zaman tüneli

herhangi bir malzemeye gerek yok, herkes zaten saatli bomba gibi patlamaya hazir bekliyor masallah.
devamını gör...

penguen yumurtaları çok tatlış oluyorlar tombik tombik.
devamını gör...

bahtsız filmindeki rolü ile kutup ayısı.
devamını gör...

(bkz: penguen)

hiç rol yapmazlar, olanı yansıtırlar. metot oyunculuğu sanki. olamaz böyle bir şey.
devamını gör...

başkasının ramazan ayında ne yaptığı beni hiç ilgilendirmiyor. zaten başkasının yaptığı eylemler benim inancımı sakatlamaz. ben orucumu tutarım, siz isterseniz sabahtan akşama kadar için. içmeyin de demem, bana ne yani.
ramazan ayı benim için 11 ayın sultanıdır. sizin için değilse bu sizi ilgilendirir.

kısacası, bana ne.
devamını gör...

az fakir olan çok fakirin halini anlamaya çalışıyor sadece.
devamını gör...

ne ramazan ayı ne de müslümanlar baş belasıdır. kimse kimseyi bir şeye zorlayamaz, peygamberimize bile allah "sen sadece öğüt ver demiştir. onları yargılama, cezalandırma, o iş bana aittir. "

gaşiye suresi 21, 22, 23, 24, 25, 26 da:

o halde (resûlüm), öğüt ver. çünkü sen ancak öğüt vericisin. onların üzerinde bir zorba değilsin. ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini allah en büyük azap ile cezalandırır. şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
devamını gör...

yoga yaparak zenginin halinden anlanır bence..

selma ve doğa ile.
devamını gör...

ilk çakrayı günahsız olanınız açsın
devamını gör...

bazı kavuşumlar vardır; insanın hayatına sessizce girmez. bir iz bırakır. yüzleşme deriz buna.

hele ki bu yüzleşme yapıcı bir ortamda gerçekleşmişse artık mesele sadece içgüdüsel tepkiler değildir; zamanın getirdiği, kaçınılmaz bir kader planından söz ederiz ve mesele yapılan 'şey' çözülür. rahat edilir. evren gevşer, enerji korunur.

önce moira’yı hatırlayalım. moira, yunanca’da “kader payı” demektir. moira; kader tanrıçası dır. ertelenecek ve ya ertelenmeyecek meseleyi seçer, işletir. tanrılar bile o ipliğin kesileceği anı değiştiremez artık.

işte ertelememek sağlıklı tutumsa; sağlığımız için ertelemeyen meselelere sahip olmaya çalışmalıyız*. insan bilincinin en karanlık köşelerinde hep ertelenen meseleler yatar.
devamını gör...

oruç tutmaktan daha mantıklı bi olay bence
dinde böyle bi reform şart arkadaşlar
oruç sadece belli saatler arasında yemeyi içmeyi bırakıp akşama mükellef sofralarda tıka basa doymaya indirgendi
demek ki insanları yemekten kesmenin bi manası yok
bi de yogayı deneyelim derim
selam ve dua ile
devamını gör...

ramazan ayının bu mantığı gayet sağlıklı bir mantık. yalnız sahurda sucuklu yumurtayı,pastırmayı gömünce fakirin halinden pek anlamıyorsunuz onu söyleyeyim de.
devamını gör...

mubi'de gezerken kısa film olduğunu bilmeden belki de hayatımda ilk defa bir kısa film izlememe sebep olan kısa film.

17 dk içerisinde giriş gelişme ve sonuç gerçekten, kendi dünyayı algılama şeklimiz ne zaman başlıyor nerede oluşuyor, değerlerimiz yargılarımızın şiddeti, karşımızdaki kişinin içinde bulunduğu durumu anlamaktan uzak bir yere bizi nasıl taşıyor, bakınca görmek isteyene gösteren bir film olmuş..
devamını gör...

sana bu konuda başlık açıp fikir sunmanı isteyen birisimi oldu ayı.
devamını gör...

sadece yememekle olmaz
arada metrobüse falan da binin djfkfj
devamını gör...

bu kitabı aldığımda 15 yaşındaydım ve okumak istediğimde okumamış bırakmıştım. livaneli okumayı seviyorum kitaplarını da öyle.
leyla'nın evini de sevdim.
her kitabında ona olan hayranlığım, sevgim ve saygım artıyor.
diğer kitaplarını okuyanlar bilir toplumsal konulara değinerek yazar. bunda da aynı şeyi göreceksiniz. çok fazla sürprizlerle dolu değil hikayeye başlayınca öyle akıp gideceksiniz.

karakterimiz leyla bir istanbul hanımefendisi. paşa dedesinden kalan boğazdaki yalısında oturmaktadır. leyla kendini korumayı başarmış, geliştirmiş, naif , hoş ve hassas bir kadındır.
geçmişi hakkında bilinmezliğe sımsıkı sarılmış ona sahip çıkmaya çalışırken elinden usulsüzce yalının alınması ile bambaşka kapılara açılır yolu.
belki yolda denk gelmeyeceği insanlarla kesişir yolu. bir anda halıdan sokağa düşüyorsunuz. çok ürkütücü değil mi?
tek başına kimsesiz bir kadın...
olanları duyan gazeteci çocuk leylanın yardımına koşuyor ve ona yardımcı oluyor çocukken tanıdığı için kulak ardı etmiyor.. ( ah yusuf , güzel kalpli çocuk). yusufun evine misafir olan leyla adapte olmakta çok zorlanıyor
hiç alışık olmadığı insanlar, mekanlar... tamamen yalnızlaşıyor.
yusufun kız arkadaşı leylayı sevmiyor ve ona ön yargılı yaklaşıyor.
romanın devamındaysa leyla, yusuf ve roxy karakterleri üzerinden pek çok çatışma yaşanıyor
sonra karşılıklı entegre olunuyor.
herkes birbirini değiştiriyor
leyla ve roxy birbirine kol kanat geriyor.
son olarak güçlünün güçsüzü ezdiği, vicdanın yerine paranın geçtiğini mesajının verildiğini es geçmek istemiyorum.
leyla hanıma hayran olan o mahalleli çocuklar gibi ben de hayran oldum. bir kadının asilliği, gücü, kültürü öyle etkiledi ki. en sonunda evini alması, torunu leylaya bırakması. leylanın evi leylaya.
huzurla uyu leyla bostanlı...
.
birkaç alıntıyla cümlelerimi sonlandırayım

" seversin,kavuşamazsın,aşk olur…”

.


“yeniden dağıtsak kartları
alt üst olsa bu dünyanın şartları…”

.

artık yaşayamazdı. çünkü bir insan, bu kadar çok acıyı kaldırmak için yaratılmamıştı.

.

hayat böyleydi işte, önceden planlanan biçimde ilerlemiyordu.

.

mademki insanlar birbirine acı veriyordu, o zaman en güzel şey hayata meydan okumak ve mutlak bir yalnızlığı seçmekti.
devamını gör...

misafirin varsa vardır. bir üstteki yazar söylemiş. adınada halil ibrahim sofrası denilmiş. rivayete göre hz irahim misafiri olmadan sofraya oturmazmış. o böyle yaptıkça sofrası bereketlenirmiş. şimdi misafir nasibiyle gelir birii yer dokuzunu bırakır derler. bak bak orana bak. hakikaten öyle bire dokuz. şimdi cömert olucan ve ayrım yapmadan sofranı açıcan. misal bununla ilgilide bir rivayete göre yine hz ibrahim bir misafir kabul ediyor sofrasına. diyor ki hadi çek besmeleyi başla yemeğe. adam diyor ki aga ben inanmıyorum diyor. yani ateistim diyor. hz ibrahim bu kez kusura kalma saa yemek veremem deyince rüyasında allah diyor ki ben o adamı bana inanmamasına rağmen yıllardır rızık veriyorum sen neden böyle bir şey yaptın deyince ibrahim hatasını anlıyor ve bundan sonra sofrasına kim oturursa otursun inancını sorgulamıyacağına dair kendi kendine söz veriyor.
devamını gör...

bihaber olan biri -mış gibi görünebilir mi? bihaberlik kayıtsızlık mıdır? sekse kayıtsız kalmak kişinin birini reddedebilme hakkını elinden alır mı? kayıtsız görünenler gerçek kayıtsızları kabul edecekse gerçek kayıtsızlar neyin kaydındadır? bihaber kişi sadece -mış gibi görünüyorsa bu kişinin libidosuna ve seks kaydına zeval getirir mi? hazır ramazan başlıklı sorunsallar varken ben bunlar da yanıtlansın isterim.
neyse ki hep bihaber ve kayıtsız yazdım da seks başıma vurmadı.
devamını gör...

senaryosu kaan tutkun tarafından yazılmış ve yönetilmiş 12 dakikalık kısa film; kadrosunda ise kaan tutkun, merve deveci, mahmut türkmen, metehan kaya, nehir buse ersoy gibi isimler rol almış, birkaç hafta önce yayımlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aynaların sadece birer nesne olmadığını, kişinin kendisiyle yüzleşmesini sağlayan birer araç olduklarını da vurgulayan bir kısa filmdi, ayna sadece yüzüne baktığın bir cam değildi, aynı zamanda seni motive edecek, kendi gerçeklerinle yüzleştiğin, kendi içine döndüğün, kendini hatırladığın, bazen başkalarının yokluğunu da hatırlatan, ilginç bir şeydi aynalar.

bu kısa filmimizde aynaya bakan yüzler her an değişiyor, her aynaya baktıklarında kritik kararlar alan insanlar var, hayatlarını değiştirmeye karar veren, dibe vurduğunu hisseden ama aynada gördüğü çehreden ve kendi gözlerinden, bakışlarından, vâroluşlarından güç alan insanlar çıkıyor karşımıza.

sonrasında bir genç kızı kürek çekerken görüyoruz, boğulmaktan korkuyordu belki ama hayalinden vazgeçmedi, aynada gördüğü yüz ona cesaret vermişti.

bu kısa filmin bana hatırlattığı en önemli şey şu oldu;

bazen en önemli kararları aynaya bakarken almaz mıydık?

aynadaki yüzüne baktığında sadece yüzünü görmezsin, en çok benzediğin insanı da görürsün, yanında olmayanın yokluğunu da görürsün, çocukluğunu görürsün, hayatı görürsün, ölümün bir gün geleceğini görürsün, bugüne kadar yaşadığın her şeyin yüzünde bıraktığı izleri görürsün.

en çok da ruhunu görürsün,

bazen hiçbir şey insana bir ayna kadar cesaret veremez...


devamını gör...

kara kitap'tan sonra bir daha orhan pamuk okumayacağım diyen ben, ocak ayında masumiyet müzesi'ni elime aldım. tam kitabı okurken dizisi de çıkageldi.. hep öneri olarak karşıma çıkan bir kitaptı. orhan pamuk'la aramda bir mesafe vardı; fakat masumiyet müzesiyle birlikte yazara bakışım değişti diyebilirim.

aşk hikayelerini okumayı seven biri değilim ama bu kitap beni içine çekti. bu konu üzerinde düşünmem gerekti çünkü bu kitabın gerçekten etkileyici farklı bir tadı var. yıllar sonra tekrar okumayı bile düşünebilirim.
yazarın müze fikrinden sonra kitabı yazmaya başlaması da çok ilginç: önce eşyaların toplanması, sonra hikayenin yazılmaya başlaması, tersten düze doğru ilerlemesi..

okurken bunun gerçek bir hikaye olduğunu sandım; neredeyse ikna oldum. kurgu olduğunu duyunca şaşırdım.. işte bu da yazarın başarısı.

romantik bir aşk hikayesinin ötesinde; arzu ve görülme arayışı arasında hapsolmuş, beklemenin ve ertelemenin yıpratıcılığını anlatan bir hikaye bu.

şimdi içimi dökmem lazım:
bana göre hikayenin hiçbir yerinde sevgi yok. günden güne birbirini eriten iki insan var sadece.
kemal: tutkuyla başladı, takıntı ile bitirdi. füsuna duyduğu tutkuyu sembollere dönüştürdü. sevmedi; kaybettiğini şeyi nesne gibi geri almak istedi. onu iyi hissettiren duygulara tapındı.
bir kadına, zamanında, iş işten geçmeden iyi davranmayı bilmek lazım. kemal'in babası bu sözle onu uyarmıştı.

füsun: tutkuyla başladı, öfkeyle bitirdi. kemal'e duyduğu öfkeyle özsaygısını yitirdi. sevmedi; hep talep eden taraftı. beklemek ve susmak onu daha da sertleştirdi.
kız akıllı iyi hoş ama içinde bir şey var öfke mi, hasetlik mi, kin mi bilmiyorum umarım sizi etkilemez. kemal'in annesi bu sözle onu uyarmıştı.

demek ki kimileri için iş işten çoktan geçmiştir.. göremeyen, duyamayan bir tarafa savrulmuşlardır..

edebi tarafına değinecek olursak: eski istanbul'un ve tarihi anların anlatımı çok güzeldi..
yazar 70 lerde modern ve batılı olma furyasını eleştirel bir dilde aktarmış.

bıraksalar daha yazarım yani.. birazda diziye bakar oradan devam ederim..

son olarak okuyanlara bir soru: yazar hayatınızın en mutlu anlarına sahip çıkın diyor olabilir mi?
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim