geceye bir şarkı sözü bırak
onu bir görseniz sanırsınız,
o bir deniz yanılırsınız,
o benim güneş sistemim,
alacalı bikinisinde saklı,
deniz yıldızları, uzay taşları, arkadaşları..
ölü denizciler, kayıp galaksiler,
buldum! gözlerindeler.
senden tek istediğim geçmişin, geleceğin benim olsun..
yaz gelirken karışır böyle şeyler
neşeyle endişeler
ayak bastığım her yerdeler
üzerimden gemiler geçer
kaldırma kuvvetimdekiler
burası benim krallığım
sıkılırsan güneşten, gece oluruz erkenden
sen istersen
karşılığında istediğim geçmişin geleceğin,
benim olsun..
denizler cinayet işlemezler,
aslında kimseyi istemezler,
değiştirdi beni, bu garip astronomi
suçluyum belki ben,
sen sularımda ölürken, güldüm keyfimden
her zaman istediğimle,
geçmişin, geleceğinle,
benimsin artık,
derinlerde, derinlerde...
son feci bisiklet, bikinisinde astronomi
o bir deniz yanılırsınız,
o benim güneş sistemim,
alacalı bikinisinde saklı,
deniz yıldızları, uzay taşları, arkadaşları..
ölü denizciler, kayıp galaksiler,
buldum! gözlerindeler.
senden tek istediğim geçmişin, geleceğin benim olsun..
yaz gelirken karışır böyle şeyler
neşeyle endişeler
ayak bastığım her yerdeler
üzerimden gemiler geçer
kaldırma kuvvetimdekiler
burası benim krallığım
sıkılırsan güneşten, gece oluruz erkenden
sen istersen
karşılığında istediğim geçmişin geleceğin,
benim olsun..
denizler cinayet işlemezler,
aslında kimseyi istemezler,
değiştirdi beni, bu garip astronomi
suçluyum belki ben,
sen sularımda ölürken, güldüm keyfimden
her zaman istediğimle,
geçmişin, geleceğinle,
benimsin artık,
derinlerde, derinlerde...
son feci bisiklet, bikinisinde astronomi
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
maaşımı dolarla almıyorum.
devamını gör...
iletişim kurmanın önündeki engeller
önyargı.
devamını gör...
said nursi
atatürk ve cumhuriyet değerlerine düşmandır.bunun müritlerinden uzak durun.
devamını gör...
yazarların en sevdiği türk sanat müziği eserleri
ne verdin ki bana ne istiyorsun - yüksel uzel
çok kişi bilmez:
çok kişi bilmez:
devamını gör...
yetti artık denilen şeyler
siyasetçilerin yalanları dan, çocukların geleceğini düşünmekten, bencil insanlardan.
devamını gör...
zenon paradoksları
zenon, i.ö. 5. yüzyılda yaşamış ve bugün üzerine pek az bildiğimiz eski yunanlı bir filozoftur. ne yazık ki günümüze hiçbir yapıtı kalmamıştır. zenon üzerine bildiklerimizi daha çok eflatun’a (parmenides adlı yapıtına) ve aristo’ya (fizik adlı yapıtına) borçluyuz.
zenon kolay kolay yutulmayacak bir düşüncenin savunucusu olan parmenides’in sadık bir öğrencisiydi. parmenides şu inanılmaz düşünceyi savunuyordu: gerçek tektir ve değişmez. çokluk, değişim ve hareket aslında yokturlar ve duyularımızın bizi kandırmasından kaynaklanırlar...
zenon hocasının felsefesiyle alay edenleri susturmak için dört paradoks geliştirir. zenon’un günümüze kalmasını sağlayan aşağıda açıklamaya çalışacağım (ve ne derece ciddi olduklarını göstermek amacıyla savunacağım) işte bu dört paradokstur. bugün, yani 2500 yıl sonra bile, bu dört paradoks üzerine tartışma dinmemiştir ve gün geçtikçe filozoflar bu konuda daha fazla düşünce üretmektedirler. bertrand russell, henri bergson, alfred north whitehead, zenon’un paradokslarını konu etmiş çağdaş filozoflardan birkaçıdır. sanırım hegel de konu etmiştir. tolstoy savaş ve barış’ında zenon’un paradokslarından sözeder.
aşil’le kaplumbağa
zenon, paradokslarının birinde, yarıtanrı aşil’le kaplumbağayı yarıştırır. kaplumbağa aşil’den çok daha yavaş olduğundan, aşil’in önünden başlar yarışa. zenon, aşil’in kaplumbağayı hiç yakalayamayacağını savunur.
gerçekten de aşil’in kaplumbağayı yakalayabilmesi için, önce kaplumbağanın yarışa başladığı ilk noktaya erişmesi gerekmektedir. aşil bu noktaya eriştiğindeyse, kaplumbağa biraz daha ilerde olacaktır. şimdi aşil, kaplumbağanın bulunduğu bu yeni noktaya erişmelidir. aşil, kaplumbağanın bulunduğu bu yeni noktaya vardığındaysa, kaplumbağa biraz daha ilerde olacaktır. çünkü kaplumbağa durmamaktadır. bu böyle sürer gider ve aşil kaplumbağaya hiçbir zaman erişemez.
yaşamda böyle olmaz demeyin. parmenides de, zenon da, sizin gibi, yaşamda aşil’in kaplumbağayı yakalayacağını biliyorlar. ancak, gördüğümüzün gerçek olmadığını, duyularımızın bizi aldattığını ileri sürüyorlar.
bu paradoks üzerine biraz düşünelim. aşil yarışa kaplumbağanın 100 metre gerisinden başlasın. aşil saniyede 100 metre koşsun. kaplumbağa da saniyede 10 metre koşsun. varsayalım ki öyle... aşil’in yarışa başladığı noktaya a0 adını verelim. aşil bir saniye sonra kaplumbağanın bulunduğu ilk noktaya, a1 noktasına erişecektir. bu bir saniyede kaplumbağa 10 metre yol alacaktır ve a2 noktasına varacaktır. aşil a2 noktasına 1/10 saniye sonra varacaktır. bu 1/10 saniyede kaplumbağa 1 metre gitmiş olacaktır. aşil bu 1 metreyi, 1/100 saniyede koşacaktır...
paradoks olur da matematikçiler boş durur mu? matematikçiler bu paradoksu çözmüşler. şöyle çözmüşler:
buradan
demek ki, der matematiçiler, aşil,
1 + 1/10 + 1/100 + 1/1000 + ...
saniyede kaplumbağaya erişir. basit bir aritmetik bu sonsuz toplamın 10/9 olduğunu gösterir. dolayısıyla aşil kaplumbağayı 10/9 saniye sonra, yani 2 saniyeden, hatta 1,2 saniyeden az bir zamanda yakalar.
filozoflar bu yanıttan pek hoşnut kalmazlar. her şeyden önce sonsuz toplamdan rahatsız olurlar. matematikçilerin matematik yaparken sonsuz tane sayıyı toplamalarına sözetmezler, göz yumarlar, ama gerçek yaşamdan alınmış bir probleme uygulanmasına karşı çıkarlar. matematiğin gerçek yaşama her zaman uygulanabildiği nerden biliniyor?
matematik, doğa yasalarını bulmaya çalışır. bunu da oldukça iyi başarır. örneğin matematik sayesinde uçaklar, trenler, binalar yapılır, hatta aya gidilir. matematiğin birçok uygulaması vardır. bu uygulamalar matematiğin doğayı anlamamızı sağlayan başarılı bir yöntem olduğunu gösterir. ama her yere her zaman matematik uygulanabilir mi? örneğin, iki elma artı üç armut beş meyve eder, çünkü 2 + 3 = 5’tir. ama bu matematiksel gerçeği iki litre suyla üç litre alkole uygularsak, beş litre sıvı elde edeceğimiz çıkar, ki bu da yanlıştır. demek ki matematiği uygularken dikkatli olmalıyız.
doğa, matematiğin tam bir modeli değildir. doğa matematiğin ancak yaklaşık bir modeli olabilir.
üstelik, yukardaki hesap, aşil’in kaplumbağayı 10/9 saniyede yakalayacağını göstermiyor. yukardaki hesap gösterse gösterse aşil’in kaplumbağayı eğer yakalarsa 10/9 saniyede yakalayacağını gösteriyor. aşil’in kaplumbağayı yakalayıp yakalamadığını bilmiyoruz ki, ne zaman yakalayacağı sorusunu sorup yanıtlayalım... sorumuz, aşil’in kaplumbağayı ne zaman yakalayacağı değil, yakalayıp yakalayamayacağı...
yanlış anlaşılmasın, çağdaş filozofların çoğu – hepsi değil ama
– aşil’in kaplumbağayı yakalayacağına inanıyorlar. filozofların derdi bu değil. filozofların derdi zenon’un paradoksu... zenon’un paradoksunda yanlış nerde? eğer mantığımızı kullanarak saçma bir sonuç kanıtlarsak, mantığımızda (yani ya varsayımlarımızda ya çıkarım kurallarımızda) bir yanlış var demektir. bu yanlışı bulmalıyız.
zenon’un bu paradoksunda bir başka sorun daha var. o da şu: aşil kaplumbağayı yakalamak için sonsuz tane iş yapmalı; önce a1 noktasına gitmeli, sonra a2 noktasına gitmeli, sonra a3 noktasına gitmeli... sonsuz tane iş yapabilir miyiz? işte en önemli soru bu. matematikçi kendi düşünsel dünyasında sonsuz tane sayıyı toplayabilir, ama biz, yaşamda, sonsuz tane sayıyı toplayamayız. sonsuz tane iş yapamayız. en azından sonsuz tane iş yapabileceğimizi düşünmek oldukça zor.
yoksa aşil kaplumbağaya erişmek için sonlu tane mi iş yapıyor? bu soruya geçmeden önce zenon’un ikinci paradoksundan söz edelim.
ikiye bölünme
zenon, salt aşil’in kaplumbağayı yakalayamayacağını söylemekle yetinmiyor. aşil’in bir noktadan bir başka noktaya gidemeyeceğini de söylüyor. diyelim aşil a noktasında ve b noktasına gidecek.
aşil a’dan b’ye gitmek için önce yolun yarısına gitmeli. yolun yarısına gittikten sonra kalan yolun yarısına gitmeli. daha sonra kalan yolun yarısına... bu böylecene sonsuza değin sürer. diyelim a’yla b arasındaki uzaklık 1 metre. aşil önce 1/2 metre gitmeli. gittiğini varsayalım. geriye 1/2 metre kalır. şimdi aşil kalan bu 1/2 metrenin yarısına gitmeli, yani 1/4 metre daha gitmeli. geriye 1/4 metre daha kalır. aşil bu kalan 1/4 metrenin yarısına gitmeli, yani 1/8 metre daha gitmeli... daha sonra 1/16 metre daha gitmeli...
aşil sonsuz iş yapamayacağından b noktasına varamaz...
havada uçan bir oka bakalım. okun sonsuz tane iş yaptığını, yani sonsuz tane noktadan geçtiğini varsayalım. beynimiz okun sonsuz noktadan geçişini algılıyabilir mi? bunu düşünmek oldukça zor. olsa olsa beynimiz okun havada sonlu tane fotoğrafını çekiyordur ve bu fotoğrafları bir sinema şeriti gibi gözümüzün önünden geçiriyordur. bu konuya birazdan geleceğim. paradoksa geri dönelim. ama şimdilik, beynimizin dışdünyayı sonlu biçimde algıladığını aklımızda tutalım.
okur belki sonsuz tane iş yapabileceğimizi düşünüyordur: birinci iş, ikinci iş, üçüncü iş... o zaman sonsuz iş yapmaya sondan başlayalım! birinci paradoksa çok benzeyen bu ikinci paradoksu biraz değiştirip, aşil’in, bırakın b noktasına gidememesini, yerinden bile kımıldayamayacağını da kanıtlayabiliriz. gerçekten de aşil’in a’dan b’ye gidebilmesi için önce yarı yola gitmesi gerekir. yolun yarısına gidebilmesi için önce yolun dörtte birine gitmesi gerekir. ama daha önce yolun sekizde birine gitmesi gerekir... daha önce de on altıda birine gitmesi gerekir… dolayısıyla aşil a noktasından öteye adımını atamaz bile. ilerleyebileceği bir nokta yoktur ki! gideceği her noktanın önce yarısına gitmesi gerekmektedir.
yoksa a’yla b arasında ve a’dan hemen sonra gelen bir nokta mı var? galiba öyle...
paradoksun ikiye bölmekten kaynaklandığı kesin. aşil’in gitmesi gereken fiziksel uzaklığı hep ikiye bölüyoruz. demek ki fiziksel uzaklığı (uzayı) durmadan ikiye bölemeyiz. demek ki bir zaman sonra ikiye bölemememiz gerekir. ikiye böle böle, bir zaman sonra öylesine küçük bir uzaklık elde ederiz ki, elde edilen bu miniminnacık uzaklık bir kez daha ikiye bölünemez. bir başka deyişle, uzay sürekli değildir. uzay, bölünmeyen en küçük uzay parçacıklarından oluşmuştur. 20. yüzyılın parçacık kuramı da bu yönde düşünmemiz gerektiğini söylemiyor mu zaten? bu uzay parçacıklarına uzaybirim diyelim.
uzayın uzaybirimlerden oluştuğunu kanıtladık (!). her uzaklık sonlu sayıda uzaybirimden oluşur.
üçüncü paradoks
zenon’un üçüncü paradoksuna göre, hareket yoktur, hiçbir şey hareket edemez. uçan bir ok ele alalım örnek olarak. okun hareket ettiğini sanıyoruz değil mi? zenon yanıldığımızı kanıtlıyor.
ok her an durmaktadır. inanmazsanız okun havada bir fotoğrafını çekin. fotoğrafta okun durduğunu göreceksiniz. demek ki ok her an durmaktadır. ok her an durduğuna göre hep duruyor demektir. öyle değil mi? okun hareket edebilmesi için en az bir an hareket etmesi gerekmektedir. oysa ok her an durmaktadır. her an durmakta olan ok hep durmaktadır.
uzayın sürekli olamayacağını yukarda gördük. uzay küçük, çok küçük, bölünemeyen uzaybirimlerinden oluşmuştur. okun bir uzaybirimi uzunluğunda olduğunu varsayalım. uzaybirim uzunluğundaki ok, bir uzaybiriminin içinde hareket edemez, çünkü okun o uzaybiriminde hareket edebilmesi için, okun uzaybiriminden daha kısa olması gerekir ki, uzaybirimden daha kısa bir nesne olamayacağını biliyoruz. her uzaybiriminde hareketsiz duran ok, hep hareketsizdir.
sinema da öyle değil midir? sinema ekranında yürüyen bir insan aslında yürümeyen binlerce insan resminin gözümüzün önünden hızla geçmesi değil midir? doğada hareket de aslında hareketsizlik değil midir?
uçan ok her an durmaktadır. ama bir sonraki uzaybiriminde varolmaktadır. bergson’un da dediği gibi, aynen sinema ekranında yürüyen bir insan örneği, ok bize hareket edermiş gibi görünmektedir. oysa her an durmaktadır.
dördüncü paradoks
zenon’un son paradoksunu anlamak kolay değil. yukarda da dediğim gibi zenon’dan yazılı bir yapıt yok elimizde. zenon’un paradokslarını bize aktaran aristo. aristo’nun aktardığı biçim pek anlaşılır gibi değil. bu yüzden dördüncü paradoksun çeşitli yorumları var. vereceğim yorum aristo’nun aktardığı yorum değil ama ona çok yakın.
yukarda, uzayın sürekli olmadığını, bölünmeyen uzaybirimlerden oluştuğunu kanıtladık, daha doğrusu zenon kanıtladı. şimdi aşağıdaki şekle bakalım:
buradan
her kare bir uzaybirimini simgelesin. sol üst köşede a nesnesi, sağ alt köşede b nesnesi var. a ve b aynı anda ve aynı hızla “hareket” etsinler. a sağa, b sola gitsin. bir zaman sonra a sağdaki karede, b de soldaki karede olur.
şimdi paradoksal soruyu soralım: a ve b nerde karşılaştılar?
hiç karşılaşmadılar! çünkü aralarında karşılaşabilecekleri bir yer yok!
zenon kolay kolay yutulmayacak bir düşüncenin savunucusu olan parmenides’in sadık bir öğrencisiydi. parmenides şu inanılmaz düşünceyi savunuyordu: gerçek tektir ve değişmez. çokluk, değişim ve hareket aslında yokturlar ve duyularımızın bizi kandırmasından kaynaklanırlar...
zenon hocasının felsefesiyle alay edenleri susturmak için dört paradoks geliştirir. zenon’un günümüze kalmasını sağlayan aşağıda açıklamaya çalışacağım (ve ne derece ciddi olduklarını göstermek amacıyla savunacağım) işte bu dört paradokstur. bugün, yani 2500 yıl sonra bile, bu dört paradoks üzerine tartışma dinmemiştir ve gün geçtikçe filozoflar bu konuda daha fazla düşünce üretmektedirler. bertrand russell, henri bergson, alfred north whitehead, zenon’un paradokslarını konu etmiş çağdaş filozoflardan birkaçıdır. sanırım hegel de konu etmiştir. tolstoy savaş ve barış’ında zenon’un paradokslarından sözeder.
aşil’le kaplumbağa
zenon, paradokslarının birinde, yarıtanrı aşil’le kaplumbağayı yarıştırır. kaplumbağa aşil’den çok daha yavaş olduğundan, aşil’in önünden başlar yarışa. zenon, aşil’in kaplumbağayı hiç yakalayamayacağını savunur.
gerçekten de aşil’in kaplumbağayı yakalayabilmesi için, önce kaplumbağanın yarışa başladığı ilk noktaya erişmesi gerekmektedir. aşil bu noktaya eriştiğindeyse, kaplumbağa biraz daha ilerde olacaktır. şimdi aşil, kaplumbağanın bulunduğu bu yeni noktaya erişmelidir. aşil, kaplumbağanın bulunduğu bu yeni noktaya vardığındaysa, kaplumbağa biraz daha ilerde olacaktır. çünkü kaplumbağa durmamaktadır. bu böyle sürer gider ve aşil kaplumbağaya hiçbir zaman erişemez.
yaşamda böyle olmaz demeyin. parmenides de, zenon da, sizin gibi, yaşamda aşil’in kaplumbağayı yakalayacağını biliyorlar. ancak, gördüğümüzün gerçek olmadığını, duyularımızın bizi aldattığını ileri sürüyorlar.
bu paradoks üzerine biraz düşünelim. aşil yarışa kaplumbağanın 100 metre gerisinden başlasın. aşil saniyede 100 metre koşsun. kaplumbağa da saniyede 10 metre koşsun. varsayalım ki öyle... aşil’in yarışa başladığı noktaya a0 adını verelim. aşil bir saniye sonra kaplumbağanın bulunduğu ilk noktaya, a1 noktasına erişecektir. bu bir saniyede kaplumbağa 10 metre yol alacaktır ve a2 noktasına varacaktır. aşil a2 noktasına 1/10 saniye sonra varacaktır. bu 1/10 saniyede kaplumbağa 1 metre gitmiş olacaktır. aşil bu 1 metreyi, 1/100 saniyede koşacaktır...
paradoks olur da matematikçiler boş durur mu? matematikçiler bu paradoksu çözmüşler. şöyle çözmüşler:
buradan
demek ki, der matematiçiler, aşil,
1 + 1/10 + 1/100 + 1/1000 + ...
saniyede kaplumbağaya erişir. basit bir aritmetik bu sonsuz toplamın 10/9 olduğunu gösterir. dolayısıyla aşil kaplumbağayı 10/9 saniye sonra, yani 2 saniyeden, hatta 1,2 saniyeden az bir zamanda yakalar.
filozoflar bu yanıttan pek hoşnut kalmazlar. her şeyden önce sonsuz toplamdan rahatsız olurlar. matematikçilerin matematik yaparken sonsuz tane sayıyı toplamalarına sözetmezler, göz yumarlar, ama gerçek yaşamdan alınmış bir probleme uygulanmasına karşı çıkarlar. matematiğin gerçek yaşama her zaman uygulanabildiği nerden biliniyor?
matematik, doğa yasalarını bulmaya çalışır. bunu da oldukça iyi başarır. örneğin matematik sayesinde uçaklar, trenler, binalar yapılır, hatta aya gidilir. matematiğin birçok uygulaması vardır. bu uygulamalar matematiğin doğayı anlamamızı sağlayan başarılı bir yöntem olduğunu gösterir. ama her yere her zaman matematik uygulanabilir mi? örneğin, iki elma artı üç armut beş meyve eder, çünkü 2 + 3 = 5’tir. ama bu matematiksel gerçeği iki litre suyla üç litre alkole uygularsak, beş litre sıvı elde edeceğimiz çıkar, ki bu da yanlıştır. demek ki matematiği uygularken dikkatli olmalıyız.
doğa, matematiğin tam bir modeli değildir. doğa matematiğin ancak yaklaşık bir modeli olabilir.
üstelik, yukardaki hesap, aşil’in kaplumbağayı 10/9 saniyede yakalayacağını göstermiyor. yukardaki hesap gösterse gösterse aşil’in kaplumbağayı eğer yakalarsa 10/9 saniyede yakalayacağını gösteriyor. aşil’in kaplumbağayı yakalayıp yakalamadığını bilmiyoruz ki, ne zaman yakalayacağı sorusunu sorup yanıtlayalım... sorumuz, aşil’in kaplumbağayı ne zaman yakalayacağı değil, yakalayıp yakalayamayacağı...
yanlış anlaşılmasın, çağdaş filozofların çoğu – hepsi değil ama
– aşil’in kaplumbağayı yakalayacağına inanıyorlar. filozofların derdi bu değil. filozofların derdi zenon’un paradoksu... zenon’un paradoksunda yanlış nerde? eğer mantığımızı kullanarak saçma bir sonuç kanıtlarsak, mantığımızda (yani ya varsayımlarımızda ya çıkarım kurallarımızda) bir yanlış var demektir. bu yanlışı bulmalıyız.
zenon’un bu paradoksunda bir başka sorun daha var. o da şu: aşil kaplumbağayı yakalamak için sonsuz tane iş yapmalı; önce a1 noktasına gitmeli, sonra a2 noktasına gitmeli, sonra a3 noktasına gitmeli... sonsuz tane iş yapabilir miyiz? işte en önemli soru bu. matematikçi kendi düşünsel dünyasında sonsuz tane sayıyı toplayabilir, ama biz, yaşamda, sonsuz tane sayıyı toplayamayız. sonsuz tane iş yapamayız. en azından sonsuz tane iş yapabileceğimizi düşünmek oldukça zor.
yoksa aşil kaplumbağaya erişmek için sonlu tane mi iş yapıyor? bu soruya geçmeden önce zenon’un ikinci paradoksundan söz edelim.
ikiye bölünme
zenon, salt aşil’in kaplumbağayı yakalayamayacağını söylemekle yetinmiyor. aşil’in bir noktadan bir başka noktaya gidemeyeceğini de söylüyor. diyelim aşil a noktasında ve b noktasına gidecek.
aşil a’dan b’ye gitmek için önce yolun yarısına gitmeli. yolun yarısına gittikten sonra kalan yolun yarısına gitmeli. daha sonra kalan yolun yarısına... bu böylecene sonsuza değin sürer. diyelim a’yla b arasındaki uzaklık 1 metre. aşil önce 1/2 metre gitmeli. gittiğini varsayalım. geriye 1/2 metre kalır. şimdi aşil kalan bu 1/2 metrenin yarısına gitmeli, yani 1/4 metre daha gitmeli. geriye 1/4 metre daha kalır. aşil bu kalan 1/4 metrenin yarısına gitmeli, yani 1/8 metre daha gitmeli... daha sonra 1/16 metre daha gitmeli...
aşil sonsuz iş yapamayacağından b noktasına varamaz...
havada uçan bir oka bakalım. okun sonsuz tane iş yaptığını, yani sonsuz tane noktadan geçtiğini varsayalım. beynimiz okun sonsuz noktadan geçişini algılıyabilir mi? bunu düşünmek oldukça zor. olsa olsa beynimiz okun havada sonlu tane fotoğrafını çekiyordur ve bu fotoğrafları bir sinema şeriti gibi gözümüzün önünden geçiriyordur. bu konuya birazdan geleceğim. paradoksa geri dönelim. ama şimdilik, beynimizin dışdünyayı sonlu biçimde algıladığını aklımızda tutalım.
okur belki sonsuz tane iş yapabileceğimizi düşünüyordur: birinci iş, ikinci iş, üçüncü iş... o zaman sonsuz iş yapmaya sondan başlayalım! birinci paradoksa çok benzeyen bu ikinci paradoksu biraz değiştirip, aşil’in, bırakın b noktasına gidememesini, yerinden bile kımıldayamayacağını da kanıtlayabiliriz. gerçekten de aşil’in a’dan b’ye gidebilmesi için önce yarı yola gitmesi gerekir. yolun yarısına gidebilmesi için önce yolun dörtte birine gitmesi gerekir. ama daha önce yolun sekizde birine gitmesi gerekir... daha önce de on altıda birine gitmesi gerekir… dolayısıyla aşil a noktasından öteye adımını atamaz bile. ilerleyebileceği bir nokta yoktur ki! gideceği her noktanın önce yarısına gitmesi gerekmektedir.
yoksa a’yla b arasında ve a’dan hemen sonra gelen bir nokta mı var? galiba öyle...
paradoksun ikiye bölmekten kaynaklandığı kesin. aşil’in gitmesi gereken fiziksel uzaklığı hep ikiye bölüyoruz. demek ki fiziksel uzaklığı (uzayı) durmadan ikiye bölemeyiz. demek ki bir zaman sonra ikiye bölemememiz gerekir. ikiye böle böle, bir zaman sonra öylesine küçük bir uzaklık elde ederiz ki, elde edilen bu miniminnacık uzaklık bir kez daha ikiye bölünemez. bir başka deyişle, uzay sürekli değildir. uzay, bölünmeyen en küçük uzay parçacıklarından oluşmuştur. 20. yüzyılın parçacık kuramı da bu yönde düşünmemiz gerektiğini söylemiyor mu zaten? bu uzay parçacıklarına uzaybirim diyelim.
uzayın uzaybirimlerden oluştuğunu kanıtladık (!). her uzaklık sonlu sayıda uzaybirimden oluşur.
üçüncü paradoks
zenon’un üçüncü paradoksuna göre, hareket yoktur, hiçbir şey hareket edemez. uçan bir ok ele alalım örnek olarak. okun hareket ettiğini sanıyoruz değil mi? zenon yanıldığımızı kanıtlıyor.
ok her an durmaktadır. inanmazsanız okun havada bir fotoğrafını çekin. fotoğrafta okun durduğunu göreceksiniz. demek ki ok her an durmaktadır. ok her an durduğuna göre hep duruyor demektir. öyle değil mi? okun hareket edebilmesi için en az bir an hareket etmesi gerekmektedir. oysa ok her an durmaktadır. her an durmakta olan ok hep durmaktadır.
uzayın sürekli olamayacağını yukarda gördük. uzay küçük, çok küçük, bölünemeyen uzaybirimlerinden oluşmuştur. okun bir uzaybirimi uzunluğunda olduğunu varsayalım. uzaybirim uzunluğundaki ok, bir uzaybiriminin içinde hareket edemez, çünkü okun o uzaybiriminde hareket edebilmesi için, okun uzaybiriminden daha kısa olması gerekir ki, uzaybirimden daha kısa bir nesne olamayacağını biliyoruz. her uzaybiriminde hareketsiz duran ok, hep hareketsizdir.
sinema da öyle değil midir? sinema ekranında yürüyen bir insan aslında yürümeyen binlerce insan resminin gözümüzün önünden hızla geçmesi değil midir? doğada hareket de aslında hareketsizlik değil midir?
uçan ok her an durmaktadır. ama bir sonraki uzaybiriminde varolmaktadır. bergson’un da dediği gibi, aynen sinema ekranında yürüyen bir insan örneği, ok bize hareket edermiş gibi görünmektedir. oysa her an durmaktadır.
dördüncü paradoks
zenon’un son paradoksunu anlamak kolay değil. yukarda da dediğim gibi zenon’dan yazılı bir yapıt yok elimizde. zenon’un paradokslarını bize aktaran aristo. aristo’nun aktardığı biçim pek anlaşılır gibi değil. bu yüzden dördüncü paradoksun çeşitli yorumları var. vereceğim yorum aristo’nun aktardığı yorum değil ama ona çok yakın.
yukarda, uzayın sürekli olmadığını, bölünmeyen uzaybirimlerden oluştuğunu kanıtladık, daha doğrusu zenon kanıtladı. şimdi aşağıdaki şekle bakalım:
buradan
her kare bir uzaybirimini simgelesin. sol üst köşede a nesnesi, sağ alt köşede b nesnesi var. a ve b aynı anda ve aynı hızla “hareket” etsinler. a sağa, b sola gitsin. bir zaman sonra a sağdaki karede, b de soldaki karede olur.
şimdi paradoksal soruyu soralım: a ve b nerde karşılaştılar?
hiç karşılaşmadılar! çünkü aralarında karşılaşabilecekleri bir yer yok!
devamını gör...
antalya'da kadına şiddeti izleyen esnaf
o zaman fikir s.çalım :
-esnaf müdahale etti ve saldırgan cebinden çıkardığı bıçakla esnafı yaraladı.
-esnaf müdahale etti ve saldırgan arabasından silahı alıp esnafı vurdu.
-esnaf müdahale etti ve saldırgan arkadaşlarını toplayıp esnafı darp etti.
-esnaf müdahale etti ve saldırgan arkadaşlarıyla gelip dükkanını yakıp yıktı.
...
-esnaf müdahale etmedi ve toplumun tepkisini çekti.
esnaf ne yapsın yahu devlet üç maymunu oynarken ?
-esnaf müdahale etti ve saldırgan cebinden çıkardığı bıçakla esnafı yaraladı.
-esnaf müdahale etti ve saldırgan arabasından silahı alıp esnafı vurdu.
-esnaf müdahale etti ve saldırgan arkadaşlarını toplayıp esnafı darp etti.
-esnaf müdahale etti ve saldırgan arkadaşlarıyla gelip dükkanını yakıp yıktı.
...
-esnaf müdahale etmedi ve toplumun tepkisini çekti.
esnaf ne yapsın yahu devlet üç maymunu oynarken ?
devamını gör...
kafeine karşı bağışıklık kazanmak
şahsımın da dahil olduğu grup. kahve içtikten 5 dk sonra uykuya dalabilirim.
devamını gör...
düşün ki kedin bunu okuyor
ben dışında herkesi darp etmekten vazgeç artık. yabancılar illa düşman olacak diye bir kaide yok.hem öyle bir ihtimal olsa ben senin yarım metre yakınından bile geçirtir miydim şeko?
devamını gör...
fransız paradoksu
fransız nüfusunun, yüksek miktarda doymuş yağ alımına rağmen, oldukça düşük kardiyovasküler hastalık riski altında olması durumudur. koruyucu etkiler, nispeten yüksek şarap tüketimine atanmıştır.
devamını gör...
maskesiz hayatın ilk günü yapılacaklar
kırmızı ruj süreceğim.
devamını gör...
dubleks evde yaşamanın zorlukları
eğer bir gün duyarsanız ki sözlükten celebrant çok zengin olmuş, bilin ki haram yemiştir. rabbim o günleri bize gösterir inşallah.*
devamını gör...
beceri analizi
özel gereksinimli çocuklarda becerilerin tek basamakla kazandırılması mümkün olmadığı için becerileri alt basamakalarına ayırarak kazandırma yöntemidir. çocuğun engel türünden etkilenme düzeyine göre basamaklar azaltılabilir yada arttırılabilir. beceri analizinin kazanımları arasında: çocuğun hangi basamakta zorlandığını tespit etmemiz, gidişatı kontrol etmemiz ve öğrencinin performansını tespit etmemiz gösterilebilir. iyi bir beceri analizi hazırlamanın temel gereklilikleri: çocuğun ihtiyaçlarının karşılaması ve gerçekçi olmasıdır. örneğin: kalem tutamayan bireye şekil çizdirmekle ilgili beceri analizi uygulamak mümkün değildir.
beceri analizi hazırlarken zincirin birbirine ardışık olması ve gerekli tüm basamakları içermesi son derece önemlidir.
örnek beceri analizi.
ellerini yıkama: (sabun ve musluk çocuğun günlük hayatta karşılaştığı türden ürünler ile seçilmelidir.)
1)sol elini kaldırır.
2)sol elinin musluğa uzatır.
3)sol elini musluğun üzerine koyar.
4)sol elinin parmakları ile musluğun açma kısmını kavrar.
5)sol elinin parmakları ile musluğun bataryasını yavaşça açar.
6)sol elinin parmaklarını musluğun bataryasını kavramayı bırakır
7)sol elini musluğun üzerinden çeker.
8)ellerini birleştirir.
9)ellerini suyun altına sokar.
10)ellerini ıslatır.
11)sol elini sabuna uzatır.
12)sol elini sabunun pampasına koyar.
13)sağ elini kaldırır.
14)sağ elini sabunun ucuna getirir.
15)sağ elinin parmaklarını kapatır.
16)sağ elinin içini oyuk hale getirir.
17)sol eli ile sabunun pompasına 1 kez dokunur.
18)ellerini uygun hizalar.
19)ellerini birbirine sürter.
20)sabunu köpürtür.
21)parmaklarını birbirinin içine geçirir.
22)parmaklarının sürterek parmak aralarını temizler.
23)sol elini sağ elinin üstüne koyar.
24)sol eli ile sağ elinin üstünü temizler.
25)sağ elini sol elinin üstüne koyar.
26)sağ eli ile sol elinin üstünü temizler.
27)ellerini suyun altına uzatır.
28)ellerini durular.
29)ellerini suyun altından çeker.
30)sol elini kaldırır.
31)sol elini musluğa uzatır.
32)sol elini musluğun kapatma kısmına koyar
33)sol elinin parmakları ile musluğun kapatma kısmını kavrar.
34)sol elinin parmakları ile bataryayı kapatır.
35)sol elinin parmaklarını ile bayaryayı kavramayı bırakır.
36)sol elini kaldırır.
37)sol elini kendine çeker.
basamakların uzun olduğunun farkınayım ancak özel gereksinimli bireylerin beceri kazanması düşündüğümüzden çok daha kapsamlı ve detaylı çalışma gerektirmmektedir.
beceri analizi hazırlarken zincirin birbirine ardışık olması ve gerekli tüm basamakları içermesi son derece önemlidir.
örnek beceri analizi.
ellerini yıkama: (sabun ve musluk çocuğun günlük hayatta karşılaştığı türden ürünler ile seçilmelidir.)
1)sol elini kaldırır.
2)sol elinin musluğa uzatır.
3)sol elini musluğun üzerine koyar.
4)sol elinin parmakları ile musluğun açma kısmını kavrar.
5)sol elinin parmakları ile musluğun bataryasını yavaşça açar.
6)sol elinin parmaklarını musluğun bataryasını kavramayı bırakır
7)sol elini musluğun üzerinden çeker.
8)ellerini birleştirir.
9)ellerini suyun altına sokar.
10)ellerini ıslatır.
11)sol elini sabuna uzatır.
12)sol elini sabunun pampasına koyar.
13)sağ elini kaldırır.
14)sağ elini sabunun ucuna getirir.
15)sağ elinin parmaklarını kapatır.
16)sağ elinin içini oyuk hale getirir.
17)sol eli ile sabunun pompasına 1 kez dokunur.
18)ellerini uygun hizalar.
19)ellerini birbirine sürter.
20)sabunu köpürtür.
21)parmaklarını birbirinin içine geçirir.
22)parmaklarının sürterek parmak aralarını temizler.
23)sol elini sağ elinin üstüne koyar.
24)sol eli ile sağ elinin üstünü temizler.
25)sağ elini sol elinin üstüne koyar.
26)sağ eli ile sol elinin üstünü temizler.
27)ellerini suyun altına uzatır.
28)ellerini durular.
29)ellerini suyun altından çeker.
30)sol elini kaldırır.
31)sol elini musluğa uzatır.
32)sol elini musluğun kapatma kısmına koyar
33)sol elinin parmakları ile musluğun kapatma kısmını kavrar.
34)sol elinin parmakları ile bataryayı kapatır.
35)sol elinin parmaklarını ile bayaryayı kavramayı bırakır.
36)sol elini kaldırır.
37)sol elini kendine çeker.
basamakların uzun olduğunun farkınayım ancak özel gereksinimli bireylerin beceri kazanması düşündüğümüzden çok daha kapsamlı ve detaylı çalışma gerektirmmektedir.
devamını gör...
ben küçükken sarışınmışım
benim için de geçerli olan cümle. ben küçükken sarışınmışım, sonra nasıl olmuşsa kel kalmışım.
devamını gör...
namus belası
cem karaca şarkısı.
düştüm maphus damlarına
öğüt veren bol olur
toplasam o öğütleri
burdan köye yol olur
ana baba bacı kardaş
dar gününde el olur
namus belasına kardaş
yatarız zından bizim
kız gelinim suna boylum
olamadan biz bize
besmeleyle yüzün açıp
oturmadan diz dize
almış kaçırmışlar seni
çökertmişler ıssıza
namus belasına kardaş
verdiğimiz can bizim
düştüm maphus damlarına
öğüt veren bol olur
toplasam o öğütleri
burdan köye yol olur
ana baba bacı kardaş
dar gününde el olur
namus belasına kardaş
yatarız zından bizim
kız gelinim suna boylum
olamadan biz bize
besmeleyle yüzün açıp
oturmadan diz dize
almış kaçırmışlar seni
çökertmişler ıssıza
namus belasına kardaş
verdiğimiz can bizim
devamını gör...
sözlük yazarlarının arkadaş ortamındaki konumu
ilk en çok sesi çıkan enerjik eğlenceli arkadaş sonra ne oluyorsa bir anda sıkılırım uykum gelir. siz konuşun ben birazdan gelirim modunda olurum.o yüzden bu değişik bir arkadaş.
devamını gör...
kamil koç
seyahat edeceğim gün uçuş olmadığı için mecburen otobüsü tercih ettim.hareket saatine 45 dakika kala telefonum çaldı.arayan her kimse:
-herkes iftarını yaptı,nerdesiniz?
-20.30 da hareket,taksi bekliyorum.
-acele edelim.
otogara varmak üzereyken tekrar arandım.otobüse binip 10 dakika gidince akaryakıt istasyonunda asıl araca geçtim.
şoförler ve muavin sürekli maskesizdi.sözde 10 dakikalık molalar yarım saat sürdü.
sadece ismi kalmış,kalitesi yerlerde sürünen firma.
web sitesine şikayetlerimi yazdım,ses soluk yok.uzak durulmalı.
-herkes iftarını yaptı,nerdesiniz?
-20.30 da hareket,taksi bekliyorum.
-acele edelim.
otogara varmak üzereyken tekrar arandım.otobüse binip 10 dakika gidince akaryakıt istasyonunda asıl araca geçtim.
şoförler ve muavin sürekli maskesizdi.sözde 10 dakikalık molalar yarım saat sürdü.
sadece ismi kalmış,kalitesi yerlerde sürünen firma.
web sitesine şikayetlerimi yazdım,ses soluk yok.uzak durulmalı.
devamını gör...
akp diyarbakır gençlik kolunun emekli amiralleri tehdit etmesi
aklına esen savcının hastaneden doktor aldırdığı ülkede hukuk işlemeyince üstüne bir de (bkz: akp’li dokunulmazlığı) eklenince gemi azıya alanlar da bitmiyor.
türkiye, hukuk alanında tarihinin en pespaye dönemlerinden birini yaşıyor.
akp diyarbakır gençlik kolları başkan yardımcısı vedat demirtaş, twitter'da kalaşnikof tüfeklerin yer aldığı fotoğrafı paylaşarak "emekli amiraller bekliyoruz" yazdı.
ve o kadar soysuz ki bunlar, tepki gelince hesabı kaptıp kaçıyorlar, üzerine bir de haberlerine erişim engeli gelince hiçbir şey olmamış oluyor.
yeminle sıdkım sıyrıldı bunlardan.
akçomar herzesi.
türkiye, hukuk alanında tarihinin en pespaye dönemlerinden birini yaşıyor.
akp diyarbakır gençlik kolları başkan yardımcısı vedat demirtaş, twitter'da kalaşnikof tüfeklerin yer aldığı fotoğrafı paylaşarak "emekli amiraller bekliyoruz" yazdı.
ve o kadar soysuz ki bunlar, tepki gelince hesabı kaptıp kaçıyorlar, üzerine bir de haberlerine erişim engeli gelince hiçbir şey olmamış oluyor.
yeminle sıdkım sıyrıldı bunlardan.
akçomar herzesi.
devamını gör...
yazarların küçükken söyleyemediği kelimeler
benim yeni bir dilim varmış kesinlikle. öyle ki;
görüşürüze şodema (ne alakaysa),
patatese patame,
domatese tomate,
ve ciddi söylüyorum 3 ay boyunca kimsenin anlamadığı, sinirlendiğimde herkese işaret parmağımı sallayarak söylediğim bir ayya ayya oyu var. meali allah allah oğlum demek. kimden duyduğum ise meçhul.
görüşürüze şodema (ne alakaysa),
patatese patame,
domatese tomate,
ve ciddi söylüyorum 3 ay boyunca kimsenin anlamadığı, sinirlendiğimde herkese işaret parmağımı sallayarak söylediğim bir ayya ayya oyu var. meali allah allah oğlum demek. kimden duyduğum ise meçhul.
devamını gör...