir.

yahu kardeşim bu sözlükte artı vermiyorlar nasıl eksi verecekler. sözlükte havai fişek patlatan iko eksi butonu koymaya mı üşenecek bir bildikleri var o yüzden koymuyorlar.

artı veren bir kitle var sağ baştan say deseler sayarım hep aynı tipler hep aynı yazarlar.
hakkıyla hak edene artı veren olmadığı sürece hakkıyla hak edene eksi veren kişiler olmayacaktır.
adam sana gıcık olacak mantıklı tanımına eksi basacak.
iki tane seninle aynı düşüncede olmayan eleman eksi basacak sonra sürü psikolojisiyle tanımın eksi dolacak.

o yüzden artı vermeyi öğrendiğimiz zaman gelmesi gereken bir özellik.
devamını gör...

sonsuzluğun başlangıcıdır.


tanım: ölüme bakış açılarımızı paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim