yetenekleri farklı olan kişi
bu başlığa yazmadan önce sevgili boop ile kısa bir sohbetimiz olmuştu. ben de bu sohbete istinaden bu başlık altında türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlara yaklaşım konusunda kısa bir inceleme yazma gereği duydum. bu girdinin ilerleyen kısımlarında okuyacaklarınız bir çoğunuzu rahatsız edebilir.
hazırsanız kemerleri bağlayın sert bir giriş yapacağız konuya.
engellilik başlığına türkiye'de ikamet eden engelli bireylerin sorunlarını mesleki tecrübelerime dayanarak yazdım. okuyacaklarınıza hazırlık olması için öncelikle orada yazmış olduklarımı okumanızı öneririm.
türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu bugün ifadelerden ziyade imkanlar noktasında güçlük geçmektedir. küçük yaşlardan itibaren ihtiyaç duydukları destek eğitim kapsamında bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden ayda toplam 12 saat yararlanabilmektedir. evet, doğru duydunuz 1 ay içerisinde toplam 12 saat. çocuklarda ayda 8 saat bireysel eğitim ve 4 saat grup eğitim hakkı tanınmaktadır. bu süre içinde çocuklar engellilik derecelerine göre yaşıtlarının sahip olduğu fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişim düzeyine erişmeye çalışır ancak aklı selim ile düşünen her birey bu sürenin yetersizliği karşısına dehşete düşmektedir.
özellikle 2-5 yaş arasında uyaran eksikliği tanısı almış çocuklarda yoğunlaştırılmış eğitim alması halinde raporlarının tamamen kalkması söz konusu olabiliyorken - ki bu hayatının geri kalan kısmını tamamen bağımsız sürdürebilmesi manasına gelir- inisiyatif alınmayarak kısıtlı eğitim süresince ''ne olabiliyorsa o olsun '' mottosuyla kayıp ediliyor ve çok uzun yıllar boyunca eğitim almak durumunda kalıyor ve çoğunlukla tamamen bağımsız hale gelemiyor. bu durumun temel sebebi ise eğitim yukarıda bahsettiğim üzere eğitim sürelerinin kısıtlılığı. buradan okuyabileceğiniz üzere ebeveynler kendilerini yırtıyor ''ders saatleri yetmiyor'' diyerek tabi sonuçlar ne? büyük puntolar ile yazacağım; hiç
gel gelelim bu çocuklar güç bela sosyal hayata katılabilecek bilişsel becerileri kazandığı durumda onları bekleyen senaryoları incelemeye. lise ve en az ön lisans bölümlerinden mezun olanlar ekpss sınavına girerek devlet dairelerinde iş bulabiliyor ancak kadro açılırsa. * eyy devletlü han sultan hazretlerinin öyle deliler gibi kadro açıp istihdam sağladığı söylememi beklemiyordunuz her halde, değil mi? buradan bir tık yapıp 2021 yılında açılan kadroları inceleyebilirsiniz. koskoca şehirlerde 1-2 kişi kadroya geçebiliyor ve bu insanlarda gayet sınav ücreti ödüyor. koskoca ösym, çocukların cebinde ki 120 lirada göz dikiyor ama bu başka entrynin konusu.
eee bu insanlar taş yemeyecek değil mi? amaç ne? kişiyi en bağımsız yaşayacak hale getirmek. bunun için ne gerek? iş gerek. doğru düzgün engelli personel istihdam çalışmaları yapılmadığı için özel şirketler sanki bu insanlar çalışmıyormuş gibi, babasının hayrına aylık ödeniyormuş gibi muamele ile çalıştırıyor insanları. bildiğiniz mesaiye kalıyorlar, kaybolan evraklardan dolayı sürekli yönetime şikayet ediyorlar çünkü iş ahlaksızlığının da afrikası türkiye. iş yerinde karşılaşılabilecek her türlü aksiliğin sorumlusu tutuluyor ve çok ciddi mobbinge maruz kalıyorlar. bu mobbingi uygulayan şirketleri burada saymaya başlasam, sizde boykot kararı alsanız; markete gidince alış veriş yapacak 3 tane firma bulamazsınız o boyutlara ulaşan bir haksızlık söz konusu.
yani yukarıda bahsettiklerimden özetle türkiye'de yaşamakta olan engelli vatandaşların hitaplardan önce somut ihtiyaçlarına cevap veren resmi yönetmeliklere ihtiyaçları var. insana insan gibi muameleye ihtiyaçları var, hepimiz gibi. her şeyden önce insanın varlığına duyulan saygıya ihtiyaçları var, hepimiz gibi. türkiye'de yaşayan engelli vatandaşların somut dertleri var ve dolayısıyla öncelikle somut çözümlere ihtiyaçları var.
somut derken hakikaten somut düzenlemelere ihtiyaçları var. şekil a;

gel gelelim ifadenin yerine yurduna önemine. evet, yukarıda okuduklarınız girdi hükmünde giriş metni idi.
sosyokültürel referans içeren hakaretler başlığında bir miktar inceledik aslında bu durumu. biz memlekette asıl konuşulması gereken husus; g.te g.t demek değil. götü göte hakaret olarak kullanmak şöyle ki kör olmak, sağır olmak, zihinsel engelli olmak bir durumu ifade eden sözcüklerdir ancak yolda ayağı taşa takılan arkadaşınıza; ''kör müsün abi?'', aynı cümleyi iki kere kurmak zorunda kaldığınız arkadaşınıza; ''sağır mısın aq?'' *, kavga sırasında saçma sapan hareketler eden arkadaşınıza; ''spastik misin hocam?'' derseniz şayet bu durumu engel türünden etkilenmiş insana diyemezsiniz çünkü daha önce bunu hakaret mahiyetinde kullanmış olmanız vicdanınızı rahatsız etmeye başlar ve kişilerin, kişisel özelliklerini hakaret olarak kullanma durumu o kişisel özelliğin terminolojisine karşılık gelen ifadeden daha hasar vericidir.
bu durumu bir hikaye ile daha açıklayıcı hale getireyim isterseniz;
dipnot; sal artık sal diyenleri duyuyorum. o sebeple hikaye kısmını spoiler olarak yazacağım dileyen o kısmı atlasın.
yıllar evvel ben bir devlet üniversitesine bağlı otizm merkezinde öğretmen olarak çalışıyor aynı zamanda okuyordum. 1 yıl boyunca bu okulda çalışmaya devam ettim. her ne ise. bu kurumun ismi ilk başlarda ; otistik çocuklar okulu idi daha sonra otizmli çocuklar iş okulu oldu en son özel gereksinimli bireyler iş okulu oldu ancak bilin bakalım ne değişmedi? eğitim yönetmeliği. o üniversitede derslere giren koca koca profesörler yan odamda çaylarını yudumladı derslere girmedi. ekstra projeler yürütülmedi. şimdi sorarım size; bunca isim değişikliği neye hizmet etti? yalnızca bizim vicdan mastürbasyonu yapmamıza yaradı ben söyleyeyim size. 18 yaşımdan itibaren özel eğitim sektöründe aralıksız çalıştım. üniversite okurken özel rehabilitasyon merkezlerinde çalıştım, üniversiteye bağlı olanlarda çalıştım, koca koca profesörlerle ders anlattım ama günün sonunda benim yukarıda bahsettiğim; ''kişinin özellikleri hakaret malzemesi edilmemelidir'' düsturunu öğretemedim.
hikaye time bitti.
girdinin konusuna geri dönelim buralar dağılmadan. türkiye'de asıl mevzulardan birisi bizim kültür olarak kişisel özellikleri hakaret yada hitap olarak kullanmak konusunda takıntımız. her köyde vardır değil mi bir çolak ahmet, sağır fatma , topal hüseyin işte bu mesele biraz bizim kanımıza işlemiş işin doğrusu halbuki bugün gençler bilgisayar oyununda biraz kötü oynayan oyuncuya; ''kolsuz musun? sjhfjkdfhsdk'' diyor. peki ya gerçekten kolsuz birini gördüğünde?
bizim ülkede ilk girdide bahsedilenlerden önce somut problemlerin çözülmesi ardından kişinin özelliklerinin hakaret mahiyetinde kullanılmasının ayıp olduğu düsturunun oturması gerekiyor. zira bugün türkiye'de yumuşatılan kibarlaştırılan ifadeler muhatap için değil kurum yada şahısların vicdanını rahatlatması için yumuşatılıyor.
sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim efendim. kafanıza kalpler fırlatıyorum*
hazırsanız kemerleri bağlayın sert bir giriş yapacağız konuya.
engellilik başlığına türkiye'de ikamet eden engelli bireylerin sorunlarını mesleki tecrübelerime dayanarak yazdım. okuyacaklarınıza hazırlık olması için öncelikle orada yazmış olduklarımı okumanızı öneririm.
türkiye'de ikamet etmekte olan engelli vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu bugün ifadelerden ziyade imkanlar noktasında güçlük geçmektedir. küçük yaşlardan itibaren ihtiyaç duydukları destek eğitim kapsamında bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinden ayda toplam 12 saat yararlanabilmektedir. evet, doğru duydunuz 1 ay içerisinde toplam 12 saat. çocuklarda ayda 8 saat bireysel eğitim ve 4 saat grup eğitim hakkı tanınmaktadır. bu süre içinde çocuklar engellilik derecelerine göre yaşıtlarının sahip olduğu fiziksel, bilişsel ve duygusal gelişim düzeyine erişmeye çalışır ancak aklı selim ile düşünen her birey bu sürenin yetersizliği karşısına dehşete düşmektedir.
özellikle 2-5 yaş arasında uyaran eksikliği tanısı almış çocuklarda yoğunlaştırılmış eğitim alması halinde raporlarının tamamen kalkması söz konusu olabiliyorken - ki bu hayatının geri kalan kısmını tamamen bağımsız sürdürebilmesi manasına gelir- inisiyatif alınmayarak kısıtlı eğitim süresince ''ne olabiliyorsa o olsun '' mottosuyla kayıp ediliyor ve çok uzun yıllar boyunca eğitim almak durumunda kalıyor ve çoğunlukla tamamen bağımsız hale gelemiyor. bu durumun temel sebebi ise eğitim yukarıda bahsettiğim üzere eğitim sürelerinin kısıtlılığı. buradan okuyabileceğiniz üzere ebeveynler kendilerini yırtıyor ''ders saatleri yetmiyor'' diyerek tabi sonuçlar ne? büyük puntolar ile yazacağım; hiç
gel gelelim bu çocuklar güç bela sosyal hayata katılabilecek bilişsel becerileri kazandığı durumda onları bekleyen senaryoları incelemeye. lise ve en az ön lisans bölümlerinden mezun olanlar ekpss sınavına girerek devlet dairelerinde iş bulabiliyor ancak kadro açılırsa. * eyy devletlü han sultan hazretlerinin öyle deliler gibi kadro açıp istihdam sağladığı söylememi beklemiyordunuz her halde, değil mi? buradan bir tık yapıp 2021 yılında açılan kadroları inceleyebilirsiniz. koskoca şehirlerde 1-2 kişi kadroya geçebiliyor ve bu insanlarda gayet sınav ücreti ödüyor. koskoca ösym, çocukların cebinde ki 120 lirada göz dikiyor ama bu başka entrynin konusu.
eee bu insanlar taş yemeyecek değil mi? amaç ne? kişiyi en bağımsız yaşayacak hale getirmek. bunun için ne gerek? iş gerek. doğru düzgün engelli personel istihdam çalışmaları yapılmadığı için özel şirketler sanki bu insanlar çalışmıyormuş gibi, babasının hayrına aylık ödeniyormuş gibi muamele ile çalıştırıyor insanları. bildiğiniz mesaiye kalıyorlar, kaybolan evraklardan dolayı sürekli yönetime şikayet ediyorlar çünkü iş ahlaksızlığının da afrikası türkiye. iş yerinde karşılaşılabilecek her türlü aksiliğin sorumlusu tutuluyor ve çok ciddi mobbinge maruz kalıyorlar. bu mobbingi uygulayan şirketleri burada saymaya başlasam, sizde boykot kararı alsanız; markete gidince alış veriş yapacak 3 tane firma bulamazsınız o boyutlara ulaşan bir haksızlık söz konusu.
yani yukarıda bahsettiklerimden özetle türkiye'de yaşamakta olan engelli vatandaşların hitaplardan önce somut ihtiyaçlarına cevap veren resmi yönetmeliklere ihtiyaçları var. insana insan gibi muameleye ihtiyaçları var, hepimiz gibi. her şeyden önce insanın varlığına duyulan saygıya ihtiyaçları var, hepimiz gibi. türkiye'de yaşayan engelli vatandaşların somut dertleri var ve dolayısıyla öncelikle somut çözümlere ihtiyaçları var.
somut derken hakikaten somut düzenlemelere ihtiyaçları var. şekil a;

gel gelelim ifadenin yerine yurduna önemine. evet, yukarıda okuduklarınız girdi hükmünde giriş metni idi.
sosyokültürel referans içeren hakaretler başlığında bir miktar inceledik aslında bu durumu. biz memlekette asıl konuşulması gereken husus; g.te g.t demek değil. götü göte hakaret olarak kullanmak şöyle ki kör olmak, sağır olmak, zihinsel engelli olmak bir durumu ifade eden sözcüklerdir ancak yolda ayağı taşa takılan arkadaşınıza; ''kör müsün abi?'', aynı cümleyi iki kere kurmak zorunda kaldığınız arkadaşınıza; ''sağır mısın aq?'' *, kavga sırasında saçma sapan hareketler eden arkadaşınıza; ''spastik misin hocam?'' derseniz şayet bu durumu engel türünden etkilenmiş insana diyemezsiniz çünkü daha önce bunu hakaret mahiyetinde kullanmış olmanız vicdanınızı rahatsız etmeye başlar ve kişilerin, kişisel özelliklerini hakaret olarak kullanma durumu o kişisel özelliğin terminolojisine karşılık gelen ifadeden daha hasar vericidir.
bu durumu bir hikaye ile daha açıklayıcı hale getireyim isterseniz;
dipnot; sal artık sal diyenleri duyuyorum. o sebeple hikaye kısmını spoiler olarak yazacağım dileyen o kısmı atlasın.
yıllar evvel ben bir devlet üniversitesine bağlı otizm merkezinde öğretmen olarak çalışıyor aynı zamanda okuyordum. 1 yıl boyunca bu okulda çalışmaya devam ettim. her ne ise. bu kurumun ismi ilk başlarda ; otistik çocuklar okulu idi daha sonra otizmli çocuklar iş okulu oldu en son özel gereksinimli bireyler iş okulu oldu ancak bilin bakalım ne değişmedi? eğitim yönetmeliği. o üniversitede derslere giren koca koca profesörler yan odamda çaylarını yudumladı derslere girmedi. ekstra projeler yürütülmedi. şimdi sorarım size; bunca isim değişikliği neye hizmet etti? yalnızca bizim vicdan mastürbasyonu yapmamıza yaradı ben söyleyeyim size. 18 yaşımdan itibaren özel eğitim sektöründe aralıksız çalıştım. üniversite okurken özel rehabilitasyon merkezlerinde çalıştım, üniversiteye bağlı olanlarda çalıştım, koca koca profesörlerle ders anlattım ama günün sonunda benim yukarıda bahsettiğim; ''kişinin özellikleri hakaret malzemesi edilmemelidir'' düsturunu öğretemedim.
hikaye time bitti.
girdinin konusuna geri dönelim buralar dağılmadan. türkiye'de asıl mevzulardan birisi bizim kültür olarak kişisel özellikleri hakaret yada hitap olarak kullanmak konusunda takıntımız. her köyde vardır değil mi bir çolak ahmet, sağır fatma , topal hüseyin işte bu mesele biraz bizim kanımıza işlemiş işin doğrusu halbuki bugün gençler bilgisayar oyununda biraz kötü oynayan oyuncuya; ''kolsuz musun? sjhfjkdfhsdk'' diyor. peki ya gerçekten kolsuz birini gördüğünde?
bizim ülkede ilk girdide bahsedilenlerden önce somut problemlerin çözülmesi ardından kişinin özelliklerinin hakaret mahiyetinde kullanılmasının ayıp olduğu düsturunun oturması gerekiyor. zira bugün türkiye'de yumuşatılan kibarlaştırılan ifadeler muhatap için değil kurum yada şahısların vicdanını rahatlatması için yumuşatılıyor.
sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim efendim. kafanıza kalpler fırlatıyorum*
devamını gör...
yeni dönemde yazar maaşları
umarım artar dediğim maaşlardır.
reklam falan alıcaz sonuçta.
reklam falan alıcaz sonuçta.
devamını gör...
su alerjisi
gerçekten var mıymış dediğim rahatsızlık. yaklaşık 2 sene önce kullandığım şampuanımı değiştirmiştim ve ilk kullanımdan sonra bile etkisini gördüm alerjinin. ilk defa olmuştu ve anlam veremedim daha sonraki kullanımlarımda da aynısı olunca eski şampuanımı kullanmaya geri döndüm çünkü cildim zaten hassastı ve daha fazla riske atmak istemedim. doktor da su alerjimin olduğunu söylemişti ama inanamıştım böyle bi şeye sonuçta şampuan yüzünden su alerjisi kapmak çok normal bi şey gibi gelmemişti*.
devamını gör...
flaş
“yorulduğun zaman söyle
susalım, hiç konuşmayalım istersen
sussak da, hiç konuşmasak da, sözlerin senin
açık denizler gibidir zaten elimde
her zaman ama her zaman bir kıyıyı sezdiren
hatırlıyorum da kelimelerini bir bir”
edip cansever şiiri.
susalım, hiç konuşmayalım istersen
sussak da, hiç konuşmasak da, sözlerin senin
açık denizler gibidir zaten elimde
her zaman ama her zaman bir kıyıyı sezdiren
hatırlıyorum da kelimelerini bir bir”
edip cansever şiiri.
devamını gör...
tanımı bile olmayan çaylağın takipçisi olması
şu nedenle var olduğunu tahmin ettiğim durum:
çaylak kişi bir tanıdığı tarafından sözlüğe davet edilir. geldiğinde tanıdığına haber verir. tanıyan kişi de arkadaşını doğrudan takibe alır. bu arada çaylak ya uygun bir anda doğru dürüst tanımlar girmek için ağırdan almaktadır ve bu nedenle profili boştur ya da hatır gönül uğruna sözlüğe pek de istemeden gelmiştir ve tanım bile yazmaya tenezzül etmemiştir.
gereksiz analiz kasmam bitti. dağılabiliriz.
çaylak kişi bir tanıdığı tarafından sözlüğe davet edilir. geldiğinde tanıdığına haber verir. tanıyan kişi de arkadaşını doğrudan takibe alır. bu arada çaylak ya uygun bir anda doğru dürüst tanımlar girmek için ağırdan almaktadır ve bu nedenle profili boştur ya da hatır gönül uğruna sözlüğe pek de istemeden gelmiştir ve tanım bile yazmaya tenezzül etmemiştir.
gereksiz analiz kasmam bitti. dağılabiliriz.
devamını gör...
çocuğu olmadan ölen kişinin varlık sebebi
gayet güzel bir yaşamı olmuş olabilir, arkada neslini devam ettirecek bir çocuk bırakmaması mutlu olmaması için bir sebep değildir.
devamını gör...
geçmişe not
lütfen kendini sev, bunca nefreti içinde taşımak çok yorucu
devamını gör...
acaba bir simülasyonun içinde miyiz sorunsalı
yani o kadar çok belirtisi var ki bu durumun.
düşündüğünüz kişinin yolda aniden karşınızda belirmesi.
o gün ilgilendiğiniz konunun sözlükte başlığının açılmış olması.
ama ben simülasyondan daha çok bilinçli bir rüyada olduğumuzu düşünüyorum.
düşündüğünüz kişinin yolda aniden karşınızda belirmesi.
o gün ilgilendiğiniz konunun sözlükte başlığının açılmış olması.
ama ben simülasyondan daha çok bilinçli bir rüyada olduğumuzu düşünüyorum.
devamını gör...
bu saatte sözlükte takılan kişinin asıl amacı
amaçsızlık içinde amaç aramak.
şu saatte şu kurulan cümlenin inceliğine bakar mısınız?
şu saatte şu kurulan cümlenin inceliğine bakar mısınız?
devamını gör...
oppo reno 5 lite
oppo isimli cep telefonu üreticisi markanın bir modeli. fiyatı 3700 tlden başlıyor. 4000 lira altındaki cihazlar içerisinde en mantıklı alternatiflerden biridir. kağıt üzerindeki özelliklerden bahsetmeye gerek yok zira her siteden bulunabilir bu bilgiler. 3-5 günlük kullanımımla edindiğim izlenimleri yazabilirim ama.
ekran çok iyi. çok çok iyi. ekran parlaklığı 800nite yaklaşıyor diyorlar ki doğru sanırım. yaz aylarında değiliz, bulutsuz havada direkt güneş ışığı altında kullanamadım tabi ki ama hiç sorun olmayacağını düşünüyorum. amoled ekran çok başarılı.
kamera ekosistemi çok iyi. 48 megapiksel ana kamera çok başarılı ve yapay zeka desteği işin tadını kaçırmadan müdahale ediyor. hdr işinin bokunu çıkarır bazı firmalar, onu da yapmamışlar. geniş açı kamerası ile kapalı mekanda iyi fotoğraf çekmek biraz zor, yakına odaklanması zor. makro kamera ile iyi bir görüntü yakalamak için de çok iyi ışık lazım. selife ve görüntülü konuşmayla da işim olmadığı için ön kamerayı pek kullanmadım ama o da iyi gibi.
oyun oynamayı pek sevmediğim için yüksek performansa da pek giremeyecem ama yapılan testler sorun çıkarmadığınıı gösteriyor. 4200 küsür mah batarya ve 30w hızlı şarj ikilisi başarılı. oyunun bokunu çıkarmadıkça o günü telefonsuz geçirmeniz zor, akşamı geceyi rahat görür ve %0dan %100e dolması 50 dk civarı sürüyor kutuda gelen 30w adaptör ile.
ekran çok iyi. çok çok iyi. ekran parlaklığı 800nite yaklaşıyor diyorlar ki doğru sanırım. yaz aylarında değiliz, bulutsuz havada direkt güneş ışığı altında kullanamadım tabi ki ama hiç sorun olmayacağını düşünüyorum. amoled ekran çok başarılı.
kamera ekosistemi çok iyi. 48 megapiksel ana kamera çok başarılı ve yapay zeka desteği işin tadını kaçırmadan müdahale ediyor. hdr işinin bokunu çıkarır bazı firmalar, onu da yapmamışlar. geniş açı kamerası ile kapalı mekanda iyi fotoğraf çekmek biraz zor, yakına odaklanması zor. makro kamera ile iyi bir görüntü yakalamak için de çok iyi ışık lazım. selife ve görüntülü konuşmayla da işim olmadığı için ön kamerayı pek kullanmadım ama o da iyi gibi.
oyun oynamayı pek sevmediğim için yüksek performansa da pek giremeyecem ama yapılan testler sorun çıkarmadığınıı gösteriyor. 4200 küsür mah batarya ve 30w hızlı şarj ikilisi başarılı. oyunun bokunu çıkarmadıkça o günü telefonsuz geçirmeniz zor, akşamı geceyi rahat görür ve %0dan %100e dolması 50 dk civarı sürüyor kutuda gelen 30w adaptör ile.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"ruhum hayatımdan yoruldu."
fernando pessoa
fernando pessoa
devamını gör...
almanya’dan çok ileri olmamız
çok fazla diplomalı amele var diye övünüyor adam.
merkel birde üf falan demiş, üff dedi herhalde bunlar bu kafayla giderse böyle ben daha çooooook yol alırım diye düşünmüştür kadın.
yapacağınız siyasetinde, yöneteceğiniz ülkeninde......*
merkel birde üf falan demiş, üff dedi herhalde bunlar bu kafayla giderse böyle ben daha çooooook yol alırım diye düşünmüştür kadın.
yapacağınız siyasetinde, yöneteceğiniz ülkeninde......*
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
ona gelecek bir zararın bile bile kendinize gelmesine izin vermek
devamını gör...
yazarları en son ağlatan hadise
kısa bir süre önce arkadaşımın kalbimi kırması karşısında istemsiz yaşadığım durum. "doğarken ağladı insan bu son olsun bu son" bir daha bu kadar değer vermemek adına kendime söz verdiğim gün aynı zamanda.
devamını gör...
görgüsüzce davranışlar
hayrına halka bedava dağıtılan şeyleri birden fazla almak.
devamını gör...
babaların garip huyları
bir yere gidilecekse sabah 5'te ayağa dikmesi.
devamını gör...



