rastgele sekmesinde kendi mahlasını görmek
bu da kimmiş? aa benmişim.
devamını gör...
normal sözlük’ün verdiği 1 günlük ceza
dün ' sözlük solcularının aklına uyup mahkemelik olmak ' şeklinde açılan başlığın tanım kısmında,
sol siyasi görüşe mensup insanlarla alakalı asılsız, ilgisiz ima ve suçlamalar yapıldıktan sonra, ' bu solcuların ensesinden tokatı hiç eksik etmeyelim ' şeklinde, saldırgan, kışkırtıcı ve aşağılayıcı bir cümleye binaen ,
hemen tepki gösterdim.
bu süreci sırayla özetlemem gerekirse
- kullanılan aşağılayıcı kışkırtıcı üslub sebebiyle başlığın kaldırılması gerektiğini yazdım.
- uzunca bir süre kimse müdahale etmeyince bir kaç kez daha bu duruma dikkat çekmek adına moderasyonu göreve çağırdım.
- toplumun yarısını hedef alan bu başlık kalkana dek , güncelleyeceğimi, bundan vaz geçmeyeceğimi söyledim.
bunu yaparken de , sürekli aynı şeyi yazmak yerine, ekşide de kullanılan bir yöntem olan ' upper' ın kısaltması ' up' simgesini kullandım.
- tabi burada şunu belirtmeden geçemiyeceğim, sözlükte kaç kişi vardır, siyasi görüşleri nedir hiç bilmem , ancak bu mücadelede tek başıma kaldımığı, bir tek kişinin gelip , bu başlık kaldırılmalı demediğini üzülerek belirtmek isterim .sözlükte tek solcu benmişim gibi hissettim bir an. bir kac yazar doğru olmadığı konusunda entry girdi hepsi o kadar .
- bir süre sonra , yetkili benjamin franklin benimle mesaj yoluyla iletişime geçti.
- başlığın ' ifade özgürlüğü ' kapsamında olduğunu ve kaldırılmayacağını söyledi.
- ben de kendilerine o ana dek hiçbir küfür hakaret vs. ıçermediği halde kaldırılan başlık ve entryleri hatırlattım ancak makul bir cevap alamadığımı tahmin edersiniz .
- bir süre sonra başlık entry girişine kapatıldı. bundaki amaç da benim sürekli gündeme taşımama engel olmaktı.
- bir süre daha sonra bu kez moderator....... mesaj yoluyla ulaştı bana .
- adeta yargılar gibi , ukala bir tavırla, sadece beni sorguluyordu ve benim buna fırsat vermem mümkün değildi.
sonunda açık açık ' seni atarım ' şeklinde tehdit etti beni .evet evet moderator yazara ' ısrar etme seni atarım ' diyordu resmen.
- hemen at dedim kendisine, hiç durma, ama ben bu başlık konusundaki düşüncemden geriye adım atmıyorum.
bu başlık silinecek.
- ve cevap , ' 1 gün cezalısın ' .
hazırmış zaten, beni o an uzaklaştırmak için sebep arıyormuş gibi , anında sözlüğe girişim 1 gün yasaklandı.
neden , herifin birinin açtığı kışkırtıcı, hakaret dolu bir başlığa tepki gösterdiğim için. kaldı ki , aynı başlık altında söz konusu kişinin müteakip defalar, kafa sözlüğün o çok korktuğu küfür kelimelerini kullanarak entryler girdiği ve bunların hala durduğunu da bazı yazarlar gündeme getirdiler .
- bu arada , bana verilen cezanın ardından, başlıktaki engel kalktı, sanırım iki yazar da başlığın altına, yapılanın doğru olmadığını belirten girişler yaptılar, kendilerine teşekkür ederim .
- başlığa bugün de baktım,
geçte olsa tanımdaki saldırgan ve kışkırtıcı durumu görmüş olmalılar ki , başlık duruyor ancak tanım silinmiş.
evet , cezamızı çektik, alnımızın akıyla yine meydanlardayız.
- şimdi moderasyona sorulması gereken sorulara geliyorum.
- dün kendinizden oldukça emin biçimde, şiddetle savunduğunuz tanımı bugün neden sildiniz ,
benim dün üstüne basa basa söylediğim durumun farkına yeni mi vardınız ?
- gelinen noktada benim haklılığım ortaya çıkmış olmuyor mu ,
bu durumda verilen 1 günlük ceza ' nın bende yarattığı mağduriyetin telafisi var mı?
- şiddetle savunduğunuz durum , içerik olarak incelendiğinde, sol siyasi görüş hedef alınarak yapıldığından,
kafa sözlüğün siyasi çizgisi de herkesin gözü önüne ' sol karşıtlığı ' olarak döküldü. bu durumu nasıl değerlendirirsiniz ?
bu bize ne sağlar, yazacağımız yazıları yazarken, nereye ne kadar dokunacağımızda bize referans olur. belki de hiç yazmayıp, hemen şimdi burayı terk etmemize de olanak sağlar. çünkü bu tür karşılaşmalar hiç kimseye fayda sağlamadığı gibi , insanları mutsuz etmeye de sebep olabilir .
- moderator olarak yetkilendirilen kişilerin, bilgi beceri ve tecrübeleri hakkında herhangi bir açıklama yapmayı düşünürmüsünüz ?
zira moderatorler yazarları tehdit etmez, edemezler. kafalarına göre iş de yapamazlar, eğer bu sektörde kalıcı olup , ses getirmek isteniyorsa , kişinin insiyatifine bırakılmayan yazılı kurallar bütünü olur , moderator de bunu uygular.
yazarı yargılamaz, tehdit etmez .
yazılı kural neyi gerektiriyorsa onu yapar , kişiye de bilgi verir .
bu kadar basittir bu iş.
a moderatoru bir konuya ak derken , b moderatoru aynı konuya kara diyemez , dememeli .
eğer kural yoksa bu yaşanır, aklar karalar havada uçuşur, ama kural olur sa böyle bir sorun yaşanmaz.
bu konudaki eksikleriniz için de açıklama yapma gereği duyarmısınız ?
sözlüğe ilk katılanlardan biri olarak , şimdiye dek girdiğim hiçbir tanımda küfür veya hakaret içerikli cümleler kullanmamış biri olarak ,
taşıdığım siyasi tercih ve hayat görüşü çerçevesinde, özellikle gündeme dair değerlendirmeler yaptığım, açık seçik ortadadır.
bu görüşlerime katılan olur , olmaz o beni hiç ilgilendirmiyor.
ben yazımı yazar geçerim. bunu yaparken de birilerini kırmamaya dikkat ettiğim gibi , bir başkasının da beni kırmasına müsamaha göstermem.
bu ülke hepimizin , sağcısı solcusu, dindarı ateisti , birlikte yaşamak, birbirimize tahammül etmek zorundayız.
elbette hata yapan olacak , birileri de bunu dile getirecek, eleştirecek.
yeri gelecek eleştiren, yeri gelecek eleştirilen olacağız.
ama bunu adam gibi yapacak , efendice , kırıp dökmeden, haddimizi aşmadan yapacağız.
bu bağlamda, siyasi çizgi ve hayat görüşü hakkında artık büyük oranda bilgi sahibi olduğum kafa sözlükte bulunmam, bu minvalde değerlendirmeler yapmam birilerini rahatsız ediyorsa , yukarıda bahsettiğim erdeme sahip olunamıyorsa,
bunu bana açıkça söylemenizi, uyduruk sebeplerle entry silmek, ceza vermek gibi basit yöntemlerle yıldırma politikası gütmemenizi ister, bekler, rica ederim.
son olarak yazarlara birkaç cümle söyleyip, bu uzun anlatıma son vericem .
gördüğüm kadarıyla siyasetten, gündemi takip etmekten epey bir uzak durmayı tercih ediyorsunuz .
bu sizin tercihiniz , kimsenin buna söyleyecek bir sözü olamaz, olmamalı.
ancak , olur da , işin ucu bir gün size dokunacak bir hal alır, sizi rahatsız eden bir durumu dile getirmek, bu konuda hakkınızı sonuna kadar savunmak durumuna düşerseniz,
yalnız olduğunuzda burada başınıza gelebilecekleri bilmeniz açısından bu konuyu burada sizlerle paylaştığımı bilmenizi ister, sabırla okuduğunuz için de teşekkür ederim .
saygıyla.
sol siyasi görüşe mensup insanlarla alakalı asılsız, ilgisiz ima ve suçlamalar yapıldıktan sonra, ' bu solcuların ensesinden tokatı hiç eksik etmeyelim ' şeklinde, saldırgan, kışkırtıcı ve aşağılayıcı bir cümleye binaen ,
hemen tepki gösterdim.
bu süreci sırayla özetlemem gerekirse
- kullanılan aşağılayıcı kışkırtıcı üslub sebebiyle başlığın kaldırılması gerektiğini yazdım.
- uzunca bir süre kimse müdahale etmeyince bir kaç kez daha bu duruma dikkat çekmek adına moderasyonu göreve çağırdım.
- toplumun yarısını hedef alan bu başlık kalkana dek , güncelleyeceğimi, bundan vaz geçmeyeceğimi söyledim.
bunu yaparken de , sürekli aynı şeyi yazmak yerine, ekşide de kullanılan bir yöntem olan ' upper' ın kısaltması ' up' simgesini kullandım.
- tabi burada şunu belirtmeden geçemiyeceğim, sözlükte kaç kişi vardır, siyasi görüşleri nedir hiç bilmem , ancak bu mücadelede tek başıma kaldımığı, bir tek kişinin gelip , bu başlık kaldırılmalı demediğini üzülerek belirtmek isterim .sözlükte tek solcu benmişim gibi hissettim bir an. bir kac yazar doğru olmadığı konusunda entry girdi hepsi o kadar .
- bir süre sonra , yetkili benjamin franklin benimle mesaj yoluyla iletişime geçti.
- başlığın ' ifade özgürlüğü ' kapsamında olduğunu ve kaldırılmayacağını söyledi.
- ben de kendilerine o ana dek hiçbir küfür hakaret vs. ıçermediği halde kaldırılan başlık ve entryleri hatırlattım ancak makul bir cevap alamadığımı tahmin edersiniz .
- bir süre sonra başlık entry girişine kapatıldı. bundaki amaç da benim sürekli gündeme taşımama engel olmaktı.
- bir süre daha sonra bu kez moderator....... mesaj yoluyla ulaştı bana .
- adeta yargılar gibi , ukala bir tavırla, sadece beni sorguluyordu ve benim buna fırsat vermem mümkün değildi.
sonunda açık açık ' seni atarım ' şeklinde tehdit etti beni .evet evet moderator yazara ' ısrar etme seni atarım ' diyordu resmen.
- hemen at dedim kendisine, hiç durma, ama ben bu başlık konusundaki düşüncemden geriye adım atmıyorum.
bu başlık silinecek.
- ve cevap , ' 1 gün cezalısın ' .
hazırmış zaten, beni o an uzaklaştırmak için sebep arıyormuş gibi , anında sözlüğe girişim 1 gün yasaklandı.
neden , herifin birinin açtığı kışkırtıcı, hakaret dolu bir başlığa tepki gösterdiğim için. kaldı ki , aynı başlık altında söz konusu kişinin müteakip defalar, kafa sözlüğün o çok korktuğu küfür kelimelerini kullanarak entryler girdiği ve bunların hala durduğunu da bazı yazarlar gündeme getirdiler .
- bu arada , bana verilen cezanın ardından, başlıktaki engel kalktı, sanırım iki yazar da başlığın altına, yapılanın doğru olmadığını belirten girişler yaptılar, kendilerine teşekkür ederim .
- başlığa bugün de baktım,
geçte olsa tanımdaki saldırgan ve kışkırtıcı durumu görmüş olmalılar ki , başlık duruyor ancak tanım silinmiş.
evet , cezamızı çektik, alnımızın akıyla yine meydanlardayız.
- şimdi moderasyona sorulması gereken sorulara geliyorum.
- dün kendinizden oldukça emin biçimde, şiddetle savunduğunuz tanımı bugün neden sildiniz ,
benim dün üstüne basa basa söylediğim durumun farkına yeni mi vardınız ?
- gelinen noktada benim haklılığım ortaya çıkmış olmuyor mu ,
bu durumda verilen 1 günlük ceza ' nın bende yarattığı mağduriyetin telafisi var mı?
- şiddetle savunduğunuz durum , içerik olarak incelendiğinde, sol siyasi görüş hedef alınarak yapıldığından,
kafa sözlüğün siyasi çizgisi de herkesin gözü önüne ' sol karşıtlığı ' olarak döküldü. bu durumu nasıl değerlendirirsiniz ?
bu bize ne sağlar, yazacağımız yazıları yazarken, nereye ne kadar dokunacağımızda bize referans olur. belki de hiç yazmayıp, hemen şimdi burayı terk etmemize de olanak sağlar. çünkü bu tür karşılaşmalar hiç kimseye fayda sağlamadığı gibi , insanları mutsuz etmeye de sebep olabilir .
- moderator olarak yetkilendirilen kişilerin, bilgi beceri ve tecrübeleri hakkında herhangi bir açıklama yapmayı düşünürmüsünüz ?
zira moderatorler yazarları tehdit etmez, edemezler. kafalarına göre iş de yapamazlar, eğer bu sektörde kalıcı olup , ses getirmek isteniyorsa , kişinin insiyatifine bırakılmayan yazılı kurallar bütünü olur , moderator de bunu uygular.
yazarı yargılamaz, tehdit etmez .
yazılı kural neyi gerektiriyorsa onu yapar , kişiye de bilgi verir .
bu kadar basittir bu iş.
a moderatoru bir konuya ak derken , b moderatoru aynı konuya kara diyemez , dememeli .
eğer kural yoksa bu yaşanır, aklar karalar havada uçuşur, ama kural olur sa böyle bir sorun yaşanmaz.
bu konudaki eksikleriniz için de açıklama yapma gereği duyarmısınız ?
sözlüğe ilk katılanlardan biri olarak , şimdiye dek girdiğim hiçbir tanımda küfür veya hakaret içerikli cümleler kullanmamış biri olarak ,
taşıdığım siyasi tercih ve hayat görüşü çerçevesinde, özellikle gündeme dair değerlendirmeler yaptığım, açık seçik ortadadır.
bu görüşlerime katılan olur , olmaz o beni hiç ilgilendirmiyor.
ben yazımı yazar geçerim. bunu yaparken de birilerini kırmamaya dikkat ettiğim gibi , bir başkasının da beni kırmasına müsamaha göstermem.
bu ülke hepimizin , sağcısı solcusu, dindarı ateisti , birlikte yaşamak, birbirimize tahammül etmek zorundayız.
elbette hata yapan olacak , birileri de bunu dile getirecek, eleştirecek.
yeri gelecek eleştiren, yeri gelecek eleştirilen olacağız.
ama bunu adam gibi yapacak , efendice , kırıp dökmeden, haddimizi aşmadan yapacağız.
bu bağlamda, siyasi çizgi ve hayat görüşü hakkında artık büyük oranda bilgi sahibi olduğum kafa sözlükte bulunmam, bu minvalde değerlendirmeler yapmam birilerini rahatsız ediyorsa , yukarıda bahsettiğim erdeme sahip olunamıyorsa,
bunu bana açıkça söylemenizi, uyduruk sebeplerle entry silmek, ceza vermek gibi basit yöntemlerle yıldırma politikası gütmemenizi ister, bekler, rica ederim.
son olarak yazarlara birkaç cümle söyleyip, bu uzun anlatıma son vericem .
gördüğüm kadarıyla siyasetten, gündemi takip etmekten epey bir uzak durmayı tercih ediyorsunuz .
bu sizin tercihiniz , kimsenin buna söyleyecek bir sözü olamaz, olmamalı.
ancak , olur da , işin ucu bir gün size dokunacak bir hal alır, sizi rahatsız eden bir durumu dile getirmek, bu konuda hakkınızı sonuna kadar savunmak durumuna düşerseniz,
yalnız olduğunuzda burada başınıza gelebilecekleri bilmeniz açısından bu konuyu burada sizlerle paylaştığımı bilmenizi ister, sabırla okuduğunuz için de teşekkür ederim .
saygıyla.
devamını gör...
kendisi gibi düşünmeyen herkese vatan haini diyen insan
son 10 yılda türeyen, tüm sosyal medya mecralarında da bolca bulunan insan tipi.
tiksindik be kardeşim.
tiksindik be kardeşim.
devamını gör...
fotoğrafın hikayesi

omayra sanchez garzón, tolima armero’da, nevado del ruiz yanardağının 1985 patlamasında 13 yaşındaki bir kolombiyalı kızdı. volkanik enkaz, dağın altındaki nehir vadilerine koşarak yaklaşık 23.000 insanı öldürerek armero ve diğer 13 köyü yok eden büyük laharlar oluşturmak için buzla karıştı.
13 kasımda harekete geçen yanardağ, omayra’nın yaşadığı köyü vurmuştu. daha ne oldu bilinmeden omayra’nın belden aşağısı patlayan patlayan yanardağ sebebiyle kayan toprağın altında kalmış ve yavaş yavaş su birikmeye başlamıştı. omayra yaşamak için enkaz parçasına tutunmuş ve ertesi gün bir gazeteci omayra’nın elini görmüş ve bölgedeki gönüllüleri çağırdı. omayrayı kurtarmak için büyük çaba sarf edildi. fakat bacaklarını kırmadan bulunduğu yerden çıkarmak imkansızdı. ayrıca her çıkarmaya çalıştığında çevredeki su yükseliyor ve omayra’nın nefes almasını engelliyordu. gönüllüler suyun altına baktıklarında tuğladan yapılmış kapının altında kaldığını ve o kapının altında ise ölen halısını gördüler.
omayra bu duruma rağmen çevresindekilere şarkı söyleyip, şekerleme ve gazoz istediğini söylüyordu. bu durumdan hiç şikayet etmedi. zaman geçtikçe vücut ısısı düşmeye başladığında sayıklamaya başlamıştı. fakat ortamdaki kirlilik sebebiyle bu operasyon sonucunda daha büyük acıyla öleceği de anlaşıldı. o yüzden insaflı olan davranışın onun ölmesine izin vermek olduğu düşünülmüştür.
omayra’nın son sözleri ise “anne, eğer beni duyuyorsan tahmin ediyorum benim tekrar ayağa kalkmam, yürüyebilmem ve bu insanların beni kurtarması için dua ediyorsundur. anne seni seviyorum ve babamı ve kardeşimi. elveda anne” oldu.
kapak görseli son 50 yılın en iyi fotoğrafları arasında yer almış ve fotoğrafçıya pulitzer ödülünü kazandırmıştır.
bilgileri www.kooplog.com sitesinden aldım. şimdi bu üzücü olayı bir kenara bırakıp fotoğrafa ilgisi olan bir insan olarak teknik açıdan inceleyelim(evet çok çok üzücü ama neden bu fotoğraf içimize işliyor onu anlamak için)
o gün onlarca fotoğraf çekildi ama bir tanesi ödül aldı ve hafızalara kazındı. sebeplerine bakalım. bu arada çekilen diğer fotoğraflarda harikaydı.
öncelikle çocuğun bakış açısı biraz eğik ama tutunduğu ağaç parçasıyla tam paralel bu da gözümüze tam oturmasını sağlıyor. bunu dudaklarından daha kolay teyit edebilirsiniz ama odak gözlerde olduğu için gözü baz almak daha doğru.
fotoğrafa baktığımızda çocukla göz göze geliyoruz. fotoğrafçı bizi çocukla baş başa bırakmış. diğer fotoğrafları incelerseniz genelde dışarıdan bir göz olarak olayları aktarmışlar ama bu fotoğrafta çocukla baş başa kalıyoruz ve etkileyiciliği artırıyor.
fotoğrafın yere yakınlık seviyesi çok aşağıda buda bizi çocuğun ne kadar çaresiz bir yerde olduğunu çok iyi anlatıyor. kendimizi o çukurda hissediyoruz. çocuğun seviyesine inerek bizi de çukurun içine alıyor fotoğrafçı.
fotoğrafçının çocuğa yakınlığı tam yerinde. çok yakın değil bize çevre detayları sunabiliyor. çok uzakta değil çocuğa yardım edebilecek kadar yakın ama edemiyor. yine bize çaresizliği hissettiriyor.
fotoğrafın zamanlaması çok yerinde tam elini görebileceğimiz bir anda çekilmiş. el ve yüz dokusu yan yana. o suyun neler yapabileceğini çok iyi anlatıyor. çocuk masum bir suyun içinde değil eğer elleri sudayken çekilmiş olsaydı çok daha farklı düşündürebilirdi. minicik bir dala tam dokunduğu an sahnelenmiş. bu anı kullanmak içimizi sızlatmaya yetiyor. hala çocuğun bir umudu olduğunu anlayabiliyoruz. fotoğrafçı bu anı seçmekle çocuğun mücadelesine ortak olmuş.
eğer fotoğraf üst açıdan çekilseydi muhtemelen çocuğun kolundan bir bez parçasıyla ağaca bağlı olduğunu göremeyecektir. fotoğrafın etkisini artıran bir detay. küçük bir bez hayata tutuyor.
yer su ile kaplı olduğu için çocuğun yüzüne ışık yansıyor ve doğal reflektör görevi görüyor. fotoğraf doğru saatte çekilmiş. aydınlık yüzde siyah gözler daha çok ortaya çıkıyor ve yine etkileyiciliği ikiye katlıyor. içimize işliyor. eğer fotoğrafın pozlaması düşük kalsaydı. bu fotoğraf bu kadar içimize dokunmayacaktı. ölümü daha net gösteriyor.
diyafram aralığı tahminim 2.0 civarında çekilmiş. böylece ilgimiz çocuğun gözlerinde onunla birlikteyiz ama ellerine neler olduğunu ve arka tarafta nasıl bir yerde olduğumuzu fotoğrafta bir kaç saniye geçirdikten sonra inceleyebiliyoruz. çok iyi seçilmiş bir aralık.
fotoğrafın bir çok renk versiyonu var hangisi orijinal bilemediğim için bu konuda yorum yapamayacağım. ama çok koyu saçlı olduğu için fotoğrafta karanlıkların biraz açıldığını düşünüyorum. detayları görmemizi sağlamış.
kafa boşluğu (yani kafasıyla fotoğrafın bittiği yerin arasındaki mesafe) sonuna kadar kullanılmış. biraz daha aşağı inseydi gözümüze tam oturmayabilirdi. kadraj sorunsuz yapılmış. çocuk tam ortaya alışmış. sağa ve sola olan boşluk mesafesi aynı. yine gözümüze tam oturması sağlanmış.
devamını gör...
hücre zarı
bitki hücresinde hücre duvarı ile birlikte bulunan yapıdır.
devamını gör...
kölelik
kelime anlamıyla bir insanın başka bir insanın malı olmasıdır. mezopotamya’da, antik mısır’da, antik yunan’da, roma’da, islam öncesi iran, orta asya ve anadolu’da yaşayan kavimlerde kölelik doğal kabul edilirmiş. aynı zamanda orta çağ bitene kadar, batı'nın ayrılmaz bir parçasıydı. hatta bu uğurda nice kanlar döküldü.
evet belki köle deyince aklımıza ilk gelen aşağıda da resmini verdiğim o olgu belki yok ya da varsa da çok az ama sizce de kölelik olgusu modern kölelik olgusuna evrilmiş olamaz mı ve artarak devam ediyor olamaz mı?
aşağıdaki resim amerikan fotoğrafçı jack delano tarafından amerika'nın georgia eyaletinde bir köleyi gösteriyor.. bir tablo gibi ama gerçek.
evet belki köle deyince aklımıza ilk gelen aşağıda da resmini verdiğim o olgu belki yok ya da varsa da çok az ama sizce de kölelik olgusu modern kölelik olgusuna evrilmiş olamaz mı ve artarak devam ediyor olamaz mı?
aşağıdaki resim amerikan fotoğrafçı jack delano tarafından amerika'nın georgia eyaletinde bir köleyi gösteriyor.. bir tablo gibi ama gerçek.
devamını gör...
kitap okumak
kitap okuyorum öyleyse varım.
devamını gör...
hayatınızın sonuna dek bir şarkı dinleyecek olsanız
rainbow-temple of the king.
hayatım bittikten sonra da dinlemek isterdim.
hayatım bittikten sonra da dinlemek isterdim.
devamını gör...
pardon
(bkz: kerttirtmeyin bana beşiğinizi)
(bkz: ay büfe mi dın büfe mi)
(bkz: benim tek ideolojik sorunum eniştem)
(bkz: ay büfe mi dın büfe mi)
(bkz: benim tek ideolojik sorunum eniştem)
devamını gör...
normal sözlük'teki z kuşağı yazarlar
engelle beni engelle. mutluluk duyarım. *
devamını gör...
emeklilikte yaşa takılanlar
gençken emekli olacaklar diye lanse edilen ama çoğu 10-15 yaşlarında çalışmaya başlamış kişilerdir. 10 yaşında çalışmaya başlamış biri, gününü doldurduysa şuan 40 yaşında emekli olmalıdır çünkü devletin koyduğu kanunlara göre yaş hariç gerekli tüm şartları yerine getirmiştir, 30 sene bu devlete hizmet etmiştir, hem de çocukluğunu, gençliğini yaşayamadan, 40 yaşında çeşitli hastalıklara gark olmuş, bedeni 40 yaşında olmasına rağmen ruhu 60 küsur yaşında olan biridir. emeklilik için genç, iş için yaşlı bulunan bu insanların bu özel durumları dikkate alınarak kendilerine hakları verilmelidir diye düşünüyorum.
devamını gör...
daha gençsin bu yaşlarının kıymetini bil
sadece bunu deseler iyidir. kendileri her halti yemisler, sonra da “biz yedik o b*klari, siz yemeyin” deyip, bazilari uzerinde baski bile kurmaya calisir.
devamını gör...
kafa sözlük
birkaç ay öncesine kadar çok kaliteli yazarlara sahip olan bir sözlüktü. ilk kurulduğu zamanlarda tüm sözlüklerden farklı, kaliteli, bilgi içerikli, küfürsüz bir sözlük olma gayeti içerisindeydi. fakat ne yazık ki 1. yılını bile dolduramadan küfürsüz sözlük olma gayesi hariç diğer tüm gayelerini kaybetmiş bir sözlük haline geldi. kaliteli yazarları birer birer sözlüğü terk etti.
