kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kuzeyin sakin dalgaları
sakince ısıtan güneş
tatlı bir rüzgar

hepsi onunla güzel
dalgalar gibi
çağırıyor beni

sabaha kadar
sahilimde
sesimde
uyuturum seni diyor

bu sese dayanabilir miyim
ancak teslim olabilirim

sahilinde
ne gece ne gündüz
ne kış ne yaz

kıyında biraz ıslansam
sonra bana yüzme öğretsen

ufuk çizgisinde buluşsak...
devamını gör...

(bkz: mazoşist) başka bir açıklaması olamaz diye düşünüyorum. bunun bir tık üstü zaten*
devamını gör...

siz beğenin diye ya da beğenmeyin diye bu yeşil mahlası almadık. siz belki şaka belki ciddi, belki de yarı şaka yarı ciddi bu tespitleri yapıyorsunuz, ama ben ciddiyim ve hiç de gülmüyorum.
devamını gör...

söndürün kalbimi
gidiyor gönlümün efendisi

2 ay reçel orucuna giriyoruz arkadaşlar. ama arımız geleceği için gidiyor. portakallı kovanına dönecek zamanı gelince ve sarılacağız yine hepimiz ona. üzülmedim sadece gözüme soğan kaçtı.
devamını gör...

okula gidilecek
ders çalışılacak
saygınlık
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
o kadar anlık çekmiştim ki bunu, ama hep en güzellerinden biri olarak kaldı.
devamını gör...

zyklon b, nazilerin katliamlarinda nihai cozume aracilik eden siyanur bazli bir zehirdir.

kursuna dizmeyle baslayan katliamlar bir sure sonra ss mensuplarinda psikolojik travmalara sebep oluyordu. ozellikle himmler'in, ss subaylarinda alkol bagimliliginin arttigina dair aldigi bilgiler neticesinde farkli ve hizli cozumler uzerine calisilmaya baslandi. bu siralarda otenazi icin engellilere zehirli igneler kullaniliyordu. kimyasal araclarla oldurmek uzerine calismalar yapildi.

bu donemde degesch ve tesch & stabenow gibi sirketler, daha once tarim ilaci olarak boceklerin oldurulmesinde kullanilan, siyanur bazli bir zehir olan zyklon uretiyorlardi. abd'de meksika'dan gelen gocmenlerin uzerindeki bitler icin de kullanilmis bir bilesikti bu. hidrojen siyanur, ılk olarak 1880'li yillarda california bolgesinde kullanilmisti. daha sonra zyklon a olarak da bilinecek zyklon, degesch tarafindan gelistirilmeye baslandi.

degussa'nin degesch'i 1922'de satin almasindan sonra, kimya ekibi bruno tesch ve walter heerdt hidrojen siyanur uzerine calismalar ve bir takim testler yaptiktan sonra gelismis bir urun olan zyklon b urettiler. 1942'de nihai cozum arayan ssler, tesch ile iletisime gecti. tesch, sslere zyklon b temin etmek sucundan 1946'da idam edilmistir.

zyklon b, yuvarlak metal kutular icerisinde uretilip kamplara gonderiliyordu. polonyadaki majdanek ve auschwitz'de gaz odalari kurulmustu. kristal seklindeki zyklon b taneleri, insanlar gaz odalarina sokulduktan sonra yukaridaki dus acikliklarindan iceri birakiliyordu. havayla temas eden zyklon b zehirli bir gaz aciga cikarip insanlari olduruyordu. ne kadar cok insan olursa o kadar hizli bogulma ve olme oldugunu dusunen ssler insanlarin ellerini havaya kaldirmalarini soylemisti. boylece cok fazla insan doldurulabiliyordu.

zehirli gazi soluyan insanlarin bazilarinun agizlarindan ve burunlarindan kan geldigi goruldu. bu cesetler, odalarin hemen yakinina kurulmus krematoryumlarda yakilip kulleri nehirlere dokuluyordu veya gubre yapiliyordu. cesetleri almak icin gelen calisanlar maske takiyorlardi. tesch ve diger sirket yoneticileri, 1.1 milyon insanin olumune sebep olmaktan dolayi asilarak idam edilmistir. savunmalarinda ise "biz, insan oldurduklerini bilmiyorduk, dezenfektasyon icin aldiklarini dusunuyorduk" demislerdi.

gaz odalarinda milyonlarca insan olduruldu. cogu kamptaki gaz odalari, himmlerin emriyle yikilmistir. hala elimizde fotograflari bulunan majdanek, auschwitz gaz odalari fotograflarina bakabilirsiniz. gaz odalarinda zehirlenmis ancak krematoryumlarda yakilamamis cesetlerin de fotograflarina ulasabilirsiniz. fotograflarina dahi baktiginizda icinizden bir seyler kopuyor. dikdortgen bir beton yapinin bu kadar korkunc bir yer olabilecegini de ancak naziler gosterebilirdi.
devamını gör...

ayan beyan ortada olan durumdur.

(bkz: lucifer)

bizi en ufak entry nedeniyle 2 gün uzaklaştıran yönetim bu arkadaşa nedense sürekli torpil geçiyor. şu başlıkları biz açsak kışkırtma diye silik atarlar, şaka gibi lan.
devamını gör...

herkesin hayatın da hoşuna gitmeyen şeyler vardır ,karşılaşırız. benim hoşuma gitmeyen şeylerin başında senin yanın da başka başkasının yanında başka davranan ,para hırsıyla yanıp tutuşan ve insanların duygularını suistimal eden tipler gelir ,bir de entel olacağım derken dantel olan kişilerden de haz etmem .
devamını gör...

bilgi ve kültürünü buraya aktarmasını istediğimiz yazardır. hayat tecrübeleri dinlemeye değerdir her zaman. en yaşı değil tüm yaşlı olan yazarlara çağrıdır bu. ama sözlükte gerçekten en büyük yazar kim merak ediyorum bende.
devamını gör...

bir yere gidiyor mu bilmiyorum ama yurtdısına gitmeyi çok istiyorlar. haklılar.
devamını gör...

büyüdüm. büyüdükçe vazgeçme eşiği de düşüyormuş insanın. sonrasında da gidenlerin ardını büyük bir yalnızlık kaplıyormuş zamanla.
devamını gör...

ne var yani çok normal bir durum.erkegin sünneti gibi normal.alisin buna.
devamını gör...


''insan, nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır. yoldaşlarımızdan bazılarının domuz gibi, bazılarının da aziz gibi davrandıklarına tanık olduk. insanın içinde her iki potansiyel de vardır ve hangisinin gerçekleşeceği koşullara değil, kararlara bağlıdır...''

viktor e. frankl / insanın anlama arayışı

içinizdeki domuzu koşullara göre serbest bırakma noktasında iseniz, bu durum sizin sadece cezai müeyyidelerden çekindiğiniz için domuzunuzu ağıla bağladığınızı gösterir. bu da demektir ki; fırsat bulduğunuz her an içinizdeki domuzu ağılından çıkarmak için fırsat bekliyorsunuz. hal böyleyken de, potansiyel olarak devreleri yakma durumunuz oluşabilir ve artık cezai müeyyideler bile sizi ağılın kapısını açmaktan alıkoyamayabilir.

o yüzden tehlikeli samanlıkta geziniyorsunuz/geziniyoruz. tek bir gün yalnızca tek bir gün ceza almayacağınızı düşündüğünüz için latife ile olsa dahi işleyebileceğiniz suçları hayal etmeniz, koşullara bağlı olduğunuzu gösterir. kararlarınız sizin değil korkunun ürünüdür ki, korku duvarlarını aştığınızda cidden tehlikeli mahlukatlar olabilirsiniz/olabiliriz. ilke olarak ceza vesaire bulunmasa dahi suç işlemeyeceğiniz düşüncesini kendinizde inşa etmez iseniz, karar mercii olmaktan çıkmışsınız demektir. işin aslı medeni toplum olmanın asgari şartlarından birisi de budur.

suç işleme kolaycılığı her daim sizi dürtüyorsa, oradan buradan dimağınıza tebelleş oluyorsa bilin ki, medeni bir toplum içerisinde yaşamıyorsunuzdur ya da yaşadığınız toplum medeni bir toplum olsa dahi henüz siz o yapıya entegre olamamışsınızdır. sadece bir yanılsamanın içerisinde zarafet ile ve domuzunuzu gizli gizli besleyerek dolaşıyorsunuzdur ki, işte asıl tehlike bu. artı domuz eti haram. dikkat etmek lazım. ben şimdi bunları niye yazdım? çünkü tosbağalar da saçmalar.
devamını gör...

bir marcel proust eseridir. 7 kitaptan oluşan kayıp zamanın izinde serisinin ilk kitabıdır.

