zaman tüneli
kafada kurmak
bu karınca kararınca ilerleyen boyama işini acaba kocam benim çenemden kurtulmak için almış olabilir mi? emine kaşlarını çatarak orada iğne deliği boyutunda yerleri taşırmadan boyamaya çalışıyor ve uzun bir süre sesi çıkmıyor. bu olasılığı biraz daha kafamda kurup hemen hesap soracağım. önce iyice bir inanmalıyım ki meydana çıkınca iyi savunayım. gazam mübarek olsun.
*
*
devamını gör...
geceye bir şarkı sözü bırak
gün batımı masum gülüşler ağlamaklı
yine bir şeyler aldı gitti ayrılık hüzünleri
yeni bir şeyler aldı gitti ayrılık
yine bir şeyler aldı gitti ayrılık hüzünleri
yeni bir şeyler aldı gitti ayrılık
devamını gör...
çocukluk lezzetleri
ilkokula giderken beslenme çantası götürürdük. ben de kahvaltıyı taa o zamandan sevmezdim. annem de '' canıma minnet lan'' diyerek her allah'ın günü beslenme çantama ekmek arası acı biber salçası, yeşil soğan, maydanoz koyar gönderirdi.
bir gün öğretmenim '' oğlum sen niye her gün bunu yiyorsun, neden arkadaşların gibi bal, peynir, domates falan yemiyorsun'' diyip beni dövmüştü.*
ama ben yine her gün aynı şeyi yemekten vazgeçmedim. kahvaltı ne ya? ıyyyy.*
bir gün öğretmenim '' oğlum sen niye her gün bunu yiyorsun, neden arkadaşların gibi bal, peynir, domates falan yemiyorsun'' diyip beni dövmüştü.*
ama ben yine her gün aynı şeyi yemekten vazgeçmedim. kahvaltı ne ya? ıyyyy.*
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
prime dönemindeki banu alkan'ı tek geçerim.
bir kadın ancak bu kadar kadın olabilir.
bir kadın ancak bu kadar kadın olabilir.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
güzel gidiyor, bir çok darbe yediği için geçmişi aramıyor. en azından nelerden hoşlandığımı daha iyi biliyorum.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
24'ten sonraki ikinci kırılım.
evlenme ve daha nice türlü bokları yeme yaşı.
evlenme ve daha nice türlü bokları yeme yaşı.
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
komşunuz değilse sıkıntı yoktur.
devamını gör...
iyi geceler sözlük
istersen artık birbirimize iyi geceler, yedi cüceler diyelim ve uyuyalım.
(bkz: bir genç kızın gizli defteri)
devamını gör...
kahraman deniz
kendisi ile çalışma fırsatım oldu, şarkıları gibi kendisi de miss gibi bir abimiz. başarıları daim olsun dilerim.
devamını gör...
çocukluk lezzetleri
çubuk krakeri sürme çikolataya bandırıp yemek, hala tatlıyla tuzluyu karıştırıp yiyorum var hafiften bir midesizlik sanırım
devamını gör...
kahraman deniz
bak bak, tüylerim tiken tiken oldu.
devamını gör...
geceye bir arabesk şarkı bırak
devamını gör...
itiraf
son 6-7 ayı cok kotu yonettim.
daha dogrusu yonetmeyi basaramadım.
simdi 6-7 ay oncesine gidicem.
o donem 1 senedir hayatımda kimse yoktu.
ve cok sık gecmisten adamlar arayıp tekliflerde bulunuyorlardı. ben hepsini sallıyordum. cunku tek dertleri sevismekti.
seni gormeye antalya dan geldigim kahveni icmeye gelebilir miyim diyen de oldu
ben holding patronuyum senin icin sehrin diger ucundan sana gelicem gercekten nasıl istemezsin diyen de
naz severim ama beni 7-8 aydır reddediyorsun bıktım diyen de.
boyle abartıyorsam serefsizim 20 ye yakın teklif aldım o donem.
bu cocuk farklıydı. ilk gorur gormez vuruldum. bambaska bir enerjisi vardı. cok da yakısıklı namussuz. cok da zeki ve donanımlı. ve komik.
cocuk beni aradı. telefonumu kaydet dedi.
birkac haftada bir aramaya basladı.
sosyal medyada her paylasımıma anında kalpler koymaya basladı.
ve bir gun kahveye davet etti iki ayın sonunda.
kahve ictik. birkac saat konustuk. guzeldi. hayatta ne kadar yalnız oldugundan ve benim gibi harika bir kadının ona ne kadar iyi geleceginden bahsetti. cok farklıymısım. hem bambaska bir auram varmıs hem de cok agırbaslıymısım. cok zarifmisim. cok akıllı ve bilgiliymisim.
dibinizin dustugu bir adam boyle konussa siz ne hissedersiniz?
sonra birkac hafta sonra dedi ki sana bayılıyorum senle saatlerce konusabilirim ama teklifimi kabul edersen bir sonraki etaba gecelim. is cıkısları sana geleyim. yiyelim. film izleyelim. seviselim. haftasonları tiyaroya sinemaya gidelim.
yani sevgili olalım demeden sevgililik teklif etti.
ben de dustum.
sonra yakınca gorustuk ettik. ve bi daha aramadı.
en basta ilk tepkim haksızlıga ugrama hissiyatıydı: kız arkadaslarıma hep sunu soyluyordum: -beni kandırdı. bana yalan soyledi.
velhasılı cok cok uzuldum tabi. ara sıra kendi kendime aglıyordum.
sonra o sıra cok hossohbet bi cocuk geldi hayatıma. evliydi. bana simdiye kadar evli adamlardan cok teklif geldi. tatlı sert cok guzel idare ettim. benim bu hikayedeki sıkıntım su oldu. konusmak hosuma gitti. zaten uzgunken kafam dagılıyordu. ben zannettim ki diger adamlar gibi ben kıvamında mesafemi korurum. sıkıntı olmaz. ben onun bana fazla yaklasmasına zaten musade etmem. kendimce boyle de yapıyordum. ona gore konusmalar. ona gore bir mesafe. sadece sohbet vardı. ama onun karısıyla kavgaları buyuyunce olay biraz karıstı. bana cok icini dokmeye basladı. ben yeterince soguk yapamamaya basladım. sonra karısıyla arası duzeldi. neyse sonra topladık. simdi konusmuyoruz bile.
valla bu iki adam son altı yedi ayda psikolojimi bitirdi benim.
daha dogrusu yonetmeyi basaramadım.
simdi 6-7 ay oncesine gidicem.
o donem 1 senedir hayatımda kimse yoktu.
ve cok sık gecmisten adamlar arayıp tekliflerde bulunuyorlardı. ben hepsini sallıyordum. cunku tek dertleri sevismekti.
seni gormeye antalya dan geldigim kahveni icmeye gelebilir miyim diyen de oldu
ben holding patronuyum senin icin sehrin diger ucundan sana gelicem gercekten nasıl istemezsin diyen de
naz severim ama beni 7-8 aydır reddediyorsun bıktım diyen de.
boyle abartıyorsam serefsizim 20 ye yakın teklif aldım o donem.
bu cocuk farklıydı. ilk gorur gormez vuruldum. bambaska bir enerjisi vardı. cok da yakısıklı namussuz. cok da zeki ve donanımlı. ve komik.
cocuk beni aradı. telefonumu kaydet dedi.
birkac haftada bir aramaya basladı.
sosyal medyada her paylasımıma anında kalpler koymaya basladı.
ve bir gun kahveye davet etti iki ayın sonunda.
kahve ictik. birkac saat konustuk. guzeldi. hayatta ne kadar yalnız oldugundan ve benim gibi harika bir kadının ona ne kadar iyi geleceginden bahsetti. cok farklıymısım. hem bambaska bir auram varmıs hem de cok agırbaslıymısım. cok zarifmisim. cok akıllı ve bilgiliymisim.
dibinizin dustugu bir adam boyle konussa siz ne hissedersiniz?
sonra birkac hafta sonra dedi ki sana bayılıyorum senle saatlerce konusabilirim ama teklifimi kabul edersen bir sonraki etaba gecelim. is cıkısları sana geleyim. yiyelim. film izleyelim. seviselim. haftasonları tiyaroya sinemaya gidelim.
yani sevgili olalım demeden sevgililik teklif etti.
ben de dustum.
sonra yakınca gorustuk ettik. ve bi daha aramadı.
en basta ilk tepkim haksızlıga ugrama hissiyatıydı: kız arkadaslarıma hep sunu soyluyordum: -beni kandırdı. bana yalan soyledi.
velhasılı cok cok uzuldum tabi. ara sıra kendi kendime aglıyordum.
sonra o sıra cok hossohbet bi cocuk geldi hayatıma. evliydi. bana simdiye kadar evli adamlardan cok teklif geldi. tatlı sert cok guzel idare ettim. benim bu hikayedeki sıkıntım su oldu. konusmak hosuma gitti. zaten uzgunken kafam dagılıyordu. ben zannettim ki diger adamlar gibi ben kıvamında mesafemi korurum. sıkıntı olmaz. ben onun bana fazla yaklasmasına zaten musade etmem. kendimce boyle de yapıyordum. ona gore konusmalar. ona gore bir mesafe. sadece sohbet vardı. ama onun karısıyla kavgaları buyuyunce olay biraz karıstı. bana cok icini dokmeye basladı. ben yeterince soguk yapamamaya basladım. sonra karısıyla arası duzeldi. neyse sonra topladık. simdi konusmuyoruz bile.
valla bu iki adam son altı yedi ayda psikolojimi bitirdi benim.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
sağlıklı yaşam tarzını oturttum oturttum. oturtamadin: beş seneye gelsin kolestrol, şeker haplari, kalp pilleri, endoskopiler, kolonoskopiler...
dedeye sahip çıkın :(
dedeye sahip çıkın :(
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
göreceli bir kavram. işin içine karakter de dahil olmalı mı sorunsalı bambaşka bir boyut.
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
hayata yeni başlanılan ama aynı zamanda hayata geri kalmış gibi hissedilen ikilemli yaş grubu, küçükken yirmilerinde olan insanlar hayatının prime dönemindeymiş gibi gelirdi bu olay bendeyken niye böyle işlemedi acaba araştırılsın lütfen
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
devamını gör...
teröriste terörist demeyen de teröristtir
oldukça doğru bir söylemdir.
bir şeyin kötü olduğunu sürekli tekrar etmezsen o kötülük zamanla normalleşir.
pkk terör örgütüdür.
feto terör örgütüdür.
çin terörist bir devlettir.
israil teröristtir.
eoka bir terör örgütüdür.
ira bir terör örgütüdür.
kendi doğrusunu başkasının canına ve malına kastederek dikte etmeye çalışan her düşünce ve her insan teröristtir!
bir şeyin kötü olduğunu sürekli tekrar etmezsen o kötülük zamanla normalleşir.
pkk terör örgütüdür.
feto terör örgütüdür.
çin terörist bir devlettir.
israil teröristtir.
eoka bir terör örgütüdür.
ira bir terör örgütüdür.
kendi doğrusunu başkasının canına ve malına kastederek dikte etmeye çalışan her düşünce ve her insan teröristtir!
devamını gör...
geceye bir arabesk şarkı bırak
şiirli miirli:
devamını gör...
barış manço
çocukluğunun en derin köşesine sessizce yerleşmiş bir sesti. nereden geldiğini bilmezdin. bazen sabahın ilk ışıklarında televizyonun o eski cızırtısından sızardı, bazen annenin mutfakta tencere karıştırırken mırıldandığı bir melodiye karışırdı, bazen de hiç beklemediğin bir anda sokaktan geçen eski bir arabanın radyosundan taşardı. ama o hep oradaydı. fark etmeden büyürdün onunla. bir gün anlıyordun ki bazı kelimeleri ondan kapmışsın, bazı duyguları onun şarkılarıyla isimlendirmişsin.
o, hayatına usulca girip bir daha çıkmamış bir misafir gibiydi. müziğinde bayram sabahı gibi bir sıcaklık vardı, ama şeker gibi saf değil, biraz da toprak gibi gerçek. üstünde ütüsü yeni yapılmış tertemiz bir gömlek, cebinde ise küçük bir taş. hem masum hem de ağır. domates biber patlıcan derken kahkaha atardın ama o ritmin altında, hayatın en basit şeylerinin bile nasıl derin bir düzen taşıdığını hissederdin. sanki sana “bak, görünenin altında dönen bir şey var” der gibi.
şarkıları hep iki kapının eşiğinde dururdu. bir tarafı masal, öbür tarafı gerçek. gülpembe’yi dinlerken birinin yokluğunu anlardın ama o yokluk bağırmazdı, sessizce yanına otururdu. sarı çizmeli mehmet ağa’yı dinlerken adaletin ne kadar kişisel, ne kadar kaygan bir şey olduğunu fark ederdin. çocukken hikâye sanırdın. büyüyünce o hikâyenin aslında sana dokunduğunu anlardın. işte o an bir şey içinden hafifçe sızlardı.
barış manço’nun en büyülü yanı buydu. hiçbir şeyi zorla anlatmazdı. parmağını sallamaz, nutuk atmazdı. sadece zihninin bir köşesine küçük bir cümle bırakırdı. yıllar sonra, hiç beklemediğin bir anda o cümle çalışmaya başlardı. sanki çocukken kurulmuş bir saat gibi. tık diye.
kıyafetleri, yüzükleri, saçları… dışarıdan bakınca hepsi bir gösteri gibiydi. ama aslında o gösteri bir paravandı. sen dışarıdaki renklere bakarken içeride bir şey olurdu. bir soru, bir huzursuzluk, küçük bir kıpırtı. masal anlatırken cebine bir taş koyardı, o taş yıllar sonra eline değerdi.
albümlerine bakınca da aynı hissi alırdın. “2023” sadece bir plak değildi. bir tahayyül, bir oyun, bir ihtimaldi. zamanla dalga geçer gibiydi. geçmişten geleceğe ince bir tel gererdi, sen o telin üstünde yürürken dengenin ne kadar narin olduğunu anlardın. dünden bugüne ise düz bir yol değildi, inişli çıkışlı bir yolculuktu. her dinleyişte başka bir şey açılırdı.
ama asıl mesele o daha sessiz şarkılardaydı.
kol düğmeleri bir ayrılığın değil, geride kalan küçük izlerin şarkısıydı. çekmecede unutulmuş bir eşya gibi. attığını sanırsın ama aslında kendinden bir şey eksiltirsin.
unutamadım burada unutamamak bir zayıflık değil, bir sadakattir. insanın kendi geçmişine ihanet edememesi gibi. şarkı bittiğinde hiçbir şey çözülmez, sadece kabullenirsin. ama o kabullenişin içinde garip bir huzur vardır.
barış manço’yu dinlemek aslında kendini dinlemektir. şarkılar dışarıdan içeri girmez, içeride zaten var olan bir şeye dokunur. o yüzden bazı şarkıları ilk kez dinlemezsin, hatırlarsın.
ve belki de en güzeli şu. “o artık yok” demek pek doğru gelmez. çünkü bazı insanlar gitmez. sadece biçim değiştirir. bir ses olur, bir anı olur, bir cümle olur.
işte bu yüzden hâlâ dinliyoruz onu. çünkü bitmiyor. çünkü her seferinde yeni bir şey bırakıyor sana. birazını anlatıyor, çoğunu sana bırakıyor. ve sen o bıraktığı şeyle yaşamaya devam ediyorsun.

göğe selam olsun!
o, hayatına usulca girip bir daha çıkmamış bir misafir gibiydi. müziğinde bayram sabahı gibi bir sıcaklık vardı, ama şeker gibi saf değil, biraz da toprak gibi gerçek. üstünde ütüsü yeni yapılmış tertemiz bir gömlek, cebinde ise küçük bir taş. hem masum hem de ağır. domates biber patlıcan derken kahkaha atardın ama o ritmin altında, hayatın en basit şeylerinin bile nasıl derin bir düzen taşıdığını hissederdin. sanki sana “bak, görünenin altında dönen bir şey var” der gibi.
şarkıları hep iki kapının eşiğinde dururdu. bir tarafı masal, öbür tarafı gerçek. gülpembe’yi dinlerken birinin yokluğunu anlardın ama o yokluk bağırmazdı, sessizce yanına otururdu. sarı çizmeli mehmet ağa’yı dinlerken adaletin ne kadar kişisel, ne kadar kaygan bir şey olduğunu fark ederdin. çocukken hikâye sanırdın. büyüyünce o hikâyenin aslında sana dokunduğunu anlardın. işte o an bir şey içinden hafifçe sızlardı.
barış manço’nun en büyülü yanı buydu. hiçbir şeyi zorla anlatmazdı. parmağını sallamaz, nutuk atmazdı. sadece zihninin bir köşesine küçük bir cümle bırakırdı. yıllar sonra, hiç beklemediğin bir anda o cümle çalışmaya başlardı. sanki çocukken kurulmuş bir saat gibi. tık diye.
kıyafetleri, yüzükleri, saçları… dışarıdan bakınca hepsi bir gösteri gibiydi. ama aslında o gösteri bir paravandı. sen dışarıdaki renklere bakarken içeride bir şey olurdu. bir soru, bir huzursuzluk, küçük bir kıpırtı. masal anlatırken cebine bir taş koyardı, o taş yıllar sonra eline değerdi.
albümlerine bakınca da aynı hissi alırdın. “2023” sadece bir plak değildi. bir tahayyül, bir oyun, bir ihtimaldi. zamanla dalga geçer gibiydi. geçmişten geleceğe ince bir tel gererdi, sen o telin üstünde yürürken dengenin ne kadar narin olduğunu anlardın. dünden bugüne ise düz bir yol değildi, inişli çıkışlı bir yolculuktu. her dinleyişte başka bir şey açılırdı.
ama asıl mesele o daha sessiz şarkılardaydı.
kol düğmeleri bir ayrılığın değil, geride kalan küçük izlerin şarkısıydı. çekmecede unutulmuş bir eşya gibi. attığını sanırsın ama aslında kendinden bir şey eksiltirsin.
unutamadım burada unutamamak bir zayıflık değil, bir sadakattir. insanın kendi geçmişine ihanet edememesi gibi. şarkı bittiğinde hiçbir şey çözülmez, sadece kabullenirsin. ama o kabullenişin içinde garip bir huzur vardır.
barış manço’yu dinlemek aslında kendini dinlemektir. şarkılar dışarıdan içeri girmez, içeride zaten var olan bir şeye dokunur. o yüzden bazı şarkıları ilk kez dinlemezsin, hatırlarsın.
ve belki de en güzeli şu. “o artık yok” demek pek doğru gelmez. çünkü bazı insanlar gitmez. sadece biçim değiştirir. bir ses olur, bir anı olur, bir cümle olur.
işte bu yüzden hâlâ dinliyoruz onu. çünkü bitmiyor. çünkü her seferinde yeni bir şey bırakıyor sana. birazını anlatıyor, çoğunu sana bırakıyor. ve sen o bıraktığı şeyle yaşamaya devam ediyorsun.

göğe selam olsun!
devamını gör...