cahillerin hoşuna giden aktiviteler
hiçbir b*k yapmadıkları hayatlarını ve kendilerini övmek. bir de kendi aptal zihniyetlerini çoğaltmak adına durmadan üremek.
devamını gör...
cinsiyetçi sözlük istemiyoruz
(bkz: maço olduğunu övünerek söyleyen erkek)
(bkz: reddilen erkek arsızlığı)
(bkz: troll erkek çirkinliği)
(bkz: futbol fanatiği erkek erildir aksine iddia eden daha erildir)
cinsiyetçi başlıklara sitem ederken kendisi yukarıdaki başlıkları açmış yazar beyanıdır. cidden artık sıkıcı olmaya başladı bu muhabbet. sözlükte yeterince cinsiyetçi başlık var zaten gidip oraya tanım girmek yerine sürekli olarak yeni başlık açar oldu önüne gelen. her iki tarafta bıkkınlık veriyor artık.*
(bkz: reddilen erkek arsızlığı)
(bkz: troll erkek çirkinliği)
(bkz: futbol fanatiği erkek erildir aksine iddia eden daha erildir)
cinsiyetçi başlıklara sitem ederken kendisi yukarıdaki başlıkları açmış yazar beyanıdır. cidden artık sıkıcı olmaya başladı bu muhabbet. sözlükte yeterince cinsiyetçi başlık var zaten gidip oraya tanım girmek yerine sürekli olarak yeni başlık açar oldu önüne gelen. her iki tarafta bıkkınlık veriyor artık.*
devamını gör...
yazarların baba mesleği
bizimkisi sihirbazdı.
en iyi numarası da ortadan kayıp olmaktı.
en iyi numarası da ortadan kayıp olmaktı.
devamını gör...
engelli bir çocuğu doğurmak ister miydiniz sorunsalı
bugün, henüz yeni evlenmiş sayılan akrabalarımın doğacak çocuğunun down sendromlu olacağını öğrendiğimden beri aklıma takılan sorunsal. gerçekten de bir anne veya baba olarak içinde sıkışıp kalabileceğiniz en zor vicdani ikilemlerden birisi de budur herhalde.
yine de dürüst bir cevap vermem gerekirse, sanırım o çocuğun dünyaya gelmesini istemezdim ve kürtaja başvururdum. bunun için taş kalpli ya da engelli düşmanı da olmayacağım. çünkü bu dünya onlar için doğru bir yer değil. engelliler için tasarlanmamış bir dünyada, hor görülecek, evlenemeyecek, sınıf arkadaşlarının ve toplumun kendisine çekinerek ve acıyarak baktığı bir çocuğu, bu dünyaya getirmek, ona yapabileceğimiz en büyük zalimliklerden biri olurdu herhalde. yine de bilmiyorum. belki de vicdanım el vermeyebilirdi.
siz böyle bir durumda ne yapardınız sayın yazarlar? düşüncelerinizi merak ettiğim başlıktır.
yine de dürüst bir cevap vermem gerekirse, sanırım o çocuğun dünyaya gelmesini istemezdim ve kürtaja başvururdum. bunun için taş kalpli ya da engelli düşmanı da olmayacağım. çünkü bu dünya onlar için doğru bir yer değil. engelliler için tasarlanmamış bir dünyada, hor görülecek, evlenemeyecek, sınıf arkadaşlarının ve toplumun kendisine çekinerek ve acıyarak baktığı bir çocuğu, bu dünyaya getirmek, ona yapabileceğimiz en büyük zalimliklerden biri olurdu herhalde. yine de bilmiyorum. belki de vicdanım el vermeyebilirdi.
siz böyle bir durumda ne yapardınız sayın yazarlar? düşüncelerinizi merak ettiğim başlıktır.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
suyun üstüne yürümeyi bile basarsanız, yüzme bilmiyor diyenler olacaktır, o yüzden insanların ne dediğini umursamayın...
devamını gör...
moderasyonun hiçbir işe yaramaması
kesinlikle katıldığım başlık olmuştur. 2 kişinin yapacağı göreve 10 kişilik kadro ataması yapılmış kimin vergileriyle senin benim. bunlar hortumu kendilerine bağlamışlar kendilerine... tüyü bitmemiş yetimin hakkı var orda be.
büyükler boşa dememiş ama armut dibine düşer diye. liyakat konusuna hele hiç değinmiyorum bile zaten.. ben emeğimle hakkımla 4 senelik uluslarası ilişkiler okudum bir de üstüne açık öğretimden kamu yönetimi bitti. inanın şurda o pozisyonu en çok hakeden kişilerden biriyim.
adama diyorum ki abi eleman lazım mı?
bakarız “hehe” deyip geçiştiriyor.
büyükler boşa dememiş ama armut dibine düşer diye. liyakat konusuna hele hiç değinmiyorum bile zaten.. ben emeğimle hakkımla 4 senelik uluslarası ilişkiler okudum bir de üstüne açık öğretimden kamu yönetimi bitti. inanın şurda o pozisyonu en çok hakeden kişilerden biriyim.
adama diyorum ki abi eleman lazım mı?
bakarız “hehe” deyip geçiştiriyor.
devamını gör...
doctor who
chibnall sağolsun eski tadı kalmayan dizi. ilk kadın doktora bu yazarın denk gelmesi tam bir şanssızlık.
devamını gör...
mitokondriyal havva
en sevdiğim bilimsel terimlerden biridir. tanımını elimden geldiğince yapacağım. hatam olursa affola. uyarılarla elbette ekleme, çıkarma yapılır, gerekirse tanım silinir.
mitokondrilerimizin içinde bulunan bir genetik dnadır. mtdna* olarak da bilinir. zaten bu, bahsi geçen terimin kısaltılmış hali gibi bir şeydir. bu dna, anneden çocuğa geçer, erkekten aktarılmaz. erkek için de buna benzer y kromozomu ademi vardır. bahsettiğim şey ikisi için de geçerlidir. biri sadece babadan çocuğa, diğeri ise sadece anneden çocuğa geçmektedir.
bu dna takip edilerek en eski anne- havva- tespit edilebilir. elbette buradan kasıt dini bir şahsiyet olan havva değildir. bilimsel olarak bunu savunmak da abesle iştigaldir. yine de çok güzel bir bilimsel espri olduğunu düşünüyorum, çok tatlı değil mi :)
bu dna takip edilerek geçmişe doğru gidilerek tam olarak bilinmese de ilk annenin 99.000 ile 234.000 yıl önce yaşamış olduğu düşünülüyor. bakın; bu, ilk insandır demiyorum. sonuçta bilinen bu dnadan önce de muhakkak başka anneler vardı, bir şekilde soyu yok oldu, evrim aşamasında elendi, bize kadar gelmedi.
mitokondrilerimizin içinde bulunan bir genetik dnadır. mtdna* olarak da bilinir. zaten bu, bahsi geçen terimin kısaltılmış hali gibi bir şeydir. bu dna, anneden çocuğa geçer, erkekten aktarılmaz. erkek için de buna benzer y kromozomu ademi vardır. bahsettiğim şey ikisi için de geçerlidir. biri sadece babadan çocuğa, diğeri ise sadece anneden çocuğa geçmektedir.
bu dna takip edilerek en eski anne- havva- tespit edilebilir. elbette buradan kasıt dini bir şahsiyet olan havva değildir. bilimsel olarak bunu savunmak da abesle iştigaldir. yine de çok güzel bir bilimsel espri olduğunu düşünüyorum, çok tatlı değil mi :)
bu dna takip edilerek geçmişe doğru gidilerek tam olarak bilinmese de ilk annenin 99.000 ile 234.000 yıl önce yaşamış olduğu düşünülüyor. bakın; bu, ilk insandır demiyorum. sonuçta bilinen bu dnadan önce de muhakkak başka anneler vardı, bir şekilde soyu yok oldu, evrim aşamasında elendi, bize kadar gelmedi.
devamını gör...
türbanlı hakime güvenir misiniz sorunu
türbanlı hakime değil, adaletin olmadığı yerde hiçbir hakime güvenmem!
devamını gör...
normal sözlük partisi
başlığı okuyunca parti verdiğimizi zannedip sevinçlen içki stokladığım parti. neyse beni de yapın bir ilçenin başkanı, esnafı gezeyim.
devamını gör...
hay bin kunduz
''hay bin kunduz!'' bu nidanın ve kalıbın bizim için özel bir değeri vardır. haza istanbul beyefendisi insanlar olarak büyütüldüğümüz ve küfür ağzımıza yakışmadığı için, özellikle ortaokul yıllarında, yanımızda büyüklerimiz, öğretmenlerimiz ve saygı duyduğumuz insanlar varsa, argoya başvurmadan işi bu söz öbeği ile kurtarırdık. ''hay bin kunduz!'' nidası o yüzden çok fazla şey ifade eder bizim için. şaşkınlık, kızgınlık, tüh be gibi özel anlamları vardır. tabi birde aslan, fil, ayı dümdüz gitmenin öbür adıdır. *
ha argonun en yaratıcı tamlamalarını bilir bizim kuşak. küfrün edebiyatını bile yaparız. öyle yaratıcı küfürler çıkar ki ağzımızdan şaşırırsınız, küfrü ederiz ama onun sizde küfür etkisi yaratması biraz zaman aldığı için idrak yollarınız açıldığında anlarsınız ne demek istediğimizi * ama bunları bizden mevcut şartlarda duymanız zordur. misal ben bu yaratıcılığımı genelde statta ya da kapalı spor salonunda gösteririm. hatta basketbol maçlarında daha fazla gösteririm. bir beşiktaş maçında hakemin benden bunalıp, salondan çıkartması vakıası yaşanmıştır ki, o başka bir hikayenin konusu *
başlığı görünce de ''hay bin kunduz!'' dedim ''kahretsin!'' anlamında kullandım. zira başlığı benim açmam lazımdı. sonra bir kere daha ''hay bin kunduz!'' dedim. bu sefer de kalıbı ''tüh be!'' anlamında kullandım zira verilen bilgide genelleme yapılmıştı.
''hay bin kunduz!'' nidası her çizgi filmi kapsayan bir nida değil. fumetti'lerle * arası iyi olanlar bilir ki, bu kalıp kaptan swing'e (tutto mark) zimmetlidir. kaptan swing ''esse gesse''nin yarattığı bir çizgi romandır ve bizim gibi tutkunları için özel bir karakterdir. tabi sadece o değil. yine insanların genellikle anlamını bilmeden, kendilerine komik geldiği için kalıp ve hitap şekli olarak kullandığı ''gamlı baykuş'' karakteri ve mister bluff abimizin de bizde yeri ayrıdır. saygıdeğer abilerdir bunlar. ontario kurtlarının kafa ekibi olarak adlandırabiliriz onları. neyse oraya girersek çıkamayız işin içinden...
iyisi mi ''hay bin kunduz!'' kalıbına geri dönelim. bu kalıbı swing abimiz genelde silahlı çatışmalar esnasında söylerdi. kurşunlar vızır vızır sağından, solundan, başının üzerinden geçerken ''zıvazzz'' gibi bir ses çıkarır ve swing abimizin dilinden bu söz kalıbı dökülüverirdi. bende kalıbımı basarım ki, bu söz sayesinde postu deldirmemiştir. o sözün özel bir koruyuculuğu olduğuna inanıyorum. rakun kuyruklu şapkasına bir kaç kurşun isabet etmiş olursa olsun kendisine bir şey olmamıştır. *
ha argonun en yaratıcı tamlamalarını bilir bizim kuşak. küfrün edebiyatını bile yaparız. öyle yaratıcı küfürler çıkar ki ağzımızdan şaşırırsınız, küfrü ederiz ama onun sizde küfür etkisi yaratması biraz zaman aldığı için idrak yollarınız açıldığında anlarsınız ne demek istediğimizi * ama bunları bizden mevcut şartlarda duymanız zordur. misal ben bu yaratıcılığımı genelde statta ya da kapalı spor salonunda gösteririm. hatta basketbol maçlarında daha fazla gösteririm. bir beşiktaş maçında hakemin benden bunalıp, salondan çıkartması vakıası yaşanmıştır ki, o başka bir hikayenin konusu *
başlığı görünce de ''hay bin kunduz!'' dedim ''kahretsin!'' anlamında kullandım. zira başlığı benim açmam lazımdı. sonra bir kere daha ''hay bin kunduz!'' dedim. bu sefer de kalıbı ''tüh be!'' anlamında kullandım zira verilen bilgide genelleme yapılmıştı.
''hay bin kunduz!'' nidası her çizgi filmi kapsayan bir nida değil. fumetti'lerle * arası iyi olanlar bilir ki, bu kalıp kaptan swing'e (tutto mark) zimmetlidir. kaptan swing ''esse gesse''nin yarattığı bir çizgi romandır ve bizim gibi tutkunları için özel bir karakterdir. tabi sadece o değil. yine insanların genellikle anlamını bilmeden, kendilerine komik geldiği için kalıp ve hitap şekli olarak kullandığı ''gamlı baykuş'' karakteri ve mister bluff abimizin de bizde yeri ayrıdır. saygıdeğer abilerdir bunlar. ontario kurtlarının kafa ekibi olarak adlandırabiliriz onları. neyse oraya girersek çıkamayız işin içinden...
iyisi mi ''hay bin kunduz!'' kalıbına geri dönelim. bu kalıbı swing abimiz genelde silahlı çatışmalar esnasında söylerdi. kurşunlar vızır vızır sağından, solundan, başının üzerinden geçerken ''zıvazzz'' gibi bir ses çıkarır ve swing abimizin dilinden bu söz kalıbı dökülüverirdi. bende kalıbımı basarım ki, bu söz sayesinde postu deldirmemiştir. o sözün özel bir koruyuculuğu olduğuna inanıyorum. rakun kuyruklu şapkasına bir kaç kurşun isabet etmiş olursa olsun kendisine bir şey olmamıştır. *
devamını gör...
ailesel akdeniz ateşi
familial mediterranean fever(fmf) olarak bilinen hastalıktır.
türkiye'de sivas,tokat şehirlerinde yaşayan insanlarda daha fazla görülmüştür.
çoğunlukla çocukluk çağında görülen bir hastalıktır.
genellikle ateş ve karın ağrısı ataklarıyla karakterizedir.
hastalığın önemli bir bulgusu bu atakların 3 günden fazla sürmemesidir.3 gün sonra hayat hiçbir şey olmamış gibi devam eder.
erizipel tarzı eritem olarak isimlendirilen kızarıklıklar fmf için patognomoniktir.
en çok korkulan komplikasyonu amiloidoz ve ona bağlı böbrek yetmezliğidir.
hastalık kolşisin tedavisine dramatik bir cevap verir, atak sıklığını azaltır,amiloidoz oluşumunu yüksek oranda önler. bu kolşisin ömür boyu aksatılmadan kullanılmalıdır aksi takdirde ataklar tekrardan başlar.
genetik olarak ise;
mefv genindeki mutasyon sonucu pyrin oluşumunun bozulumu ile karakterize bir hastalıktır.
en sık mutasyon m694v mutasyonudur.
türkiye'de sivas,tokat şehirlerinde yaşayan insanlarda daha fazla görülmüştür.
çoğunlukla çocukluk çağında görülen bir hastalıktır.
genellikle ateş ve karın ağrısı ataklarıyla karakterizedir.
hastalığın önemli bir bulgusu bu atakların 3 günden fazla sürmemesidir.3 gün sonra hayat hiçbir şey olmamış gibi devam eder.
erizipel tarzı eritem olarak isimlendirilen kızarıklıklar fmf için patognomoniktir.
en çok korkulan komplikasyonu amiloidoz ve ona bağlı böbrek yetmezliğidir.
hastalık kolşisin tedavisine dramatik bir cevap verir, atak sıklığını azaltır,amiloidoz oluşumunu yüksek oranda önler. bu kolşisin ömür boyu aksatılmadan kullanılmalıdır aksi takdirde ataklar tekrardan başlar.
genetik olarak ise;
mefv genindeki mutasyon sonucu pyrin oluşumunun bozulumu ile karakterize bir hastalıktır.
en sık mutasyon m694v mutasyonudur.
devamını gör...
serkan is my girl
aklınıza getirdim, kusura bakmayın.
bu bildiğiniz sigara gibi, hem de sigaradan daha beter. ilk duyduğum yıllar serkan is my girl diye gezdim 1 ay diye. bir an tekrar hatırladım yine 1 ay serkan is my girl diye gezerim. bu alamancılar niye böyle arkadaş
bu bildiğiniz sigara gibi, hem de sigaradan daha beter. ilk duyduğum yıllar serkan is my girl diye gezdim 1 ay diye. bir an tekrar hatırladım yine 1 ay serkan is my girl diye gezerim. bu alamancılar niye böyle arkadaş
devamını gör...
fuzzy lee
tiz moderatör yapın diyeceğim kardeş.
sözlükte bana abla diye mesaj yazan ilk yazar. sevdirdi kendini.
sözlükte bana abla diye mesaj yazan ilk yazar. sevdirdi kendini.
devamını gör...
nickaltına tanım gelince korkmak
mütemadiyen başıma gelen olay, ne zaman ismimi akış sekmesinde gördüğümde ''acaba ne hata ettim, yine kim sinirlendi acaba?'' diye soruyorum kendime, sonra bakıyorum ki dostlar renklendirmişler, sağolsunlar. o anda o panik, korku yerini sırıtmaya bırakıyor.
devamını gör...
kendinle sevgili olur musun sorunsalı
evet olurdum. kendimden daha iyisini mi bulacağım.
devamını gör...
sis
tevfik fikret şiiri.
sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,
bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.
tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar!
lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim,
lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim!
ey sahn-ı mezâlim…evet, ey sahne-i garrâ,
ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ!
ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı
şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı;
ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret
perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet;
ey marmara'nın mâi der-âguuşu içinde
ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;
ey köhne bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ.
hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
milyonla barındırdığın ecsâd arasından
kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..
ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
kaatil kuleler, kal'alı zindanlı saraylar;
ey dahme-i mersûs-i havâtır, ulu ma'bed;
ey gırre sütunlar ki birer dîv-i mukayyed,
mâzîleri âtîlere nakletmeye me'mûr;
ey dişleri düşmüş, sırıtan kaafile-i sûr;
ey kubbeler, ey şanlı mebânî-i münâcât;
ey doğruluğun mahmil-i ezkârı minârat;
ey sakfı çökük medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin zıll-ı siyâhında birer yer
te'mîn edebilmiş nice bin sâil-i sâbir;
"geçmişlere rahmet!" diyen elvâh-ı mekaabir;
ey türbeler, ey herbiri pür-velvele bir yâd
iykâz ederek sâmit ü sâkin yatan ecdâd;
ey ma'reke-i tîn ü gubâr eski sokaklar;
ey her açılan rahnesi bir vak'a sayıklar
vîrâneler, ey mekmen-i pür-hâb-ı eşirrâ;
ey kapkara damlarla birer mâtem-i ber-pâ
temsîl eden âsûde ve fersûde mesâkin;
ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa mavtın
gam-dîde ocaklar ki merâretle somurtmuş,
yıllarca zamandan beri, tütmek ne…unutmuş;
ey mi'delerin zehr-i tekâzâsı önünde
her zilleti bel'eyleyen efvâh-ı kadîde;
ey fazl-ı tabîatle en âmâde ve mün'im
bir fıtrata makrûn iken aç, âtıl ü âkim;
her ni'meti, her fazlı, her esbâb-ı rehâyı
gökten dilenen züll-i tevekkül ki.. mürâyi!
ey savt-ı kilâb, ey şeref-i nutk ile mümtâz
insanda şu nankörlüğü tel'in eden âvâz;
ey girye-i bî-fâide, ey hande-i zehrîn;
ey nâtıka-ı acz ü elem, nazra-i nefrîn;
ey cevf-i esâtîre düşen hâtıra: nâmus;
ey kıble-i ikbâle çıkan yol: reh-i pâ-bûs;
ey havf-i müsellâh, ki hasârâtına râci'
öksüz, dul ağızlardaki her şevke-i tâli';
ey şahsa masûniyyet ü hürriyyete makrûn
bir hakk-ı teneffüs veren efsâne-i kaanûn;
ey va'd-i muhâl, ey ebedî kizb-i muhakkak,
ey mahkemelerden mütemâdî sürülen hak;
ey savlet-i evhâm ile bî-tâb-ı tahassüs
vicdanlara temdîd edilen gûş-ı tecessüs;
ey bîm-i tecessüsle kilitlenmiş ağızlar;
ey gayret-i milliye ki mebgûz u muhakkar;
ey seyf ü kalem, ey iki mahkûm-ı siyâsî;
ey behre-i fazl ü edeb, ey çehre-i mensî;
ey bâr-ı hazerle iki kat gezmeye me'lûf;
eşrâf ü tevâbi', koca bir unsûr-ı ma'rûf;
ey re's-i fürûberde, ki akpak, fakat iğrenç;
ey taze kadın, ey onu ta'kîbe koşan genç;
ey mâder-i hicranzede, ey hemser-i muğber;
ey kimsesiz, âvâre çocuklar… hele sizler,
hele sizler…
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!...
sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,
bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.
tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar!
lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim,
lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim!
ey sahn-ı mezâlim…evet, ey sahne-i garrâ,
ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ!
ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı
şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı;
ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret
perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet;
ey marmara'nın mâi der-âguuşu içinde
ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;
ey köhne bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ.
hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
milyonla barındırdığın ecsâd arasından
kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..
ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
kaatil kuleler, kal'alı zindanlı saraylar;
ey dahme-i mersûs-i havâtır, ulu ma'bed;
ey gırre sütunlar ki birer dîv-i mukayyed,
mâzîleri âtîlere nakletmeye me'mûr;
ey dişleri düşmüş, sırıtan kaafile-i sûr;
ey kubbeler, ey şanlı mebânî-i münâcât;
ey doğruluğun mahmil-i ezkârı minârat;
ey sakfı çökük medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin zıll-ı siyâhında birer yer
te'mîn edebilmiş nice bin sâil-i sâbir;
"geçmişlere rahmet!" diyen elvâh-ı mekaabir;
ey türbeler, ey herbiri pür-velvele bir yâd
iykâz ederek sâmit ü sâkin yatan ecdâd;
ey ma'reke-i tîn ü gubâr eski sokaklar;
ey her açılan rahnesi bir vak'a sayıklar
vîrâneler, ey mekmen-i pür-hâb-ı eşirrâ;
ey kapkara damlarla birer mâtem-i ber-pâ
temsîl eden âsûde ve fersûde mesâkin;
ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa mavtın
gam-dîde ocaklar ki merâretle somurtmuş,
yıllarca zamandan beri, tütmek ne…unutmuş;
ey mi'delerin zehr-i tekâzâsı önünde
her zilleti bel'eyleyen efvâh-ı kadîde;
ey fazl-ı tabîatle en âmâde ve mün'im
bir fıtrata makrûn iken aç, âtıl ü âkim;
her ni'meti, her fazlı, her esbâb-ı rehâyı
gökten dilenen züll-i tevekkül ki.. mürâyi!
ey savt-ı kilâb, ey şeref-i nutk ile mümtâz
insanda şu nankörlüğü tel'in eden âvâz;
ey girye-i bî-fâide, ey hande-i zehrîn;
ey nâtıka-ı acz ü elem, nazra-i nefrîn;
ey cevf-i esâtîre düşen hâtıra: nâmus;
ey kıble-i ikbâle çıkan yol: reh-i pâ-bûs;
ey havf-i müsellâh, ki hasârâtına râci'
öksüz, dul ağızlardaki her şevke-i tâli';
ey şahsa masûniyyet ü hürriyyete makrûn
bir hakk-ı teneffüs veren efsâne-i kaanûn;
ey va'd-i muhâl, ey ebedî kizb-i muhakkak,
ey mahkemelerden mütemâdî sürülen hak;
ey savlet-i evhâm ile bî-tâb-ı tahassüs
vicdanlara temdîd edilen gûş-ı tecessüs;
ey bîm-i tecessüsle kilitlenmiş ağızlar;
ey gayret-i milliye ki mebgûz u muhakkar;
ey seyf ü kalem, ey iki mahkûm-ı siyâsî;
ey behre-i fazl ü edeb, ey çehre-i mensî;
ey bâr-ı hazerle iki kat gezmeye me'lûf;
eşrâf ü tevâbi', koca bir unsûr-ı ma'rûf;
ey re's-i fürûberde, ki akpak, fakat iğrenç;
ey taze kadın, ey onu ta'kîbe koşan genç;
ey mâder-i hicranzede, ey hemser-i muğber;
ey kimsesiz, âvâre çocuklar… hele sizler,
hele sizler…
örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!...
devamını gör...
eleştiri kabul etmeyen insan
özgüven eksikliği yaşayan kimsedir. o daima işinin övülmesine alışmıştır. onun icin eleştirilmek, beğenilmemektir. yalnışlarını da böylelikle görmeyi reddettiginden kendini 1 adım daha ileriye taşıyamamaktadır.
devamını gör...
doğaçlama tiyatro
bir tenturdiyot ukdesi.
klasik tiyatrodan farklı olarak oyunculuk yeteneğine ek olarak hızlı düşünme ve yaratıcılık da gerektiren konuyu ve/veya oyunun gidişatını seyircinin belirlediği, seyirciden gelen aksiyonlarla şekillenen tiyatro dalıdır. (sevdiğim bir doğaçlama tiyatro grubu tiyatro sporu da demekteydi)
ülkemizde mahşer-i cümbüşle ünlendiğini ve geliştiğini düşünmekteyim.
klasik tiyatrodan farklı olarak oyunculuk yeteneğine ek olarak hızlı düşünme ve yaratıcılık da gerektiren konuyu ve/veya oyunun gidişatını seyircinin belirlediği, seyirciden gelen aksiyonlarla şekillenen tiyatro dalıdır. (sevdiğim bir doğaçlama tiyatro grubu tiyatro sporu da demekteydi)
ülkemizde mahşer-i cümbüşle ünlendiğini ve geliştiğini düşünmekteyim.
devamını gör...

