zaman tüneli

bir benliğimin kalması için çok çabaladım... ama başarılı olamadım. ruhunu karanlığa terk etmiş birisiyim sadece.
kendimle aram yok, uzun süredir görüşmüyoruz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

son donemde biraz asilik yaptım kendime.
ama sever beni.
bırakmaz.
cigerimi bilir.

son 10 senedir en iyi arkadasım;)

ps: su evimdeki cinler de bi tamamen bitse. hep diyorum evli olsaydım boyle olmazdı. beni herkesten korurdu.
devamını gör...

kafası kafanıza, kumaşı kumaşınıza denk bir insanla sohbet etmek.
devamını gör...

yalan sadece gerçeğin saptırılması veya saklanması değildir. bir şeyi yapma imkanı varken yapmamaktır aynı zamanda. bu fark edildiğinde tebrikler, yalanı yakalamışsınızdır.
devamını gör...

uğruna şiir bile yazılacak börektir.



ben seni ilk gördüğümde
tepsi sıcaktı,
kalbim daha sıcaktı su böreği.

kat kat dizilmişsin,
hayat gibi…
ama hayat senden daha kuru be.

peyniri kaçmayan,
hamuru küs olmayan tek varlıksın.
insanlar gibi
biraz dinlenelim deyip dağılmıyorsun.

sabah kahvaltısında yakışıyorsun,
akşam misafirinde de,
gece üçte dolaptan gizlice alınışında da…
beni bu kadar her halimle kabul eden
başka kim var?

diyetisyenler seni kötülerken
ben arkandan sessizce bakarım,
onlar seni anlamıyor derim,
çatalımı yere bırakıp.

sen yağlısın diye suçlarlar,
oysa ben duygusalım,
buluşmamız kader.

ey su böreği!
insanlar geçici,
sen kalıcı şişkinlik yaparsın.
ama olsun…
bazı aşklar mideye oturur,
kalpten daha sadıktır.
devamını gör...

hiçbir zaman çaktırmasa bile yalanı yakalayan kişinin nezdinde son nefesine kadar arsız bir düzenbazdan öteye gidemeyeceğinizi garanti eden hamle.

misal şu yaşıma dek peder beye sadece bir defa enselenmeme karşın ne yapsam ne etsem iğneleyici dilinden bir türlü kurtulamıyordum.

-baba, nihayet mezunum.
+yav he he.

en yakınlarından biriyle arasına devasa duvarlar örülünce kişi kendini iyiden iyiye savunmasız, küçücük hissediyordu.

-arkadaşımın annesi vefat etti. haftasonu eve gelemeyeceğim malesef.
+tamam tamam, inandık.

tertemizdi sanki. beni kaç defa aldatmıştı da gıkım çıkmamıştı. suçtu artık bu yaptığı. yazık günahtı.

-emekliye zam varmış.
+kesin öyledir.
-allah belamı versin ki...
+vermiş zaten?

kendisiyle havadan sudan konuşmak bile bir yerden sonra sinir harbine dönüşebiliyordu.

-baba be, vallahi seni çok seviyorum.
+al buna konuş.
devamını gör...

okan dinçer imzalı, 1972 çıkışlı pek güzel parça. 70'lerin progressive rock sound'unda olsa da öyle kompleks değil, kolay dinlenebilen bir çalışma. bence çok güzel şarkı. demin tanıştım kendisiyle ve mutlu oldum harbiden. size de öneririm.

devamını gör...

şehvet de bence
basit, temel ihtiyaçlara karşı duyulan abartılı hislerdir.
devamını gör...

tezgah arkasında bileyleyen birinin olduğu bakkal. yurtdışındaki türk marketler, türk berberler, türk telefoncular, türk tamirciler, türk sigortacılar, türk muhasebeciler, türk galericiler ve en önemlisi türk avukatlar pişmanlıktır!

türk'ün türk'ten başka bir düşmanı yoktur.
devamını gör...

devamını gör...

şehvet kurbanı şevkette olmamak lazım ama....

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

geçici heves ve heyecanlarla dolu olmasına istinaden nisan yağmurlarına benzetilen aşk.

lisenin en havalı kızlarından birini gözüme kestirmiştim. ismi şebnemdi. dostlarım her ne kadar şansımı fazla zorlayıp hayaller dünyasında yaşadığımı söylese de kesinlikle yolumdan dönmeyecek, yüreğimin sesini dinleyecektim. tek problem kızın neredeyse hiç yalnız gezmemesiydi.

hele büşra adındaki arkadaşı bir gölgeden ayırt etmesi zor varlığıyla hep ensesindeydi. boylu poslu, toplu, sinsi bir kızdı büşra. beni her haliyle ürkütürdü.

günlerce bekledim. bir fırsat yakalayamayınca kantinde her zamanki gibi yine ikisi bir aradayken şakkadanak masalarına oturdum ve ağızlarını açmalarına fırsat vermeden konuşmaya başladım. ağdalı bir türkçeyle süslü aşk cümlelerimin işe yaramasını ummaktan başka çarem yoktu.

sessizleştiler. en yakın arkadaşının durgunluğu ve etrafı dalgın fakat hüzünlü bakışlarla süzmesi karşısında şaşkına dönen büşra;

-saçmalama kızım, herhalde bu öküzün teklifini kabul etmeyeceksin diye patlarken iri göğüsleri hızla aşağı yukarı sallandı.

ondan bir cevap alamayınca araya girme gereği hissederek;
+nedenmiş o, lütfen söyler misin dedim.

yancı mahluk, anlamlandıramadığım türde bir öfke nöbeti geçiriyordu. gök gürültüsü misali gürledi.

-daha bebesin oğlum sen. şu tiple bu güzel kızı tavlayabileceğini nasıl düşünürsün? hiç mi utanman arlanman yok? defol çabuk yoksa imdat diye bağıracağım.

+arkadaşının yerine konuşmayı bırak şimdi, hem kendi kararını kendisi verebilir herhalde, öyle değil mi dedim.

daha lafımı bitirir bitirmez şebnem hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. tanrım, ağlarken bile çekici, baştan çıkarıcıydı. yaşananlardan bu denli etkilenmesini normal karşılamakla birlikte duygulandım, içim cız etti.

büşra böğürüyordu artık:

-aptal çocuk! salak salak bakacağına koş da şuradan ıslak mendil gibi bi şey al getir dedi.

günün birinde herkesin insanca yaşayabileceğine dair her daim taze tuttuğum ümitlerim kadar boş olan ceplerimi yoklarken;

-inanmıyorum fakirmiş bir de, kaybol! diye bağırdı. göz ucuyla diğerlerinin suspus vaziyette bizi izlediğini fark ettim. ciyak ciyak ağlamayı sürdüren kıza doğru bakarak;

+tamam ama hiç olmazsa... diyecek oldum. büşra hışımla sandalyesinden kalkıp üstüme çullandı. annesine çıkma teklifi etsem acaba aynı tepkiyi gösterir miydi hiç bilmiyorum.

çok sonraları şebnem'in salyalı sümüklü tepkisinin sebebi de gün yüzüne çıktı. her ortamda "nasıl korktum anlatamam şekerim. o ucube nesine güvenip de gelmiş, az daha yüreğime iniyordu. bu kadar mı düştüm, gerçekten bunlara mı layığım ben, çalı çırpıya sürterim daha iyi ayol" diyor, o anlar aklına geldikçe hâlâ ürperiyormuş.

olanları sindirmek güç olmakla birlikte sevdamı kalbime gömerek inzivaya çekildim. uçsuz bucaksız internet deryasında ordan oraya savruldum. aradan iki ay geçti. ölümcül ebony milf double penetrasyon hastalığına yakalanmıştım.
devamını gör...

kokoreç, sıradan bir yiyecek değildir. kokoreç bir karar anıdır. hayatta ben buyum deme şeklidir. ilk ısırıkta insanın diliyle değil, ruhuyla temas eder. öyle bir tat ki, sanki baharatlar gizli bir toplantı yapmış, bunu biraz fazla iyi yapalım da kimse mantık aramasın diye anlaşmışlardır.

kokoreç yerken zaman kavramı bozulur. saat kaçtır bilinmez, kaçıncı lokma olduğu sayılmaz. ekmek sadece bir taşıyıcıdır; asıl olay, içeride yaşanan damak anarşisidir. kimyon önden girer, pul biber arkadan yetişir, kekik kenardan laf sokar.

kokoreç öyle bir yemektir ki, yedikten sonra aslında ben bunu yemeyecektim diye başlayan ama iyi ki yemişim ile biten bir iç monolog yaşanır. yanında ayran varsa vicdan rahatlar, yoksa da olsun denir. çünkü kokoreç, vicdanı ikna edebilen nadir yiyeceklerdendir.

kokoreç seven insanla tartışılmaz. çünkü o insan hayatta bazı şeyleri aşmıştır. hayatın anlamını sormaz, cevabı ekmeğin arasında bulmuştur. minimalisttir; mutluluk onun için sıcak, yağlı ve hafif dumanlıdır.

sonuç olarak kokoreç;
– bir yemek değil,
– bir felsefe değil,
– bir yaşam tarzıdır.

ve evet, gece 23.44’te yenmesi makbuldür. çünkü kokoreç, geceyi ciddiye alır.
devamını gör...

ben ve sen arasında ki o yu kaldırsak ve bensenbiz olsak?
devamını gör...

bence hepsi hikaye
bunları bize günah diye sunan herkesin tam da bu günahların içinde yaşadığını görüyoruz
devamını gör...

bir demet tiyatro'da mücver'e hala gülüyorum bunu biliyoear mıydın?
devamını gör...

kırmızı soğan sadece balıklı ortama daha çok yakıştığı için bile bu versusu rahat alır ya.
devamını gör...

sa
devamını gör...

yemek muhabbeti ile alakali sunu paylasayim ozet olarak:


iyi yayinlar.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim