zaman tüneli
birine kitap hediye etmek
en derin ve anlamlı hediye olabilir. basit falan değil. özellikle sana iyi gelen, kitabın sana hissettirdiği duyguları o kişiyle paylaşma istediği çok anlamlı buluyorum. orası ortak buluşma hattı. merak edersin okuduktan sonra senin dolandığın yerlerde mi dolandı yoksa senin keşfedemediğin başka yollar mı buldu. okunulan aynı kitap üzerinden bilgi alışverişi yapmayı da çok severim.
ben değer verdiğim kişilere sevdiğim kitapları hediye etmeyi çok severim..
ben değer verdiğim kişilere sevdiğim kitapları hediye etmeyi çok severim..
devamını gör...
normal sözlük’ün büyümesi için yapılması gerekenler
neyi sevdiysem hep büyümesini istedim. sonuç hüsran oldu... normal sözlük kasabasını seviyorum ve büyümesini istemiyorum. tabi yine de normal sözlük başlığındaki tavsiyelerim dinlenirse güzel olur.
devamını gör...
aşk
var olmanın gayesidir.
devamını gör...
birine kitap hediye etmek
ince bir davranıştır.
devamını gör...
rusya
rusya deyince aklıma gelen guzel bir adam var. bugun dogumgunu.
ona putin den bir söz bırakıyorum:
-su şişesi bakkalda 15 tl. cafede 30 tl. spor salonunda 60 tl. barda 120 tl. havalimanında 240 tl. her sey ona nerde, nasıl ihtiyac duydugunuza baglı. kendini degersiz hissediyorsan dogru yerde degilsin.
ben kendimi senle hep prenses gibi hissediyorum. hep hayatımda kal iyi ki dogdun!
ona putin den bir söz bırakıyorum:
-su şişesi bakkalda 15 tl. cafede 30 tl. spor salonunda 60 tl. barda 120 tl. havalimanında 240 tl. her sey ona nerde, nasıl ihtiyac duydugunuza baglı. kendini degersiz hissediyorsan dogru yerde degilsin.
ben kendimi senle hep prenses gibi hissediyorum. hep hayatımda kal iyi ki dogdun!
devamını gör...
normal sözlük’ün büyümesi için yapılması gerekenler
değerli olan nicelilik değil niteliliktir.
devamını gör...
rastlantı olmayan şeyler
hayatta başa gelen her şey bir anlam içerir. bazan biz kavrayamasak da.
devamını gör...
günaydın sözlük
mutlu ettiğimiz ve mutlu edildiğimiz bir gün olsun dileklerimizle, günaydın herkese.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
hayatım uzunca bir bölümünü dürtüsellikle yaşadım; bir nevi duygu, düşünce ve davranış katalizörü.
tamamen baskılandığında ise her şey bir anda berraklaştı.
tek bir anda tek bir şey düşünebilmek muhteşem bir konfor. bu olmaya başladığından beri her şeyi çok daha seri ve çok daha nitelikli şekilde halleder oldum. birkaç saat içinde günlerce sürecek işi bitiriyorum ve bu devasa bir zaman boşluğu yaratıyor. henüz bununla ne yapacağım konusunda bir fikrim yok. şimdilik burada bir şeyler karalıyorum, buradakinin çok daha fazlasını başka yerlerde yazıyorum, ıvır zıvır meşgaleler ediniyorum. iyi yani işte.
ama işte…
dürtüsellik, özellikle genç yaşlarda başımı çok belaya soktu benim. bundan dolayı defalarca ölümün kıyısına geldim; bıçaklandım, boğulma tehlikesi atlattım, elektrik akımına kapıldım, ayrı ayrı araba, motorsiklet ve minibüse çarpıldım, birkaç kez uçurum gibi yerlerden kayalıklardan düştüm, denilene göre bir kez ilk yardım müdahalesi ile döndürüldüm; ormanlarda kayboldum, içmeye başlayıp akla hayale gelmeyecek korkunç yerlerde uyandım; iddiaya girip trenden atlayıp hastanelik oldum. gencecik yaşlarda saçma sapan şeyler yüzünden yargılandım, beraat ettim, hagb aldım. hiç istemediğim halde çok fazla zarara sebep oldum.
ama her seferinde sıradan olmayan, beni rutin dışına çıkaracak her ne varsa bodoslama içine dalmaktan kendimi alamadım.
bu öyle bir duygu ki, bir anda bütün benliğini kaplayıp anlık kararlar almanı sağlıyor ve o karar alındıktan sonra geri dönmenin, vazgeçmenin hiçbir yolu yok.
ne bileyim; mesela, bir gün önce tanıdığım tiplerin muhabbetiyle gaza gelip üzerine hepsini ikna edip günlerce definecilik mi yapmadım, hiç alakam olmayan kavgaları ayırmaya çalışırken ortalığı 56’ya mı vermedim. (birinde olay o kadar büyüdü ki, ortalık savaş alanına döndü; bir diğerinde öfkelenip tarafların ikisine de küfrettim en az 15 kişi pestilimi çıkarıncaya kadar yerlerde tekmeledi beni.) ama her şey bittikten sonra şakaklarımdan başlayıp kafamın arkasına ve enseme kadar inen o karıncalanma hissiyle gelen tatmin duygusu çok başka bir şey. gerçekten tamamen iyi niyetle karşıma çıkan her krize müdahale ediyordum, insanlar da o kendinden eminliği görüp itiraz etmiyorlardı, sonra işte artık ne oluyorsa o kriz çok daha fazla büyüyüp içinden çıkılmaz bir hale geliyordu.
ne zaman normal olmayan, ilginç, şaşırtıcı, tehlikeli, korkutucu, hareketli bir şey görsem içim kıpır kıpır oluyordu. efsunlanmış gibi, sanki ona dahil olmazsam hayatımda karşıma çıkan en önemli fırsatı yitircekmişim gibi, bir şey beni tutup onun içine doğru çekiyordu. hayatımda hiç madde kullanmamamın sebebi bu olsa gerek; kullananların halinin bana çok sıkıcı gözükmesinin yanında, hiçbir şeyin bana o hissi yaşatacağına ihtimal veremiyordum. seks dahil hiçbir arzu, hiçbir güdü, hiçbir zevk, hiçbir tatmin duygusu o duyguyla kıyaslanamaz.
ve o anlarda içine girdiğim şeyin hayati derecede önemli ve gerekli olduğuna o kadar inanıyordum ki, ikna kabiliyetim tavan yapıyordu; kaç kişiyi olur olmaz mevzularda peşime taktım bilmiyorum. ama hiçbirinde vazgeçmedim, onu biliyorum.
tabi bu halin karşı cinsle ilişkilerde yaşattığı kaos da ayrı bir dünya. bunun en kontrol dışına çıkan örneğini 15 yaşında yaşadım. gayet romantik, çocuksu, masumane giden ilişkide, heyecan yaratacağım ya, ailesinin olmadığı bir anda kızın eve sızmaya karar verdim. onu da ikna ettim ve bir şekilde amacıma ulaştım. 1 saat falan vakit geçirdim orada. o kadar da salağız ki, öpüşmek dışında başka bir şey yok. e onu zaten okul çıkışında kıyıda köşede yapabilirken eve girmenin bir manası yok. ama işte…
kızın babası (şarapçı ziya diye bilinir, tehlikeli bir adam), abileri, şusu, busu, yedi sülalesi peşime düştü. bizim mahallede beni arıyorlar, şansıma bulamamışlar. artık kim gördü, kim duydu da kızın ailesine haber etti, bilmiyorum ama olayı aile şerefine çevirdi a…na koduklarım. bulsalar kolumu kanadımı kıracaklar da bulamıyorlar. haftalarca saddam gibi saklandım, gittiğim sokaktan ikinci kez geçmedim, okulda kıza pek yanaşmadım, onlar da mevzu okula intikal etsin istemediklerinden oraya bulaşmadılar sanırım. bir süre sonra birileri araya girdi, olay soğudu vs. ufak tefek haber göndermelerle biraz daha sürdü ama kız sonunda benden ayrıldı. bu kadar amaçsız bir salaklığın normal olamayacağını zaman içinde idrak etti sanırım.
bundan sonra 20 yaşıma kadar istisnasız bütün ilişkilerim bir şekilde kaosa sürüklendi. iyi yanı şu ki, hoşlandığım hiçbir kıza karşı tereddüt yaşamadım. heyecan, korku, belirsizlik kadar beni çeken bir şey olmadığından geri durmak gibi bir seçenek söz konusu değildi. halbuki reddedildiğimde üzülüyordum ama bir süre sonra hoşlanacak başka birini görüp bütün odağımı oraya topluyordum. ve her seferinde, belirli bir süre gayet güzel, seviyeli giden ilişki bir süre sonra içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. hiçbirinde öyle olmasını istemedim ama tamamında sebep, benim anlık dürtüselliğimin yarattığı karmaşa, başıma aldığım işler ve öngörülemezliğimdi. mesela o dürtüsellikten beklenebilecek aldatma, başkalarına yönelme gibi davranışlarım hiç olmadı, sadıktım. çünkü böyle bir şeyin yaratacağı heyecan, benliğimi kapladığı anda hissettiğim o duygunun yanında hiçbir şey değildi. gelgelelim, hiçbir şey olmasa bile hayatımdaki insana bitmek bilmeyen bir endişe ve belirsizlik vaad ediyordum. ve neden böyle olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. bana sorulsa; ben gayet kendi halimdeydim, bir sıkıntı, problem aramıyordum ama şans bu ya, o tür olaylar hep benim başıma geliyordu.
o yaşlardan sonra ben bunu içselleştirmeyi öğrenmeye başladım. o duygu kaybolmadı ama dışavurmamı engelleyecek şekilde davranış örüntüleri geliştirmeye başladım. biraz da çevreden elimi eteğimi çektim. o sayede normalleştim, diyemesem de, en azından dışarıdan normal gözükmeye başladım. zaten öyle olmasa muhtemelen yaşıyor olmazdım.
üniversite ve iş hayatı bu kimliklenmeyle ilerledi. zaman zaman o duyguyu tetikleyen çok güçlü uyarıcılar olduğunda veya aynı kafadan birine denk geldiğimde tezahür ettiği oldu ama çok şükür telafi edilemez bir sonuca gitmedi.
şimdi ise içsel olarak kaostan çok uzak bir ruh halindeyim ve bunun faydaları tartışılamaz düzeyde.
bazen insanların anlattıklarına, yaptıklarına, çizgiyi aşma ihtimaliyle heyecanlandıkları şeylere onlarla birlikte heyecan duymaya ve şaşırmaya çalışıyorum. kapılmak istiyorum ama her şey o kadar durgun geliyor ki…
muhtemelen olması gereken doğal hal budur.
ama işte…
çok özlüyorum o duyguyu.
elde ettiğim herhangi bir şey ondan vazgeçmeye değer miydi, artık pek de emin değilim.
tamamen baskılandığında ise her şey bir anda berraklaştı.
tek bir anda tek bir şey düşünebilmek muhteşem bir konfor. bu olmaya başladığından beri her şeyi çok daha seri ve çok daha nitelikli şekilde halleder oldum. birkaç saat içinde günlerce sürecek işi bitiriyorum ve bu devasa bir zaman boşluğu yaratıyor. henüz bununla ne yapacağım konusunda bir fikrim yok. şimdilik burada bir şeyler karalıyorum, buradakinin çok daha fazlasını başka yerlerde yazıyorum, ıvır zıvır meşgaleler ediniyorum. iyi yani işte.
ama işte…
dürtüsellik, özellikle genç yaşlarda başımı çok belaya soktu benim. bundan dolayı defalarca ölümün kıyısına geldim; bıçaklandım, boğulma tehlikesi atlattım, elektrik akımına kapıldım, ayrı ayrı araba, motorsiklet ve minibüse çarpıldım, birkaç kez uçurum gibi yerlerden kayalıklardan düştüm, denilene göre bir kez ilk yardım müdahalesi ile döndürüldüm; ormanlarda kayboldum, içmeye başlayıp akla hayale gelmeyecek korkunç yerlerde uyandım; iddiaya girip trenden atlayıp hastanelik oldum. gencecik yaşlarda saçma sapan şeyler yüzünden yargılandım, beraat ettim, hagb aldım. hiç istemediğim halde çok fazla zarara sebep oldum.
ama her seferinde sıradan olmayan, beni rutin dışına çıkaracak her ne varsa bodoslama içine dalmaktan kendimi alamadım.
bu öyle bir duygu ki, bir anda bütün benliğini kaplayıp anlık kararlar almanı sağlıyor ve o karar alındıktan sonra geri dönmenin, vazgeçmenin hiçbir yolu yok.
ne bileyim; mesela, bir gün önce tanıdığım tiplerin muhabbetiyle gaza gelip üzerine hepsini ikna edip günlerce definecilik mi yapmadım, hiç alakam olmayan kavgaları ayırmaya çalışırken ortalığı 56’ya mı vermedim. (birinde olay o kadar büyüdü ki, ortalık savaş alanına döndü; bir diğerinde öfkelenip tarafların ikisine de küfrettim en az 15 kişi pestilimi çıkarıncaya kadar yerlerde tekmeledi beni.) ama her şey bittikten sonra şakaklarımdan başlayıp kafamın arkasına ve enseme kadar inen o karıncalanma hissiyle gelen tatmin duygusu çok başka bir şey. gerçekten tamamen iyi niyetle karşıma çıkan her krize müdahale ediyordum, insanlar da o kendinden eminliği görüp itiraz etmiyorlardı, sonra işte artık ne oluyorsa o kriz çok daha fazla büyüyüp içinden çıkılmaz bir hale geliyordu.
ne zaman normal olmayan, ilginç, şaşırtıcı, tehlikeli, korkutucu, hareketli bir şey görsem içim kıpır kıpır oluyordu. efsunlanmış gibi, sanki ona dahil olmazsam hayatımda karşıma çıkan en önemli fırsatı yitircekmişim gibi, bir şey beni tutup onun içine doğru çekiyordu. hayatımda hiç madde kullanmamamın sebebi bu olsa gerek; kullananların halinin bana çok sıkıcı gözükmesinin yanında, hiçbir şeyin bana o hissi yaşatacağına ihtimal veremiyordum. seks dahil hiçbir arzu, hiçbir güdü, hiçbir zevk, hiçbir tatmin duygusu o duyguyla kıyaslanamaz.
ve o anlarda içine girdiğim şeyin hayati derecede önemli ve gerekli olduğuna o kadar inanıyordum ki, ikna kabiliyetim tavan yapıyordu; kaç kişiyi olur olmaz mevzularda peşime taktım bilmiyorum. ama hiçbirinde vazgeçmedim, onu biliyorum.
tabi bu halin karşı cinsle ilişkilerde yaşattığı kaos da ayrı bir dünya. bunun en kontrol dışına çıkan örneğini 15 yaşında yaşadım. gayet romantik, çocuksu, masumane giden ilişkide, heyecan yaratacağım ya, ailesinin olmadığı bir anda kızın eve sızmaya karar verdim. onu da ikna ettim ve bir şekilde amacıma ulaştım. 1 saat falan vakit geçirdim orada. o kadar da salağız ki, öpüşmek dışında başka bir şey yok. e onu zaten okul çıkışında kıyıda köşede yapabilirken eve girmenin bir manası yok. ama işte…
kızın babası (şarapçı ziya diye bilinir, tehlikeli bir adam), abileri, şusu, busu, yedi sülalesi peşime düştü. bizim mahallede beni arıyorlar, şansıma bulamamışlar. artık kim gördü, kim duydu da kızın ailesine haber etti, bilmiyorum ama olayı aile şerefine çevirdi a…na koduklarım. bulsalar kolumu kanadımı kıracaklar da bulamıyorlar. haftalarca saddam gibi saklandım, gittiğim sokaktan ikinci kez geçmedim, okulda kıza pek yanaşmadım, onlar da mevzu okula intikal etsin istemediklerinden oraya bulaşmadılar sanırım. bir süre sonra birileri araya girdi, olay soğudu vs. ufak tefek haber göndermelerle biraz daha sürdü ama kız sonunda benden ayrıldı. bu kadar amaçsız bir salaklığın normal olamayacağını zaman içinde idrak etti sanırım.
bundan sonra 20 yaşıma kadar istisnasız bütün ilişkilerim bir şekilde kaosa sürüklendi. iyi yanı şu ki, hoşlandığım hiçbir kıza karşı tereddüt yaşamadım. heyecan, korku, belirsizlik kadar beni çeken bir şey olmadığından geri durmak gibi bir seçenek söz konusu değildi. halbuki reddedildiğimde üzülüyordum ama bir süre sonra hoşlanacak başka birini görüp bütün odağımı oraya topluyordum. ve her seferinde, belirli bir süre gayet güzel, seviyeli giden ilişki bir süre sonra içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. hiçbirinde öyle olmasını istemedim ama tamamında sebep, benim anlık dürtüselliğimin yarattığı karmaşa, başıma aldığım işler ve öngörülemezliğimdi. mesela o dürtüsellikten beklenebilecek aldatma, başkalarına yönelme gibi davranışlarım hiç olmadı, sadıktım. çünkü böyle bir şeyin yaratacağı heyecan, benliğimi kapladığı anda hissettiğim o duygunun yanında hiçbir şey değildi. gelgelelim, hiçbir şey olmasa bile hayatımdaki insana bitmek bilmeyen bir endişe ve belirsizlik vaad ediyordum. ve neden böyle olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. bana sorulsa; ben gayet kendi halimdeydim, bir sıkıntı, problem aramıyordum ama şans bu ya, o tür olaylar hep benim başıma geliyordu.
o yaşlardan sonra ben bunu içselleştirmeyi öğrenmeye başladım. o duygu kaybolmadı ama dışavurmamı engelleyecek şekilde davranış örüntüleri geliştirmeye başladım. biraz da çevreden elimi eteğimi çektim. o sayede normalleştim, diyemesem de, en azından dışarıdan normal gözükmeye başladım. zaten öyle olmasa muhtemelen yaşıyor olmazdım.
üniversite ve iş hayatı bu kimliklenmeyle ilerledi. zaman zaman o duyguyu tetikleyen çok güçlü uyarıcılar olduğunda veya aynı kafadan birine denk geldiğimde tezahür ettiği oldu ama çok şükür telafi edilemez bir sonuca gitmedi.
şimdi ise içsel olarak kaostan çok uzak bir ruh halindeyim ve bunun faydaları tartışılamaz düzeyde.
bazen insanların anlattıklarına, yaptıklarına, çizgiyi aşma ihtimaliyle heyecanlandıkları şeylere onlarla birlikte heyecan duymaya ve şaşırmaya çalışıyorum. kapılmak istiyorum ama her şey o kadar durgun geliyor ki…
muhtemelen olması gereken doğal hal budur.
ama işte…
çok özlüyorum o duyguyu.
elde ettiğim herhangi bir şey ondan vazgeçmeye değer miydi, artık pek de emin değilim.
devamını gör...
sevgilinizi dans kursuna gönderir misiniz sorusu
aldatacak her türlü aldatır uğraşamam
devamını gör...
sevgilinizi dans kursuna gönderir misiniz sorusu
birlerinin özgürlüğünü yalnızca belirlemek sakıncalı. neyse ki birkaç dans hareketi biliyorum, hiç gerek kalmayacak.
devamını gör...
bir erkeğin sevdiğini gösteren detaylar
erkek seviyorsa zaten anlarsın. erkekler detay gösterebilecek bir yapıya sahip değil. biyolojik olarak böyle.
erkek dümdüz sever ve anlarsın.
erkek dümdüz sever ve anlarsın.
devamını gör...
bir erkeğin sevdiğini gösteren detaylar
yatağa atmıyorsa seviyor olabilir.
yatağa atıldıysan bil ki ihtiyaçtan dolayı ordasın ve avsın. çok yakında depbiği yiyeceksin..
yatağa atıldıysan bil ki ihtiyaçtan dolayı ordasın ve avsın. çok yakında depbiği yiyeceksin..
devamını gör...
rastlantı olmayan şeyler
yaşadıklarım kesinlikle rastlantı sonucu değil .
son 10 yıl içinde yaşadığım en kötü yıl. kişisel krizimin olduğu yıl. hala toparlanamadım.
1996 da yoktum 2006 da büyükannem öldü ama hatırlamıyorum çok küçüktüm hayatımda derin izler bırakan bir yıl oldu. 2016 da dedem vefat etti ve çok sarsmıştı beni bu olay 2026 mümkün olduğu kadar güvende olmak istiyordum olmadı. bu 6'lı yıllarda tuhaf, fena bir şey var.
son 10 yıl içinde yaşadığım en kötü yıl. kişisel krizimin olduğu yıl. hala toparlanamadım.
1996 da yoktum 2006 da büyükannem öldü ama hatırlamıyorum çok küçüktüm hayatımda derin izler bırakan bir yıl oldu. 2016 da dedem vefat etti ve çok sarsmıştı beni bu olay 2026 mümkün olduğu kadar güvende olmak istiyordum olmadı. bu 6'lı yıllarda tuhaf, fena bir şey var.
devamını gör...
rastlantı olmayan şeyler
doğal olarak değil de insan eliyle olan şeylerdir mevzu.
anadolu insanının nufusu düşerken ülkeyi mültecilerle doldurmak. mültecilerin doğurganlığından rahatsız olmayan siyasal yapı.
her şehre üniversite açıp tüm gençliği üniversite mezunu etmek. elinde üniversite diploması olan gençliğin hizmet sektöründe çalışmak istememesi, dolayısıyla hizmet sektörünü mültecilerle doldurmak.
anadolu insanının nufusu düşerken ülkeyi mültecilerle doldurmak. mültecilerin doğurganlığından rahatsız olmayan siyasal yapı.
her şehre üniversite açıp tüm gençliği üniversite mezunu etmek. elinde üniversite diploması olan gençliğin hizmet sektöründe çalışmak istememesi, dolayısıyla hizmet sektörünü mültecilerle doldurmak.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın geleceğe umutla bakmamı sağlayan normal sözlüğün güzel insanları.
devamını gör...
çocuk etkinlik merkezi
kreş mireş diyorlar ama değil.
buradan
buradan
devamını gör...



