zaman tüneli
domates nasıl tüketilmeli sorusu
kabuğunu soyarak. evet.
devamını gör...
scarface vs the godfather
al pacino'ya sorsanız o bile the godfather der.
devamını gör...
taşacak bu deniz
o kadar bosluktayim ki su diziyi takip ediyorum
devamını gör...
fly by wire
@1 tam otomatikleştirilmiş uçak bilgisayarı nedir keşke onu açıklasaydın. zaten bütün tip ve modeldeki modern uçaklarda onlarca bilgisayar var. ve bunların hepsi güvenli bir uçuş için çalışırlar.
@2 bir uçağı tasarlamak ve geliştirmek için uzun bir süre gerekir. bu süre zarfında teknolojide de ilerleme olur. boeing 737 kullanımdayken airbus yeni uçağı olan a320 de ilk defa bu sistemi denemiştir. sonrasında boeingde sonraki yeni modellerinde bu sistemi getirmiştir.
@3 concord. *
temel olarak bir uçağın hareketi 3 ana uçuş kumandası ile sağlanır. aileron (kanat ucundaki kanatçıklar. x ekseni) elevator( yatay kuyrukta bulunan kumanda yüzeyi. y ekseni) rudder (dikey kuyrukta bulunan kumanda yüzeyi. z ekseni)
hem klasik hem de fly by wire sistemlerde bu yüzeyler hidrolik sistem ve bir piston yardımıyla (actuator)hareket eder temelde.
klasik eski sistem uçaklarda kokpitteki lövye hareketi, kablo ve makara sistemleri ile ilgili kumandalara aktarılır. hidrolik sistem ise uygulanan kuvveti arttırır.
fly by wire sisteminde ise side stick ( bildiğiniz joystick) hareketi elektrik sinyalleri ile ilgili kumandaya gönderilir. en büyük avantajı ise kablo makaralar yerine kullanılan çok daha ince ve hafif elektrik kablolarıdır.
eğer hidrolik sistem giderse (737de 2 sistem) pilot zorlansa da hareket verebilir. fakat fly by wire sistemde hidrolik sistemin tamamen gittiği durumlarda (a320de 3 sistem) kumanda verilemez. bu yüzden ilk nesil fly by wire sistemde hidrolik sistem sayısı artmıştır. yeni nesil uçaklarda ( a350, b787) ilave olarak acil durumlar için elektrik motorları ilave edilmiştir.
fly by wire sistemi en temelinde hareketin kablo makara yerine elektrik sinyalleri ile iletimidir.
kaynak: rbf
edit: imla
@2 bir uçağı tasarlamak ve geliştirmek için uzun bir süre gerekir. bu süre zarfında teknolojide de ilerleme olur. boeing 737 kullanımdayken airbus yeni uçağı olan a320 de ilk defa bu sistemi denemiştir. sonrasında boeingde sonraki yeni modellerinde bu sistemi getirmiştir.
@3 concord. *
temel olarak bir uçağın hareketi 3 ana uçuş kumandası ile sağlanır. aileron (kanat ucundaki kanatçıklar. x ekseni) elevator( yatay kuyrukta bulunan kumanda yüzeyi. y ekseni) rudder (dikey kuyrukta bulunan kumanda yüzeyi. z ekseni)
hem klasik hem de fly by wire sistemlerde bu yüzeyler hidrolik sistem ve bir piston yardımıyla (actuator)hareket eder temelde.
klasik eski sistem uçaklarda kokpitteki lövye hareketi, kablo ve makara sistemleri ile ilgili kumandalara aktarılır. hidrolik sistem ise uygulanan kuvveti arttırır.
fly by wire sisteminde ise side stick ( bildiğiniz joystick) hareketi elektrik sinyalleri ile ilgili kumandaya gönderilir. en büyük avantajı ise kablo makaralar yerine kullanılan çok daha ince ve hafif elektrik kablolarıdır.
eğer hidrolik sistem giderse (737de 2 sistem) pilot zorlansa da hareket verebilir. fakat fly by wire sistemde hidrolik sistemin tamamen gittiği durumlarda (a320de 3 sistem) kumanda verilemez. bu yüzden ilk nesil fly by wire sistemde hidrolik sistem sayısı artmıştır. yeni nesil uçaklarda ( a350, b787) ilave olarak acil durumlar için elektrik motorları ilave edilmiştir.
fly by wire sistemi en temelinde hareketin kablo makara yerine elektrik sinyalleri ile iletimidir.
kaynak: rbf
edit: imla
devamını gör...
taşacak bu deniz
hiçbir şey umurumda değil sadece iso furtunayı yemek istiyorum.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
bulutsuzluk özlemi - güneye giderken
devamını gör...
ölmeden tam 1 dakika önce ne yapardınız sorunsalı
derin bir oh çekerdim.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
kalmak türküsü - kaan tangöze
devamını gör...
nick vermeden bir yazara seslen
uyudun mu
devamını gör...
yardıma ihtiyacın var mı sorusu
gölge etme başka ihsan istemem demiş birisi.. kim biliyoruz. bildiğimizi bilmeyenlerle ilgilenmiyoruz.
devamını gör...
chatgpt'ye göre benzediğin film karakteri
(bkz: wednesday addams)

gizemli şeylere ilgisi olan, biraz karanlık mizahı olan karakter vibe’ı.
ulan chatgpt'i ne yaptım ben sana?

gizemli şeylere ilgisi olan, biraz karanlık mizahı olan karakter vibe’ı.
ulan chatgpt'i ne yaptım ben sana?
devamını gör...
chatgpt'ye göre benzediğin film karakteri
chatgpt'ye göre benzediğin roman karakteri kısmında istediğimi bulamadığım için şansımı film karakterlerinde denedim veee en sevdiğim filmlerden karakterler olduğu için burada da bahsetmek istedim.
her şeyden önce cağnım, bebem amelie..
amélie biraz içine kapanık ama insanların küçük mutluluklarını fark eden biri. dünyayı kendi küçük büyülü filtresinden izler. senin de sohbetlerinde böyle bir tarafın var.
amélie gibi biri genelde kalabalığın ortasında bile kendi iç dünyasında küçük hikâyeler kurar.
veeee bir diğer karakterimiz frances ha filminden frances beybimiz.
frances biraz dağınık, biraz tatlı, bazen kendini yetersiz hisseden ama içten biri. hayatta “ben nereye aitim?” duygusunu çok yaşayan karakterlerden.
senin çoğu konuşmalarında da şu duygu geçiyor:
“acaba yeterince iyi miyim?”
frances bu duyguyu yaşayan ama yine de çok sevimli ve gerçek bir karakter.
bonus olarak ise izlemediğim fakat izleme listemde olan filmden bir karakter şey etti.
breakfast at tiffany's filmindeki holly karakterini.
bu filmdeki karaktere benzetmesinde daha çok kedili enerjim etkili olmuş anladığım kadarıyla.
en sevdiğim filmdeki en sevdiğim, bayıldığım karaktere benzetilmek bir içimi bir hoş etti açıkçası.
gidem de bir daha izleyem.
*
her şeyden önce cağnım, bebem amelie..
amélie biraz içine kapanık ama insanların küçük mutluluklarını fark eden biri. dünyayı kendi küçük büyülü filtresinden izler. senin de sohbetlerinde böyle bir tarafın var.
amélie gibi biri genelde kalabalığın ortasında bile kendi iç dünyasında küçük hikâyeler kurar.
veeee bir diğer karakterimiz frances ha filminden frances beybimiz.
frances biraz dağınık, biraz tatlı, bazen kendini yetersiz hisseden ama içten biri. hayatta “ben nereye aitim?” duygusunu çok yaşayan karakterlerden.
senin çoğu konuşmalarında da şu duygu geçiyor:
“acaba yeterince iyi miyim?”
frances bu duyguyu yaşayan ama yine de çok sevimli ve gerçek bir karakter.
bonus olarak ise izlemediğim fakat izleme listemde olan filmden bir karakter şey etti.
breakfast at tiffany's filmindeki holly karakterini.
bu filmdeki karaktere benzetmesinde daha çok kedili enerjim etkili olmuş anladığım kadarıyla.
en sevdiğim filmdeki en sevdiğim, bayıldığım karaktere benzetilmek bir içimi bir hoş etti açıkçası.
gidem de bir daha izleyem.
*
devamını gör...
yardıma ihtiyacın var mı sorusu
canı gönülden sorulunca gerçekten insana güven veren bir durumdur.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
her şey gönlünce olsun. seni çok sevdim. halen de seviyorum.
devamını gör...
canavar olarak yaşamak mı iyi bir insan olarak ölmek mi
tanım: (bkz: shutter island) filminin sonunda "teddy daniels" karakterinin sorduğu soru.
orijinal replik: which would be worse, to live as a monster or to die as a good man?
(hangisi daha kötü olurdu, bir canavar olarak yaşamak mı yoksa iyi bir insan olarak ölmek mi?)
aslında bu soru, çok eski bir soru olan "yaşamak mı önemlidir yoksa nasıl yaşadığın mı?" sorusunun filmin yönetmeni martin scorsese tarafından özelleştirilmiş halidir.
insanlık serüveninin en kadim ikilemlerinden birisi şudur: yalnızca hayatta kalmak mı mühimdir, yoksa bu hayatı nasıl sürdürdüğün mü? meselenin asıl ürkütücü yanı da tam olarak burada başlar.
bir canavara dönüşerek hayatta kalmak, bedenin yaşamaya devam etmesi ama ruhun yavaş yavaş çürümesi demektir. böyle bir varoluşta insan nefes alır, adımlar atar, ses çıkarır… ancak özündeki insanlığı çoktan yitirmiştir. vicdanın sesini kestiği an, insanın içi tamamen çoraklaşır. o noktadan sonra yaşamak, sadece biyolojik bir zorunluluktan ibarettir. atan bir kalp kadar mekanize, yansıyan bir gölge kadar yoksundur. bir canavar olarak varlığını sürdürmek aslında yaşamak değil; ölümü erteleyerek bitmek bilmeyen bir çürümenin içine hapsolmaktır.
diğer taraftan, iyi biri olarak hayata veda etmek, ömrün kısa ama harlı bir ateş gibi parlamasıdır. bu ölümün doğasında bir trajedi yatar; zira dünyada iyilik çoğu zaman hak ettiği karşılığı bulamaz. ancak böyle bir sonda sarsılmaz bir bütünlük vardır. kişi kendi özüne ihanet etmeden, karanlığa teslim olmadan veda eder hayata. beden toprağa karışsa da, içindeki o saf insanlık son nefese dek dimdik ayakta durmuştur.
işte paradoks tam olarak şudur:
canavarlaşarak yaşayan kimse, aslında çoktan ölmüş ama defnedilmemiş bir cesettir.
iyi kalarak can veren kimse ise, ölümün bile yok edemeyeceği kadar kalıcı bir hayat izi bırakır.
işin en karanlık yüzü ise şu gerçekte saklıdır: insanların çok büyük bir kısmı bu iki mutlak uçta yer almaz. çoğunluk, dünyada biraz daha tutunabilmek uğruna kendi vicdanından azar azar koparıp atarak yol alır. günün birinde durup arkalarına baktıklarında bedenen yaşadıklarını fark ederler... ancak içlerinde uğruna savaşacak, savunulacak hiçbir değer kalmamıştır.
en korkutucu son, bir canavar olarak yaşamak değil; ruhun adım adım bir canavara evrilirken bunun farkına varamamaktır.
orijinal replik: which would be worse, to live as a monster or to die as a good man?
(hangisi daha kötü olurdu, bir canavar olarak yaşamak mı yoksa iyi bir insan olarak ölmek mi?)
aslında bu soru, çok eski bir soru olan "yaşamak mı önemlidir yoksa nasıl yaşadığın mı?" sorusunun filmin yönetmeni martin scorsese tarafından özelleştirilmiş halidir.
insanlık serüveninin en kadim ikilemlerinden birisi şudur: yalnızca hayatta kalmak mı mühimdir, yoksa bu hayatı nasıl sürdürdüğün mü? meselenin asıl ürkütücü yanı da tam olarak burada başlar.
bir canavara dönüşerek hayatta kalmak, bedenin yaşamaya devam etmesi ama ruhun yavaş yavaş çürümesi demektir. böyle bir varoluşta insan nefes alır, adımlar atar, ses çıkarır… ancak özündeki insanlığı çoktan yitirmiştir. vicdanın sesini kestiği an, insanın içi tamamen çoraklaşır. o noktadan sonra yaşamak, sadece biyolojik bir zorunluluktan ibarettir. atan bir kalp kadar mekanize, yansıyan bir gölge kadar yoksundur. bir canavar olarak varlığını sürdürmek aslında yaşamak değil; ölümü erteleyerek bitmek bilmeyen bir çürümenin içine hapsolmaktır.
diğer taraftan, iyi biri olarak hayata veda etmek, ömrün kısa ama harlı bir ateş gibi parlamasıdır. bu ölümün doğasında bir trajedi yatar; zira dünyada iyilik çoğu zaman hak ettiği karşılığı bulamaz. ancak böyle bir sonda sarsılmaz bir bütünlük vardır. kişi kendi özüne ihanet etmeden, karanlığa teslim olmadan veda eder hayata. beden toprağa karışsa da, içindeki o saf insanlık son nefese dek dimdik ayakta durmuştur.
işte paradoks tam olarak şudur:
canavarlaşarak yaşayan kimse, aslında çoktan ölmüş ama defnedilmemiş bir cesettir.
iyi kalarak can veren kimse ise, ölümün bile yok edemeyeceği kadar kalıcı bir hayat izi bırakır.
işin en karanlık yüzü ise şu gerçekte saklıdır: insanların çok büyük bir kısmı bu iki mutlak uçta yer almaz. çoğunluk, dünyada biraz daha tutunabilmek uğruna kendi vicdanından azar azar koparıp atarak yol alır. günün birinde durup arkalarına baktıklarında bedenen yaşadıklarını fark ederler... ancak içlerinde uğruna savaşacak, savunulacak hiçbir değer kalmamıştır.
en korkutucu son, bir canavar olarak yaşamak değil; ruhun adım adım bir canavara evrilirken bunun farkına varamamaktır.
devamını gör...
özlem gürses
ceyda duvenci ile beraber turkiyenin en guzel kadinidir. kendisinden nefret ederim, gunahim kadar sevmem, bu arada 1970'liymis, 1955'li gibi duruyor, ama harbiden bombastikojinokomastik bi kadindir kendisi.
ama tam boyle dayilik bi kadin. yani dayi olsaydim yorumlarina atesli emoji birakirdim ama gel gor ki bu kadin annemden buyuk. evet.
ama tam boyle dayilik bi kadin. yani dayi olsaydim yorumlarina atesli emoji birakirdim ama gel gor ki bu kadin annemden buyuk. evet.
devamını gör...




