zaman tüneli
devotus atheus (yazar)
bana bugün o kadar büyük bir iyilik yaptı ki o kadar olur. karşılık beklediğini düşünürüm veya karşılıklı mahçup oluruz diye endişesinden beni engelledi.
devamını gör...
dünya uzayda neden aşağı düşmüyor sorunsalı
uzayda aşağı kavramı olmamasından ötürü çok da doğru şekilde sorulmamış soru.
tdk düşmek kelimesinin tanımı olarak şunu söyler: yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
"yukarıdan aşağıya" yönü, bizim dünya üzerinde tanımladığımız bir kavram. yani burada yer çekimine doğru yapılan bir ivme kazanma, bir hareket söz konusu. dolayısıyla düşmek için öncelikli şartımız, bir kütle çekim kuvvetinin varlığı. kütle çekim kuvvetinin etkisi teoride sonsuzdur ama gerçekte, uzaklığın karesi oranında azaldığı için, mesafe arttıkça bu kuvvet de dramatik şekilde azalır. yani dünya'dan uzaklaşmaya başladığımız zaman bir noktadan sonra artık ona doğru düşemeyiz.
peki, biz dünya'ya düşemeyiz de dünya bir yere "düşebilir mi"? düşer ama şerh koşalım; az önce dediğim nedenden ötürü buna "aşağıya" doğru düşmek diyemeyiz. tamam ama nasıl düşer? düşer çünkü yakınlarda büyük bir kütle çekim kuvveti kaynağı var: güneş.
yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir şey var; dünya güneş'e doğru düşüyor demek tek başına çok anlamlı değil. eğer elinizde iki tane kütle varsa, bunlar ortak bir kütle çekim merkezi etrafında dolanırlar. diyelim ki bu kütlelerin ikisi de birbirine eşit. o zaman kütle çekim merkezi, ikisine de eşit uzaklıkta bir yerde olur. kütlelerden biri diğerine kıyasla büyük olursa, kütle çekim merkezi büyük olana doğru kayar.
güneş ve dünya arasındaki devasa kütle çekim farkını düşününce anlayacaksınız ki bu ikisinin ortak kütle çekim merkezi, güneş'e inanılmaz derecede yakın olmak zorunda. ne kadar yakın? neredeyse güneş'in sınırları içerisinde kalacak kadar. burada güneş olduğu yerde dururken biz ona doğru hareket etmiyoruz. ortak kütle çekim merkezi etrafında ikimiz de hareket ediyoruz ama o merkez güneş'e çok yakın olduğu için biz de o merkezin etrafında dolanırken sanki güneş olduğu yerde duruyor da biz güneş'e doğru düşüyormuşuz gibi görünüyor. halbuki bu iki cisim aslında karşılıklı olarak serbest düşme yapıyor.
şu durumda soru buna dönüşebilir; güneş olmasaydı ne olurdu? hiç. dümdüz bir çizgiyle uzaya doğru başımızı alıp giderdik, herhangi bir cisimle karşılaşmadığımız sürece.
kıssadan hisse; uzayda düşmek göreli bir harekettir ve mutlak bir yön kavramı olmadığından referans cisimler üzerinden tanımlanır. dolayısıyla "aşağıya düşmek" diye bir şeyden söz edemeyiz.
tdk düşmek kelimesinin tanımı olarak şunu söyler: yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
"yukarıdan aşağıya" yönü, bizim dünya üzerinde tanımladığımız bir kavram. yani burada yer çekimine doğru yapılan bir ivme kazanma, bir hareket söz konusu. dolayısıyla düşmek için öncelikli şartımız, bir kütle çekim kuvvetinin varlığı. kütle çekim kuvvetinin etkisi teoride sonsuzdur ama gerçekte, uzaklığın karesi oranında azaldığı için, mesafe arttıkça bu kuvvet de dramatik şekilde azalır. yani dünya'dan uzaklaşmaya başladığımız zaman bir noktadan sonra artık ona doğru düşemeyiz.
peki, biz dünya'ya düşemeyiz de dünya bir yere "düşebilir mi"? düşer ama şerh koşalım; az önce dediğim nedenden ötürü buna "aşağıya" doğru düşmek diyemeyiz. tamam ama nasıl düşer? düşer çünkü yakınlarda büyük bir kütle çekim kuvveti kaynağı var: güneş.
yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir şey var; dünya güneş'e doğru düşüyor demek tek başına çok anlamlı değil. eğer elinizde iki tane kütle varsa, bunlar ortak bir kütle çekim merkezi etrafında dolanırlar. diyelim ki bu kütlelerin ikisi de birbirine eşit. o zaman kütle çekim merkezi, ikisine de eşit uzaklıkta bir yerde olur. kütlelerden biri diğerine kıyasla büyük olursa, kütle çekim merkezi büyük olana doğru kayar.
güneş ve dünya arasındaki devasa kütle çekim farkını düşününce anlayacaksınız ki bu ikisinin ortak kütle çekim merkezi, güneş'e inanılmaz derecede yakın olmak zorunda. ne kadar yakın? neredeyse güneş'in sınırları içerisinde kalacak kadar. burada güneş olduğu yerde dururken biz ona doğru hareket etmiyoruz. ortak kütle çekim merkezi etrafında ikimiz de hareket ediyoruz ama o merkez güneş'e çok yakın olduğu için biz de o merkezin etrafında dolanırken sanki güneş olduğu yerde duruyor da biz güneş'e doğru düşüyormuşuz gibi görünüyor. halbuki bu iki cisim aslında karşılıklı olarak serbest düşme yapıyor.
şu durumda soru buna dönüşebilir; güneş olmasaydı ne olurdu? hiç. dümdüz bir çizgiyle uzaya doğru başımızı alıp giderdik, herhangi bir cisimle karşılaşmadığımız sürece.
kıssadan hisse; uzayda düşmek göreli bir harekettir ve mutlak bir yön kavramı olmadığından referans cisimler üzerinden tanımlanır. dolayısıyla "aşağıya düşmek" diye bir şeyden söz edemeyiz.
devamını gör...
ilginç bilgiler
bahçeli bu hafta akpnin önerdiği düşük emekli maaşını düşük bulduğunu beyan edip, yine de akpnin önerdiği düşük rakamı destekleyeceğini açıklamış.
bahçeli genel olarak ilginç ve absürd zaten. ben arada sırf gülmek için kendisini takip ederim.
bahçeli genel olarak ilginç ve absürd zaten. ben arada sırf gülmek için kendisini takip ederim.
devamını gör...
rizzoli and isles
rizzoli&ısles, tess gerritsen’in aynı adlı polisiye kitap serisinden uyarlanan bir amerikan televizyon dizisidir. 2010–2016 yılları arasında yayınlanmış ve toplam 7 sezon sürmüştür. dizi, boston polisinden dedektif jane rizzoli ve adli tıp uzmanı dr. maura ısles etrafında döner. ikili, şehirde işlenen cinayetleri birlikte çözerek hem suçları ortaya çıkarır hem de güçlü bir dostluk ilişkisi kurar. dizide hem polisiye gerilim hem de karakterler arası mizahi ve samimi anlar öne çıkar.
ben 2016-2017 yıllarında izlemiştim. güzel taraflarından biri de türk dizileri gibi uzun olmaması.. her bölümde bir olay başlar ve sonuca ulaştırılır. bir de jane hayranıydım o dönem. sabahları erken uyanıp işten önce parkta koşması vs. en taktir ettiğim özelliklerinden biriydi.
neyse, tavsiye ederim efendim. polisiye gerilim severler memnun olacaktır.
ben 2016-2017 yıllarında izlemiştim. güzel taraflarından biri de türk dizileri gibi uzun olmaması.. her bölümde bir olay başlar ve sonuca ulaştırılır. bir de jane hayranıydım o dönem. sabahları erken uyanıp işten önce parkta koşması vs. en taktir ettiğim özelliklerinden biriydi.
neyse, tavsiye ederim efendim. polisiye gerilim severler memnun olacaktır.
devamını gör...
umutsuzluk
tam ne olacak şimdi çok sıkıştım dediğinde rabbin yetişir ama farkında olmazsın. umutsuzluk hiçlik ölüm gibi. allah bir yol gösterecektir bir fırsat verir yine umut olur.
devamını gör...
erdoğan gitsin diye hırsıza oy vermek
büyük abiler onu seçti
tıpkı erdoğan’ı seçtikleri gibi
tıpkı erdoğan’ı seçtikleri gibi
devamını gör...
rizzoli and isles
kitap serisini okumadım.
diziye de yeni başlayacağım.
önyargılıyım. pozitif manada.
105 bölüm, vira bismillah.
diziye de yeni başlayacağım.
önyargılıyım. pozitif manada.
105 bölüm, vira bismillah.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
gitme o güzel geceye usulca
gitme o güzel geceye usulca
ihtiyarlık yanmalı ve susmalı günün bitiminde;
öfkelen, öfkelen ışığın ölümü karşısında.
sona gelmiş akıllı adamlar karanlıktan emin olmalarına rağmen ,
sözleri şimşek çaktırmamış olduğu içindir ki onlar
gitmezler o güzel geceye usulca.
iyi insanlar, son defa çarparlar kıyıya, öylesine yürekten bağırarak
faydasız uğraşları yeşil bir koyda dans ediyor olsa da,
öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölümü karşısında.
ve onun yolunda yas tuttuklarını çok geç öğrenen,
güneşi uçarken yakalamış olan vahşi insanlar,
gitmezler o güzel geceye usulca.
kör gözlerin göktaşı gibi alevlenip şenlenebildiğini
körleştiren bir görme gücüyle gören ölümün kıyısındaki kasvetli adamlar
öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölümü karşısında.
ve sen, benim babam, hüzünlü tepede, orada
yalvarırım, şimdi lanetle ya da kutsa beni kızgın göz yaşlarınla.
gitme o güzel geceye usulca.
öfkelen, öfkelen ışığın ölümü karşısında.
dylan thomas - 1947
devamını gör...
çalışan kadın isteyen erkeğin garipsenmesi
istanbul veya ankara'da ortalama bir evin kirası 40-50 bin lirayken bir erkeğin tek başına 3-4 kişiyi geçindirebilecek gelire sahip olmasını nasıl bekliyorlar anlamıyorum. doktor maaşı bile zar zor yeter muhtemelen.
devamını gör...
türk korsanları
abdullah ziya kozanoğlunun, barbaros hayreddin paşa, oruç reis, turgut reis gibi akdeniz coğrafyasına damga vurmuş türk korsanlarının maceralarını (biraz da çılgınlıklarını) anlattığı keyifli öykülerden oluşan kitabıdır.
devamını gör...
bilimin temel ilkeleri
faşizmler, fetişizmler havada uçuşuyor.. ne için.?
bilime güvenmeyin diyemenin zavallı çaresizliği yüzünden.. yazık..
(doğru ile yanlış; iyi ile kötü arasında tarafsız kalmanın sanki mümkün ve doğru olduğuna inandırmak uğruna hemde.)
bilime güvenmeyin diyemenin zavallı çaresizliği yüzünden.. yazık..
(doğru ile yanlış; iyi ile kötü arasında tarafsız kalmanın sanki mümkün ve doğru olduğuna inandırmak uğruna hemde.)
devamını gör...
celal'den bunları duymak
mutlu etmiştir.
buradan
buradan
devamını gör...
mantık
eskiden felsefe dersinin içinde öğretiliyordu diye hatırlıyorum. ya da beynim beni aldatıyor da olabilir.
yalnız hababam sınıfı filminde, inek saban'a bir felsefe sözlüsünde;
"söyle bakalım şaban, ineklerde mantık var mıdır?" suali soruluyordu.
bana kalırsa felsefeden ziyade matematiğin konusu olmalı.. neyse, mantığım şaşmaya başladı yine..
yalnız hababam sınıfı filminde, inek saban'a bir felsefe sözlüsünde;
"söyle bakalım şaban, ineklerde mantık var mıdır?" suali soruluyordu.
bana kalırsa felsefeden ziyade matematiğin konusu olmalı.. neyse, mantığım şaşmaya başladı yine..
devamını gör...
erdoğan gitsin diye hırsıza oy vermek
mevcut muhalefete oy vermek değildir. akp rejiminin sigortası mevcut muhalefettir.
devamını gör...
erdoğan gitsin diye hırsıza oy vermek
''yılan kendi eğrisini görmez deveye boynun eğri dermiş.'' ortada bu kadar yolsuzluk adaletsizlik liyakatsızlık varken aklı selim olanlar kime oy vereceğini sana sormadan da bilir.
devamını gör...
dinci vs bilimci
bilimden anladığınız nedir bilemem de.. galile ile engizisyon arasında, güya tarafsız kaldığı iddiası ile ödlek tutumu marifet saymak, asıl avanaklık değilse, tüm bildiklerinizi gözden geçirmeniz gerekir.. (tabii kavrayıp gözden geçirecek vasıfta iseniz.)
devamını gör...
ivanov
1987'de yazılan ve 1889'da tekrar düzenlenen erken dönem anton çehov oyunudur ve tüm dünyada bilinen "çehovyen" ruh halinin ilk örneğidir.
taşra rusyası’nda yaşayan nikolay ivanov’un ruhsal çöküşünü merkezine alır. borçlar, evlilikte tükenmişlik, toplumsal beklentiler ve kişisel anlamsızlık duygusu, ivanov’un iç dünyasında ağır bir sis gibi dolaşır. ne bir trajedi kahramanı kadar görkemlidir ne de bir komedi karakteri kadar hafif; sıradanlığıyla yorucu ve gerçekçidir.
ivanov’un karısı anna’nın hastalığı, genç saşa’nın ona duyduğu umut dolu aşk, çevredeki karakterlerin ahlaki yargıları ve ikiyüzlü merhameti; bireyin yalnızca dış koşullarla değil, kendi vicdanıyla da boğuştuğunu ele alır. çehov burada “kötü insan” yaratmaz; yorgun, tükenmiş ve ne hissettiğini bile tam olarak adlandıramayan bir insan çizer.
bu oyunda ivanov ile ingiliz yazar william shakespeare'nin karakteri hamlet arasında ince bir ilişki vardır. bir kesinliği olmamakla birlikte; çehov, ivanov karakterini, harekete geçme konusundaki eylemsizlik bakımından hamlet'ten esinlenerek yazmış gibidir. yine de ivanov, hamlet'e göre aksiyon bakımından daha yavaş, hatta sıfır noktasında kalan bir durumdadır. oyunun draması ve gerginliği önemli ölçüde bu sakinlikten gelir.
aslında çehov'un, oyunlarını yazarken shakespeare'dan etkilendiğini ve shakespeare oyunlarına, özellikle hamlet'e bir selam çaktığını görebileceğimiz tek oyun değildir ivanov. martı oyununda da yer verilen hamlet alıntıları, metnin bütünündeki "oyun içinde oyun" örgüsü de yine hamlet'e bir atıf olarak okunabilir. zira "oyun içinde oyun" kurgusu en bilinen şekliyle hamlet oyununda yer alır. bu da bana çehov'un, shakespeare'a ciddi saygı duyduğu ve etkilendiği izlenimini veriyor.
taşra rusyası’nda yaşayan nikolay ivanov’un ruhsal çöküşünü merkezine alır. borçlar, evlilikte tükenmişlik, toplumsal beklentiler ve kişisel anlamsızlık duygusu, ivanov’un iç dünyasında ağır bir sis gibi dolaşır. ne bir trajedi kahramanı kadar görkemlidir ne de bir komedi karakteri kadar hafif; sıradanlığıyla yorucu ve gerçekçidir.
ivanov’un karısı anna’nın hastalığı, genç saşa’nın ona duyduğu umut dolu aşk, çevredeki karakterlerin ahlaki yargıları ve ikiyüzlü merhameti; bireyin yalnızca dış koşullarla değil, kendi vicdanıyla da boğuştuğunu ele alır. çehov burada “kötü insan” yaratmaz; yorgun, tükenmiş ve ne hissettiğini bile tam olarak adlandıramayan bir insan çizer.
bu oyunda ivanov ile ingiliz yazar william shakespeare'nin karakteri hamlet arasında ince bir ilişki vardır. bir kesinliği olmamakla birlikte; çehov, ivanov karakterini, harekete geçme konusundaki eylemsizlik bakımından hamlet'ten esinlenerek yazmış gibidir. yine de ivanov, hamlet'e göre aksiyon bakımından daha yavaş, hatta sıfır noktasında kalan bir durumdadır. oyunun draması ve gerginliği önemli ölçüde bu sakinlikten gelir.
aslında çehov'un, oyunlarını yazarken shakespeare'dan etkilendiğini ve shakespeare oyunlarına, özellikle hamlet'e bir selam çaktığını görebileceğimiz tek oyun değildir ivanov. martı oyununda da yer verilen hamlet alıntıları, metnin bütünündeki "oyun içinde oyun" örgüsü de yine hamlet'e bir atıf olarak okunabilir. zira "oyun içinde oyun" kurgusu en bilinen şekliyle hamlet oyununda yer alır. bu da bana çehov'un, shakespeare'a ciddi saygı duyduğu ve etkilendiği izlenimini veriyor.
devamını gör...
whatsapp'ta sürekli sesli mesaj atan arkadaş
onun ben ta... vardı bir tane müsait misin dedim? değilmiş sunturlu bir sövüp ses attım bir daha atmadı.
devamını gör...
whatsapp'ta sürekli sesli mesaj atan arkadaş
ben direkt arıyorum. eğer yazmaya zamanım yoksa sesli mesaj doldur göndere de zamanım olmuyor.
devamını gör...