peki tüm bunlar neden oldu? yoldaş benjamin franklin'in #376875 no'lu entry'sinde belirttiği gibi moderatörler ocak 2021'de yavaş yavaş kalitesi düşmeye başlayan sözlüğü troll hesapları ve fake hesapları kapatıp çaylaklık sistemi getirerek bir nebze de olsa düzeltmeyi başarmıştı. fakat aradan birkaç ay geçtikten sonra sözlüğün kalitesi tekrar düşmeye başladı. özellikle mart 2021 ve nisan 2021'de bu durumu fark eden yazarlar tepkilerini göstermeye başladılar.
ateist kaplumbağa 9 mart 2021'de bu durumu #532486 no'lu entry'si ile belirtmiş.
una nocte 10 nisan 2021'de #714965 no'lu entry'si ile sözlüğü bırakmış. (3 ay sonra geri dönmüş.)
ancak bu sefer öncekine benzer bir durum karşısında yoldaş benjamin franklin #956825 no'lu entry'sinde "geliştiği için eleştirilen site." dedi ve ocak 2021'de verdiği tepkiyi mayıs 2021'de vermedi. moderasyon da aylardır bu durum hakkında bir aksiyon almadı. bunun sonucunda sözlükte severek takip ettiğim yazarlar birer birer sözlüğü bıraktı.
1,5 ay önce girdiğim #1002840 no'lu entry'de sözlükte 7 yazarı takip ettiğimi belirtmişim. bu son 1,5 ayda marscan sözlüğü tamamen bıraktı, hesabını sildi. bol giyimli kukla haftalardır entry girmiyor, sanırım sözlüğü bıraktı. 10pele haftalardır entry girmiyor, sanırım sözlüğü bıraktı. kedi yiyen fare haftalardır entry girmiyor, sanırım sözlüğü bıraktı. mebus paltosu 1 aydan uzun süredir entry girmiyor, sanırım sözlüğü bıraktı. ilgiyle takip ettiğim 7 yazardan 5'i sanırım sözlüğü bıraktı. sözlükte yazmaya devam eden ateist kaplumbağa da #532486 no'lu entry'sinde gidişattan hoşnut olmadığını belirtmiş. her ne kadar örneklem grubum dar olsa da bu durumun sözlük genelinde de aynı olduğuna ve kaliteli yazarların birer birer sözlükten uzaklaştığına inanıyorum.
peki bu durum karşısında ben ne yaptım? #akış ve #gündem'de kaliteli* başlıklar olmadığı için #akış ve #gündem'i okumayı neredeyse tamamen bıraktım. takip ettiğim yazarlar birer birer sözlüğü bıraktığı için #takip'i neredeyse kullanamaz hale geldim. şu an sadece #kitap, #dizi-film ve #bilgi kanallarına girilen tanımları okumaya çalışıyorum, fakat bu kanallara girilen tanımların sayısı azaldı ve kalitesi* düştü. böyle olunca sözlüğe girmeyi azalttım.
bir zamanlar hemen hemen her gün sözlüğe giren ben, haftada bir sözlüğe girmeye başladım. sözlüğe girdiğim zamanlarda da #kitap, #dizi-film ve #bilgi kanallarında ilgimi çeken tanımları okuyup, girmek istediğim tanımı* girip sözlüğü terk ediyorum. uzun tanımları kimsenin okumadığı bilmeme rağmen belki konuyla ilgilenen birilerinin dikkatini çeker, konuyla ilgilenen birine bir fayda sağlar diye bilgi içerikli tanımlar giriyorum.
bunu bilmeme rağmen dün gece bilgisayarın başına oturup saatlerce uğraşarak, hiçbir yerden kopyala-yapıştır yapmadan, hiçbir yerden çalmadan türkiye'nin en kapsamlı romen rakamları rehberini oluşturmaya çalıştım. tanım 1.390 (bin üç yüz doksan) kelimeye ulaşınca bir ara vermeye karar verdim. o ana kadar yazdığım 1.390 kelimelik #1142275 no'lu tanımı*** hazırlamaya çalışıtığım rehberin ilk partı olarak girdim. yavaş yavaş yeni tanımlar yazarak rehberi geliştirmeye çalışırken rehberin ikinci partını girdikten sonra flood yaptığım gerekçesiyle girdiğim 655 (altı yüz elli beş) kelimelik tanımım moderasyon tarafından silindi.
sözlük kurallarına bugüne kadar harfiyen uyan biri olarak ilk kural hatam olan 24 saat içinde aynı başlığa 2. tanımı girme hatası sonucunda tanımımın silinmesini sözlük için sevindirici buldum, silinen tanımımı ertesi gün tekrar girmeye karar verdim. fakat daha sonra aklıma bu kuralın çoğunlukla uygulanmadığına, aynı başlığa/nickaltına 1-2 saat arayla birer cümlelik tanımlar giren yazarların tanımlarının silinmediğine şahit olduğum geldi. hafızamın beni yanıltmış olabileceğini düşünüp az önce kontrol ettiğimde flood tanımların hala ilgili başlıkta/nickaltında durduğunu gördüm. kuralların herkese eşit olarak uygulandığını bilsem moderasyon haklı diyerek sözlük kurallarının hala uygulandığını görerek mutlu olacaktım. ancak kuralların bilgi içerikli olmayan* tanımlara uygulanmayan kuralların bilgi içerikli tanımlara uygulandığına şahit olarak bir kez daha hayal kırıklığına uğradım.
sözün özü: sözlükte bilgi içerikli olmayan tanımlar çoğalıyor, bilgi içerikli tanımlar azalıyor, kaliteli yazarlar birer birer sözlüğü bırakıyor. moderasyonun ve yoldaş benjamin'in ocak 2021'de yaptıklarının bir benzerini yapmaları gerekiyor. yoksa kafa sözlük yavaş yavaş düşük bütçeli ve küfürsüz ekşi sözlük'e dönüşecek gibi görünüyor.
peki tüm bunlar neden oldu? yoldaş benjamin franklin'in #376875 no'lu entry'sinde belirttiği gibi moderatörler ocak 2021'de yavaş yavaş kalitesi düşmeye başlayan sözlüğü troll hesapları ve fake hesapları kapatıp çaylaklık sistemi getirerek bir nebze de olsa düzeltmeyi başarmıştı. fakat aradan birkaç ay geçtikten sonra sözlüğün kalitesi tekrar düşmeye başladı. özellikle mart 2021 ve nisan 2021'de bu durumu fark eden yazarlar tepkilerini göstermeye başladılar.
ateist kaplumbağa 9 mart 2021'de bu durumu #532486 no'lu entry'si ile belirtmiş.
una nocte 10 nisan 2021'de #714965 no'lu entry'si ile sözlüğü bırakmış. (3 ay sonra geri dönmüş.)
ancak bu sefer öncekine benzer bir durum karşısında yoldaş benjamin franklin #956825 no'lu entry'sinde "geliştiği için eleştirilen site." dedi ve ocak 2021'de verdiği tepkiyi mayıs 2021'de vermedi. moderasyon da aylardır bu durum hakkında bir aksiyon almadı. bunun sonucunda sözlükte severek takip ettiğim yazarlar birer birer sözlüğü bıraktı.
1,5 ay önce girdiğim #1002840 no'lu entry'de sözlükte 7 yazarı takip ettiğimi belirtmişim. bu son 1,5 ayda marscan sözlüğü tamamen bıraktı, hesabını sildi. bol giyimli kukla haftalardır entry girmiyor, sanırım sözlüğü bıraktı. 10pele haftalardır entry girmiyor, sanırım sözlüğü bıraktı. kedi yiyen fare haftalardır entry girmiyor, sanırım sözlüğü bıraktı. mebus paltosu 1 aydan uzun süredir entry girmiyor, sanırım sözlüğü bıraktı. ilgiyle takip ettiğim 7 yazardan 5'i sanırım sözlüğü bıraktı. sözlükte yazmaya devam eden ateist kaplumbağa da #532486 no'lu entry'sinde gidişattan hoşnut olmadığını belirtmiş. her ne kadar örneklem grubum dar olsa da bu durumun sözlük genelinde de aynı olduğuna ve kaliteli yazarların birer birer sözlükten uzaklaştığına inanıyorum.
peki bu durum karşısında ben ne yaptım? #akış ve #gündem'de kaliteli* başlıklar olmadığı için #akış ve #gündem'i okumayı neredeyse tamamen bıraktım. takip ettiğim yazarlar birer birer sözlüğü bıraktığı için #takip'i neredeyse kullanamaz hale geldim. şu an sadece #kitap, #dizi-film ve #bilgi kanallarına girilen tanımları okumaya çalışıyorum, fakat bu kanallara girilen tanımların sayısı azaldı ve kalitesi* düştü. böyle olunca sözlüğe girmeyi azalttım.
bir zamanlar hemen hemen her gün sözlüğe giren ben, haftada bir sözlüğe girmeye başladım. sözlüğe girdiğim zamanlarda da #kitap, #dizi-film ve #bilgi kanallarında ilgimi çeken tanımları okuyup, girmek istediğim tanımı* girip sözlüğü terk ediyorum. uzun tanımları kimsenin okumadığı bilmeme rağmen belki konuyla ilgilenen birilerinin dikkatini çeker, konuyla ilgilenen birine bir fayda sağlar diye bilgi içerikli tanımlar giriyorum.
bunu bilmeme rağmen dün gece bilgisayarın başına oturup saatlerce uğraşarak, hiçbir yerden kopyala-yapıştır yapmadan, hiçbir yerden çalmadan türkiye'nin en kapsamlı romen rakamları rehberini oluşturmaya çalıştım. tanım 1.390 (bin üç yüz doksan) kelimeye ulaşınca bir ara vermeye karar verdim. o ana kadar yazdığım 1.390 kelimelik #1142275 no'lu tanımı*** hazırlamaya çalışıtığım rehberin ilk partı olarak girdim. yavaş yavaş yeni tanımlar yazarak rehberi geliştirmeye çalışırken rehberin ikinci partını girdikten sonra flood yaptığım gerekçesiyle girdiğim 655 (altı yüz elli beş) kelimelik tanımım moderasyon tarafından silindi.
sözlük kurallarına bugüne kadar harfiyen uyan biri olarak ilk kural hatam olan 24 saat içinde aynı başlığa 2. tanımı girme hatası sonucunda tanımımın silinmesini sözlük için sevindirici buldum, silinen tanımımı ertesi gün tekrar girmeye karar verdim. fakat daha sonra aklıma bu kuralın çoğunlukla uygulanmadığına, aynı başlığa/nickaltına 1-2 saat arayla birer cümlelik tanımlar giren yazarların tanımlarının silinmediğine şahit olduğum geldi. hafızamın beni yanıltmış olabileceğini düşünüp az önce kontrol ettiğimde flood tanımların hala ilgili başlıkta/nickaltında durduğunu gördüm. kuralların herkese eşit olarak uygulandığını bilsem moderasyon haklı diyerek sözlük kurallarının hala uygulandığını görerek mutlu olacaktım. ancak kuralların bilgi içerikli olmayan* tanımlara uygulanmayan kuralların bilgi içerikli tanımlara uygulandığına şahit olarak bir kez daha hayal kırıklığına uğradım.
sözün özü: sözlükte bilgi içerikli olmayan tanımlar çoğalıyor, bilgi içerikli tanımlar azalıyor, kaliteli yazarlar birer birer sözlüğü bırakıyor. moderasyonun ve yoldaş benjamin'in ocak 2021'de yaptıklarının bir benzerini yapmaları gerekiyor. yoksa kafa sözlük yavaş yavaş düşük bütçeli ve küfürsüz ekşi sözlük'e dönüşecek gibi görünüyor.
devamını gör...
ağlamamak için kendini zor tutmak
eğer birileriyle yemek yerken yapılıyorsa hızlı hızlı büyük lokmalar almak kişinin kendini tutmasına yardımcı olacaktır. tecrübeyle sabittir
devamını gör...
yerli diye bilinen yabancı markalar
türkiye'de faaliyete başlayan, daha sonra yabancılara satılan ve yerli diye bilinen firmalar;
zamanla değişkenlik gösterebilir.
-petrol ofisi;
1941’de bir kamu kuruluşu olarak kurulan, petrol ofisi, hollanda merkezli vitol’e satıldı.
-beymen;
1971’de osman boyner tarafından kurulan hazır giyim markası beymen, katar merkezli yatırım şirketi mayhoola tarafından satın alındı.
-içim;
1996’da kurulan ve daha sonra ülker’in satın aldığı ak gıda 2015’te fransız şirket groupe lactalis’e satıldı.
-hayat su;
1984 yılında üretime başlayan hayat su, türkiye’nin en eski su markalarından biridir. 1997’de fransız danone’ye satıldı.
-doğadan;
1975 yılında demle adı ile nevzat karpuzcu tarafından kurulan doğadan, türkiye’yi poşet çay ile tanıştıran markadır. 2007’de ise tamamı coca-cola’ya satıldı.
-cola turka-çamlıca-saka su;
cola turka, bir diğer eski ülker markası. ülker’in kurduğu ve 2003’te piyasaya sürdüğü cola turka, 2016’da iyi bir teklif karşılığında japonya merkezli dydo drinco şirketine satıldı. ülker, cola turka ile birlikte bünyesinde bulundurduğu çamlıca gazoz ve saka su’yu da aynı şirkete sattı.
-yeni rakı;
2003’te tekel’in alkollü içecekler bölümünü satın alan ve bir süre yeni rakı’yı bünyesinde tutan mey, 2006’da abd’li yatırım şirketi texas pacific grup’a sattı. daha sonra dünya’nın en büyük alkol üreticisi ingiltere merkezli diageo, yeni rakı’yı bünyesine kattı.
-kemal kükrer;
türkiye’nin en büyük sirke üreticilerinden biri olan ve 1915’te kurulan kemal kükrer, japonya merkezli ajinomoto’ya satıldı
-kent;
1927’de kurulan kent gıda, türkiye’nin en büyük şeker ve sakız üreticilerinden biridir. 2002 yılında ingiltere merkezli cadbury tarafından satın alındı. daha sonra 2010’da cadbury, abd merkezli kraft foods’a satıldı.
-peyman;
1985’te eskişehir’in üç kuruyemiş fabrikasının birleştirilmesi ile kurulan peyman, 2016 yılında ingiltere merkezli yatırım şirketi bridgepoint’e satıldı.
-banvit;
1968’de balıkesir’de kurulan ve özellikle de beyaz et sektöründe türkiye’nin pazar liderlerinden biri olan banvit, 2017’de brezilya ve katar yatırım ortaklığı tarafından satın alındı.
-ipek;
yabancılara satılmış dev türk markaları listemizdeki bir diğer şampuan markası da ipek. canan kozmetik bünyesindeki ipek şampuan, canan kozmetik’in tamamının fransız l’oreal şirketi tarafından satın alındı.
-demir döküm;
sektörünün öncülerinden olup, yabancılara satılan bir diğer türk markası da demir döküm. 1954’te kurulan ve satılana dek koç holding bünyesinde bulunan demir döküm, 2007 yılında almanya merkezli vaillant şirketine satıldı.
-baymak;
1967’te kurulan ve demir döküm’ün ciddi rakiplerinden biri olan baymak hollandalı thermea grubu tarafından satın alındı.
-filli boya;
1988’de betek boya bünyesinde kurulan filli boya, 2002’de sektöründe türkiye’nin pazar lideri oldu. 2019’da japonya merkezli nippon paint’e satıldı.
-mutlu akü;
1945’te akü üretimine başlayan mutlu akü güney afrika merkezli bir şirket tarafından satın alındı.
-yargıcı;
1978 yılında erkek gömleği üzerine osmanbey’de ilk şubesini açan yargıcı kuveyt merkezli global investment house satıldı.
-cevahir avm;
cevahir holding’e bağlı olarak 2005 yılında mecidiyeköy’de açılan cevahir avm kuveytli martin property group şirketine satıldı.
-saka su;
sabancı holding’in sahibi olduğu saka su önce bim’in sahibine daha sonra ise yıldız holding’e satıldı. yıldız holding saka su’yu dydo’ya sattı.
-ofçay;
1985 yılında türkiye’de türkiye çay üeretiminde tekelin kalkmasıyla satışa sunulan ofçay amerikalı kahve şirketi jacobs’a satıldı.
-komili;
1878 yılından bu yana faaliyette olan ve osmanlı sarayının zeytinyağı ve sabun tedarikçiliğini de yapan dev marka amerika merkezli şirkete satıldı.
-hacı şakir;
türkiye’nin en eski sabun üreticisi hacı şakir tamamıyla amerikalı temizlik devi colgate/palmolive bünyesine katıldı.
-canbebe;
1990 yılında kurulan canbebe belçika firması olan ontex’e satıldı.
-sana; erikli, atasun optik;
t; yabancı sermayeye karşı değilim. sadece kendi derinliğimiz de olmalı diye düşünüyorum...
zamanla değişkenlik gösterebilir.
-petrol ofisi;
1941’de bir kamu kuruluşu olarak kurulan, petrol ofisi, hollanda merkezli vitol’e satıldı.
-beymen;
1971’de osman boyner tarafından kurulan hazır giyim markası beymen, katar merkezli yatırım şirketi mayhoola tarafından satın alındı.
-içim;
1996’da kurulan ve daha sonra ülker’in satın aldığı ak gıda 2015’te fransız şirket groupe lactalis’e satıldı.
-hayat su;
1984 yılında üretime başlayan hayat su, türkiye’nin en eski su markalarından biridir. 1997’de fransız danone’ye satıldı.
-doğadan;
1975 yılında demle adı ile nevzat karpuzcu tarafından kurulan doğadan, türkiye’yi poşet çay ile tanıştıran markadır. 2007’de ise tamamı coca-cola’ya satıldı.
-cola turka-çamlıca-saka su;
cola turka, bir diğer eski ülker markası. ülker’in kurduğu ve 2003’te piyasaya sürdüğü cola turka, 2016’da iyi bir teklif karşılığında japonya merkezli dydo drinco şirketine satıldı. ülker, cola turka ile birlikte bünyesinde bulundurduğu çamlıca gazoz ve saka su’yu da aynı şirkete sattı.
-yeni rakı;
2003’te tekel’in alkollü içecekler bölümünü satın alan ve bir süre yeni rakı’yı bünyesinde tutan mey, 2006’da abd’li yatırım şirketi texas pacific grup’a sattı. daha sonra dünya’nın en büyük alkol üreticisi ingiltere merkezli diageo, yeni rakı’yı bünyesine kattı.
-kemal kükrer;
türkiye’nin en büyük sirke üreticilerinden biri olan ve 1915’te kurulan kemal kükrer, japonya merkezli ajinomoto’ya satıldı
-kent;
1927’de kurulan kent gıda, türkiye’nin en büyük şeker ve sakız üreticilerinden biridir. 2002 yılında ingiltere merkezli cadbury tarafından satın alındı. daha sonra 2010’da cadbury, abd merkezli kraft foods’a satıldı.
-peyman;
1985’te eskişehir’in üç kuruyemiş fabrikasının birleştirilmesi ile kurulan peyman, 2016 yılında ingiltere merkezli yatırım şirketi bridgepoint’e satıldı.
-banvit;
1968’de balıkesir’de kurulan ve özellikle de beyaz et sektöründe türkiye’nin pazar liderlerinden biri olan banvit, 2017’de brezilya ve katar yatırım ortaklığı tarafından satın alındı.
-ipek;
yabancılara satılmış dev türk markaları listemizdeki bir diğer şampuan markası da ipek. canan kozmetik bünyesindeki ipek şampuan, canan kozmetik’in tamamının fransız l’oreal şirketi tarafından satın alındı.
-demir döküm;
sektörünün öncülerinden olup, yabancılara satılan bir diğer türk markası da demir döküm. 1954’te kurulan ve satılana dek koç holding bünyesinde bulunan demir döküm, 2007 yılında almanya merkezli vaillant şirketine satıldı.
-baymak;
1967’te kurulan ve demir döküm’ün ciddi rakiplerinden biri olan baymak hollandalı thermea grubu tarafından satın alındı.
-filli boya;
1988’de betek boya bünyesinde kurulan filli boya, 2002’de sektöründe türkiye’nin pazar lideri oldu. 2019’da japonya merkezli nippon paint’e satıldı.
-mutlu akü;
1945’te akü üretimine başlayan mutlu akü güney afrika merkezli bir şirket tarafından satın alındı.
-yargıcı;
1978 yılında erkek gömleği üzerine osmanbey’de ilk şubesini açan yargıcı kuveyt merkezli global investment house satıldı.
-cevahir avm;
cevahir holding’e bağlı olarak 2005 yılında mecidiyeköy’de açılan cevahir avm kuveytli martin property group şirketine satıldı.
-saka su;
sabancı holding’in sahibi olduğu saka su önce bim’in sahibine daha sonra ise yıldız holding’e satıldı. yıldız holding saka su’yu dydo’ya sattı.
-ofçay;
1985 yılında türkiye’de türkiye çay üeretiminde tekelin kalkmasıyla satışa sunulan ofçay amerikalı kahve şirketi jacobs’a satıldı.
-komili;
1878 yılından bu yana faaliyette olan ve osmanlı sarayının zeytinyağı ve sabun tedarikçiliğini de yapan dev marka amerika merkezli şirkete satıldı.
-hacı şakir;
türkiye’nin en eski sabun üreticisi hacı şakir tamamıyla amerikalı temizlik devi colgate/palmolive bünyesine katıldı.
-canbebe;
1990 yılında kurulan canbebe belçika firması olan ontex’e satıldı.
-sana; erikli, atasun optik;
t; yabancı sermayeye karşı değilim. sadece kendi derinliğimiz de olmalı diye düşünüyorum...
devamını gör...
bülbülü öldürmek
''istediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.''
bülbül adalettir. hakkının yenmemesi gereken masumlardır. ırkçılığa, nefrete, ötekileştirmeye uğrayan herkestir. saksağan ise kitapta zarar veren kişileri simgeler. fakat bu kişilere rağmen bülbülü öldürürseniz ve doğru ile yanlış'ın savaşında ''doğru''yu yok ederseniz, işte bu günahtır.
harper lee tarafından 1960’da yazılmış fakat 1930'lu yılları anlatan çok değerli bir eserdir. dünyadaki ötekileştirilmiş, ön yargıya maruz kalmış insanların kitabıdır. olaylar 9 yaşındaki bir çocuğun bakış açısıyla anlatıldığından samimi ve tatlı bir üslupla yazılıyor fakat yaşanılanlar pek de öyle değil. başta komşusunun evinden çekinen, korkan çocukların yaz tatili anıları anlatılsa da sonrasında hayatın gerçek yüzüyle, o zamanlardaki ırkçı hareketlerle karşılaşıyoruz, fakat 9 yaşındaki scout'un avukat babası atticus bu ırkçılıkla savaşıyor çünkü o zamanlar beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası mahkemede karşılaştığında, galip gelen dünya her zaman beyaz adamınki oluyor. atticus bu haksızlığı biliyor ve çevresindeki insanların ona ne şekilde bakacağını önemsemeden haklı olduğunu bildiği siyah adamın hakkını savunmaya çalışıyor.
tam da bu noktada alttaki alıntıyı paylaşmak uygun olacaktır.
-sen zencileri mi savunuyorsun, atticus?
-elbette savunuyorum. zenci deme, scout. bu kabalıktır.
-okulda herkes öyle diyor.
-bundan böyle o herkesten bir kişi eksilecek.
kitap bana henüz başlamadan kaybettiğimi bilsem bile başlamam gerektiğini bir kez daha gösterdi. çünkü "daha başlamadan yüz yıl önce kaybetmiş olmamız demek kazanmaya çalışmayacağımız anlamına gelmez."
bülbül adalettir. hakkının yenmemesi gereken masumlardır. ırkçılığa, nefrete, ötekileştirmeye uğrayan herkestir. saksağan ise kitapta zarar veren kişileri simgeler. fakat bu kişilere rağmen bülbülü öldürürseniz ve doğru ile yanlış'ın savaşında ''doğru''yu yok ederseniz, işte bu günahtır.
harper lee tarafından 1960’da yazılmış fakat 1930'lu yılları anlatan çok değerli bir eserdir. dünyadaki ötekileştirilmiş, ön yargıya maruz kalmış insanların kitabıdır. olaylar 9 yaşındaki bir çocuğun bakış açısıyla anlatıldığından samimi ve tatlı bir üslupla yazılıyor fakat yaşanılanlar pek de öyle değil. başta komşusunun evinden çekinen, korkan çocukların yaz tatili anıları anlatılsa da sonrasında hayatın gerçek yüzüyle, o zamanlardaki ırkçı hareketlerle karşılaşıyoruz, fakat 9 yaşındaki scout'un avukat babası atticus bu ırkçılıkla savaşıyor çünkü o zamanlar beyaz adamın dünyasıyla siyah adamın dünyası mahkemede karşılaştığında, galip gelen dünya her zaman beyaz adamınki oluyor. atticus bu haksızlığı biliyor ve çevresindeki insanların ona ne şekilde bakacağını önemsemeden haklı olduğunu bildiği siyah adamın hakkını savunmaya çalışıyor.
tam da bu noktada alttaki alıntıyı paylaşmak uygun olacaktır.
-sen zencileri mi savunuyorsun, atticus?
-elbette savunuyorum. zenci deme, scout. bu kabalıktır.
-okulda herkes öyle diyor.
-bundan böyle o herkesten bir kişi eksilecek.
kitap bana henüz başlamadan kaybettiğimi bilsem bile başlamam gerektiğini bir kez daha gösterdi. çünkü "daha başlamadan yüz yıl önce kaybetmiş olmamız demek kazanmaya çalışmayacağımız anlamına gelmez."
devamını gör...
phaedrus
tanimlamalarina bakalirsa yazarligi sonuna kadar hak etmekte olan cicegi burnunda yeni yazarimiz. nickaltini acmasi benden, muhtesem tanimlamalar ondan...
devamını gör...
en itici görüntü
sokağa çöp atan, tüküren hatta ve hatta camdan çöp poşeti atan mahlukat görüntüsü.
devamını gör...
