zaman tüneli

gürültü yapma, millete kendini dinletme ihtiyacı.

şaşmaz, böğüren, anırarak konuşan, ses kökleyen, birşeyleri dinletmeden rahat etmeyen tipler düşük zekalıdır
devamını gör...

herkese 3 çocuk yapın demekle değil.
devamını gör...

tek bir sebeple açıklanamayacak konudur.
şiddet oyunları aslında "hayatta kalma" üzerine kurulu olduğu için oyundaki akışa kitlenme, kahramanlık hikayelerinin içinde güçlü olduğunu hissettirerek kişinin ekranda daha çok aktif kalması, satış ve sektör vs gibi şeyler aklıma geldi açıkçası. şiddeti normalleştirmeyi bir amaç olarak benimsemek değil de kitleyi kolay ve uzun süreli tutma gibi.
para diyorum yani.

ha ama özellikle çocuk ve ergen grubunu şiddeti normalleştirme noktasında etkiliyor mu? etkiliyor. bu konularda yapılmış yüzlerce belki binlerce çalışma, araştırma, yazılmış makale var. "şiddet içeren yayın, çizgi film, bilgisayar oyunlarının çocuklar üzerindeki etkilerine dair" vb şekilde biraz bakınca çoğu (hepsini okumadım tabi) orantılı sonuca ulaşıyor.
bir tanesinde mesela 4. ve 5. sınıf öğrencisi çocuklara önce şiddet içerikli oyun oynayıp oynamadıkları soruluyor. çoğu oynamadığını işaretliyor. oyun içeren bir liste verilip oynadıkları oyunları işaretlemeleri istendiğinde çocukların aslında neyin şiddet içerip içermediğini bile anlamayarak oynadıkları fark ediliyor. bu bile çoğu şeyi açıklayıp yeni sorular getiriyor aslında.

o yüzden ne "ben yapmadım, iradeliyim, başkası yapıyorsa zaten maldır" gibi bir düşünce, ne de şiddeti fıtrat diyerek meşrulaştırmak, kendi iradesini bir bilgisayar oyununa emanet edecek kadar zayıf görmek ve dünyayı sadece kendi sınırlı tecrübesinden ibaret sanmak mantıklı geliyor açıkçası. avcılığı ve hayatta kalma içgüdüsünü, bir ekranda sebepsizce birilerini vurmakla bir tutmayı ve artık oyunun sadece erkekler tarafından oynanmadığını düşününce biraz ne bileyim yani ne diyeceğine diyip diyemeyeceğine... erkekleri de ayrıca küçük gösteriyor gibi.
koca koca insanlar da bir zahmet ne kendisini ilkokul ve üstü çocuklarla ne de yetiştiği dönemin şartlarıyla karşılaştırma yaparak bir tutmasın. dönem değişiyor, sistem değişiyor, çocukların ve ergenlerin merakları, konuşmaları değişiyor. önceden zorbalık diye bir şey yokken/çok azken son 4-5 senedir artık kesici, delici aletlerle yaralamaya varan fiziksel şiddetler, zorbalıklar gündem oluyor vs.
gündem üzerinden direkt şiddeti insan öldürme davranışı olarak görüp, "öldürme" niyetiyle hareket etmeyen insan çoğunluğu sebebiyle bu oyunların şiddeti normalleştirdiği gerçeğini yok sayarak konuşmaya, görsellere sürekli maruz kalmanın yarattığı duyarsızlaşmayı reddetmeye gerek yok. bence.

önce ebeveynlere sonra eğitim sistemine akıl ve de fikir diliyorum.
devamını gör...

her türlü dini, ideolojik, felsefi konuda (bkz: fanatizm) içeren davranışlarda bulunmak. değişken ve açık fikirli olmamak. kendi desteklediği tarafın yanlışları söylenince karşı tarafın yanlışlarını söyleyip kendi yanlışını aklamaya çalışmak ya da karşı taraf ilan etmek.
devamını gör...

"insanlar sabaha kadar demokrasi nöbeti tuttu orda sen ne yaptın?" *
devamını gör...

kendi ülkesinin demografik yapısının, kaynağı belirsiz sayıca milyonları bulan kaçak akışı ve durmayan mülteci dalgasıyla değişmesini “kardeşlik” diye normalleştiren bir norveçli olmak. *
devamını gör...

günün anlam ve önemine binaen...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

konu dandik, metod dandik. yz 10 dakikada yapar bunu deep search ile.

ama teknik olarak bir sorun yok. burada çalışma glp-1 lerin etkileri/ yan etkileri üzerine değil, kullanıcıların bunu nasıl ifade ettiği üzerine.

kıl kısmı, reddit'e bu bildirimi verenlerin gerçekten glp-1 kullanıcısı olup olmadığının teyidinin imkansız olması. o zaman çalışma "reddit'te glp-1 kullandığını iddia edenlerin yan etkiler üzerine ifadeleri" gidi pek bi kıymeti olmayan bir şeye dönüşüyor.
devamını gör...

favori dizim olan 12 monkeys (dizi)'i bir kez daha izlerken 2. sezonunun 3. epizotunun başında çalmasına denk gelmemle başlığını açayım dediğim hoş parça. 1942'de kaydedilip 1943'te yayımlanmış ilk olarak. şarkı yazarı al dexter. aynı adlı 1943 tarihli filmde de kullanılmış bu parça. billboard popüler müzik listesinin en tepesine çıkabilen ilk "country" şarkısı olmuş bu. jukebox listesinde de 28 hafta kalmış ve bunun 14 haftasına, aşağı ilk sırada koyacağım bill crosby versiyonu da dahil, ki dizide de bu versiyon çalıyor. bir altına da orijinalini koyacağım. yani crosby versiyonu elbette daha güzel bence.

"'hillbilly'-honky tonk" parçası olarak geçiyor. yani abd'nin kırsal kesim (köy) gece mekanı şarkısı diye çevirebiliriz sanırım. hillbilly günümüzde genelde aşağılayıcı bir ifade, yani hödük falan gibi bir anlama gelebiliyor ama 1940'larda böyle olmayabilir. bu yani herhalde işte o dönemin abd köylerinin gece mekanlarınn hitap eden tarzda bir parçaymış ama bir şekilde büyük bir hit olabilmiş ülke çapında. hit demişken hitler de diyelim... yani 2. dünya savaşı döneminin bayağı popüler bir parçası işte aşağıdaki.





ilgili dizide bunu ve diğer parçaları charlie haggard seçmiş galiba, yani music supervisor olarak kendisi görünüyor dizinin 47 bölümünde de. bir tek kerri drootin sadece ilk sezonun ilk bölümünde müzik süpervizörlüğü yapmış bilgisine rastladım ama onda da haggard da var yine. yani nasıl bir çalışma yürütüldü bilemiyorum açıkçası, müzik editörlerinden falan parça seçimlerinde yardım alındı mı, yoksa tek kişi mi kendi bilgisi ve araştırmalarıyla sahnelere göre parçalar belirledi... her halükarda dizideki parça seçimleri cidden süper.
devamını gör...

'göt' başlığı açıp hüsrana uğrayanlar; müjde!

anüs başlığı açarak bir mecradan beklediğiniz etkileşime erişebilirsiniz.

bu gün bu anüs şeklinde çikolata başlığı 'ne me nem' bir halk olduğumuzun turnusolu oldu.

ders alınız. ben tiksindim zaten çikolataya da mesafeliyimdir, iyice uzaklaştım. de get!
devamını gör...

bazı konularda denek grubu bulmak zor.
eldeki halka açık veriyi işlemek kötü bir fikir değil.
kendi öğrencilerine saçma bir anket yapıp (hepi topu 20 tanesini doldurmuş) bu saçma anketten sonuç çıkarmayı beceremeyen profesor var bizim ülkede.
devamını gör...

müthiş bir film değildir yani filmin konusu sadece çayırlıklarda futbol ile büyümüş nesle hitap etmektedir. rafel el roman falan vardır filmde ama oyunculuğu berbattır. barda filminde bu filmdeki futbol felsefesine göndermeler vardır.. filmin afişindeki minimalist görselden daha sosyo kültürel filmmiş gibi duruyordur ama pek öyle değildir. ermeni hristiyan adama cenaze namazı kılmaları epey güldürmüştür.
devamını gör...

sözlüğümüze sublüminal girişler yapan rakip: #3955305
devamını gör...

bunu da gördük ya; gözümüz arkada kalmayacak.

zayıflama iğneleri denen, glp-1 agonistlerinin yan etkileri makale yorumu buradan bizim sözlük gibi bir sosyalleşme mecrası olan 'reddit'te, 'bizzat kullanıcıların açıklamaları' temel alınarak derlenmiş.

kullanıcı yorumlarının istatistiği çıkarılmış:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sürprize bak; bilimsel taramalarda ve saha çalışmasında görülmemiş bazı yan etkiler saptanmış*.

''nature health'' gibi hakemli/prestijli bir dergide de yayınlanmış. vay be dedirtti. bir yeni ai devrimi daha. bilim nereye?
devamını gör...

tekrar ediyorum! 18 yaş altı ceza indirimini 14'e düşürerek, bu yaşlarda suç işleyen çocuğa ve sorumsuz ailelerine de cezayı vereceksin. o zaman çocuğuna sahip çıkmayanlar düşünür, biz değil.
devamını gör...

sosyal çürümenin neticesi. o öğretmen o öğrenciler ölümü hak etmediler. bu katil p*çleri sallandırıp kökünü kazımadıkça bu olaylar devam eder.
devamını gör...

rakip 'sublimünal çalışma' yapıyor. moderasyon uyuma. :) hahaha
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

palahniuk her kitabında yaptığı gibi bu kitabı da faydalı bilgilerle doldurmuş. silahlar, sabunlar, dinamitler ve şu an aklıma gelmeyen birçok şey hakkında bilgiyle karşılaşıyorsunuz. bu yönü yüzünden gösteri peygamberi ile yarışabilir. bu kadar popüler olması bazı insanları bu kitaptan uzaklaştırabilir ama benim fikrimce bu kitap gördüğü ilgiyi sonuna kadar hakediyor. kült kavramı bunun için kullanılıyordu sanırım.

bir de ortada şöyle bir durum var, içerisinde barındırdığı müthiş dövüş sahneleri itibariyle kitabın konusuyla son derece alakasız bir hayran kitlesi oluştu. iki insan bu kitabı-filmi tamamen farklı şekilde yorumlayabiliyor. bu kadar çok insana hitap etmesini de bu şekilde açıklayabiliriz.

marla singer, kitapta en çok ilgimi çeken karakterdir. hayata dair hiçbir umudu kalmamış, öylece ölümü bekleyen bir toplum kaçkını. tam anlamıyla bir parazit. kitabın bir bölümünde marla için şu ifadeyi kullanıyor;


marla’nın kalbi benim suratıma benziyordu. kimsenin geri dönüştürme zahmetine katlanmayacağı kullanılmış kıç bezleri.


kitapta altını kalın kalın çizdiğim bir cümledir. marla’nın kalbi ancak bu kadar iyi tarif edilebilirdi.

tyler’dan bahsetmek gerekirse, bence o yazarın olmak istediği karakterin ta kendisidir. çoğu yazar bunu yapmıştır. kitaplarında olmak isteyip de olamadığı karakterler yaratmıştır. palahniuk’un yarattığı karakterler arasında bu tanıma en çok uyan tyler durden. kendi deyimiyle bir çeşit robin hood.

daha önce filmini seyrettiğim için kitabın finali benim için sürpriz oldu. diğer fight club hayranlarının aksine ben kitabının sonunu filme nazaran daha başarılı buldum. tyler’ın cennette tanrı’ya ayar vermesi çok zekiceydi. yazar bu kitapta insanların kafasındaki cennet tasfiriyle dalga geçiyor. çünkü ona göre kusursuz diye bir şey yoktur. palahniuk’un kusursuz olanla alay etmesini, dostoyevski’nin 2 kere 2’ye sövmesine benzetiyorum.

kitabın sonunda tanrı’yı anlatırken şuna benzer bir ifade kullanıyor: “arkasındaki duvarda diplomaları asılıydı.”
diplomanın ve etiketin her şeyden önemli olduğu bir dünyada, tanrı karşımıza üniversite mezunu, suratsız bir müdür bozuntusu olarak çıkıyor.

işte o çarpıcı final bölümü;


cennette her şey beyaz üstüne beyaz.
uydurukçu.
cennette sadece lastik tabanlı, ses çıkarmayan pabuçlar var.
cennette uyuyabilirim.
cennette insanlar bana mektup yazıyorlar, kahramanları olduğumu söylüyorlar. iyileşecekmişim, öyle diyorlar.
buradaki melekler eski ahit’ten çıkmışa benziyorlar. vardiyalı çalışan sayısız melekten ibaret bir personel. gündüz, gece, akşam vardiyası.
yemeklerinizi bir tepsiyle önünüze getiriyorlar. yemeğin yanında küçük kaplara konmuş ilaçlar oluyor.
ceviz çalışma masasının karşı tarafında oturup, tanrı’yla bir görüşme yaptım.
arkasındaki duvarda diplomaları asılıydı.

tanrı bana dedi ki: “neden?” neden bu kadar acıya sebep oldun? her birinizin kutsal, eşsiz bir kar tanesi olduğunu anlayamadın mı? eşi bulunmaz eşsizlikte, eşsizin de eşsizi bir kar tanesi olduğunuz göremedin mi? hepinizin sevginin tezahürleri olduğunu anlamıyor musun?
karşımda oturmuş, bir not defterine bir şeyler karalayan tanrı’ya baktım.
ama tanrı bu meselede tamamen yanılmaktaydı.

bizler eşsiz değiliz. süprüntü ya da pislik değiliz. biz sadece biziz.
biz sadece biziz ve hayatta başımıza gelenlerin bir nedeni yok.
tanrı diyor ki: “hayır, bu doğru değil.”
peki. öyle olsun.

tanrı'ya akıl öğretmek bana kalmadı ya.
devamını gör...

almanya'nın modern tarihte ilk defa ''ehhhh yettin gari'' diyerek eleştirel tavır aldığı ülke. buradan
devamını gör...

çocuğunu eğitim öğretim görsün diye okula; eşini, kardeşini, evladını işe yolluyorsun okuldan cenazesi çıkıyor. aynı olay daha dün oldu. olan masum insanlara oluyor ne yazık ki.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim