zaman tüneli

" ey tanrım, anladım her şey boşuna.. "

1844/ 1896 yılları arasında yaşayan fransız şair paul verlaine'in yaşamını, sanatını ve şiirlerini kapsayan yaklaşık 160 sayfalık eser; türkçe'ye erdoğan alkan tarafından çevrilmiş ve 1984 yılında yayınlanmıştır.

paul verlaine üzerine böylesine kapsamlı bir kitap okumak son derece güzeldi, şiirlerini daha iyi kavrayabilmek adına hayatının uzun uzun anlatılması gerekliydi, diğer türlüsü yavan olabilirdi, sanatçıyı anlamak için yaşamını etkileyen olayları da bilmek gerekir.

şimdi ise kitabımıza geçelim;

şairin hayatı ve hayatını etkileyen durumlar oldukça detaylı olarak anlatılmış, kitabın yarısı hayatı ve sanatını anlatmaya adanmış, kalan sayfalarda ise sadece şiirleri yer alıyor.

ben hayatından ziyâde şiirlerine odaklanacağım bu tanımda, keza beni ilgilendiren kısım da yalnızca geride bıraktığı izlerdir, arthur rimbaud ile olan gönül ilişkisi değil...

umutsuzluğun ağır bastığı şiirlerdi benim için, hayat karşısında yorulmuş ve bezmiş olmayı, yüreğinin dağlanıyor olmasını, aşkla yaralanmış olmayı, hâtıralardan vazgeçip vazgeçmeme arasında kalmayı, kendi hâline acıyor gibi olmayı, duygusal bağ kurmuş olsa da yalnızlık dışında servetinin olmamasının burukluğunu yansıtan şiirlerdi.

beklentim daha üst düzeydeydi ama beklentimi hiç karşılamayan bir kitap da değildi, bazı dizeleri oldukça iyiydi.

seçtiğim bazı dizeleri bırakarak burada bir son veriyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yazık! uzaklarda mı o kıvançlı, saf günler?

işte yapayalnızım ürkek ve yapayalnız, umutsuz, garip bir öksüz misali ablasız, daha çok üşüyorum ak saçlı bir adamdan.

— hatırında mı o büyülü anlar?
— artık hatırlasam da neye yarar?

— ah o mutlu, o güzel günler gelir gözlerimin, önüne! — olabilir.

sallandığın yetmez mi
uykulu hoş bir düşte...
— çabuk kaç küçük dostum
bak, gün doğmada işte.—


bu nasıl hüzündür ki
canevimi dağlıyor?


nenin nesidir bu beşik, ki aniden
garip bedenimi nazlı nazlı sallar?
söyleyin nedir istediğiniz benden?
tenimde dolanan garip ve inceden,
ve ey uzaklaştıkça ölen şarkılar
aralık pencerelerde can çekişen?

işte yüreciğim, hep senin için çarpan.

gökyüzü mavi, durgun
ve yemyeşildi deniz
korkarım, —beni bir gün
bırakıp gidersiniz—


ruhum, gözlerini yum.

öldürmeli mi dersin eski hâtıraları?


ey tanrım beni aşkla yaraladın.

ey tanrım, anladım her şey boşuna
ve utkunuz yüreğimde yer etti,
ey tanrım, anladım herşey boşuna...

yalnızlıktı tek servetim.

harpte ölmekti dileğim:
gerçi yurtsuz, kıralsızdım
pekte yiğit sayılmazdım:
beni beğenmedi ölüm.


başımızdan bir şarkıdır yükselir
belleğimizin yok olduğu an.

çünki sen sevdin beni
ve sevmen gerekirdi...

devamını gör...

sapla samanı ayırabilme yetisi önemlidir. bir insanın akademik kariyeri saygı uyandırabilir ama davranış biçimi ya da fikirsel olarak gelişim göstermemiş de olabilir. akademik geçmişi davranışlara saygıyı zorunlu kılmadığı gibi, kişi ya da kişilerin davranış biçimi de akademik kariyeri ya da mesleği itibarsızlaştırmamalı. bireysel olgunluk ve gelişim ile kariyer her zaman örtüşmeyebilir.
mesela cb makamına saygı duyulur fakat bu cb saygıdeğer demek değildir.
devamını gör...

devamını gör...

aslında bu deforme olmuş bir gelenektir iki çiçek napsın birbirlerine bakıp. benim büyük dedem selanik mübadili o zamanlarda erkekler aldıkları çiçekleri direkt aşılarmış kadınlara, annanemin bi fotosu var çok tatlı kolundan bi sümbül göbek deliğinden de mor menekşe çıkıyor. hatta eskiden marteniçkalar da kadınlara aşılanan çiçeklerin kurutulmasıyla yapılırmış ama işte iki savaş arası yokluk döneminde salgınlar falan olunca yasaklanıyor çiçek aşılama olayı sonra da bu gelenek ölüyor
devamını gör...

eski sevgililerimle kavga etmeden, kötü dileklerde bulunmadan düzgünce ayrıldığımız için rastlarsam ayaküstü selam verir, halini hatrını sorarım çünkü diğer türlüsü bana çocukça geliyor. yalnızca birinin suratına bakmadan, selamını almadan yürüyüp geçtim, hayatıma aldığım insanlar arasında sıkıntılı olan tek kişi de maalesef oydu.
bence çok bi olayı yok, güzel zamanları anımsamak hoş elbet ama eskiyi hatırlayıp üzülmek benlik değil.
devamını gör...

tanımadığı avukatın arabasını alıp, gitmiş. arabayı geri getirmeye de üşenmiş.
araba mercedes.
devamını gör...

aşk için ömür boyu gidilir.. belki bir ömür bile yetmez bazen.. ölçüler, mesafeler metreler yetmez aşk'a ulaşılabilecek mesafeyi anlatmaya..
aslolan aşk için yürümektir, mesafe değil.
devamını gör...

yaygın söylemdir. insanların iddialarının dayanağı da vardır.

insanı sırf para için operasyona sokmak istemeleri, alternatif tedavi seçeneklerini sunmak istememeleri gibi gibi...
efendim eldeki raporlarla devlet hastanesine gidilir... ne operasyonu, gerek yok cevabı alınır...

ya da akrabanın doktor çocuğuna gidilir, durum anlaşılır...
kısacası bu ülkede doktora bile güvenmek kolay değildir..

kendi ana babasını sokmaya gerek görmeyeceği operasyona başkasının anasını, babasını, çocuğunu sokmakta sakınca görmez. biz bunları da gördük.. herkesin de bildiği bir şey zaten.
devamını gör...

sadece sahip olunan meslek dersek olmaz evet
mesai saatleri dışında oe gibi davranıyorsan bunun ardına sığınıp saygınlık isteyemezsin
fakat mesleklerin saygınlığı vardır ve olmalıdır
mali müşavirlerin acayip karizmatik olduklarına ve gelecekte dünyamızı kurtaracaklarına inanıyorum
öyle zamanlar gelecek ki kadınlar sadece smmm'lerden çocuk yapmak isteyecek
devamını gör...

maalesef denk geliyoruz. çok nadir de olsa.. hiç tahmin etmediğim bir anda hiç alakası olmayacak bir sokakta ya da caddede son anda bir gözüme ilişiyor…

geçen gün muhtemelen o beni gördü ben onu görmemiştim kulaklıkta harika bir şarkı çalıyordu eğleniyordum, kendi sokağına dönerken fark ettim.. şöyle bir durup baktım arkasından… o kadar zaman sonra ilk defa güzel geçen zamanlarımızı hatırladım.. garip bir histi..
devamını gör...

bolşevikler evlerdeki eşyaları zorla alıp ev halkına burayı terkedin dediği zaman bu sadece eşya taşıyamayacak durumdaki çocukları sevindirmişti.

ögretmen levitski'nin pragda bastırdığı çocuklarin gözüyle devrimin anlatıldığı kitapta bu yazar. ayrıca hizmetciler o gün grevdeymiş
devamını gör...

sahip olunan mesleğin saygı gerektiren bir şey olduğunu düşünüyorum.

ancak sadece sahip olunan mesleğin, duyulan saygının devamlılığı için gerek şart olmadığını düşünüyorum.

yani,
öyle insanlar var ki,
sussa müthiş saygı duyacağım bulunduğu yer dolaylı ama işte ağızlar torba değil ki büzülsün.
ancak öyle de insanlar var ki,
saygı duymak nedir tam bilmediği için bazı meslek gruplarını bir tık daha aşağıda görmek adına başka tür çabalar sarf ediyor.

saygı duymak ayrı saygı duyulmayı hak etmek ayrı beceri azizim.
zor zanaat.
devamını gör...

sözlüğün nabzını tutan,yeri geldiğinde açtığı başlıklarla nabız yoklayan ve bazen de nabza göre şerbet vermeyi seven yazar.*
devamını gör...

erector, 248, kezoların efendisi, majesteleri çok seviliyorsun. seni burada görmek çok güzel.
devamını gör...

muhtemelen insta storylerden birinde sponsorlu reklamı düştü önüme. bayılırım hastane dizilerine. birazdan dördüncü bölüme başlayacağım..

baya mesai saatlerini bir saat şeklinde düşünüp sekiz hadi on olsun bakmadım kaç bölüm olduğuna henüz de sezonluk dizi çekmişler. tüm olaylar bir günde geçiyor. inanılmaz bir ortam ve bazen takibi zor hastalar. kim kimdi ne zaman rahatsızlandı derdi neydi e bu hasta ne zaman öldü gibi insana anlık hafıza kaybı yaşatıyor gibi hissettiriyor.

acilden sorumlu doktor ne güzel doktordur gerçekten..
devamını gör...

inanmayın, damacanaya, egsoza, küçük çocuğa, hatta ölüye, hayvana hallenen mahlukat, baldıza da bir kulp uydurmasa şaşardık zaten..
devamını gör...

kardeşim uludağda yaşanan ıvırı zıvırı son dk haberi olarak taşıyıp durmayın ya
ilgilenen olduğunu sanmıyorum yani
yok çük atılmış yok şöyle olmuş böyle olmuş

burda da deniz kestanesi gibi daşşag atıldı
napalım yani
oluyo böyle şeyler
devamını gör...

dikkatli kullandığım ifade. yani hevesle bir şey anlatıyorsun, karşıdaki söylediklerini hiç kale almadan "o değil de" deyip bambaşka bir konu açıyor. müthiş sinir oluyorum. bu ifadeyi kullanabiliyorum ama karşıdakine nezaketsizlik yapacak bir şekilde değil. yani mesela onun yorumunun analizini yaparım ve "o değil de, ben en çok şuna takıldım..." gibi kullanırım bu ifadeyi.
devamını gör...

istiklal caddesi üzerinde galatasaray–odakule hattında yer alan, beyoğlu’nun eski çok kültürlü yapısını günümüze taşıyan tarihi pasajlardan biridir. halk arasında panaina pasajı olarak da anılır.
adını rumca “meryem ana” anlamına gelen panayiadan alır; bu isim, bölgenin geçmişteki rum ve levanten ağırlıklı nüfusuna işaret eder.
devamını gör...

eşek boş laftan da, dolu laftan da anlamaz. adı üstünde eşek. eşeğin lafla ne işi olabilir. o eşek ki, içebileceği tatlı hoşaftan bile anlamıyor.. ne hoş lafı..? 'tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır' deniliyor diye, yılan deliğine dilini uzatan gördünüz mü hiç.? (zavallı atalarımızı rahat bırakalım isterseniz. bin yıllardır söylenegeldiği halini dahi anlamayıp, üstüne akıl satmaya çalışan tayfaya itibar etmeyin.)
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim