zaman tüneli

şayet böyle bir evlilik gerçekleşseydi gülgün hanım'ın adı soyadı gülgün feynman olacaktı.
devamını gör...

ben okan buruk'un yerinde olsam, galatasaray'a verilen galibiyet oranlarını gösterirdim motivasyon için. 9 oran nedir lan öyle?
devamını gör...

(bkz: hepsini okumadım ama bence haklısın)

beyaz show izleyenleri ayırt etme aktivitesi idi en son.
kendiliğinden olanı anlamak için okumaya çalıştım ama fizik kurallarıyla ilgili formülde başım dönmeye başladı. *
devamını gör...

teknosa, vatan bilgisayar,media markt vs. eskiden keyifle gezerdim. şimdi sanırım yaşlandım, teknolojiyi çocuklara bıraktım. artık sadece ihtiyaç olunca bakıyorum. en son kahve makinası aldığımda gezmiştim. sanırım bir de yazın kızım için giderim.
devamını gör...

feynman doğma büyüme bir newyorker idi. dawkins ise tipik bir anglikan-britan dır.

dawkins'i newyork'a sal, bak: sokakta uzaylı gibi kalır, şaşalar, yolunu kaybeder, aptal olur.

feynman'ı ister amazon ormanına, ister kuzey kutbuna sal, bak: orayı güzelleştirir.

bu versusta feynman'cı olan haklıdır. dawkins'ci olan dört ayaklıdır. evt
devamını gör...

#3927641

reddedildi.
devamını gör...

biri emel'den, diğeri de ercan'dan kaybediyor. geriye de favori seçimim olarak oya bora kalıyor. bana göre oya ve bora daha fazla istanbul esintisi taşıyor. tıpkı aynı esintiyi taşıyan yeni türkü grubu gibi.
devamını gör...

!bayram içerikli tanım!

bayram öncesi ve sonrası karmaşası diye bir şey var. kafamda halen bayramlaşmam bitmedi..
ben bugün kaç kişiyle bayramlaştım? kaç kişiye hayırlı, kutlu, mutlu olsun dedim... bir ara kendimi "programlanmış robot' gibi hissettim... her gördüğüm şekeri aldım, şuursuzca kolonya dökmek istedim... tüm bunları yaparken kağıt, kalem havada uçuştu..
çok konuştum bugün, çok bayramlaştım..
artık bayramlaşmayalım olur mu?

ben çok hızlı bayramlaştım ve bu bayramı erken bitirdim.. siz kendi aranızda sessiz sedasız kutlayın olur mu?

önümüzdeki bayramlarda görüşmek dileğiyle..
devamını gör...

gnostiklerin "bilgi kurtarır" diye yutturduğu, ıı. yüzyılda ortaya çıkmış, hristiyanlığı kendine çatı yapmış ama kilise babalarını çıldırtmış mistik akım. temelinde yatan fikir şu: maddi dünya kötüdür, ruh iyidir, aradaki farkı anlayan kurtulur.
demiurgos denilen zavallı, yarattığı dünyayı idare eden ama kendisi de sınırlı bir tanrı figürü var. yahve falan diyorlar bazılarına. asıl tanrı ise öteki tarafta, ışık aleminde, ulaşılması zor. arada pleroma diye bir doluluk var, oradan parçalar düşmüş dünyaya, insanın içindeki kıvılcım işte o.
gnosis dedikleri gizli bilgi, kitaplarda yazmaz. kendi kendine gelir, uyandırma gibi bir şey. nag hammadi kitaplığı bulunmasaydı bunların çoğu "hurafe" diye geçecekti ama şimdi akademik tez konusu oldu.
marcion, valentinus, mani gibi adamlar çeşitli okullar kurmuş. bazıları her şeyi reddediyor, bazıları orta yol. hepsinin ortak noktası: kiliseyi sevmezler, otoriteye güvenmezler, kendi kurtuluşunu kendi arayan tipler.
modernde matrix falan izleyip "bu gnostikmiş" diyenler var. haklılar aslında, simülasyon teorisiyle el ele giden bir dünya algısı var ortada.
özetle: bedeni hapishane gören, ruhu kaçış planı yapan, resmi dine şüpheyle bakan herkesin içinde bir gnostik vardır. kimi uyandırır, kimi uyumaya devam eder.

(bkz: demiurgos)
(bkz: pleroma)
(bkz: nag hammadi)
(bkz: marcion)
(bkz: manicilik)
(bkz: simülasyon teorisi
(bkz: dualizm
)
(bkz: kabbala)
(bkz: hermetizm)
(bkz: gnostik inciller)
devamını gör...

#3923379 ablam haklı.
devamını gör...

ihtiyacımız olmadığı halde aldığımız şeyler, modern tüketim alışkanlıklarının en belirgin göstergelerinden biri belki de.. çoğu zaman gerçekten gereksinim duymadığımız ürünleri anlık hevesler, indirim cazibesi ya da sosyal çevrenin etkisiyle satın alıyoruz. bu durum kısa vadede mutluluk verse de uzun vadede maddi israfa ve tatminsizliğe yol açabiliyor.

örneğin, dolabımızda benzerleri varken çok uygun fiyatlı diye alınan bir tişört, birkaç kez giyildikten sonra unutulabiliyor. ya da yeni bir model çıktığı için hala sorunsuz çalışan telefonumuzu değiştirmek vs.. aslında bir ihtiyaçtan çok bir istek oluyor bunlar. aynı şekilde kampanya dönemlerinde alınan ama hiç kullanılmayan mutfak aletleri ya da okunmadan rafta bekleyen kitaplar da buna örnek verilebilir.

kıvanç tatlıtuğ bu soruya parfüm cevabını vermiş ve 150 tane parfümü olduğundan bahsetmiş. benim cevabımsa mutfak eşyaları. ihtiyacım olmadığı halde çeşit çeşit bardaklar, fincanlar, tabaklar, mutfak aletleri vs. alıyorum maalesef.
devamını gör...

çok üstü kapalı olmuş bu, ben tatmin olamadım.
devamını gör...

ortada duran tüm tabletlerin menüsünde şöyle bir turlayıp, telefonları şöyle bir evirip çevirdikten sonra diğer reyonları gezip acaba evime ne lazım değil ama çok lazımmış gibi geliyor diye sayıklamalı aktivite.

hoş bence.
devamını gör...

şınav çekmek.
devamını gör...

1970 - 2000 arası milliyet arşivine giriyorum.
demirel'in, ecevit'in, özal'ın iktidar olduğu zamanları yeniden yaşıyorum. doğum tarihinden önceki zaman tüneline giriyorum, ben dünyada yokken kimler varmış, neler olmuş diye. hakiki gazete ruhu oralarda yaşıyor.

günlük olarak e-gazeteye bakıyorum. öncelik posta gazetesi, sebebi de asayiş, gündem ve magazin çeşitliliğinin diğerlerine oranla fazla olması ve sonrasında da artık eskisi gibi olmasa da hürriyet ve milliyet gazeteleri.
devamını gör...

ne kadar ortak yapamadığımız şeyler var,
bir tane de ben gönderiyorum.

(bkz: erken uyumak)

olmuyor, ol mu yor. *
devamını gör...

aylar sonra ilk kez yaptığım aktivite.

sinemaya gitmek çok ayrı bir kültürdür, ve kendim de sinemayla uğraşan biri olarak her ne olursa sinemaya gitmekten vazgeçmiyorum.

evet evlerimizde televizyonlar büyüdü, evet dijital platformlarla birlikte yüzlerce filme ve diziye ulaşmak çok daha ucuz hale geldi, ama işte vazgeçilemiyor beyazperde'den. bambaşka bir tutku benim için.

ha tabi bir orta boy mısır ve bir suya bilet parasından daha fazla para veriyorsunuz, o ayrı konu. ama yine de vazgeçilemiyor beyazperde'den işte.

ekran ışığı? maalesef kısık. ses sistemi? ortalamanın altında ama fena da değil. koltuklar? pek rahat değil. o sebeple artık sinemaya gitmeyenleri de çok iyi anlıyorum. günümızde normal bir izleyici için gerek yok çünkü.

koskoca salonda sadece 4 kişiyiz şuan. tekim, hiç birini de tanımıyorum. "koskoca salonda bir biz varız herhalde eheeee, iyi seyirler" diyerek koltuğa doğru geçmek garip bir duygu gerçekten.

neyse ya, filmim başlıyor. beni tutkularımla baş başa bırakın.
devamını gör...

olur mu?
olmaz mı?
belki evet.
belki hayır.


ciddili anlatayım hadi.
zaten canım sıkılıyor bugun.
43 yasındayım. sevgililerim olmaya basladıgında 17 yasındaydım. 26 sene yapar.
250 ye yakın erkekle hukukum oldu. cıkma teklifleri. sevgililik teklifleri. evlilik teklifleri. yatma tekliflerini saymıyorum onlar degerli degil bence onları da sayarsam 300-350 yı bulur.
bu kadar sınandım ben.
bu kadar sınanmanın arasında 25 kisiyle hukukum oldu 26 senede.

ben de ilk sevgilimle yuzuk taktım. olmadı.
ve iliskilerim bi seneden uzun surmuyor genelde.
yoksa ben de isterdim bi adamla bes on sene en az durayım.

turk standart ahlak anlayısına gore cok fazla erkek var. dogru.
ama benim sıradan bir hayatım olmadı.
sıradan sayıda teklifler gelmedi bana.
ben bana soracak olusa boyle bir hayatta kendimi cok iyi korudum.
bizim kartlardan el farklı.
anlatabiliyor muyum?
devamını gör...

tebesir ve tahta maddesel nesnelerdir. maddeye fazla mana ve onem yuklenemez.

asil sorun, cocuklarin pek cogunun gercek sevgi, saygi, yaraticilik ve akli bilmemeleri.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim