zaman tüneli

kahkaha attım ya la.
armullahsavar taktım adınızı. işbirliğniz için teşekkür ederim. ahahaaha.
devamını gör...

1969’da çıkan o albümün (bkz: in the court of the crimson king) en ağır, en çöken parçası epitaph’tı benim için. progresif rock diye geçer türü ama bu şarkıyı sadece bir “janr”ın içine koymak biraz haksızlık. içinde senfonik bir ağırlık var, karanlık bir anlatım var ve insanın içini yavaş yavaş kemiren o tanıdık huzursuzluk…

ilk dinlediğim anı net hatırlamıyorum ama hissettiğim şeyi hâlâ çok iyi hatırlıyorum. odada bir şey değişmişti. ışık aynıydı belki ama tonu farklılaşmıştı sanki. her şeyin üstüne ince, gri bir tabaka çekilmiş gibi. dışarıdan bakan biri hiçbir şey olmadığını düşünürdü, ama içeride bir şeyler yer değiştiriyordu.

mellotron’un o boğuk, geniş, neredeyse yas tutan sesi girdiğinde anlıyorsun zaten: bu şarkı seni iyi hissettirmek için yazılmamış.

“the wall on which the prophets wrote is cracking at the seams…”

bir cümle gibi duruyor ama aslında koskoca bir sahne. bir şeylerin gerçekten çatladığını görüyorsun. düzen dediğin, güven dediğin, “her şey yolunda” diye kandırdığın o ince perdenin yavaş yavaş yırtıldığını hissediyorsun. bu sana yabancı gelmiyor, değil mi?

çünkü herkesin içinde bir yerlerde o duvar çoktan çatlamış oluyor.
(bkz: greg lake)’in vokali o çatlağı resmen büyütüyor. ne bağırıyor ne fısıldıyor; tam ortada, ama ağır. sanki sana bir şey anlatmıyor da, bir şeyi kabul ettiriyor. sesinde hem teslimiyet hem de derin bir yorgunluk var.

şarkı ilerledikçe büyümüyor aslında. derinleşiyor. ses yükseliyor ama his aşağı doğru iniyor, daha dip bir yere çekiyor insanı.

“confusion will be my epitaph…”

bu cümleyi ilk duyduğumda anlamaya çalışmıştım. şimdi ise anlamıyorum, sadece hissediyorum. çünkü mesele karışıklık değil. mesele her şeyi çözmeye, anlamaya, kontrol etmeye çalışırken daha da kaybolmak. insan bazen her şeyi anlamak ister ya… epitaph sana usulca şunu söylüyor gibi:
anladığını sandığın her şey, aslında seni biraz daha uzaklaştırıyor.

şarkı bitmeden önce kısa bir boşluk kalıyor. ne müzik var ne söz. sadece bir ağırlık. o boşlukta kendinle baş başa kalıyorsun.

işte orası en dürüst yer. çünkü orada ne teori var, ne analiz, ne de “ben bunu anladım” rahatlığı. sadece ham, cilasız, biraz rahatsız edici bir his.

dinlerken insan kendini toparlamıyor. biraz daha dağılıyor. ama garip bir şekilde, o dağılma da iyi geliyor. çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey iyileşmek değil. doğru yerinden kırılmak.

(bkz: king crimson) da tam olarak bunu yapan bir grup zaten. progresif rock’ın içine sadece teknik yetenek değil, bir ruh hali, bir atmosfer koymuşlar. müzik yapmaktan çok, dinleyeni bir yere götürüyorlar.

bu şarkı da o atmosferin en karanlık, en derin köşesi. içine girince çıkmak istemiyorsun. ama çıktığında da aynı kişi olmuyorsun.
devamını gör...

hepiniz ne kadar da ponçik insanlarsınız, tatlış yazar tanelerim benim xo.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şu başlığa eskiden en s..sonik entryi de girsen minimum on fav alırdı ya. ölmüş başlık. ya da artık kimse okumuyor.

neyse sözlük nefret ettiğim işten sonunda tazminatımı da alarak ayrılmayı başardım. 2 gündür evde ceset gibi takılıyorum. hiçbir şey yapasim yok.
halbuki çıkınca onu yapıcam bunu yapıcam derdim. boşluğa düştüm sanki. moralim bozuk. daha iyi bir iş bulup çalışmam lazım acilen.
devamını gör...

bir şey dikkatimi çekti. gerçekten merak ediyorum. ben sözlükte fotoğraf paylaşınca ne kadar at hırsızı tipli adam varsa hem beğeniyor hem de favlıyor. sözlüğün hanım kızları ise sadece beğeniyor. acaba bunu sebebi elin adamını favlayıp da aklını almayayım şimdi mi? yoksa abi senin tip sadece beğeni götürüyor ondan favlamıyoruz mu? nedir bunun aslı astarı. bilen varsa mesaj atarsa sevinirim.
devamını gör...

istanbul maltepe zattirizort durağı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zamanlaması çok kötüydü.
devamını gör...

göz makyajımı turuncu üzerine yeşil simle yaptım. tabi ki simsiz olmaz, hep sim hep sim çok seviyorum simi. ben beğeniyorum, kimse umurumda değil.
devamını gör...

hayat bazen güzel.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#3951800
abi anlam veremediğim bir șekilde önden de tanımıyorlar zaten, sıkıntı değil.*
devamını gör...

kahvenin yanında 3 tane kurabiye yedim ama isteyerek değil, kader olarak...
devamını gör...

beşiktaş zayıf rakibine hiç acımaz.
devamını gör...

#3951760
dikkat ettiysen tanınmayasın diye arkadan çektim fotoyu. o kadar da düşünceliyimdir. *
devamını gör...

fizy' de kanalını açasim geldi, özlemişim. yeter kafasindayien bu akşam da bunu dinleyiver kafasına eriştim.

özlemişim.guftelerin sakinleştirici etkisi varmış veya bu yaşta böyle hissettirdi.
devamını gör...

tek korkum şu cengiz iyi oynar da bonservisi bize kakalarlar korkusu. zannımca yeni sezonda ne cengiz ne de ona referans olan burada kalmamalı.
devamını gör...

voleybolcu bütün kadınlarla aynı fikirdeyim. misal sen voleybolcu olsan seninle de aynı fikirde olurdum.

size simge sağın'a olan hayranlığımın nasıl başladığını anlatmış mıydım? geçen yine askerdeyiz...

88’incisi düzenlenen “voleybolcu esnaflar odası kızlar birliği ile çorum leblebi kuruyemiş kadın voleybol maçı” başlığı enter.

kafamız güzelse biradan değil; tinerden ya da tinder'dan *

o julia buraya gelecek! o olmazsa gizem örge olur, saliha olur! sergen yal... yok o olmaz.
devamını gör...

dakka 8. jota attı 2 oldu. lan madem böyle şeyleriniz vardı neyse yaa.
devamını gör...

seni bir ömür yaşamak isterdim. ama bu ömürde mümkün değil belli ki.

neyse başka bir ömüre.
devamını gör...

kurulsa pazarın hiçe gidersin,
sen bu alemde kendini cevher mi sandın. ( genel)
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim