nickalti nickalti gezip rütbe tebrigi dağıtıyorum demir leydiler, kraliçeler aman tanrım wuu oldum.
devamını gör...

bir ray loriga kitabıdır.

bu kitabı okurken zihnimde tam da hikayenin yanından yürüyen bir cümle dolaşmaya başlamadı ve kitap boyunca da beni ve hikayeyi hiç yalnız bırakmadı. bu cümle aslında hayatım boyunca benimle gezmeyi alışkanlık haline getirmiş bir cümleydi. ve bu cümlenin sahibi de benim aziz’im, franz kafka olduğu için daha da bir sıkıca sarıldım cümleye hemen hayatım boyunca hem de bu kitabı okurken. evet, çok uzattım lafı hem de doğru dürüst bir şey anlatmadan. o yüzden kısa kesip cümleyi alıntılıyor ve kitapla ilgili incelememe başlıyorum:

“ dünyaya karşı savaşında, dünyanın tarafında oldu.”

teslimiyet; girişeceğiniz tüm savaşların nihai ve kaçınılmaz sonucudur. bir savaşa başlamasan önce iç cebinizde mutlaka beyaz bir mendil olmalı. hem kan, ter ve gözyaşınızı silmek, hem yaralarınızı sarmak ve nihayet teslim olurken bir sopaya sarıp sallamak için. kazanma şansınızın olmadığını bilin ama savaşmaya devam edin mutlaka.

“ teslimiyet “ 2020 yılı içinde okuduğum en iyi kitaplardan biri. garip bir distopya. sanki distopya değilmiş gibi, ama öyle. küçük bir çocuğun, iki oğlunu askere göndermiş bir çiftin evine sığınması ile başlıyor her şey. çocuk konuşamıyor ama dahi olabilir aslında, ya da zeka özürlü. bir savaş sürüyor dışarıda ama ne olduğu belirsiz bir savaş. bu savaş ısrarla devam ederken bir anda “ saydam şehir” sözleri dolaşmaya başlıyor ortalıkta ve sonra kentteki ve belki de ülkedeki herkes bu şehre taşınıyor. şehirle ilgili çok ipucu vermeyeceğim ama ütopik mi distopik mi olduğunu sizin karar vermeniz gerekeceğini söyleyebilirim.

eğer her şey sizin yerinize düşünülüyorsa, savaşta iyilerin mi yoksa kötülerin tarafında mı olduğunuzu bilmiyorsanız, anlamsız bir şekilde kendinizi hep mutlu hissediyorsanız; hemen şu anda ellerinizi kaldırın ve teslim olun...
devamını gör...

açılan başlığa dair yazacağım bir bilgim yoksa, ya da ilgimi çekecek bir başlık değil ise laf olsun torba dolsun diye tanım yazıp, başlığın altını gereksiz tanımlarımla işgal etmem. benim açılan her başlık altına yazmama nedenim budur. o yüzden bu konuda alınacak, üzülecek bir durum görmüyorum. tabi yine de herkes kendi bilir, birşey diyemem dediğim hede.
devamını gör...

ikisi bir arada nescafe
müzik
deniz esintisi
sarılmak
öpmek
gülmek
ormanda yürüyüş
hayvan kardeşlerimizle vakit geçirmek
çocukların masumiyetini hissetmek
devamını gör...

genellikle bilgi zeka gerektirmeyen esprilere gülüyorum. min 55 ıq sularında gezinen espriler beni kırıp geçiriyor. arada yapıyorum güzel geri dönüşler de alıyorum. keyfimiz tıkırında çok şükür.
devamını gör...

fuat ergin - saian düeti.

devamını gör...

sosyalizme inanan, pek de hoş müzik yapan bir grup.

en sevdiğim şarkısı ;

devamını gör...

1992 yapımı, başrollerinde susan sarandon ve nick nolte’nin olduğu ve george miller’ın yönettiği dram ve gerçek hayattan uyarlanan film.

öncelikle efendim, bu film gerçekten çok değerli bir filmdir. dram filmlerinden çok haz etmesem de(çünkü hüngür hüngür ağlıyorum), bu filmi bambaşka bir yere koyacağım. en başta oyunculuklar harika, hele sarandon gerçekten karakteri yaşamış; bundan da önemlisi gerçek hayat hikayesi’ne dayanıyor.

michaela ve augusto , lorenzo adlı bir oğulları olan sıradan bir çifttir ama lorenzo’nun sıradan bir rahatsızlığı yoktur. ald adlı bir rahatsızlıkla savaşan lorenzo için tıp çaresizdir. şimdi hastalık şöyle seyrediyor; felçlik, körlük ve konuşma yetisinin kaybedilmesi ve sonunda kaçınılmaz son olan ölüm.


öncelikle bu çift doktor değil; herhangi bir tıp eğitimi almamışlar. yazarken bile tüylerim diken diken oluyor. o çaresizliği hissediyorum hala; bir anne baba için ne zordur . ama bu anne babanın bir farkı var; yenilmiyorlar ve başlıyırlar araştırmaya. hastalık nedir , ne değildir; oğlumuz neyle mücadele ediyor diye başlıyorlar ellerine ne geçerse okumaya. bu araştırmalar onları filme de adını veren ‘lorenzo’nun yağı’na götürüyor. aradaki boşlukları doldurmadım. o süreci anlatmadım. zaten film o ‘yağ’a ulaşmalarına kdarki süreci kapsıyor.



gerçek hayat hikayelerini seven bir izleyiciyseniz, alanında en iyilerindendir bu film. ama bir kutu selpak da yanınızda bulunsun izlerken.

bu arada kendi ukdemdi; doldu. iyi seyirler.

film künye kaynak: tr.m.wikipedia.org/wiki/Lor...
devamını gör...

insani içindeki gürültüyle bir başına bırakır.
devamını gör...

wallaha eşcinsellerden çok dert ediyorsunuz eşcinselleri. yararlı şeylerle uğraşın aybalam...
devamını gör...

-merhaba adım sir came a lot. 40 yaşındayım. normal sözlük'le tanışmam 2021'in başlarında oldu. o zamanlar bağımlı değildim. günde bir doz bilemediniz iki doz alırdım. ilk başlarda çok iyi hissettiriyordu, sanki bütün dünyaya hükmedebilirmişim gibiydi.

hazall, yoldaş, iko... iş yerimde patrona "yoldaş" dememle başladı her şey. hayrola x?* bu ne komünistlik? dedi. kendi adımı unutmuştum. x kim yoldaş? dedim. iş yerinin iko'su pardon genel müdürü masama gelip omzuma vurdu. başımı ekrandan kaldırıp yüzüne baktım. "profil fotoğrafın çok kötü, biraz kendine dikkat et kardeş" dedim. bana bir kaç gün izin verdi.

bu izin her şeyi daha da kötüleştirdi. artık günün 26 saati normal sözlük'teydim. aile hayatım da kalmamıştı.

bırakmayı çok denedim. bir kaç dakika yazmadığım zaman sözlük kadınları mesajla beni taciz etmeye devam etti. çok zor durumdayım. hiç başlamamış olanlar ne kadar şanslı bilemezler.

adım sir came a lot. beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
devamını gör...

yadsınamaz bir gerçektir.

yıllardır profesyonel bir sözlük okuyucusu olduktan sonra* kafa, benim ilk sözlük yazarı deneyimini tattığım bir mecra oldu. başlarda bu nickaltı övgü muhabbeti hemen dikkatimi çekti. "aa, ne kadar kibar insanlar, güzel ifadelerle beğendikleri yazarları motive ediyorlar." demiştim. ilk kez sözlük yazarı olan kişilerin de bu klişeye dahil olmasıyla birlikte bu "övgü yarışı" bambaşka bir noktaya ulaştı.

bir süre sonra, kendimce yaptığım gözlemlerden çıkardığım sonuca göre, aslında gerçekten kıymetli yazarlar için başladığını düşünüdüğüm bu övgü işinde, ipin ucunun çoktan kaçırılmış olduğunu fark ettim. öyle ki, bazı yazarların bir diğerini överken kullandıkları cümleleri görünce, cıvık olarak nitelendirebileceğim bu yazarları, sanki smokin giymiş, önünü iliklemiş de öyle yazıyor gibi tahayyül etmeye başladım.

hatta yazarların pek çoğu, birbirlerini överken basmakalıp sözler kullanmaktan bile kaçınmamaya başladı. birbirini tekrar eden övgüler peş peşe yığılmaya başlayınca, bu işin samimiyetini sorgulamak durumunda kaldım. çünkü bazı yazarlar, bir başkasını överek kendini ön plana çıkarmaya çabalıyor gibiydi. her sosyal mecrada olduğu gibi burada da "tık"* alma hevesinin, nitelik ve kaliteyi talan ettiğine tanıklık ettikten sonra bu hususu fazla önemsememeye başlayıp, akışına bıraktım.

hatta başlarda irrite olduğum bu övgü yarışında benim kafamı rahatlatan olay, seri artı oy veren melekler oldu. parmağıyla ekranda bulunan bazı piksellere seri bir şekilde dokunmayı becerebilen kişilerin övgülere mazhar olduğunu gördükten sonra, bu işin samimi bir beğeniyi ifade etmekten çok, sözlük içi lobicilik olduğunu fark ettim. yeni yazarlar, bir süre takıldıktan sonra bu beğeni-övgü-takip lobiciliğini tecrübe edebilirler. belki de bu zaten sosyal medyanın doğasında olan bir şeydir, kullanmadığım için ben yeni fark etmiş olabilirim.

kimseye nereye, ne yazacaklarını tembihleyecek değilim. istediklerini yazıp çizebilirler. istedikleri yazarların tanımlarını okumadan beğenebilirler. karşılığında o yazarların içi boş övgülerinden tatmin olabilyorlarsa, ne mutlu onlara. ancak dışarıdan bakılınca bence* komik duruma düştüklerinin farkında değiller.

epeydir bu konuda söyleyeceklerimi biriktirip bir anda patlattıktan sonra, son sözüm de bu konudan rahatsızlık duyan yazarlara gelsin. burası kamuya açık bir platform, çeşit çeşit yazar var ve hepsi kuralları ihlal etmeden istediklerini yapmakta özgürler.* o yüzden şu övmüş şu beğenmiş gibi detaylara çok takılmayın. beğendiğiniz yazarlar için tabii ki övgü dolu tanımlar girin ama bunu yaparken... neyse siz daha iyisini bilirsiniz.
devamını gör...

annem benim icin kucukken ahşap taki kutusu yaptırmıştı. her seyi de benim istedigim şekilde olmuştu. rengi, şekli, içine yazdirdigim yazi. şimdi bi düşündümde en eski eşyam oymuş.
devamını gör...

sebebi olmayan kaygı ve kuruntular olarak tanımlanır.
devamını gör...

ukde sahibi insanolunbiraz
gece değil ama herkesin gökyüzü farklı.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

- hayata başkalarına güzel görünmek için gelmediniz. kendinizi nasıl seviyorsanız öyle görünmeye devam edin.
- toplumun size dayattığı ahlak, edep, namus kavramlarına sıkışıp kalmayın. ahlaksa herkese ahlak, edepse herkese edep, namussa herkese namus. elalem ne der hapishanesine hapsolmak yerine içinizden geleni yapın, yapmanın değil yapmamanın pişmanlığı daha ağırdır.
- hakkınızı aramaktan korkmayın !
- kadınların tek isteği hayatta kalabilmek olan bu günlerde kendinizi savunmaktan korkmayın. öz savunma haktır !
- " kadın, kadının kurdudur" kalıbını kırın ve kadın desteği ve dayanışmasından vazgeçmeyin.
- ve en önemlisi kendinizi ve sizi siz yapan her şeyi sevin.
devamını gör...

oysa ben bu gece yüreğim elimde
sana bir sırrımı söyleyecektim..
devamını gör...

bursaya bir girişimiz var, ayh bide çıkışımız var diyen erkek olabilir.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
buyrun
devamını gör...

her seferinde bana yeni maceralar yaşatan eylem. valla bak. du anlatayım.

bir kere hemen hemen aldığın her şey yanlış çıkabilir mi bir firmadan? vallahi çıkıyor.

ilk olarak bir gardırop ve kitaplık almıştım. eve nakliye olarak getirecekler. ürünleri bir açtık kitaplık yerine iki adet kapak getirmişler. kapak. evet.

diğerinin kuruluma başladıktan sonra gördük ki gardırobun yan tarafına gelecek parça boydan boya çizik. aradım müsteri hizmetlerini. durumu anlattım. yanlış gelen ürünü değiştireceklerini hasarlı ürünün de yenisini göndereceklerini söylediler. yaklaşık iki hafta sonra hasarlı ürünü aldılar gittiler. ama bana gelen giden bir şey yok. sonra tekrar aradım, bu sefer dediler ki biz bu ürünü değiştiremeyiz. telefonda ettiğim kavga kesmedi, satın aldığım mağazaya gittim. benden ürünü aldıklarına dair belge kayıp. peki ürün nerede diyorum, depoya bakıyorlar 8 kapaklı koca gardırop da kayıp. sonunda mahkemelik olduk. bu sefer "bizim için müşteri memnuniyeti önemli kalp kalp kalp, paranızı verelim" demeye başladılar. bir ton uğraş sonunda paramı aldım, bir daha koçtaş'tan bir şey almaya da tövbe ettim.

ilk alışverişin üzerinden bir kaç sene geçti, sprey boya almam gerekiyor. bulunduğum muhitte de en çok seçenek orada. dedim boyada da sorun çıkacak hali yok. dolapların üzerine yazmışlar "sprey boyalar kapaklarının rengindedir" diye. fildişi kapaklı olan sprey boyayı aldım ama koçtaş'a güvenmediğim için kodunu v.s kontrol ettim, etiketini okudum, fildişi rengi olduğuna eminiz. eve gittim eski ayakkabılığı boyamak için hazırlıkları yaptım, etrafı kapladım gazeteyle, boyayı püskürtmemle ahşap ayakkabılığın üzerinde cami yeşili kocaman bir yuvarlak oluştu!
camii yeşili. evet.

allahın hakkı üçtür deyip en son internet mağazasından iki boy halı aldım. sipariş kısmında iki gün içinde kargoya verileceği belirtiliyordu. neyse ürünü aldım, bekliyorum aradan iki haftaya yakın zaman geçti ve internet sitesinde ürünün durumu hala "kargoya verilmesi bekleniyor" şeklinde görünüyor. müşteri hizmetlerini aradım, tedarikçiye ulaşamadılar ve ürünün kargoya verilmedi göründüğünü doğruladılar. bu durumda satışı iptal etmelerini istedim ve iptal etme işlemini başlattıklarını belirterek telefonu kapattılar. tam on dakika sonra kapı çaldı ve bir de ne göreyim? kucağında halılarla kargo görevlisi!

tekrar müşteri hizmetlerini aradım, ürünün geldiğini, teslim aldığımı ve paranın tarafıma yatırılmamasını ilettim. karşılıklı okeyleştik, sevgiler, saygılar, telefonu kapattık. ama tabii ki koçtaşla hiç bir şeyin bu kadar basit olmayacağını şimdiye kadar öğrenmem gerekiyordu.

yaklaşık iki hafta sonra koçtaş müşteri hizmetlerinden bir telefon daha geldi. meğersem parayı bana geri aktarmışlar. ulan istesem yapmazlar! neyse. çocuk dedi ki bize tekrar ürünün bedelini göndermeniz gerekiyor. e iyi dedim göndereyim ancak tabii internet sitesinde satış tamamlandı gözüktüğü için ödeme yapamıyorum. geri aradım müşteri hizmetlerini, çocuk o zaman yeni bir sipariş açayım, size sipariş kodunu vereyim, o kod üzerinden havale yapın dedi. tamam dedim parayı gönderdim. bitti.
daha doğrusu ben bitti sanıyorum.
bi onbeş gün sonra telefonumu bilmediğim bir numara aradı. dedi ki kargonuz var ama evde yoktunuz. e hiç bir şey almadım. dedim "kargo beklemiyorum ben, nereden gelmiş, ne gelmiş?" çocuk demesin mi "valla hanfendi halı gibi bir şeydi, normalde yasak ama tekrar uğraşmayın, çok ağırdı, o yüzden komşunuza teslim ettim".
ben artık koçtaş müşteri hizmetlerini hızlı aramada 1 numaraya ekliyorum. arıyorum kendilerini, karşıma bir kızcağız çıkıyor, durumu anlatıyorum, siz diyorum sanırım diyorum bana tekrar ürün göndermişsiniz diyorum. kız sistemi kontrol ediyor diyor ki yok "ürünün kargoya teslim edilmesi gerekiyor", olayı baştan bir daha anlatıyorum, diyorum siz şapşikler havale yapayım diye açtığınız siparişi kapatmamışsınız, az önce kargo şirketi aradı ürün bana tekrar yollanmış. kız bir saniye diyip beni beklemeye alıyor. uzunca bir süre bekledikten sonra neşeli bir ses tonu ile; "tamam hanfendi, siparişi iptal ettim size ürün gelmeyecek" diyor.

"........................."

uzunca bir sessizlikten sonra "teşekkür ederim, çok yardımcı oldunuz, iyi günleeer" diyip telefonu kapatıyorum.

iki hafta sonra (sanırım koçtaş'ta her şey iki haftalık aralıkla yapılıyor.) telefona bakıyorum arayan koçtaş (kalp)arayan çocuk sistemsel! bir hatadan ürünlerin tekrar yollandığını söylüyor. tamam diyorum gelip alın evden. biz diyor gelemiyoruz diyor siz kargoya verebilir misiniz diyor.
eheheheh bebeyim yhaaaa çok şakacısın diyip kapatıyorum telefonu.
aylar geçti ses seda yok.

şimdi evde o kadar halı ile ne yapacağımı düşünüyorum.


not: hepsini okuyanlara koçtaş'tan kapı altı izolasyon köpüğü gönderiyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim