zaman tüneli
yıldız asyalı
avrupa yakası'nda narkotik özlem karakterine hayat vermiştir.
devamını gör...
18 nisan 2026 galatasaray'ın ofsayt gerekçesiyle iptal edilen golü
göztepe maçı, bu maç atılan her golümüze ofsayt yazan rakip takım taraftarı burda teknolojiye güveniyor şimdi. üstelik golü atan yunus değil.
bu sezon pasif ofsayt ayağına 3 golümüz iptal edildi, konya'da yenildik, kocaeli'nde yenildik, burda da maçı zora soktular.
ben yediğimiz herhangi bir golde pasif ofsayt verildiğini hiç hatırlamıyorum. rakibin böyle bir golünün iptal edildiğini de. galiba 6 saniye kuralı gibi bu kural da sadece bize has ve hep aleyhimize.
bu sezon pasif ofsayt ayağına 3 golümüz iptal edildi, konya'da yenildik, kocaeli'nde yenildik, burda da maçı zora soktular.
ben yediğimiz herhangi bir golde pasif ofsayt verildiğini hiç hatırlamıyorum. rakibin böyle bir golünün iptal edildiğini de. galiba 6 saniye kuralı gibi bu kural da sadece bize has ve hep aleyhimize.
devamını gör...
19 nisan 2026 vakıfbank fenerbahçe medicana maçı
kıran kırana geçmekte olan şampiyonluk maçı
devamını gör...
kadınlara en çok yakışan aksesuar
kolye ımmmm
küpe,
sonracıma,
bilezik,
yüzük,
ımmm, ımmmmmm, toka?
telli, lastik, çeşit çeşit toka,
belkicime hal hal?
ımmmm, her şey?
küpe,
sonracıma,
bilezik,
yüzük,
ımmm, ımmmmmm, toka?
telli, lastik, çeşit çeşit toka,
belkicime hal hal?
ımmmm, her şey?
devamını gör...
19 nisan 2026 fenerbahçe galatasaray maçı
çok hakim olduğum bir branş değil. fener bizden daha başarılı. bu kupada 6 kez final oynamışlar. yalnız kulüp genetiği burada da devreye girmiş ve sadece 2'sini kazanabilmişler.
biz ise 1 kez final oynayıp onda da feneri yenip kupa almıştık. tam da galatasaray'a uygun senaryo. finale çıkınca kazanmak bu kulübün genetiği genetiğinde var branş farketmeksizin.
umarım tarih tekerrür eder ve yine fenere karşı bir final daha kazanırız.
her halükarda kupa bu ülkeye geleceği için iki tarafa da teşekkürler, tebrikler.
biz ise 1 kez final oynayıp onda da feneri yenip kupa almıştık. tam da galatasaray'a uygun senaryo. finale çıkınca kazanmak bu kulübün genetiği genetiğinde var branş farketmeksizin.
umarım tarih tekerrür eder ve yine fenere karşı bir final daha kazanırız.
her halükarda kupa bu ülkeye geleceği için iki tarafa da teşekkürler, tebrikler.
devamını gör...
cehenneme giderken olay çıkarmak
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bu başlıktan nefret ediyorum çünkü söylemek istediğim bir şeyler var. bunaldım. yılbaşı temalı bir kadeh var elimde ve çok saçma. hayatta ne zaman özgürce tercih yapıyoruz? ben borclarimla nasıl özgür olabilirim bu bir şaka mı? çanlar, yıldızlar ve geyikler çıkıyor kadehin çemberinden. iyy.
devamını gör...
kurtarıcı beklemek
ben kurtarıcı beklemek fikrinin aslında içten içe bir kaçış olduğunu düşünüyorum. tamam belki biraz sert bir ifade ama bana göre bu, çoğu zaman tembelliğin daha romantik bir ifadesi. çünkü insanın kendi kaderine müdahale etmesi çaba, sabır, risk ve sürekli bir yüzleşme gerektiriyor. bu da kolay değil. o yüzden zihnimiz daha konforlu alana kaçıyor ve bir gün biri gelecek ve her şeyi düzeltecek düşüncesine sığınıyor.
şunu bazen kendimde de fark ediyorum, zorlandığım anlarda dışarıdan bir çözüm, bir güçlü el fikri falan kulağa çok cazip geliyor. ama sonra kimse benim yerime benim hayatımı yaşamayacak gerçeği tokat gibi çarpıyor. kimse benim yerime o zorlu kararları almayacak. beklemek, kısa vadede rahatlatıyor ama uzun vadede insanı yerinde saydırıyor.
bir de şu var tabii, beklenen kurtarıcı hiçbir zaman tam da hayal edildiği gibi, tam da ihtiyaç duyulan anda ve zeminde ortaya çıkmaz. gelse bile, onun getirdiği çözüm herkes için uygun olmuyor. çünkü her bireyin yükü, derdi, yolu farklı. bu yüzden başkasına teslim edilen kader, çoğu zaman yarım kalmış bir hikayeye dönüşür.
ben artık insanın kendi geleceğini tayin etmek zorunda oluşuna daha çok inanıyorum. bu romantik bir özgürlük söylemi değil aksine oldukça ağır bir sorumluluk. çünkü bu, bahaneleri azaltıyor. “olmadı çünkü…” diye başlayan cümlelerin sayısı azalıyor, “yapmadım çünkü…” ile yüzleşmek gerekiyor.
elbette mücadele etmek yorucu. bazen insanın içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor, bazen şartlar gerçekten zorlayıcı oluyor. ama yine de küçük de olsa bir adım atmak, beklemekten daha gerçek geliyor bana.
şunu bazen kendimde de fark ediyorum, zorlandığım anlarda dışarıdan bir çözüm, bir güçlü el fikri falan kulağa çok cazip geliyor. ama sonra kimse benim yerime benim hayatımı yaşamayacak gerçeği tokat gibi çarpıyor. kimse benim yerime o zorlu kararları almayacak. beklemek, kısa vadede rahatlatıyor ama uzun vadede insanı yerinde saydırıyor.
bir de şu var tabii, beklenen kurtarıcı hiçbir zaman tam da hayal edildiği gibi, tam da ihtiyaç duyulan anda ve zeminde ortaya çıkmaz. gelse bile, onun getirdiği çözüm herkes için uygun olmuyor. çünkü her bireyin yükü, derdi, yolu farklı. bu yüzden başkasına teslim edilen kader, çoğu zaman yarım kalmış bir hikayeye dönüşür.
ben artık insanın kendi geleceğini tayin etmek zorunda oluşuna daha çok inanıyorum. bu romantik bir özgürlük söylemi değil aksine oldukça ağır bir sorumluluk. çünkü bu, bahaneleri azaltıyor. “olmadı çünkü…” diye başlayan cümlelerin sayısı azalıyor, “yapmadım çünkü…” ile yüzleşmek gerekiyor.
elbette mücadele etmek yorucu. bazen insanın içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor, bazen şartlar gerçekten zorlayıcı oluyor. ama yine de küçük de olsa bir adım atmak, beklemekten daha gerçek geliyor bana.
devamını gör...
19 nisan 2026 manchester city arsenal maçı
şampiyonluk mücadelesini kızıştıran bir sonuçla bitti. biri yenilmedikçe iki takım da averaj kasmaya çalışacaktır.
devamını gör...
kadınlara en çok yakışan aksesuar
hal hal ile doğru yerde ve boyutta piercing.
devamını gör...
sert güç
abd’li büyük veri analitiği şirketi palantir, x’te yayınladığı bir “manifesto” ile neden batı medeniyetinin sert güç yoluyla kazanması gerektiğini yazdı.
peter thiel’in kurucuları arasında yer aldığı, alex karp’ın ceo’luğunu üstlendiği teknoloji şirketi, geçen sene karp ve nicholas w. zamiska tarafından yayımlanan teknoloji cumhuriyeti kitabından alınan pasajlardan oluşan uzun bir x gönderisi paylaştı.
silikon vadisi’nin, gelişimini sağlayan ülkeye, yani abd’ye karşı “ahlaki bir borcu” olduğunu savunan palantir, silikon vadisi’nin mühendislik elitinin, “ulusun savunmasına katılma konusunda kesin bir yükümlülüğü” bulunduğunu öne sürdü.
yumuşak gücün sınırlarının ortaya çıktığını yazan şirket, “özgür ve demokratik toplumların galip gelebilmesi için ahlaki çağrılardan daha fazlası gereklidir. bunun için sert güç gereklidir ve bu yüzyılda sert güç, yazılım [software] üzerine inşa edilecektir,” dedi.
palantir, almanya ve japonya’nın demilitarize edilmesinin “aşırı” olduğunu savunarak bunun tersine çevrilmesini isterken, silikon vadisi’nin “suçla mücadele”ye katılmasını, “dine karşı yaygın hoşgörüsüzlüğe” karşı çıkılması gerektiğini kaydetti.
haberin ve 22 maddelik manifestonun türkçe tamamı
peace through strength
hard power olmadan soft power olmaz
zorla güzellik olmaz diye bir söz vardır. aslında isteyince oluyor, kesin bilgi.
*** *** ***
"son altı ayda hatta bir yılda sert ve akıllı güç kullanımının somut karşılık alınabildiğini gösteren örnek israel oldu. sol-liberallerin, sjw'lerin, kafadan kontak barış eylemcilerinin hepsinin çöp olduğunu somut ve net şekilde gösterdi."
1 ekim 2024
"bir toplumun kendi geçmişiyle olduğu gibi yüzleşmesi kötü bir şey değildir. her ülkenin kuruluşunda normalde kabul edilmeyecek şeyler yaşanmıştır, terör eylemleri dahil. zaten bunlarda başarılı olabildiğiniz zaman ülkenizi kurabilir ve varlığını başkalarına kabul ettirebilirsiniz. derler ki "oğlum manyak bunlar, deli bunlar, biz bunları ülke olarak tanıyalım da bize bulaşmasınlar."
9 eylül 2024
“egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez. egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. osmanoğulları, zorla türk milleti'nin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı; bu musallat olmalarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdi. şimdi de, türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline açıkça almış bulunuyor. bu bir olupbittidir. söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmıyacak mıyız? meselesi değildir. mesele zaten olupbitti haline gelmiş bir hakikati ifadeden ibarettir. bu, mutlaka olacaktır. burada toplananlar, meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce uygun olur. aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”
mıstafa kemal, video
devamını gör...
19 nisan 2026 manchester city arsenal maçı
arsenal hep fırtına gibi başlayıp sonlara doğru elden ayaktan düşüyor dediğimde dalga geçmişti bazı tiplemeler, şampiyon olsa bile tüm turnuvalarda son beş maçta sadece 1 galibiyet alabildiler.
devamını gör...
19 nisan 2026 manchester city arsenal maçı
arsenal napcas senin bu loserlığını be canım.
herifler yine son düzlükte patladılar.
city 2/1 kazanıp şampiyonluğa göz kırptı.
herifler yine son düzlükte patladılar.
city 2/1 kazanıp şampiyonluğa göz kırptı.
devamını gör...
dayak ve işkencenin geri gelmesi gerekliliği
bu başlığı gördüğümde ilk hissettiğim şey öfke değil derin bir hayal kırıklığı oldu. çünkü dayak ve işkence geri gelsin diyebilen bir zihniyetin hala var olması, birlikte yaşadığımız toplumun hangi karanlık köşeleri barındırdığını yüzüme çarpıyor.
sözlükte yazmanın en çarpıcı yanlarından biri de bu zaten.. aynı dili konuştuğum, aynı sokakları paylaştığım insanların zihin dünyasına istemeden de olsa tanık olmak... ve şunu görüyorum sözlük, şiddeti çözüm sanan, hatta onu özleyen bir damar maalesef hala diri. bu düşünce bana göre sadece yanlış değil, aynı zamanda tehlikeli. çünkü şiddeti meşrulaştıran her fikir, bir gün mutlaka bir başkasının canına, bedenine ya da ruhuna yöneliyor.
benim zorlandığım nokta böyle bir düşünceyi savunan birine insanlık değerlerini nasıl anlatabileceğin.. insanca yaşamın, hukukun, merhametin neden vazgeçilmez olduğunu nereden tutup açıklarsın..? çünkü bu noktaya gelmiş bir bakış açısı, zaten karşısındakini insan olarak görmekten uzaklaşmış oluyor.
bir de şunu da düşünüyorum, bu çağrıları yapanların büyük çoğunluğu, istedikleri şeyin kendi başlarına gelmeyeceğini varsayarak konuşuyor. düzen sağlansın, gerekirse sert yöntemler olsun derken, o sertliğin bir gün kendilerine yönelme ihtimalini hesaba katmıyorlar. kimse “beni döve döve konuşturun” diye bir talepte bulunmuyor. herkes şiddetin hep başkasına uygulanacağı yanılsamasıyla rahat konuşuyor.
oysa işkence dediğin şey, sadece bir yöntem değil ki, bir toplumun kendi vicdanını yok etmesidir. bir kez normalleşti mi, sınırı kalmaz. bugün suçluya reva görülen, yarın şüpheliye, ertesi gün rahatsız edici olana yönelir. en sonunda da kimsenin güvende olmadığı bir düzen ortaya çıkar.
bazen gerçekten yorulduğumu hissediyorum. bu kadar temel bir şeyi yani şiddetin yanlışlığını, hala anlatmak zorunda kalmak, sanki çağın gerisinde sıkışıp kalmışız gibi hissettiriyor. acınası düşüncelere sürekli cevap yetiştirmeye çalışmak, galiba bizim kuşağın en ağır yüklerinden biri.
ama yine de şunu iyi biliyorum ben, sessiz kalındığında bu fikirler güçleniyor. o yüzden, ne kadar yorucu olursa olsun, insan onurunu savunmanın başka bir yolu yok. şiddetin karşısında durmak, sadece başkaları için değil, kendi geleceğimiz için de bir zorunluluk.
sözlükte yazmanın en çarpıcı yanlarından biri de bu zaten.. aynı dili konuştuğum, aynı sokakları paylaştığım insanların zihin dünyasına istemeden de olsa tanık olmak... ve şunu görüyorum sözlük, şiddeti çözüm sanan, hatta onu özleyen bir damar maalesef hala diri. bu düşünce bana göre sadece yanlış değil, aynı zamanda tehlikeli. çünkü şiddeti meşrulaştıran her fikir, bir gün mutlaka bir başkasının canına, bedenine ya da ruhuna yöneliyor.
benim zorlandığım nokta böyle bir düşünceyi savunan birine insanlık değerlerini nasıl anlatabileceğin.. insanca yaşamın, hukukun, merhametin neden vazgeçilmez olduğunu nereden tutup açıklarsın..? çünkü bu noktaya gelmiş bir bakış açısı, zaten karşısındakini insan olarak görmekten uzaklaşmış oluyor.
bir de şunu da düşünüyorum, bu çağrıları yapanların büyük çoğunluğu, istedikleri şeyin kendi başlarına gelmeyeceğini varsayarak konuşuyor. düzen sağlansın, gerekirse sert yöntemler olsun derken, o sertliğin bir gün kendilerine yönelme ihtimalini hesaba katmıyorlar. kimse “beni döve döve konuşturun” diye bir talepte bulunmuyor. herkes şiddetin hep başkasına uygulanacağı yanılsamasıyla rahat konuşuyor.
oysa işkence dediğin şey, sadece bir yöntem değil ki, bir toplumun kendi vicdanını yok etmesidir. bir kez normalleşti mi, sınırı kalmaz. bugün suçluya reva görülen, yarın şüpheliye, ertesi gün rahatsız edici olana yönelir. en sonunda da kimsenin güvende olmadığı bir düzen ortaya çıkar.
bazen gerçekten yorulduğumu hissediyorum. bu kadar temel bir şeyi yani şiddetin yanlışlığını, hala anlatmak zorunda kalmak, sanki çağın gerisinde sıkışıp kalmışız gibi hissettiriyor. acınası düşüncelere sürekli cevap yetiştirmeye çalışmak, galiba bizim kuşağın en ağır yüklerinden biri.
ama yine de şunu iyi biliyorum ben, sessiz kalındığında bu fikirler güçleniyor. o yüzden, ne kadar yorucu olursa olsun, insan onurunu savunmanın başka bir yolu yok. şiddetin karşısında durmak, sadece başkaları için değil, kendi geleceğimiz için de bir zorunluluk.
devamını gör...
maximilien robespierre
gücü ele geçirdikten sonra ve neredeyse tek adam rejimi kurmasıyla kafayı gerçekten de sıyırmıştır bu abimiz. kendisi ve onunla beraber idam edilen saint-just asla birer halk kahramanı olamadılar. danton ve marat kitleleri peşlerinden sürükleyen kişilerdi. danton zengin olmasına rağmen yoksulların popülist babasıydı. marat tam bir gaza getirme üstadıydı. robespierre ise bir elitistti.
bastille baskını: #3065863
bastille baskını: #3065863
devamını gör...
dayak ve işkencenin geri gelmesi gerekliliği
(bkz: şakasın)
devamını gör...
bir çocuğun ellerine vurmak
bizim için sıradan şeylerdi bunlar. ama sinir bozucuydu tabii. annemi yapardı.
daha fecisi var,
öğretmenlerimizin bayıltana kadar dövme fantezisi... herhalde güçlü, dayağa karşı dayanıklı bir bünyem vardı ki bayılmıyordum. bayılmayınca da daha hırslanıyordu lanet karı.
kafamız gözümüz şişer, ağzımız burnumuz dağılmış bir şekilde eve gelirdik. anne babamız da bir şey demezdi, ne yaptı da kim bilir o dayağı yedi diye düşünürlerdi.
eskiden böyleydi.
öğretmen bir de pişkin pişkin veli toplantısında velilere,
"açıkça söyliyim, çocuklarım yaramazlık yaptıklarında gerektiği kadar onları cezalandırıyorum, yalan söyleyecek halim yok, çok yaramazlar." diyormuş.
ve bunu söyleyen de bir kız çocuğu annesi bilgilerinize arz ederim efendim...
giresunlu idi öğretmenimiz, kızıl ve kıvırcık saçları, çatık kaşları vardı, bembeyaz tenli yanakları da hafif çilli, pastel koyu tonlarda ruj sürmeyi severdi, kollu kuvvetli, 165-170 arası boyu vardı sanırım. sinir hastasıydı biraz. öfke kontrol bozukluğu vardı.
bazen bize sıcak davrandığında dünyalar bizim olurdu, aldanırdık...
ertesi gün yine sirke satan suratıyla gelir ve anlardık ki öğretmen burnundan soluyor, bugün birileri çok pis dayak yiyecek,
öğretmene bi bahane lazım gelirdi,
dün görmezden geldiği konuşanlar listesi bugün onda korkunç bir cinnet hali yaratırdı.
allah ne verdiyse, ağzımız burnumuz yer değiştirirdi. cetveller kırılırdı, parçaları oraya buraya uçardı,
saçını kaşıdın, kalem kutusunu karıştırdın, kafanı pencereye çevirdin, gibi bahanelerle adımı tahtaya yazan yamuk kafa aykut ve ayı ya da fil cinsinden cansu? cansu muydu? öyleydi galiba... bunların yüzünden az dayak yemedim. yamuk kafa aykut herkesin ismini siler benim ismimi inadına silmezdi.
olur da bir yerde bir gün denk gelirsek kafayı geçirilebilirim kendisine.
daha fecisi var,
öğretmenlerimizin bayıltana kadar dövme fantezisi... herhalde güçlü, dayağa karşı dayanıklı bir bünyem vardı ki bayılmıyordum. bayılmayınca da daha hırslanıyordu lanet karı.
kafamız gözümüz şişer, ağzımız burnumuz dağılmış bir şekilde eve gelirdik. anne babamız da bir şey demezdi, ne yaptı da kim bilir o dayağı yedi diye düşünürlerdi.
eskiden böyleydi.
öğretmen bir de pişkin pişkin veli toplantısında velilere,
"açıkça söyliyim, çocuklarım yaramazlık yaptıklarında gerektiği kadar onları cezalandırıyorum, yalan söyleyecek halim yok, çok yaramazlar." diyormuş.
ve bunu söyleyen de bir kız çocuğu annesi bilgilerinize arz ederim efendim...
giresunlu idi öğretmenimiz, kızıl ve kıvırcık saçları, çatık kaşları vardı, bembeyaz tenli yanakları da hafif çilli, pastel koyu tonlarda ruj sürmeyi severdi, kollu kuvvetli, 165-170 arası boyu vardı sanırım. sinir hastasıydı biraz. öfke kontrol bozukluğu vardı.
bazen bize sıcak davrandığında dünyalar bizim olurdu, aldanırdık...
ertesi gün yine sirke satan suratıyla gelir ve anlardık ki öğretmen burnundan soluyor, bugün birileri çok pis dayak yiyecek,
öğretmene bi bahane lazım gelirdi,
dün görmezden geldiği konuşanlar listesi bugün onda korkunç bir cinnet hali yaratırdı.
allah ne verdiyse, ağzımız burnumuz yer değiştirirdi. cetveller kırılırdı, parçaları oraya buraya uçardı,
saçını kaşıdın, kalem kutusunu karıştırdın, kafanı pencereye çevirdin, gibi bahanelerle adımı tahtaya yazan yamuk kafa aykut ve ayı ya da fil cinsinden cansu? cansu muydu? öyleydi galiba... bunların yüzünden az dayak yemedim. yamuk kafa aykut herkesin ismini siler benim ismimi inadına silmezdi.
olur da bir yerde bir gün denk gelirsek kafayı geçirilebilirim kendisine.
devamını gör...
kadınlara en çok yakışan aksesuar
sadece kadına değil bir insana mutluluk kadar yakışan bir şey yok. gözlerin içinin gülmesi gerçek güzellik.
devamını gör...

