161.
"mutsuzum
mutsuzum
verandaya çıkıyorum ve hissediyorum parmaklarımla
gergin cildini gecenin
kimse takdim etmeyecek beni
güneşe
kimse götürmeyecek beni kırlangıçların şölenine
uçmayı hayal eden kuş
ölmek üzere." füruğ ferruhzad
mutsuzum
verandaya çıkıyorum ve hissediyorum parmaklarımla
gergin cildini gecenin
kimse takdim etmeyecek beni
güneşe
kimse götürmeyecek beni kırlangıçların şölenine
uçmayı hayal eden kuş
ölmek üzere." füruğ ferruhzad
devamını gör...
162.
mapus damı bana çok şey öğretti
ama en çok sabretmeyi
yalnızken kalabalık olmayı
kalabalıktayken de kendimle kalmayı
ve sürekli kavga edip
durmadan kendimle barışmayı
hiç gocunup yüksünmeden
ihanetlere katlanmayı
beş metrede beşbin metreyi yürümeyi
ve duvarların darlığında
dünyaları dolaşmayı
ve hepsinden de çok
bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
insan olmayı insan olmayı
devamını gör...
163.
ağlasam
sesimi duyar mısınız mısralarımda?
dokunabilir misiniz
gözyaşlarıma ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var biliyorum
her şeyi söylemek mümkün.
epeyce yaklaşmışım.
duyuyorum
anlatamıyorum.
orhan veli kanık
sesimi duyar mısınız mısralarımda?
dokunabilir misiniz
gözyaşlarıma ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var biliyorum
her şeyi söylemek mümkün.
epeyce yaklaşmışım.
duyuyorum
anlatamıyorum.
orhan veli kanık
devamını gör...
164.
..
iç ses, diye söylendim
çocukken şöyle dua ederdim tanrı’ya:
tanrım bana hiç erimeyen,
kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
kardeşimle kendimize durmadan,
olmayan çayları,
olmayan fincanlardan içerdik.
olmayan kapıları açardık,
olmayan ziller çaldığında.
siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat.
yedi günde yarattığımız dünya
mutlu olurduk pastel koksa.
ve şimdi şöyle dua ediyorum tanrı’ya:
olanlar oldu tanrım
bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
..
iç ses, diye söylendim
çocukken şöyle dua ederdim tanrı’ya:
tanrım bana hiç erimeyen,
kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
kardeşimle kendimize durmadan,
olmayan çayları,
olmayan fincanlardan içerdik.
olmayan kapıları açardık,
olmayan ziller çaldığında.
siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat.
yedi günde yarattığımız dünya
mutlu olurduk pastel koksa.
ve şimdi şöyle dua ediyorum tanrı’ya:
olanlar oldu tanrım
bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!
..
devamını gör...
165.
tut ki gecedir
karanlık sıvaşır ellerine camlardan
birden kırmızıya döner trafik ışıkları
kükürtlü dumanlar yükselir
korkuya batmış
cam kırığı adamlardan
tehlikeye büyür sakalları
tut ki gecedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
yeraltı örgütleri tetik üstünde
adres değiştirmiş silah kaçakçıları
fahişeler birbirinden kuşkulanıyor
tut ki gecedir
katiller huzursuz
hırsızlar sinirli
hainler ürkekçedir
elleri telefona kendiliğinden uzanıyor
ihanete gece müthiş bir gerekçedir.
ihbarlar birer sansar
bir telefından bir telefona atlar
ihanet bir bilmecedir.
atilla ilhan - tut ki gecedir
karanlık sıvaşır ellerine camlardan
birden kırmızıya döner trafik ışıkları
kükürtlü dumanlar yükselir
korkuya batmış
cam kırığı adamlardan
tehlikeye büyür sakalları
tut ki gecedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
yeraltı örgütleri tetik üstünde
adres değiştirmiş silah kaçakçıları
fahişeler birbirinden kuşkulanıyor
tut ki gecedir
katiller huzursuz
hırsızlar sinirli
hainler ürkekçedir
elleri telefona kendiliğinden uzanıyor
ihanete gece müthiş bir gerekçedir.
ihbarlar birer sansar
bir telefından bir telefona atlar
ihanet bir bilmecedir.
atilla ilhan - tut ki gecedir
devamını gör...
166.
usandım taş basması günler yaşamaktan
yalnızlığımı büyütüyorum korkunç
yani bağırmak sana sulardan.
her gün yeniden ölmek
elinden karanlık adamların
yalanla, ekmekle, silahla.
üstümüze bakarken çağlar
her çocuk başı okşadığımız
suçlu bizmişiz gibi
büyüyor avcumuzda.
gözlerinde bile
deniz dibi gözlerinde ölüler
askerler ve gemiciler halinde.
ihtiyar yüreği toprağın
buğdayı, elma'sı
korkuda.
suskunluğum, utancım büyük
sıkıntım kara.
gel dağıt mavini
kör kuyular uykuma.
devamını gör...
167.
uzaktan seviyorum seni
uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum
ööyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum”
cemal süreyahttps://media.normalsozluk.com/up/2021/10/03/ae71ibp1qac1nuvb.jpg
uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum
ööyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum”
cemal süreyahttps://media.normalsozluk.com/up/2021/10/03/ae71ibp1qac1nuvb.jpg
devamını gör...
168.
gümüşün sessizliği düşünce ayın şavkına
tökezliyor dilimin ucunda kanattığım söz
ıslığımı unuttum yıllardır, şehrin metalinden
çığlıklar fırlıyor, imdat sesleri, fren patlaması
oğlumun aşk diye yaşadığı vahim görüntü
termik bir ışınım diye biliniyor şehirde
ve bir tereddüte yer bırakmıyor olmakta olan
benimse aklım tökezliyor şehrin sokaklarında
zihnimde uzak bir çağrışım: şiir ve aşk
yani zamanın ağır ve sâkin akıp gittiği
kelimelerin haysiyeti, dostluğun sıcaklığı
aşklarınsa gözyaşı istediği masûmiyet
kitaplardaki mürekkep kokusu gibi hepsi
kaybolup gitmiş şehrin yakın tarihinde
ve kendine yetmiyor olmakta olan
benimse aklım tökezliyor şehrin ortasında
şimdi komik hatıralar diye bakılıyor
siyah beyaz fotoğraflardaki ciddiyete
ve bunların birinde haykıran militanın
cesaretine ki, haykırıyor o en kalabalık
caddesinde şehrin: ”kardeşler! ölüm
nereden ve nasıl gelirse gelsin…”
ve bir unutuşa nasıl sığıyor her şey
benimse kalbim tökezliyor
devamını gör...
169.
maviye
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
hadi gel,
ay karanlık...
itten aç,
yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille
sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
n'olur gel,
ay karanlık...
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cıgaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hayın, çıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş,
etme gel,
ay karanlık...
devamını gör...
170.
“güneşi özledim, sonra seni
keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.”
grapon kağıtları, didem madak
keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.”
grapon kağıtları, didem madak
devamını gör...
171.
biliyorum, kolay değil yaşamak,
gönül verip türkü söylemek yar üstüne;
yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
gündüzleri gün ışığında ısınmak;
şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
yan gelebilmek çamlıca tepesine...
-bin türlü mavi akar boğaz'dan-
her şeyi unutabilmek maviler içinde.
biliyorum, kolay değil yaşamak;
ama işte
bir ölünün hala yatağı sıcak,
birinin saati işliyor kolunda.
yaşamak kolay değil ya kardeşler,
ölmek de değil;
kolay değil bu dünyadan ayrılmak.
devamını gör...
172.
karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki
yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla ugrasacak yerlerimi yok ettim.
ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin
basindan baslayabilirim.
öyle yoruldum ki
yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla ugrasacak yerlerimi yok ettim.
ve simdi birçok sayfasini atlayarak bitirdigim kitabin
basindan baslayabilirim.
devamını gör...
173.
“yasamak sakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yasayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yanı, yasamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden
yanı, bütün işin gücün yasamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yanı, o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel,
en gerçek şeyin yasamak olduğunu bildiğin halde.
yanı, öylesine ciddiye alacaksın ki yasamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yasamak, yani ağır bastığından.”
nazım hikmet ran *
büyük bir ciddiyetle yasayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yanı, yasamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden
yanı, bütün işin gücün yasamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yanı, o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel,
en gerçek şeyin yasamak olduğunu bildiğin halde.
yanı, öylesine ciddiye alacaksın ki yasamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yasamak, yani ağır bastığından.”
nazım hikmet ran *
devamını gör...
174.
175.
biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi…
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi…
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri
devamını gör...
176.
ağlamak için gözden yaş mı akmalı
dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı
çirkin bir tende güzel bir ruh kalbi bağlayamaz mı?
dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı
çirkin bir tende güzel bir ruh kalbi bağlayamaz mı?
devamını gör...
177.
178.
buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
bir teneffüs daha yaşasaydı
tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
devlet dersinde öldürülmüştür
devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-maveraünnehir nereye dökülür?
en arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
o günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
aldırma 128! intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.
devamını gör...
179.
özgürlük
uçurtmam kadar nazlı kuşlar kadar hür.
denizler gibi hırçın köpük gibi pak.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
güneşin ışınları bizi ısıttığında
ay ışığıyla gönlümüz aydınlatıldığında
aldığın her nefeste haykırdığın her sözde.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
nazım hikmet’in şiirinde.
mevlana’nın nefesinde.,
âşık veysel’in sazında
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
ne oligarşi ne monarşi.
ne faşizm nede kominizim
ne saltanat nede diktatörlük.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
tarladaki bahçedeki çiftçiye.
okulda öğretmene öğrenciye.
parktaki çocuğa yanındaki annesine
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
kışlada askere karakolda polise.
fabrikada işçiye patrona.
şoföre pilota, kaptana, makinistte.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
camide hocaya kilisede papaza.
sinagogda hahama, tapınakta budaya,
inanana inanmayana düşünen her kese.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
uçurtmam kadar nazlı kuşlar kadar hür.
denizler gibi hırçın köpük gibi pak.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
güneşin ışınları bizi ısıttığında
ay ışığıyla gönlümüz aydınlatıldığında
aldığın her nefeste haykırdığın her sözde.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
nazım hikmet’in şiirinde.
mevlana’nın nefesinde.,
âşık veysel’in sazında
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
ne oligarşi ne monarşi.
ne faşizm nede kominizim
ne saltanat nede diktatörlük.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
tarladaki bahçedeki çiftçiye.
okulda öğretmene öğrenciye.
parktaki çocuğa yanındaki annesine
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
kışlada askere karakolda polise.
fabrikada işçiye patrona.
şoföre pilota, kaptana, makinistte.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
camide hocaya kilisede papaza.
sinagogda hahama, tapınakta budaya,
inanana inanmayana düşünen her kese.
özgürlük özgürlük tek yol özgürlük.
devamını gör...
180.
"bu dünya soğuk
rüzgar genelde ters yöne eser.
limon ağaçları kurur.
bahaneler hep hazır.
güzel günler çabuk geçer."
cahit zarifoğlu
rüzgar genelde ters yöne eser.
limon ağaçları kurur.
bahaneler hep hazır.
güzel günler çabuk geçer."
cahit zarifoğlu
devamını gör...

