zaman tüneli

filmi ve çizgi romanı da olan eserdir.
devamını gör...

senaryo ve yönetmen bilgisi ne yazık ki verilmemiş olan kısa film; 2016 yılında yayınlandığı bilinmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmimiz vefa, yardımseverlik, karşılıksız yapılan iyilik, iyi insan olabilmenin önemi gibi temaları yansıtıyor.

tekerlekli sandalyesinde oturmakta olan fiziksel engelli bir gencin bir yere yetişme telaşında olduğunu görmemiz ile film başlıyor, galiba kimseye yük olmamak için fiziksel engeline rağmen çalışıyor olmalı.

daha sonra tekerlekli sandalyesinin kavis gibi bir şeye takılı kaldığı ve tekerlekli sandalyesini tek başına oradan çıkaramadığı görülüyor, yardımına gelen fazla kimse olmuyor, yalnızca 1 kişi yardıma geliyor ve genci zor durumdan kurtarıyor.

kurtarmakla kalmayıp arabasını sürmeye de devam ediyor, üstelik karşılığında hiçbir şey beklemeden, yalnızca vefa duygusundan, kalbindeki iyilikten, yardım etmeden duramadığından, kimseyi çaresiz bırakamadığından, iyi insan olmaktan vazgeçmediğinden...

duygusal bir kısa filmdi,
herhangi bir diyalog olmamasına rağmen etkileyici bir yanı vardı, bütün gerçek iyiliklerin de her zaman öyle bir yanı yok mudur zaten?

ana fikir belki de şuydu;

bir insana ya da canlıya yardım ettiğinde, onunla bir nebze de olsa gönül bağı da kurmuş olursun ve onun iyi olduğunu görmeden onu bırakmak istemezsin, yolun sonuna kadar onunla gidersin, bu yaptığın iyilik unutulmazdır, unutulmayacaktır...

yardım etmekten asla vazgeçme...

kalbin kadar yaşarsın, kalbin kadar iz bırakır, sevgin kadar büyüksün...


devamını gör...

neyin günah olup olmadığını ayetlerden öğrenebiliriz sadece. hatırlatalım, dinin tek kaynağı kutsal kuran'dır:

www.kurandakidin.com/2011/10/
devamını gör...

günün mottosu sincap gibi ol.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yalnız bir sıkıntı var: benim seçtiğim sincapta isyan var..
yarın uyuyacağım. evet uykumu alacağım. sıcak yatağımın keyfini çıkaracağım..evet evet.. yarın! cuma gününü ertesi gününün hayrına sevmek.. ucundan sevmek gibi..
devamını gör...

çekilişe katıldım! numaram:27
devamını gör...

çekilişte gram altın verilmediği sürece hiç umrumda olmayan sorunsal.
devamını gör...

çekilişe katıldım! numaram:26
devamını gör...

çok mühim bir hadise değildir zira bu platformda çekiliş yapılacağı söylenir ama o çekiliş bir bahaneyle yapılmaz.

hiç olmazsa zaten katılmamıştım deme lüksünüz olur. öpüyorum çok.
devamını gör...

kitap okuyan sayısı çok daha az olduğu için, korsan cd'cinin daha çok kul hakkı yiyerek açık ara kazandığı versusutur.
devamını gör...

sürdüğümüz hayat zaten yeteri kadar dramatik. yeni dramlara ihtiyacım yok. eski fotoğraflar ait oldukları yerde, eskide kalmaya devam edebilir.
devamını gör...

çekilişe katıldım! numaram:25
devamını gör...

albümün en güzel yerinde duran insanların artık hayatta olmayışı ve onları gördüğünde gülümsemek.
keske beraber bakabilseydik fotoğraflara diye üzülmek.
devamını gör...

bursa'da bir metro durağı. mahalle ismi ve yerleşim yeri.
devamını gör...

kenan doğulu yeter benim çektiğim biraz da memleket çeksin diyerek salıvermiş.

kenan ve ozan doğulu’ya rağmen de çok acayip bi işkence çıkmış ortaya.

ben bu bacomuza son zamanlarda biraz uyuz oluyordum. olgunlaştıkça bi olmamışlık bindi üstüne. ben daha iyi bilirim ama yapmam, istesem kendi ayaklarım üzerinde dururum ama durmam, kafam eserse giderim ama gitmem. güzelliğinin hakkını veremeyen bi komplekse büründü. bihter’in son günlerine benzer bi delilik içinde galiba. senin buna niye ihtiyacın olabilir ki? eş dost arasında yine söyle şarkını ama herkesin beğeneceğine olan inancın nereden geldi? ucubelik yaparak para kazanmaya çalışan tiktokçulardan olsa da şarkı yapsa neyse. sen bihter ziyagildin ya :(
devamını gör...

seslenirsem uyanır ama? ben kimseye kıyamam.
devamını gör...

her ne kadar tercihleri ayrı olsa da, işkolları (işportacılık) ve kaderin kurbanı olmakta paydaş olan iki grup için ne desek yarım kalır. zaten bu versusun kazananını belirlemek toplumun görevi değil, bireyin iç hikayesinde saklıdır. tabi yine de onları tanıyıp, bu yarım kalmış iki hikayeyi hatırlatmakta belki fayda vardır;

-korsan kitapçının genel bir müşterisi olmasına rağmen üniversite yakınlarına ve metro-metrobüs geçitlerine tezgah açardı. yani asli hedefi üniversitelilerdi. korsan cd'ci ise vcd'nin yaygınlaştığı, ''artık sinema evimize gelecek'' dönemlerinde çıkıp geldi aniden. bu yüzden tezgahını sokak arasına da açsa simit satar gibi film satabilme potansiyeline sahipti.

-korsan kitapçılar bu işi ek iş olarak yapmışlardır. zaten sabahları pek görünmez, iş çıkışı rastlanırdı onlara. bu yüzden dükkan açıp kitaplarını esnaf ruh haliyle satan bir korsana denk gelmek epey az bir ihtimaldi. korsan cd'ci ise bu işten kazandığı getiriye göre filmleri bastırdığı atölyenin sahibiyle ortaklaşarak dükkan açabilirdi. her ne kadar tezgahı son demlere kadar getirmiş olanlar olduysa bile bir dönem her caddede en az iki cd'ci bulunurdu.

-korsan kitapçılarda iki gruba ayrılırdı. kitaplardan bilgi sahibi olanlar ve o işi yalnızca getiri kazanmak için yapanlar. ilk grup yayınevinin ücreti konusunda fiyat politikası belirlerdi, pazarlık kısmında iyiydi. ikinci kesim ise kafasına göre iş yaptığından uğraştırmaları muhtemeldi.
korsan cd'ciler ise filmi izlemeseler bile bilgi sahibi olurlardı. en azından dönüp ''ben ne satıyorum'' merakı ve idealize edilmiş bir sahiplenme duyguları vardı. zaten bir üst madde onların işlerine verdiği değeri gösteriyordu.

-korsan kitapçıların pazar kısmı sınırlıydı çünkü bastıkları kitapları toplu halde matbaaya verdikleri için seçici olmak zorundaydılar. dönemine göre rağbet gören kitapları basarlardı. gün içinde birkaç kişi aynı kitabı sormuşsa da onu not eder, araştırır ve kitabı basma kararını verirlerdi. korsan cd'ciler bu konuda daha rahattı çünkü filmi indir, boş cd'ye at ve görselden bastır, iş bitsin tarzında takıldırlar.

- fire vermekte üstlerine yoktu. korsan kitapçılar baskı hatasını ''belki ekmek çıkar'' diyerek satışa sundular. aynı şekilde korsan cd'ciler çizilmiş, bozulmuş ya da yanlış olmuş ayırt etmeksizin her cd'yi tezgahta bulundururlardı.

-ikisinin sonu farklı olsa da benzer durumlar yok değildi.

korsan cd'cilerin perdesi sancılı bir şekilde kapandı. internetin yavaştan her eve girmesiyle birlikte artık toparlanma vakti gelmişti. uzatmalara oynadıklarını belli ediyorlardı çünkü alternatif arayışları onları playstation'a çip taktırmaya bile itmişti. yine en alt çekmecede duran yetişkin filmleri bir üst çekmeceye taşınmıştı. dükkanda ikinci el teknolojik aletler, aksesuarlar vs. satmaya başlamışlardı. ancak 2010'dan sonra kepenk kapatmaya, hızla alanlarından çekilmeye başlamışlardı. 2013'e kadar tek tük kalanlar olmuştu ama onlar da çok durmadılar.

korsan kitapçılar ise birdenbire çıkıp gittiler. bazı satıcılara sorsanız ''pdf bizi etkiledi'' derler ama bu konudan muzdarip olup çok açık bir şekilde etkilendikleri söylenemez. 1. pdf'i telefon üzerinden okumak meşakatli bir iştir. 2. kitap tarama işine takılmasalar, onların işine yarayabilirdi.
fakat başta matbaacılar kullandıkları makineleri yenilediler, bu kitap basma maliyetini yükseltti. matbaacılar klasik ofset yerine dijital baskı makinelerini alınca korsan kitapçılara fiyat yükseltti, üstüne bir de kağıda sürekli zam gelince korsanların belini büktü. zaruri olarak korsan kitap işinden vazgeçtiler. hâlâ bazı yerlerde varlar, sahaflardan da zaman zaman korsan çıktığı oluyor ama eskisi kadar yaygın değiller. ki zaten bugün bi meydana tezgah açsalar bu kadar etkili olurlar mı orası muamma.

korsan cd'ciler işleri gereği çok haşır neşir oldukları bilgisayar tamirciliğine giriştiler. çoğunluk esnaflıktan devam etti.
korsan kitapçılar ise bu konuda rahattı, zaten üstte bahsettiğim üzere yaptıkları tek iş korsan kitapçılık değildi.
devamını gör...

başbakanı miçotakis geçen gün erdoğan ile görüşmek için türkiye'yi ziyaret etmişti ve iki ülke arasında bazı anlaşmalar yapıldı. tabi bu anlaşmaların içeriğine dair kimsenin pek fikri yok. biri, yani yunanistan, çok haklı gerekçelere sahip olarak yeminli ve kefenli türkiye karşıtı bir ülke. diğeri olan türkiye ise kuzey kore misali tam bir kapalı kutu.

son anlaşmaların hangi tarafı tatmin ettiğini anlamak için yunan başbakanı miçotakis'in denyoca davranışları ipucu veriyor. video

şımarıklık değil bu dümdüz davarlık. son 300 yılda tek bir avrupa ülkesinin lideri bile sömürgeleştirdiği ülkenin liderine böyle davranmamıştır. maduro'nun new york sokaklarında karpuz gibi sergilenmesi hariç tabi.*

ben yunan başbakanı olsam, türkiye'nin lideri canlı yayında yanı başımda "ayasofya'yı kilise yapıyoruz, izmir ve trakya'yı yunanistan'a veriyoruz, istanbul'un adını konstantinopolis olarak değiştiriyoruz, milli marşımızı da bizans marşı yapıyoruz* dese hiç istifimi bozmaz, önüme konan kağıda imzamı atar geçerdim. monşerlik bunu gerektirir.

yıllarca avrupa'nın şımarık çocuğu diye diye en sonunda şımarık çocuğa çevirdiler ülkeyi. kırk kere deyince oluyormuş demek. kim bilir ne kazanımlar elde ettiler de bunu aleni şekilde yapabildi. işşallah izmir'i itelemişlerdir.
devamını gör...

çekilişe katıldım! numaram:24
devamını gör...

"boş boş gülüyorsun ama (atıyorum) iki seneye kalmaz hayatının -sevileceğini- bilmiyorsun.. safım benim".
devamını gör...

1. o zaman gelecek sefer biraz da ekonomi başlıklı dualar isteyelim.
2. türkiye'de patrikler falan var ama papa gibi değillermiş demek ki..
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim