zaman tüneli
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
dağın başındayım, su dolduruyorum. hava 6 derece, yağmur yağıyor. dondum.
devamını gör...
avokado
tadını sevmediğim, garip bir meyve türü. dolabınızda yiyecek bir şey yoksa, tok tutacak kadar dolgun bir yapısı var ve tatlı olmadığı için ideal bir öğün olabilir. yine de hoşlanmıyorum kendisinden.
devamını gör...
protesto için ilaçları çöpe atan eczacı
hiç necabet mı verir insana bir üniforma / zer düş palan ursan merkep yine merkeptir ...
edit : mal.
edit : mal.
devamını gör...
udemy
(bkz: black friday) sebebiyle yazilim kurslarini avrupa capinda 6 günlügüne 10 euroya düsürmüs güzel platform.
devamını gör...
bu ülke için hiçbir şey yapmamış insanları devleştirmek
sanırım bir öz saygı sorunudur, kendini kendi kültürünü kendi öz varlığını öz değerlerini önemsizleştiren insan bunun dışında kalan ve gözünde büyüttüğü insanları devleştirmektedir, örneğin yakın çevremde dünyanın öbür ucunda kendi ülkesine ve kendi cebine çalışan , bu fani dünyada kral gibi yaşayan bu ülkeye gram hayrı olmamış bir müzisyen , siyasetçi , fenomen ya da aktör öldü diye hüngür hüngür ağlayan çok kişi tanıdım, kardeşim bırakın da biraz da mirasçıları fanatikleri onun sayesinde cebini dolduran kendi ülkesinin vergi dairesi çalışanları üzülsün
devamını gör...
sıfırı tüketmek
maddi açıdan sahip olduğum bakış açısıdır kendisi. annem sayesinde birikim yapmaya aşırı antipati geliştirdim.
paraya aşık bir annem var, daha doğrusu anne tarafımın tamamı bu şekilde çarpık bir algıya sahip. ben yanlış yetiştirilmeleri ya da içinde yaşadıkları aile düzeninden kurtulmak istemelerinin tek çıkışının para olması sebebiyle bu kadar paraya düşkün olduklarını düşünüyorum. teyzem, dayım, annem parayı harcamaz, sürekli biriktirirler ama o parayı biriktirmek için kendi hayatlarından ve zevklerinden çalarlar. günün sonunda bir servet sahibi olacaksam ama bu serveti kendi kişisel hayatımdan feragat ederek oluşturacaksam, kalsın; züğürt olmayı yeğliyorum.
ben kendimi ve kendi standartlarımı yükseğe çekebilmek için çalışıyorum. kazandığım parayı sırf kenarda istifleyip, ev ile iş arası yaşayamam, yaşayabilecek insanlardan değilim zaten. kimsenin ne kadar yaşayacağının garantisi yok. garantin olmayan bir hayatta sürekli mal-mülk için zamanından çalmanın kişisel olarak ciddi haksızlık olduğunu düşünüyorum. bugün ölsen, biriktirdiğin tüm para çöp. ne gördün? ne yaşadın? hayatın bankada bir kasan olsun diye boşa gitti.
paraya karşı aşırı gaddarım, tıpkı babam gibi. tabi ki insan para biriktirmeli ama abartı seviyede değil. biriktirmekten çok yaşamalı insan çünkü her birey kendisini mutlu etme odaklı yaşadığında,
koşullar ne olursa olsun melankoliye düşmüyor. cebimde 15tl bile olsa, bir çekirdek alır ; 1 demlik çay demler sevdiklerimle
otururum ama o 15 tl ile kendimi mutlu ederim. " ay aman 15 tl 'de kenara atayım, birikim birikimdir." demem. sadece birikim odaklı olmak tedavi gerektiren bir takıntıdır bana kalırsa.
para kazanır ve deli gibi sevdiklerim için harcarım çünkü kendimi ve onları mutlu etmek için para kazanıyorum. onlardan saatlerce ayrı kalmamı sağlayacak bir dünya düzeninde yaşıyorum. buna tüm dünya " çalışmak" diyor, günde minimum 8'saatimi onlardan ayrı geçiriyorsam, kazandığım parayı kusura bakmayın ama " yardıra yardıra" hepsiyle harcarım.
para kendimden ve sevdiklerimden değerli değil.
paraya aşık bir annem var, daha doğrusu anne tarafımın tamamı bu şekilde çarpık bir algıya sahip. ben yanlış yetiştirilmeleri ya da içinde yaşadıkları aile düzeninden kurtulmak istemelerinin tek çıkışının para olması sebebiyle bu kadar paraya düşkün olduklarını düşünüyorum. teyzem, dayım, annem parayı harcamaz, sürekli biriktirirler ama o parayı biriktirmek için kendi hayatlarından ve zevklerinden çalarlar. günün sonunda bir servet sahibi olacaksam ama bu serveti kendi kişisel hayatımdan feragat ederek oluşturacaksam, kalsın; züğürt olmayı yeğliyorum.
ben kendimi ve kendi standartlarımı yükseğe çekebilmek için çalışıyorum. kazandığım parayı sırf kenarda istifleyip, ev ile iş arası yaşayamam, yaşayabilecek insanlardan değilim zaten. kimsenin ne kadar yaşayacağının garantisi yok. garantin olmayan bir hayatta sürekli mal-mülk için zamanından çalmanın kişisel olarak ciddi haksızlık olduğunu düşünüyorum. bugün ölsen, biriktirdiğin tüm para çöp. ne gördün? ne yaşadın? hayatın bankada bir kasan olsun diye boşa gitti.
paraya karşı aşırı gaddarım, tıpkı babam gibi. tabi ki insan para biriktirmeli ama abartı seviyede değil. biriktirmekten çok yaşamalı insan çünkü her birey kendisini mutlu etme odaklı yaşadığında,
koşullar ne olursa olsun melankoliye düşmüyor. cebimde 15tl bile olsa, bir çekirdek alır ; 1 demlik çay demler sevdiklerimle
otururum ama o 15 tl ile kendimi mutlu ederim. " ay aman 15 tl 'de kenara atayım, birikim birikimdir." demem. sadece birikim odaklı olmak tedavi gerektiren bir takıntıdır bana kalırsa.
para kazanır ve deli gibi sevdiklerim için harcarım çünkü kendimi ve onları mutlu etmek için para kazanıyorum. onlardan saatlerce ayrı kalmamı sağlayacak bir dünya düzeninde yaşıyorum. buna tüm dünya " çalışmak" diyor, günde minimum 8'saatimi onlardan ayrı geçiriyorsam, kazandığım parayı kusura bakmayın ama " yardıra yardıra" hepsiyle harcarım.
para kendimden ve sevdiklerimden değerli değil.
devamını gör...
protesto için ilaçları çöpe atan eczacı
bacımızın parası bol, aklı kıt herhalde.eczacılık fakültesi gibi zor bir bölümü nasıl bitirmiş şaşılmalı.
attığı ilaçlar, redoxon, bepanten gibi reçete edilmeyen şeyler. reçeteyle verilen ilaçlar kutu kutu sağlık bakanlığında kayıtlı şu numaralı aspirin hangi eczanede bulunuyor bilir bakanlık. asprin örnek. reçeteliyse size verilen ilacın seri numarası dahil her şeyini bilir bakanlık. nerede diye de sorar.
tarihi geçmiş ilaçları bile atamaz eczacı. yasaktır. (siz de atamazsınız. götürüp en yakın sağşık kuruluşuna teslim edeceksniz)
attığı ilaçlar, redoxon, bepanten gibi reçete edilmeyen şeyler. reçeteyle verilen ilaçlar kutu kutu sağlık bakanlığında kayıtlı şu numaralı aspirin hangi eczanede bulunuyor bilir bakanlık. asprin örnek. reçeteliyse size verilen ilacın seri numarası dahil her şeyini bilir bakanlık. nerede diye de sorar.
tarihi geçmiş ilaçları bile atamaz eczacı. yasaktır. (siz de atamazsınız. götürüp en yakın sağşık kuruluşuna teslim edeceksniz)
devamını gör...
türkiye'de muhalefetin iktidar olmak gibi bir derdi yok
haluk bilginer, haldun dormen ve ali sunal ortak yapımı 2004 tarihli bir skeçte geçen, bazılarının zoruna giden yadsınamaz acı bir gerçektir. yıllar yılı türkiyede muhalefet, muhalefetmiş gibi davranarak ilgili iktidarı değiştirmeyi istememiştir. bu sarı muhalefet yüzünden akp gibi araptapar, islamofaşist partiler yıllar yılı başta kaldı. muhalefet değişmeden iktidar değişmez. ak millet ittifakının büyük ihaneti, türkiye'mizi mahvetti. (bkz: muhalefetin iktidar olma gibi iddiasının olmaması) (bkz: türkiye'de muhalefetin iktidara hizmet etmesi)
ilgili linkler:
1) aa.com.tr/tr/politika/eski-...
2) facebook.com/DusunenPalyaco...
3) songungazetesi.com.tr/amp/h...
4) bagimsiz.com/iktidar-muhale...
ilgili linkler:
1) aa.com.tr/tr/politika/eski-...
2) facebook.com/DusunenPalyaco...
3) songungazetesi.com.tr/amp/h...
4) bagimsiz.com/iktidar-muhale...
devamını gör...
isimsiz'in çocukları
2-2,5 aydır inanılmaz bi okuma kabızlığı içerisindeyim. kırmaya çalışıyorum. ay başında başladığım bu kısacık fantastik kitabı ay sonunda bitirebildim. amazon'dan çok komik bi fiyata alıp acaba bi serinin parçası mı diye korkmuştum ama değil. devamı gelmeye müsait ama...
ben ilk kez brandon sanderson okudum. akılçelen kitaplar'dan çıkmış. çeviri de deniz evliyagil'e ait.
biraz nereden başlasam bilemiyorum. zorlu bir iklimde yaşayan bi köy halkı var. bir de bu zorlu toprakların sahibi bir bey. melekler, şeytanlar, vampirler, kurtadamlar, hayaletler... her şey var bu evrende ama biz 161 sayfalık minik maceramızda hepsine tesadüf etmiyoruz.
ikiz kardeşler var. biri gündüzleri kör oluyor, biri geceleri. ormanın derinlerinde varlık var. kadim ve büyük bir güç. köylülerin ruhlarından besleniyor. tacenda yani güneşin ışıkları ile görme yetisini kaybeden kızkardeş, gece boyu sihirli şarkıları ile köyü koruyor.
ancak bir gece şarkılar işe yaramıyor ve köyde sadece kendisi sağ kalıyor. herkes bu kıyımı köyün züppe efendisi davriel'e bağlıyor. herkes dediğim de kiliseye sığınan rahipler filan canlı. böylece tacenda köyünün ve ailesinin intikamını almak adına, tüm işlerini komik ifritlere yaptıran * bu beyin konağını basmaya gidiyor. böylece ikili köydeki yıkımın izlerini sürmeye başlıyor çünkü asla spoiler sayılmaz, ilk sayfalarda öğreniyoruz ki bu işi davriel yapmamış. hem zaten neden yapsın? köylülerin yetiştirdiği tozsöğüdü çayını çok seviyor ve eğer köylüler ölürse ona kim çay üretir?
brandon sanderson karakter çizme konusunda çok iyi iş çıkarmış. davriel'ın yardımcıları ile konuşma / tartışma tarzı muazzam. herkese tavrı muazzam aslında, beni en çok güldüren bu oldu.
kitabı daha ufak yaşlarda okusam bayılırmışım. şimdi hem elimde çok da süründü, biraz eeeeeh dedim. ama yine de baya keyifli. okuyun okuyun.
aa ayrıca, tematik çizim de geldi:
ben ilk kez brandon sanderson okudum. akılçelen kitaplar'dan çıkmış. çeviri de deniz evliyagil'e ait.
biraz nereden başlasam bilemiyorum. zorlu bir iklimde yaşayan bi köy halkı var. bir de bu zorlu toprakların sahibi bir bey. melekler, şeytanlar, vampirler, kurtadamlar, hayaletler... her şey var bu evrende ama biz 161 sayfalık minik maceramızda hepsine tesadüf etmiyoruz.
ikiz kardeşler var. biri gündüzleri kör oluyor, biri geceleri. ormanın derinlerinde varlık var. kadim ve büyük bir güç. köylülerin ruhlarından besleniyor. tacenda yani güneşin ışıkları ile görme yetisini kaybeden kızkardeş, gece boyu sihirli şarkıları ile köyü koruyor.
ancak bir gece şarkılar işe yaramıyor ve köyde sadece kendisi sağ kalıyor. herkes bu kıyımı köyün züppe efendisi davriel'e bağlıyor. herkes dediğim de kiliseye sığınan rahipler filan canlı. böylece tacenda köyünün ve ailesinin intikamını almak adına, tüm işlerini komik ifritlere yaptıran * bu beyin konağını basmaya gidiyor. böylece ikili köydeki yıkımın izlerini sürmeye başlıyor çünkü asla spoiler sayılmaz, ilk sayfalarda öğreniyoruz ki bu işi davriel yapmamış. hem zaten neden yapsın? köylülerin yetiştirdiği tozsöğüdü çayını çok seviyor ve eğer köylüler ölürse ona kim çay üretir?
brandon sanderson karakter çizme konusunda çok iyi iş çıkarmış. davriel'ın yardımcıları ile konuşma / tartışma tarzı muazzam. herkese tavrı muazzam aslında, beni en çok güldüren bu oldu.
kitabı daha ufak yaşlarda okusam bayılırmışım. şimdi hem elimde çok da süründü, biraz eeeeeh dedim. ama yine de baya keyifli. okuyun okuyun.
aa ayrıca, tematik çizim de geldi:
devamını gör...
protesto için ilaçları çöpe atan eczacı
bu gerizekalılık neden bu kadar yaygın bu ülkede ? insanlar neden bu gerizekalılığı bu kadar benimsiyor ve seviyor ?
devamını gör...
sendeo
koç holding'e ait bir kargo şirketi. koçmarket ve koç grubu bünyesindeki çoğu işletmenin taşımacılığını bunlar yapıyor.
henüz daha çok yeniler. organizasyon ağı ve kalite zamanla daha iyi noktaya gelecektir. bence diğer kargo şirketlerine iyi bir alternatif. ben bugüne kadar hiç sorun yaşamadım. hatta market alışverişinde hasar alan ürünler için ücret iadesi bile yaptılar.
henüz daha çok yeniler. organizasyon ağı ve kalite zamanla daha iyi noktaya gelecektir. bence diğer kargo şirketlerine iyi bir alternatif. ben bugüne kadar hiç sorun yaşamadım. hatta market alışverişinde hasar alan ürünler için ücret iadesi bile yaptılar.
devamını gör...
baskıcı aile
baskıcı ve otoriter aile yapısında çocuk her kurala uymak zorundadır. katı ve sert bir disiplin uygulanır. çocuğun hata yapmasına fırsat verilmez. aile mutlaka çocuğun hareketlerinde kusur bulur. çocuğun her işine karışan bir tavır sergilerler.
baskıcı ve otoriter ailede büyüyen çocuğun özgüveni gelişmez. pasif, silik, çekingen, kolay etki altında kalan bir yapıya bürünür.
sürekli eleştirilme veya dayak çocuğun ruhsal yapısını bozar. çocuk kolayca ağlamaya başlar. arkadaşları ile uyumsuz ve kavgacı olabilir. ileri yaşlarda sıkıntılar karşısında dayanıksız ve çaresiz kalır.
baskıcı ve otoriter ailede büyüyen çocuğun özgüveni gelişmez. pasif, silik, çekingen, kolay etki altında kalan bir yapıya bürünür.
sürekli eleştirilme veya dayak çocuğun ruhsal yapısını bozar. çocuk kolayca ağlamaya başlar. arkadaşları ile uyumsuz ve kavgacı olabilir. ileri yaşlarda sıkıntılar karşısında dayanıksız ve çaresiz kalır.
devamını gör...
nasturi
bilinenin aksine çıkışı orta asya yada uzakdoğu değil anadoludur. 400-450 yılları arası konstantin patriklerinden nestorius'a ithaf edilse de, nestorius aslında hocası mopsuestia'lı theodor'un öğretisini izlemiştir. mopsuestia bugün adana sınırları içerisinde kalan misis'tir. ancak theodor kilisesini antakyada kurduğu için antakyalı theodor olarak da bilinir.
isa'ya 30 yaşındayken kelam'ın indiğini, ancak o zamandan sonra insan ve tanrı karakterlerini taşıdığını, meryem'in, tanrı olan isa'nın değil, insan olan isa'nın annesi olduğunu söylemiş ve dolayısıyla da, meryem'e "tanrı'nın annesi" (theotokos) denmesine karşı çıkmış[2] ve tanrı'nın doğurulamayacağını, doğurulmadığını belirtmiştir. nestorius'a göre isa'nın insani kimliği ile tanrısal kimliği birbirinden ayrıdır; bu nedenle nestorius öğretisi bazı kaynaklarda diofizit ("iki tabiatçı") olarak adlandırılır. bu görüşe göre çarmıha gerilirken tanrısal tabiat isa'dan ayrılmış, sadece insan olan isa acı çekmiş, çektiği acılar tanrı olan isa'ya dokunmamıştır
1600'lerde bir kısmı katolik kilisesi ile uzlaşarak birleşmişler ve keldaniler olarak anılmışlardır. 1500 ortalarından 1920lere kadar türkiyede özellikle doğu anadolu hakkari, şırnak dolaylarında önemli bir nüfusa sahiptirler. hatta 1662'den 1918'e kadar hakkari'nin kodşaniş köyü nasturi patrikliğinin merkezi kabul edilmiş ve nasturi patrikleri burada ikamet etmiş.
hatta islam tarihinde önemli bir anlatıdaki olay; peygamberimiz hz. muhammed'in çocuk yaşta amcası ebu talip ile bir ticaret kervanını şam'a götürürken, bir rahip(rahip bahira) yolda kervanın üzerindeki bir bulutun sürekli bir noktada kaldığını ve kervanla hareket ettiğini, daha sonra bunun üzerine bulutun gölgelediği çocuğun omuzuna bakarak nübüvet mührünü gördüğü ve onun son peygamber olduğunu, şam'a giderlerse yahudilerin bunu farkedip çocuğu öldüreceklerini ebu talibe söyler. ebu talip bunun üzerine şama gitmekten vazgeçip mallarını orada satarak döner. islam tarihinde siyerlerde önemli yer tutan hikayedeki rahip bahira önemli bir nasturi rahibidir aynı zamanda.
isa'ya 30 yaşındayken kelam'ın indiğini, ancak o zamandan sonra insan ve tanrı karakterlerini taşıdığını, meryem'in, tanrı olan isa'nın değil, insan olan isa'nın annesi olduğunu söylemiş ve dolayısıyla da, meryem'e "tanrı'nın annesi" (theotokos) denmesine karşı çıkmış[2] ve tanrı'nın doğurulamayacağını, doğurulmadığını belirtmiştir. nestorius'a göre isa'nın insani kimliği ile tanrısal kimliği birbirinden ayrıdır; bu nedenle nestorius öğretisi bazı kaynaklarda diofizit ("iki tabiatçı") olarak adlandırılır. bu görüşe göre çarmıha gerilirken tanrısal tabiat isa'dan ayrılmış, sadece insan olan isa acı çekmiş, çektiği acılar tanrı olan isa'ya dokunmamıştır
1600'lerde bir kısmı katolik kilisesi ile uzlaşarak birleşmişler ve keldaniler olarak anılmışlardır. 1500 ortalarından 1920lere kadar türkiyede özellikle doğu anadolu hakkari, şırnak dolaylarında önemli bir nüfusa sahiptirler. hatta 1662'den 1918'e kadar hakkari'nin kodşaniş köyü nasturi patrikliğinin merkezi kabul edilmiş ve nasturi patrikleri burada ikamet etmiş.
hatta islam tarihinde önemli bir anlatıdaki olay; peygamberimiz hz. muhammed'in çocuk yaşta amcası ebu talip ile bir ticaret kervanını şam'a götürürken, bir rahip(rahip bahira) yolda kervanın üzerindeki bir bulutun sürekli bir noktada kaldığını ve kervanla hareket ettiğini, daha sonra bunun üzerine bulutun gölgelediği çocuğun omuzuna bakarak nübüvet mührünü gördüğü ve onun son peygamber olduğunu, şam'a giderlerse yahudilerin bunu farkedip çocuğu öldüreceklerini ebu talibe söyler. ebu talip bunun üzerine şama gitmekten vazgeçip mallarını orada satarak döner. islam tarihinde siyerlerde önemli yer tutan hikayedeki rahip bahira önemli bir nasturi rahibidir aynı zamanda.
devamını gör...
sıfırı tüketmek
neticede sıfır sıfırdır. tükenmez. ancak, bazı durumları tasvir etmek için kullanılan bir deyimdir, sıfırı tüketmek.
şuan tam da böyle bir dönemdeyim şahsen. işyerinde ve aile içinde yaşadığım sorunlar nedeniyle çok büyük bir çıkmazın içindeyim, adeta sıfırı
tüketiyorum.
şuan tam da böyle bir dönemdeyim şahsen. işyerinde ve aile içinde yaşadığım sorunlar nedeniyle çok büyük bir çıkmazın içindeyim, adeta sıfırı
tüketiyorum.
devamını gör...
agt kurye
kargomu sözde akşam 10'da teslim etmişler. benim haberim yok teslim ettikleri hayali veya gerçek kişi kimdir diye merak etmekteyim.
devamını gör...
naim süleymanoğlu
türk halterci. degistirilen bulgarca adi (bkz: naum şalamanov)'dur.
bugun ölüm yildönümüdür.
(23 ocak 1967, kırcaali - 18 kasım 2017, istanbul)
bugun ölüm yildönümüdür.
(23 ocak 1967, kırcaali - 18 kasım 2017, istanbul)
devamını gör...
dine inanışa düşünceye küfür eden yazarlar
maalesef sadece sözlügün degil, türkiye'nin genel sorunudur.
birakin insanlari özgürce yasasinlar. cenazesinde yakilmayi vasiyet edenin istegini yerine getirin, gömülmek isteyenin de.
nerden geliyor bu öfke ve bu kin?
birakin insanlari özgürce yasasinlar. cenazesinde yakilmayi vasiyet edenin istegini yerine getirin, gömülmek isteyenin de.
nerden geliyor bu öfke ve bu kin?
devamını gör...