bu seriyi ve marcel proust'u uzun süredir okumak istiyordum ve sonunda ilk kitaptan seriye giriş yaptım. açıkçası okumadan önce çok araştırdım ve çok okudum. endişelerim vardı. okumadan önce proust'un iki kitabını okudum ve sonra serinin ilk kitabını okudum.
şahsen kitap üzerine konuşulması gereken çok lezzetli bir eser. çok beğendim.

kitap üç bölümden oluşuyor bu bölümler şöyle. ilk olarak combray bölümü. ikinci bölüm swann'ın bir aşkı üçüncü bölüm ise memleket isimleri:
kitaba başlar başlamaz farklı bir eser okuyacağınızı hissediyorsunuz. ilk cümleden itibaren alışılanın dışında bir şeyle karşılaşacağınızı anlıyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz. uzun cümleler, detaylı betimlemeler, sıkıcı tasvirlerle başlayan bir bölüm sizi karşılıyor. yazarın geçmiş hakkında yaptığı gözlemler karşınıza çıkıyor ve inanılmaz lezzetli cümleler okuyorsunuz. uzun bir cümleyi okuyorsunuz okuyorsunuz ve cümle bittiğinde muhteşem bir haz duyuyorsunuz. bazen cümleyi anlamayıp tekrar okuyorsunuz. bu kitabı okurken sık sık bir cümleyi defalarca okudum ve anlamaya çalıştım. çok keyifliydi.

marcel proust bu kitabında geçmişe giderek o anlarda neler hissettiğini tarif etmeye çalışıyor ve bunu çok güzel şekilde yapıyor. yazar his dünyasını okuyucuya çok başarılı şekilde aktarıyor. yaşadığı duyguları ve anları, kelimeleri yan yana harika şekilde koyarak aktarıyor. hayatında belirli isimlerle yaşadığı şeyleri ve hisleri başarılı bir gözlemci olarak anlatıyor. tabii banane bundan diyebilirsiniz ama gerçekten okurken insana öyle gelmiyor.
proust aslında bize bilmediğimiz bir şey anlatmıyor. bildiğimiz şeyleri farklı ve edebi şekilde anlatıyor. okurken "aaa cidden öyle" diyorsunuz. bildiğimiz olayların bu kadar güzel bir şekilde kağıda dökülmesi okuyucuyu mutlu ediyor. şahsen beni çok mutlu etti.

kitap okurken fark edeceğiniz bir başka detay ise belleğin gücü oluyor. geçmişe dönüp o kadar detaylı şeyleri anlatan proust harika bir belleğe sahip olduğunu her satırda gösteriyor. özellikle çocukluğu ve ailesiyle yaşadığı hisler ve duygular çok ama çok başarılı.
ilk bölümde yer alan anne ve babanın çocuk üzerindeki etkisi şahsen en etkilendiğim kısım oldu. ikinci bölümde yer alan swann ve aşkı yine sevdiğim kısımlardandı. yazar ikinci bölümde bizim aşk diye bildiğimiz şeyleri tüm gerçekçiliğiyle anlatıyor ve okurken hayrete düşüyorsunuz. swann ve yaşadığı kıskançlık o kadar iyi aktarılmış ki uzun zamandır okuduğum en iyi şeylerden birisiydi.

swann'ların tarafı bir giriş kitabı nasıl olması gerekiyorsa öyleydi. muhteşem bir giriş kitabı, harika bir seriye başlayacağınızı size belli ediyor. bu devasa seriye başlangıcın bir madlen sayesinde olması ise yazarın ne kadar başarılı ve muhteşem bir zekaya sahip olduğunun göstergesi. herkese tavsiye ederim.
yazımı bitirmeden önce değinmeden geçemeyeceğim bir kişi daha var o da roza hakmen. bu kitaptan bu kadar keyif aldıysam sebebi harika çevirisiyle beraber roza hakmen'dir. bu kadar uzun cümleleri nasıl çevirdi ve çevirirken neler hissetti bilmiyorum ama tam anlamıyla muhteşemdi.
ha unutamadan bu kitap size noktalama işaretlerinin ne kadar önemli olduğunu öğretiyor. noktalama işaretleri olmasaydı nasıl okunurdu acaba diye düşünmeden edemedim.

kayıp zamanın izinde serisinin diğer kitaplarında görüşmek üzere.
devamını gör...

sigmund freud'un kamuran şipal çevirisi ile cem yayınevinden yayımlanan kitabı.
ben daha çok kitlelerin insanlar üzerindeki etkisi, kitle ile birey arasındaki bağlanma ve çözülme ile ilgili satırlar okumayı bekliyirdum. ben ve ben ideali ile obje arasındaki bağı ortaya koyan bir kitap olmuş.
le bon ve mc dougall'ın görüşlerine yer verip, kendi düşünceleri ile onların savlarını eleştiriyor.
yine de kısa orta ve uzun vadeli kitlelerden, yapay ve doğal kitlelerden bahsederek, bireyin bu kitlelerde kendini konumlandirdigi yerin ben idealine ulaşma isteği ile orantılı olduğunu söylüyor.
dili psikoloji okuması yapmaya alışkın insanlar için gayet kolay ama örneğin diye baslayan ve daha rahat öğrenmenizi sağlayacak örnekler pek bulunmuyor.

günümüzde kitle psikolojisi denilince yukarıdaki bazı tanimlarda da belirtildiği gibi halk denilen yığınları etkileme sanatı akıllara geliyor ancak kişinin yaşadığı hayatta kendisini diğerlerine karşı nasıl hissettiği de kitle psikolojisine dayanıyor.

bir kitleye ait olmanın ya da bir kitleyi yönetmenin hristiyanlıkdaki ya da ilk insandaki baba-oğul ilişkisine benzetilmesi ilginç bir konu. ben türkiye'de pek çok kitlenin özellikle şeyhine ya da cemaatine sıkı sıkıya bağlı olup,kendisi dışında tum cemaat ve şeyhleri neredeyse dinsizlikle suçlayacak kadar tutku ve bencillikle bağlı insanları bu ilişkiye benzettim. nasıl ki hristiyan inancı tanrı inancını hz. isa'dan sonra bozup teslis yani üçleme inancına dönüştürdu ve baba oğul kutsal ruh inancı ortaya çıkardı,bazı cemaat tarikat üyeleri de tarikat şeyh ve kendi benliği ile bu uclemeyi oluşturuyor ne yazık ki.

yine önder ya da önderliği üstlenmiş düşünce neredeyse olumsuz bir karakter de gösterebilir bazen; belli bir kişi ya da kuruma karşı duyulan kin ise birlestirici rol oynayarak olumlu duygusal bağlanmalara yol açabilir. bu durumda bir kitlenin kitle kimliğini elde edebilmesi için bir önderin gerçekten gerekip gerekmediğini ve benzeri başka bir çok soru sorulabilir. cümlesi bana siyasette iktidar partisine karşı olusan "bunlar gitsin de kim gelirse gelsin." diyerek kin ve nefret oluşturmuş kitleyi düşündürdü. haklı olup olmadıkları başka bir tartışma konusu,l burası yeri değil.

kitaptan bir kaç alıntı ile sonlandıralım.

günümüzde her birey bir çok kitlenin aynı zamanda bir parçasıdır. özdeşleşme sonucu çok yanli bir bağlamin içindedir. ben idealini pek değişik modellere göre kurmuştur. dolayısıyla her birey mensup olduğu ırk meslek dinsel cemaat ruhu, vatandaşlık ruhu vb gibi birden çok kitle ruhunda pay sahibidir. bunları aşarak ulaşacağı özgürlük ve özgünlük hiç de yüksekbir düzeye çıkamaz.


kitleyi etkileyecek kişinin elindeki nedenleri mantık süzgecinden geçirmesinin gereği yoktur. işi alabildigince güçlü imajlara dökmek,abartmaya kaçmak, sürekli aynı şeyi yinelemek amacına ulaşmasını sağlar.
devamını gör...

kimse zaten kimseden oy beklemiyor. hepimiz sözlük adına bildiklerimizi yazıyor, katkı sağlıyoruz. oy dediğimiz şey yazara "bak sen yazdın, ben okudum, bana faydası oldu beğendim" demektir. serotonini arttırır efendim, daha önemlisi var mıdır?
çikolata yeme, artı al. *
devamını gör...

yaşadım diyebilmek için. iyi ki denemekten çekinmemişim ve en azından yaşadım diyebiliyorum şimdilik kaybettiğim bir hayalim için. ne güzel bir umut ışığı oluyor bu program.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir şeyin olacak gibi olup olmaması.
devamını gör...

keserim; sararan mandalinaları, kuruyan dalları, çok konuşanların dilini! *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim