zaman tüneli

-anormal-

mezarın başında iki büklüm inliyordu. “hepsini gömeceğim anne. yavaş yavaş olacak ama bir gün mutlaka başaracağım.”

lise son sınıfın ikinci döneminde sınav stresindendir diye teşhis konulan bir karın ağrısı mert’i canından bezdirmişti. stres falan yoktu, doktorlar salaktı ona göre. çocukluktan beri saygı kavramına uzak yetişmişti. onun için hayatta en önemli olan kendi doğru düşünceleriydi. başkalarının ne düşündüğünü umursamadığı gibi haksız olduğu konularda da ikna edilemiyordu. bunun altında yatan sebep kimilerine göre çocukluğu boyunca babasından gördüğü zulüm, kimisine göre de huysuz dayısına çekmesiydi.

“bu çocuk senin yüzünden bu halde.” belini yavaşça doğrulturken ayşe kocasının kan çanağına dönmüş gözlerinin içine bakarak tek bu cümleyi kurabilmişti. uğradığı şiddet artık onun için sıradanlaşmıştı. ihsan evlendikleri ilk yıl böyle bir adam değildi aslında. suyu sertti, kaba sabaydı ama ayşe’ye hiç el kaldırmamıştı. ne olduysa alacaklıların kapıya dayanıp ihsan’ı karısının önünde bir temiz dövmesinden sonra oldu. 91 kışıydı, kar üç ay örtüsünü kaldırmamıştı toprağın üstünden. donan saçakların altında eksi on derecede çırılçıplak soyup dövmüşlerdi. ihsan bu kadar borçlanmanın sebebinin ayşe olduğunu düşünerek o günden sonra acısını ondan çıkarmaya başlamıştı. ne lüzumu vardı iki dirhem bir çekirdek yaşamanın. neymiş efendim, eşe dosta karşı yüzümüz düşmesin. karı milleti değil mi, hepsi aynı.

mert para biriktirip güç bela aldığı bilgisayarın karşısından bütün gün ayrılmıyordu. zaten onu dışarı çıkaracak arkadaşı, eşi dostu da yoktu. en yakın arkadaşı mecidiyeköy’den topladığı bu bilgisayar ve sanal ortamda edindiği online oyun karakterleriydi. oyun bitse de chat uygulaması üzerinden konuşmaya devam ediyorlardı. ekinler biçilirken doğmuştu mert. doğum tarihi yoktu annesine göre. bunun altında yatan sebeplerden biri annesinin mert’i istemeyerek doğurmasıydı. evliliklerinin üçüncü yılında tam da ihsan’dan ayrılmayı düşünürken karnına düşmüştü. ne ihsan’dan ayrılabildi ne de mert’i sevebildi ayşe. vücudunun ağrılar içinde kıvrandığı, kanserin akciğerini yiyip bitirdiği son günlerine kadar da sarılmadı mert’e. sadece hastane odasında bir kere elveda demek için sarıldı. mert’in yaşadığı en güzel anı böyle olmamalıydı.
ihsan ayşe’nin ölümü sonrası alkol dışında kimseyle bağ kurmadı. kendi kabuğunda kurudu gitti. evlat olduğunu bir an bile hissetme şansı olmayan mert ise sanal dünyadaki yaşantısına devam etti. kesip biçtiği canavarlar onu bir nebze olsun rahatlatıyordu. içindeki öfke ve nefreti oyun oynarken dışa vuruyordu. ağrı döneminde kendi çabalarıyla gittiği doktor da çare olmadı. zaten bu yeteneksizlerden ne beklenirdi ki.

“yine körkütük sarhoş hayvan herif. anca iç tükürdüğümün ayyaşı.” evde yiyecek tek lokma yoktu. dışardan ekmek arası yaptırıp geldi hızlıca. bilgisayarın başına kuruldu. bugün oyun yoktu, sadece muhabbet. salih dallaması geldi mi acaba? ne uyuz oğlandı şu salih. fazla mükemmel yaşantısı vardı alçağın. yediği önünde yemediği arkasında, dereceyle mezuniyetler, havalı kıyafetler, on numara da bir kız arkadaşı vardı. nefret ediyorum lan ben bu heriften. ah bir elime geçse, dizlerinin bağını çözene kadar döverim.

önce ilk sataşma, sonra küfürleşme derken mert bir yolunu bulup salih’in yaşadığı yeri öğrenir. bir hışımla evden çıkar, kan beynine nasıl vurduysa kış ortasında odada oturduğu t-shirti değiştirmeden üstüne bir kapşonlu geçirip çıkmıştı. ihsan itinin nuh nebiden kalma broadwayini hızlıca çalıştırıp yola koyulur. kuzguncuk’a vardığında saat 10 olmuştu. dükkanların çoğu kepenk indirmiş, bir iki kafe açıktı sadece. menekşe apartmanını haritadan kolaylıkla buldu cep telefonu sayesinde.

“saliiiiiiiih, in lan aşağı domuzun sıpası!”
etraftakiler neler olduğunu anlamadan sesin geldiği yere doğru döndüler. camdan salih’in babası gözüktü. ellilerinde, orta halli, ak saçlı, tıknaz bir adamdı.
“ne bağırıyorsun evladım gece gece.”
“sen karışma lan, salih köpeğini gönder yoksa ben gelirim.”

gecenin sonu mert’in planlamadığı, çoğunuzun tahmin edebileceği şekilde karakolda sonlandı. işin kötü yanı salih’in babasının ağır ceza hâkimi olmasıydı. kapıya polis arabasının damlaması beş dakika, merkeze gitmek on dakika aldı. on beş dakikada paketlediler mert’i.

“oğlum sen gerizekâlı mısın?”

komiserin bir bu dediği kalmıştı aklında. ifade, nezarethane derken salmışlardı ertesi gün. arabayı çekmişlerdi yalnız. eve yürüyerek gitmek zorunda kaldı.
evde fazla oyalanmadı. ilk iş annesinin mezarına gitmek oldu. elinde mahalledeki parktan topladığı çiçekler, yavaşça eğildi mezarın üzerine.
“sen yoksun ya, her gün ben de ölüyorum. bıktım artık yaşamaktan. nefret ediyorum herkesten. sırayla hepsini öldürmek istiyorum. senin yaşaman gerekiyordu, sadece senin.”

eve dönüş yolunda on iki kilometre yürümüş olsa da hiç yorgunluk hissetmiyordu. sadece yorgunluk değildi aslında hissetmediği, duygu olarak nefret o kadar ağır basıyordu ki nefreti saymazsak hissizdi. eve girmeden komşunun oğlu turan’la karşılaştı kapıda.

“mezardan mı?”
“yok ebenin ….”
“ne tersliyorsun lan değişik.”
“turan defol git zaten canım sıkkın.”
“iyi be, ne halin varsa gör.”

eve girdiğinde içerisi buram buram anason kokuyordu. demlenmişti yine akşama kadar allahın belası. kanepede sızmış, ağzından akan salyalar yastığı sırılsıklam etmişti.”
“ilk seni gömeceğim lanet ayyaş.”

oyuna oturdu. bugün önemli bir gündü. salih hıyarının takımıyla beşe beş maç vardı. hepsini biçmeye and içmişti. oyunun başından sonuna kadar o kadar odaklanmıştı ki kazanmaya, oyun bitimi kaskatı olmuştu, kıpırdayamıyordu. kazanmıştı ama, hepsini gebertmişti. ihsan odaya kısaca bir göz atıp çıkmıştı. zaten onun için mert’in ha varlığı ha yokluğu. salih pisliği ne halt ediyor acaba? oyuna da gelmedi. kesin mükemmel ailesiyle harika vakit geçiriyordur. ot tıkayacağım ümüğüne, mutluluklarını boğazlarına dizeceğim. hele bir dur. fırsat geçsin elime, liğme liğme edeceğim seni pis burjuva.

sabaha kadar sohbet odasında çocuklarla lafladı. beş kişiden ikisi kalmıştı ama muhabbet sürdü. evin içindeki anason kokusunun etkisinden gevşeyen sinirleri ne var ne yoksa aklından geçenleri dökülüvermesine sebep oldu. “öldüreceğim iti. en mutlu gününde alacam canını.” ilk başta ciddiye almadı diğerleri, kafası güzel ne dediğini bilmiyor dediler. baktılar herif ciddi, sakinleştirmeye çalıştılar.

“oğlum sen manyak mısın? katil mi olacaksın bir oyun yüzünden?”
“kahraman olacağım.”

karın ağrısı sabahın altısında yataktan sıçrattı. ilaç almıyor, tedaviyi umursamıyor, bolca sigara içiyordu sadece. sigara iyi geliyor diye kendini avutuyordu. uyandığında ihsan evde yoktu. “nereye gitti lan bu herif?” sabaha kadar konuştuklarını düşündü. “ne diye heriflere olanı biteni anlattın be allahın salağı.” yapacak bir şey yoktu. unutur giderler belki. ben yoluma bakayım.

19 mart salih için hayatının en mutlu günüydü. hem okuldaki arkadaşlarıyla oluşturduğu takım matematik olimpiyatlarında şampiyon olmuş, hem de doğum günüydü. babası her zamanki ailecek özel akşamlarda gittikleri restoranı ayarlamıştı. aliecek yola koyuldular akşamüstü. arabadan indiklerinde salih’in ağzı açık kalakaldı.

“ne işin var senin burada?”
“yarım kalan hesabımızı kapatmaya geldim.”
“indir o silahı, manyaklaşma.”
“güle güle salih.”

silah sesi restoran camlarını titretti. salih’in annesinin çığlığı da geceyi.

ardına bakmadan koşmuştu mert. mezarlığın girişinde durdu, soluklandı. ayşe’nin mezarının yanına geldiğinde ihsan’ı mezarın üzerine kapanmış halde buldu.

“bir kurşunum daha var, sıkayım şunun kafasına olsun bitsin.”

sıkmadı. kendine saklamıştı son kurşunu. ihsan yaşamalıydı. bu iğrenç hayat onun için ceza olarak yeterliydi.

“geldim anne!”
devamını gör...

muhtemelen evlenmez de bu. allah anasına babasına sabır versin, kaldı başlarına.
devamını gör...

olabilir.
gülşah küçük anne olduğum için kardeşim diyebilirim. arada bir sevgim kabarınca cemal safi gibi bir anda içli içli "benim adım aşk" şiirini okuyasım geliyor. iyi ki dolandırıcı biri değil. ileride, ailem olursa, çoluğumun çocuğumun rızkını verebilirim gibi çünkü.
devamını gör...

çok güzel bir seçenek, bol bol kullanıyorum. akışım ... kadın başlıklarıyla dolmuştu, rahatladım.
devamını gör...

bazı yazarlar çocuğu küçümsemek demiş, çocuklara yaptığı ve yapmakta olduğu iyiliklerden haberleri yok heralde.
devamını gör...

helal olsun saadettin beye, ben olsam bende aynısını yapardım. fenerli adam neden beşiktaşın formasını imzalasın. söylediklerimin aksini savunan malın tekidir.
devamını gör...

memesi varsa haklıdır
konuştuk bunları ama
devamını gör...

toki dar gelirli vatandaşı ev sahibi yapmak için kurulmuşken laz müteahhite döndü anasını satyım
ilanlara bakıyorum bi sürü toki evi var
demek ki devlet ihtiyacı olana vermek yerine peşinatı ve banka kredisi çekebilene veriyor bu evleri
bence yasaklanmalı ve buradan ev alıp kiraya verenlerin evlerine el konulmalı
cb olursam ikinci icraatim bu olacak
devamını gör...

"ketçap mayonez de olsun mu" denilesidir.
devamını gör...

eğer

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer…
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer…
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer…
ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…

sen gittikten sonra yalnız kalacağım
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?

evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…

can yücel
devamını gör...

aşktır.
devamını gör...

19 şubat 2026 başlayacaktır
devamını gör...

çok klişe gibi ama gerçek bir olay var; kendini sevmeyen başkasını sevemez

çok fazla seviyor ve seviliyor olsa da kendini sevmeyen insan kendi canını gözünü kırpmadan ateşe attığı gibi onun da canını yakar, yıkar. canımdan çok sevdiğim insanların faili de hep benimdir. sonra da gelir kutupta yaz gibi özledim seni falan filan hesabı..

vallahi adam olmayacağım ben ya*
devamını gör...

(bkz: alp eren özkan)

bir işi yapamadığını bilmenin verdiği o surat ifadesi... *
devamını gör...

herhalde dümdüz reddedemedikleri için kendilerini paragöz göstermeye çalışan hemcinslerim var. yerim sizin üçkağıdınızı kız.
devamını gör...


gecenin dürüstlüğünden herkes kuşkulanır
korkulur o kuş yüklü iniltilerden
ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben
çağdaş serüvenler adına
bütün fotoğraflarını yakan
yakan ve bekleyen.

çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara
yine de ağartamaz tanımını gecenin.
ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın
ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim
ağartamaz
çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur
ben yakarım çağımın ellerini. ben bekliyenim.
gecenin kıyısında benden konuşulur.

kara bir irin akıyor
öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların.
kara bir salgıdır çünkü büyük
serüvenler ve çocukların soluk alışları da.
ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten
bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına
.


ismet özel - bir ağrı yakıldıkça sevilmeli
devamını gör...

güvenmek çok da şart değil sanıyordum eskiden. sonra hiç kimseye güvenememenin beni yorduğunu farkedince insanlara bazen de güvenmek gerekiyormuş. onu anladım.
devamını gör...

hilti ile matkap sesi
devamını gör...

bu ülkede insanların çoğu ailesi olmasına rağmen tek başına ayakta kalmak zorunda kalan insanlardan oluşmaktadır.

mesele güven yada güvenmeme meselesi değildir, mesele ayakta kalabilecek mentale sahip olmaktır.
devamını gör...

gerçekten kimseye güvenilmiyor.
bu kadar da kahpe olmak zorunda değilsiniz.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim