beyaz kaplan
hindistan yapımı netflix filmidir. oyuncuları tanımam, yönetmenini daha önce hiç duymadım. oyunculuklar da yönetmenlik de aynı kalitede ama hikayesi muazzamdı. hindistan alt tabakasında doğmuş balram, kendisinin de deyişiyle horoz kafeslerinde sıkışıp kalmıştır. horozlar kendilerinden önce kafesten çıkarılanların başından geçenlere şahit olsa da asla başkaldırmayıp aynı sonun kendilerini de yakalamalarını beklerler. peki balram için böyle mi olacak?
balram'ın ailesi aslında onu kırmızı ışıkta yakalayıp para dilenen bir çocuk gibidir. balram dayanamaz ve birkaç rupi sıkıştırıl bu çocuğun yani ailesinin küçülmüş avucuna. o şoför koltuğundayken firavun faresi dediği patronlarından biri neden böyle yaptığını, bunun yanlış bir şey olduğunu söyler ve hatta sadaka verdiği için ona çemkirir. bu, balram'ın neden ailesine para vermemesi gerektiğinin mesajıdır. ne kadar sadaka verirse versin o aile aynı o çocuk gibi sürekli ondan gelene medet eyleyecektir ve kendileri de yok olduktan sonra aynı ailesi gibi avuç açacak, para dilenecek birilerini doğuracak, yetiştireceklerdir.
kaza sonucu ölümüne neden oldukları ufak çocuk da balram'ın ailesi ve onun gibilerini temsil ediyor. kimileri 10,20 çocuk yapıp salıyorlar dışarı, bazılarının isimlerini bile hatırlamazlar der balram. aslında ismi hatırlanacak tek tip insan vardır o da balram gibi kendilerine uzanan ellere para kusup boş göndermeyenlerdir.
balram bir kafesteydi, kafesten çıkabilmesinin tek yolu sisteme karşı gelmesiydi. o da aynısını yaptı, kendisinden medet uman ailesini geride bıraktı. bu, bunu gerçekleştirebilmesinin tek yoluydu. çünkü onun da dediği gibi, kölelikten kurtulmanın 2 yolu vardır; ya suç işlersin ya da siyasete girersin. büyük sosyalist diye tanınan siyasetçinin aslında ne kadar da iki yüzlü olduğunu görmek, oylarının büyük çoğunluğunu aldığı fakit kesimi nasıl da umursamadığını görmek* bu iki yolun sonuca götürebileceğini de gösterdi. balram da seçimini yapabileceği tek tercihten yani suçtan yana kullanarak o horoz kafesinden çıktı. kendisinin de dediği gibi, kast sisteminde 2 sınıf vardır, açlar ve şişmanlar. bütün aç ailesini feda ederek şans eseri yanında bulunan bir akrabasıyla beraber şişman sınıfa geçiş yaptı.
balram'ın ailesi aslında onu kırmızı ışıkta yakalayıp para dilenen bir çocuk gibidir. balram dayanamaz ve birkaç rupi sıkıştırıl bu çocuğun yani ailesinin küçülmüş avucuna. o şoför koltuğundayken firavun faresi dediği patronlarından biri neden böyle yaptığını, bunun yanlış bir şey olduğunu söyler ve hatta sadaka verdiği için ona çemkirir. bu, balram'ın neden ailesine para vermemesi gerektiğinin mesajıdır. ne kadar sadaka verirse versin o aile aynı o çocuk gibi sürekli ondan gelene medet eyleyecektir ve kendileri de yok olduktan sonra aynı ailesi gibi avuç açacak, para dilenecek birilerini doğuracak, yetiştireceklerdir.
kaza sonucu ölümüne neden oldukları ufak çocuk da balram'ın ailesi ve onun gibilerini temsil ediyor. kimileri 10,20 çocuk yapıp salıyorlar dışarı, bazılarının isimlerini bile hatırlamazlar der balram. aslında ismi hatırlanacak tek tip insan vardır o da balram gibi kendilerine uzanan ellere para kusup boş göndermeyenlerdir.
balram bir kafesteydi, kafesten çıkabilmesinin tek yolu sisteme karşı gelmesiydi. o da aynısını yaptı, kendisinden medet uman ailesini geride bıraktı. bu, bunu gerçekleştirebilmesinin tek yoluydu. çünkü onun da dediği gibi, kölelikten kurtulmanın 2 yolu vardır; ya suç işlersin ya da siyasete girersin. büyük sosyalist diye tanınan siyasetçinin aslında ne kadar da iki yüzlü olduğunu görmek, oylarının büyük çoğunluğunu aldığı fakit kesimi nasıl da umursamadığını görmek* bu iki yolun sonuca götürebileceğini de gösterdi. balram da seçimini yapabileceği tek tercihten yani suçtan yana kullanarak o horoz kafesinden çıktı. kendisinin de dediği gibi, kast sisteminde 2 sınıf vardır, açlar ve şişmanlar. bütün aç ailesini feda ederek şans eseri yanında bulunan bir akrabasıyla beraber şişman sınıfa geçiş yaptı.
devamını gör...
mizofoni
türkçesi mizofoni olan hastalık. seslere karşı aşırı hassasiyet olarak bilinir. seçici ses duyarlılığı sendromu da deniyor. ağız şapırdatma, sakız çiğneme, ıslık, horlama, korna, komşudan gelen sesler, esneme, konuşma vb seslerden rahatsız olma.
saygısız, bencil insanlarla dolu ülkemde, aşırı gürültüden ötürü bu sendromu her gün yaşıyorum maalesef.
ancak twitter da denk geldiğim şu söz sayesinde kendimle gurur duydum..
"insanın dayanabileceği gürültü miktarıyla zihinsel yetileri arasında ters orantı vardır. kapıyı yavaşça kapatmak yerine gürültüyle çarpan bir insan yalnızca terbiyesiz değil; aynı zamanda bayağı ve dar görüşlüdür." schopenhauer.
saygısız, bencil insanlarla dolu ülkemde, aşırı gürültüden ötürü bu sendromu her gün yaşıyorum maalesef.
ancak twitter da denk geldiğim şu söz sayesinde kendimle gurur duydum..
"insanın dayanabileceği gürültü miktarıyla zihinsel yetileri arasında ters orantı vardır. kapıyı yavaşça kapatmak yerine gürültüyle çarpan bir insan yalnızca terbiyesiz değil; aynı zamanda bayağı ve dar görüşlüdür." schopenhauer.
devamını gör...
kağıttan hayatlar
az önce bitirdiğim netflix tarafından yayınlanan türk filmidir.
başrolünde çağatay ulusoy oynuyor.
filmi genel olarak beğendim güzel bir film ortaya çıkmış.
müzik kullanımı kamera kullanımı verilmek istenen mesaj son derece gerçek ve güzeldi.
diyaloglar biraz yavan ve romantik geldi bana orası biraz üzdü.
film çok fazla dram olmaya çalışıp son 10 dakikasında dram oluyor ve seyirciyi gerçekten üzüyor. kullanılan müzikler derbeder ve filme uygun müziklerdi.
çağatay ulusoy klasik bir oyunculuk performansı sergilemiş klasik her zaman olduğu gibi güzel ve başarılı oynamış.
performansında üste çıkan bir durum yoktu ama aşağı düşen bir durumda yoktu.
sosyal medyada görüyorum özellikle film çıktıktan sonra adam sahnede ağlıyor millet yorum yapıyor abi oyuncu yaaa fena yaaa.
olum sakin olun adam ağlıyor lan ağlamakla oyunculuk ne alaka performans değerlendirmesi iyi ağlaması mı anlamıyorum.
ayrıca her kakayı beğenmeyen tipler mutlaka filmi beğenmeyeceklerdir saygı duyuyorum.
maalesef insanlarda bir tür kaka fırlatma olayı var.
mesela bir yapım türk yapımı olduğu zaman hemen bir testis geçme hemen çamur atma olayı başlıyor.
yapmayın lütfen lan güzel film güzel filmdir kötü film kötü filmdir böyle değerlendirmek lazım.
türk yapınca kötü olmuştur mantığından uzak duralım artık ezmeyin lan kendinizi.
filmde sevdiğim kısımlar yaşanılan hayatların gerçekliği oldu
herkes sokakta kağıt toplayan sokakta uyuyan insanlar görüyor değil mi ?
sokakta yaşayan insanlar görüyoruz hatta onlardan korkuyoruz balicisi tinercisi ürkütüyor bizi.
işte film tam olarak o gördüğümüz insanların hayatının merkezine sokuyor bizi.
anne sevgisi aile sevgisi şefkat özlem gibi kavramları bilmeyen insanlar karşımıza çıkıyor.
bir sahne var ailesiz bir çocuk genç yaşta ölmek istiyor çünkü öbür dünyada annesi onu tanısın istiyor. darmadağın etti mesela o sahne çok üzüldüm.
mehmet ali’nin hastalığı garip hareketleri bize gösterildikçe mevzuyu anladım ama ona rağmen zevk aldım.
son 10 dakika zaten filmin vermek istediği mesajı çok güzel aktarıyor seyirciye.
ayrıca çağatay ulusoy ölüm sahnesi cesetinin yerde yatması falan beni delibal filmine götürdü aynı şekilde hissettirdi.
filmin ismini beğenmedim zaten filmin ismi mücadele çıkmazı olacakmış ama sonradan kağıttan hayatlar olmuş.
sebebini izleyince anladım son kısımda anlatılan mevzu filmin ismi olmuş.
bir adam kağıttan hayatlar kurmak istiyor çabalıyor falan filan.
aile sevgisi görmemiş bir insan çocukluğunu yaşıyor yaşamaya çalışıyor üzücü bir hikaye.
genel olarak 10/6.5 veririm bu filme duygulandım beğendim.
filmin girişinde bulunan iki yazı.
sokakta büyüyen kimsesiz çocuklara ithafen.
çocukların ağladığı bir dünyada kahkahalar ancak zalim olur.
son olarak (bkz: ağlama anne).
başrolünde çağatay ulusoy oynuyor.
filmi genel olarak beğendim güzel bir film ortaya çıkmış.
müzik kullanımı kamera kullanımı verilmek istenen mesaj son derece gerçek ve güzeldi.
diyaloglar biraz yavan ve romantik geldi bana orası biraz üzdü.
film çok fazla dram olmaya çalışıp son 10 dakikasında dram oluyor ve seyirciyi gerçekten üzüyor. kullanılan müzikler derbeder ve filme uygun müziklerdi.
çağatay ulusoy klasik bir oyunculuk performansı sergilemiş klasik her zaman olduğu gibi güzel ve başarılı oynamış.
performansında üste çıkan bir durum yoktu ama aşağı düşen bir durumda yoktu.
sosyal medyada görüyorum özellikle film çıktıktan sonra adam sahnede ağlıyor millet yorum yapıyor abi oyuncu yaaa fena yaaa.
olum sakin olun adam ağlıyor lan ağlamakla oyunculuk ne alaka performans değerlendirmesi iyi ağlaması mı anlamıyorum.
ayrıca her kakayı beğenmeyen tipler mutlaka filmi beğenmeyeceklerdir saygı duyuyorum.
maalesef insanlarda bir tür kaka fırlatma olayı var.
mesela bir yapım türk yapımı olduğu zaman hemen bir testis geçme hemen çamur atma olayı başlıyor.
yapmayın lütfen lan güzel film güzel filmdir kötü film kötü filmdir böyle değerlendirmek lazım.
türk yapınca kötü olmuştur mantığından uzak duralım artık ezmeyin lan kendinizi.
filmde sevdiğim kısımlar yaşanılan hayatların gerçekliği oldu
herkes sokakta kağıt toplayan sokakta uyuyan insanlar görüyor değil mi ?
sokakta yaşayan insanlar görüyoruz hatta onlardan korkuyoruz balicisi tinercisi ürkütüyor bizi.
işte film tam olarak o gördüğümüz insanların hayatının merkezine sokuyor bizi.
anne sevgisi aile sevgisi şefkat özlem gibi kavramları bilmeyen insanlar karşımıza çıkıyor.
bir sahne var ailesiz bir çocuk genç yaşta ölmek istiyor çünkü öbür dünyada annesi onu tanısın istiyor. darmadağın etti mesela o sahne çok üzüldüm.
mehmet ali’nin hastalığı garip hareketleri bize gösterildikçe mevzuyu anladım ama ona rağmen zevk aldım.
son 10 dakika zaten filmin vermek istediği mesajı çok güzel aktarıyor seyirciye.
ayrıca çağatay ulusoy ölüm sahnesi cesetinin yerde yatması falan beni delibal filmine götürdü aynı şekilde hissettirdi.
filmin ismini beğenmedim zaten filmin ismi mücadele çıkmazı olacakmış ama sonradan kağıttan hayatlar olmuş.
sebebini izleyince anladım son kısımda anlatılan mevzu filmin ismi olmuş.
bir adam kağıttan hayatlar kurmak istiyor çabalıyor falan filan.
aile sevgisi görmemiş bir insan çocukluğunu yaşıyor yaşamaya çalışıyor üzücü bir hikaye.
genel olarak 10/6.5 veririm bu filme duygulandım beğendim.
filmin girişinde bulunan iki yazı.
sokakta büyüyen kimsesiz çocuklara ithafen.
çocukların ağladığı bir dünyada kahkahalar ancak zalim olur.
son olarak (bkz: ağlama anne).
devamını gör...
varoluş sancısı çektiği halde insanın bu dünyadan gitmek istememesinin sebebi
yaşamın tüm bu acı ve sevinçlerin, ölüm ve doğumların toplamından oluşan anlardan ibaret olduğunu bilmesidir. bir kere yaşayacağımız bu acı tatlı-evet çoğunlukla acı- deneyimi, niçin heba edelim ki.
devamını gör...
buz devri replikleri
sid: ben anne oldum. (ama le harfi içten söylenecek)
devamını gör...
how i met your mother'dan akılda kalanlar
robin'in kevin'i seçip barney'ye 'hayır' anlamında başını sallaması.
ted'in elinde süt şişesiyle boş odaya girip mavi fransız kornosunu yerde görmesi.
lily'nin ted'e 'sometimes i wish i wasn't a mom' demesi.
louis evlenme teklifi edince tracy'nin max'ten izin istemesi.
barney'in kızına "you are the love of my life. everything i have and everything i am is yours. forever." demesi.
ted'in elinde süt şişesiyle boş odaya girip mavi fransız kornosunu yerde görmesi.
lily'nin ted'e 'sometimes i wish i wasn't a mom' demesi.
louis evlenme teklifi edince tracy'nin max'ten izin istemesi.
barney'in kızına "you are the love of my life. everything i have and everything i am is yours. forever." demesi.
devamını gör...
zort yazsa 30 beğeni alacak yazarlar
xx kromozomlu yazarlardır.
devamını gör...
andımız
ilkokulda okumak için biribirimizle yarışırdık. sonra da gururla sıramıza dönerdik. ne güzel günlerdi.
devamını gör...
karayip denizi
antil denizi olarak da bilinmektedir ve atlas okyanusu'nun alt tarafında, batı yarımküre'de, ekvator çizgisinin kuzeyinde yer alır. güney amerika'nın kuzey, orta amerika'nın doğu kıyıları ile meksika kıyılarının bir bölümü boyunca uzanıp karayip adalarını içinde barındıran denizdir.
devamını gör...
yansımalar
aziz şenol filiz ve birol yayla tarafından 1990 yılında kurulan enstrümantal müzik grubu.
mihengi geleneksel türk müziği olan; sade, derin ve dingin tınılarıyla bambaşka duyguları aynı anda hissettirebilme kuvvetine sahip olan bir grup.
insana işittiği an hiç bilmediği bir memleketin yalnız sokaklarını adımlıyormuş gibi bir sükunet ve heyecan veriyor.
derviş zaim’in ilk uzun metraj filmi olan tabutta rövaşata’da duyduğumuz bab-ı esrar parçası hemen herkesin kulağına bir yerlerde çalınmıştır.
albümleri sıralayacak olursak; yansımalar (1991), bab-ı esrar (1995), mahur (1998), serzeniş (2000), vuslat (2001), pervane (2004), mızrabın nefesi (2007), mektup (2013).
içinde çok fazla sevdiğim parça olmasına rağmen şöyle birkaç tanesi:
ağıt
eylül sonu
kayıkçı (navavar)
mihengi geleneksel türk müziği olan; sade, derin ve dingin tınılarıyla bambaşka duyguları aynı anda hissettirebilme kuvvetine sahip olan bir grup.
insana işittiği an hiç bilmediği bir memleketin yalnız sokaklarını adımlıyormuş gibi bir sükunet ve heyecan veriyor.
derviş zaim’in ilk uzun metraj filmi olan tabutta rövaşata’da duyduğumuz bab-ı esrar parçası hemen herkesin kulağına bir yerlerde çalınmıştır.
albümleri sıralayacak olursak; yansımalar (1991), bab-ı esrar (1995), mahur (1998), serzeniş (2000), vuslat (2001), pervane (2004), mızrabın nefesi (2007), mektup (2013).
içinde çok fazla sevdiğim parça olmasına rağmen şöyle birkaç tanesi:
ağıt
eylül sonu
kayıkçı (navavar)
devamını gör...
kadınların kadınları sinir eden özellikleri
kadın olmaları.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
bursa - cumalıkızık.
portakal, karpuz, dut, böğürtlen, incir, nar, ahududu, vişne gibi çeşitli reçeller.
portakal, karpuz, dut, böğürtlen, incir, nar, ahududu, vişne gibi çeşitli reçeller.
devamını gör...
normal sözlük gök tengrici yazarlar birliği
ımdi yürek yırtılır.
devamını gör...
aşkın için vazgeçeceğin en büyük şey ne olurdu sorunsalı
kendimden vazgeçerim..
bile bile.. yana yana..
bile bile.. yana yana..
devamını gör...
aşk olmadan seks
mekanik değil gayet doğaldır. insanın içgüdülerinde üremek var. aşk da bana kalırsa bunun bir sonucu. daha doğrusu çiftleşmeyi cazip kılmak için doğanın insana bir oyunu. bu nedenle seks aşktan bağımsızdır. aşk adı altında "neredesin, o kim, bu kim, anamı neden aramadın, dekolteni kapat" diyen bir hödükle sevişmektense olayı sadece içgüdüsel olarak yapan bir erkekle sevişmek her kadının yapması gerekendir. mart kedisi gibi sokaklarda adam ara demiyorum elbette. ama illa da "aşık olmadan sevişemem ıyh" deme. çünkü çok saçma.
devamını gör...
ankara
denizi olmamasına rağmen güzel olmayı başaran bir şehrimizdir.
devamını gör...
cezalar ağırlaştıkça suçun sıklığı azalır mı sorusu
cezalar kötü eylem için caydırıcı güçtür. örnek olarak arabanız cadde kenarında ve siz de evde rahatsanız bunu arabanızı çalacak potansiyele sahip kişinin yakalanınca bedel ödeme korkusuna borçlusunuz. cezayı göze almış ise daha da ağırlaştırılır. işe yarar.
hesap verme korkusu ortadan kalkınca insan içindeki kötü niyeti bastırmak zorunda kalmaz. eyleme döker.
iyi niyetli bilinçli insanların çoğunluk olduğu toplumlarda ise zaten fazla cezaya gerek kalmaz. mesela norveç ceza evine bakın mahkumları bile değişik.
hesap verme korkusu ortadan kalkınca insan içindeki kötü niyeti bastırmak zorunda kalmaz. eyleme döker.
iyi niyetli bilinçli insanların çoğunluk olduğu toplumlarda ise zaten fazla cezaya gerek kalmaz. mesela norveç ceza evine bakın mahkumları bile değişik.
devamını gör...
samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın
bu bildiğimiz, bir şekilde sosyal medya sayesinde ulaşabildiğimiz ve ses çıkarabildiğimiz olaylar. peki duymadıklarımızın sayısı ne kadar? daha kaç çocuk ve kadın işkence görüyor. kaç yaratık aramızda insan görüntüsü ile dolaşıyor. adalet istiyorum. yeter artık!
devamını gör...
