zaman tüneli
terzi fikri
gürcü asıllıdır. bir oğlu şu an fanatik düzeyde dem-pkk çizgisinde diğeri ise chp'ye yakın ama görüşü daha solda. kendisinin daha ziyade ödenek ve bürokratik engellerden ötürü yapılamayan altyapı çalışmalarını halk dayanışmasıyla kısa sürede bitirmesine dair hikaye anlatılır ama terzi fikri bundan ibaret değildir. çullu mahallesi etrafında yoğunlaşan alevi nüfusun gençlerini militan olarak kullanmıştır. o dönemde kendisi gibi gürcü olanların neredeyse hiç biri solcu değildi. çoğu alevilerden oluşan gençler, fikri'nin etrafında durarak bir yarı silahlı milis gücü oluşturmuş, aykırı sesleri susturmuşlardır. aşırı sağ'da olduğu gibi aşırı sol'da da böyle idolleştirme ve fetişleştirme durumları vardır. halk arasında ö zamana kadar taşçı fikri olarak bilinen bu cin gibi kasabalı eşraf, bir anda türkiye komünistlerinin pancho villa'sı olur. can yücel, adına ''fikri sönmez bu şafak '' diye şiirler yazar. bir sabah şafak baskınıyla bu rüya bitmiştir. kendisine destek oy veren yerel sünni halkın çoğu bugün ak partili hacı hoca takımına karışmışlardır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
naomi: bir aptalın aşkı - cuniçiro tanizaki
benim adım kırmızı - orhan pamuk
benim adım kırmızı - orhan pamuk
devamını gör...
nick vermeden bir yazara seslen
napıyosun mesela
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
delirmek için en uygun yer
bu ülke, daha âlâsı var mı?
devamını gör...
kurbanda billurlar benim diye bağıran enişte (yazar)
geldim sürem dolunca gidicem.
devamını gör...
ırkçılık
bir elin beş parmağı bile birbirine denk değilken, bambaşka yaradılışa sahip iki ırk kesinlikle birbirine denk olamaz.
devamını gör...
tanımak
çoğu zaman bilmekle karıstırılan eylem.
bir insanin belirli bir dönemde sergilediği davranışları görmek ya da şahit olmak bilmektir.
tanımak ise bambaşka bir derya. cogunlukla mümkün değildir
bir insanin belirli bir dönemde sergilediği davranışları görmek ya da şahit olmak bilmektir.
tanımak ise bambaşka bir derya. cogunlukla mümkün değildir
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
(bkz: cevapsız sorular)
devamını gör...
tanımak
ben kimsenin beni tanıdıgına inanmıyorum bu dunyada.
devamını gör...
islamiyetten tengriciliğe geçiş
türkler, tengriyi hiçbir zaman unutmadı. orta çağda ve osmanlı döneminde bile türk halkının içinde çok sayıda tengrici vardı. bugün bile islam inancını, kendimize göre yorumlayarak yaşatıyoruz. türkler hristiyan oldu, musevi oldu, ateist oldu, müslüman oldu, maniheist oldu, budist oldu, şintoist oldu ama hiçbir zaman tengriden vazgeçmedi.
"katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsini sevdiğim cinsine çeker."
"katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsini sevdiğim cinsine çeker."
devamını gör...
kafa yapan hiçbir şeyi sevmemek
başlığa girerken bile sıkıldım, öyle bir fikir yani.
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
açmadığın dalda sözün geçer mi?
devamını gör...
la fiesta del chivo
son zamanlarda okuduğum kitaplarla ilgili bir şeyler yazamadım ama bu kitaba kayıtsız kalamazdım. böyle bir başyapıta teşekkür etmenin bir yoludur belki de hakkında bir şeyler yazmak.
teke şenliği, nobel ödüllü yazar mario vargas llosa’nın 2000 yılında yayımlanan, 2003 yılında da türkçe olarak basılan 550 sayfalık bir başyapıt.
uzun zamandır böylesine dehşetli, karanlık, ürkütücü ve gerçekliğiyle beni sarsan bir kitap okumamıştım. şahane bir dil, çok maharetli bir anlatım kurgusu, ustalıklı bir üslup ve maalesef insanı karamsarlığa sürükleyen karanlık bir hikaye okuyoruz.
aslında hikaye dediğime bakmayın, bu kitap 31 yıl boyunca dominik cumhuriyetinde hüküm süren rafael trujillo’nun tek adam yönetiminin gerçek bir anlatısı. zaten insanı sarsan da bu yaşananların gerçek olması ve günümüzle kurulan benzerlik bağları oluyor.
olayları 3 farklı pencereden izliyoruz ve bu pencerelerde de sıkça zaman sıçramaları yaşanıyor. kah trujillo’nun suikast gününe gidiyoruz (trujillo’nun bir suikaste kurban gideceği sürpriz değil), kah ilk seçildiği döneme gidiyoruz; kah suikast gününün içinde bir hatırlamayla trujillo’nun en güçlü olduğu dönemde buluyoruz kendimizi. kitap bu anlatım şekliyle de bize yazarın ustalığını, zamanı eğip bükerek incecik bir sınırda okuyucuyu da peşinde sürükleyecek kudrete sahip olduğunu gösteriyor.
kitabın konusuna gelirsek 2-3 cümleyle anlatmak mümkün. 31 yıl boyunca tek adamla yönetilen bir ülkenin her kurumunun yağmalanması, halkın perperişan bir halde hayatta kalma mücadele vermesi, trujillo’nun delüzyonunun her geçen gün artması ve bu döngü içinde de acımasızlığın, vahşetin, katliamların dozunun yükselmesi. tek adam yönetiminin bir ülkeyi nasıl erozyona uğrattığını ilmek ilmek okuyoruz.
ve ben bu kadar toplumsal bir hikaye okuduğumda elimde olmadan ülkemizle paralellik kuruyorum. bu kitapta da çok fazla paralellik kurdum ve etrafımla da konuşurken sık sık; “iyi ki bugün bizi yönetenler sosyal medya denen şey yokken yönetmemişler.” dedim.
öte yandan kitap düzenin değişeceğine dair bir umut veriyor; bu diktatörlüğün de sonu olduğuna dair, tüm dalkavukların, zübüklerin gemiyi terk edeceğine dair… ama sonra bir aydınlanma geliyor ve bir diktatörü başa getirmiş, o diktatörü tüm zorbalıklarına rağmen çok uzun yıllar alaşağı edememiş bir toplum yine yeniden bir diktatöre teslim etmez mi kendisini? o yüzden ilk anda bulabildiğim umudu sonrasında kaybettim ve günün birinde ancak dominik olabileceğimizi fark ettim.
teke şenliği, nobel ödüllü yazar mario vargas llosa’nın 2000 yılında yayımlanan, 2003 yılında da türkçe olarak basılan 550 sayfalık bir başyapıt.
uzun zamandır böylesine dehşetli, karanlık, ürkütücü ve gerçekliğiyle beni sarsan bir kitap okumamıştım. şahane bir dil, çok maharetli bir anlatım kurgusu, ustalıklı bir üslup ve maalesef insanı karamsarlığa sürükleyen karanlık bir hikaye okuyoruz.
aslında hikaye dediğime bakmayın, bu kitap 31 yıl boyunca dominik cumhuriyetinde hüküm süren rafael trujillo’nun tek adam yönetiminin gerçek bir anlatısı. zaten insanı sarsan da bu yaşananların gerçek olması ve günümüzle kurulan benzerlik bağları oluyor.
olayları 3 farklı pencereden izliyoruz ve bu pencerelerde de sıkça zaman sıçramaları yaşanıyor. kah trujillo’nun suikast gününe gidiyoruz (trujillo’nun bir suikaste kurban gideceği sürpriz değil), kah ilk seçildiği döneme gidiyoruz; kah suikast gününün içinde bir hatırlamayla trujillo’nun en güçlü olduğu dönemde buluyoruz kendimizi. kitap bu anlatım şekliyle de bize yazarın ustalığını, zamanı eğip bükerek incecik bir sınırda okuyucuyu da peşinde sürükleyecek kudrete sahip olduğunu gösteriyor.
kitabın konusuna gelirsek 2-3 cümleyle anlatmak mümkün. 31 yıl boyunca tek adamla yönetilen bir ülkenin her kurumunun yağmalanması, halkın perperişan bir halde hayatta kalma mücadele vermesi, trujillo’nun delüzyonunun her geçen gün artması ve bu döngü içinde de acımasızlığın, vahşetin, katliamların dozunun yükselmesi. tek adam yönetiminin bir ülkeyi nasıl erozyona uğrattığını ilmek ilmek okuyoruz.
ve ben bu kadar toplumsal bir hikaye okuduğumda elimde olmadan ülkemizle paralellik kuruyorum. bu kitapta da çok fazla paralellik kurdum ve etrafımla da konuşurken sık sık; “iyi ki bugün bizi yönetenler sosyal medya denen şey yokken yönetmemişler.” dedim.
öte yandan kitap düzenin değişeceğine dair bir umut veriyor; bu diktatörlüğün de sonu olduğuna dair, tüm dalkavukların, zübüklerin gemiyi terk edeceğine dair… ama sonra bir aydınlanma geliyor ve bir diktatörü başa getirmiş, o diktatörü tüm zorbalıklarına rağmen çok uzun yıllar alaşağı edememiş bir toplum yine yeniden bir diktatöre teslim etmez mi kendisini? o yüzden ilk anda bulabildiğim umudu sonrasında kaybettim ve günün birinde ancak dominik olabileceğimizi fark ettim.
devamını gör...
kafa yapan hiçbir şeyi sevmemek
beni dünya tutuyor. hep kafadayım gibi.
devamını gör...
amedspor
kağıt filmindeki repliği hatırlayın..
''her yasak kendi isyancısını yaratır!
yasalar her zaman masum değildir müzeyyen hanım.
bir sabah uyandınız ve birileri diyor ki size:
'sabah kahvaltısında zeytin yemek yasak!' ne olurdu?
''sabah kahvaltısında zeytin yemeyiz''
'yanlış! her yasak kendi isyancısını yaratır.
zeytin severler bir örgüt kurarlardı. üzerinde zeytin dalı amblemi olan bir bayrakları olurdu. zeytinlere özgürlük diye bir marşları olurdu belki.
şimdi soruyorum size;
zeytinseverler ayaklanıp dağa çıksa, dağa çıkan zeytinseverler mi suçlu yoksa sabah kahvaltılarında zeytini yasaklayanlar mı? "
kimse durduk yere dağa çıkmaz.
''her yasak kendi isyancısını yaratır!
yasalar her zaman masum değildir müzeyyen hanım.
bir sabah uyandınız ve birileri diyor ki size:
'sabah kahvaltısında zeytin yemek yasak!' ne olurdu?
''sabah kahvaltısında zeytin yemeyiz''
'yanlış! her yasak kendi isyancısını yaratır.
zeytin severler bir örgüt kurarlardı. üzerinde zeytin dalı amblemi olan bir bayrakları olurdu. zeytinlere özgürlük diye bir marşları olurdu belki.
şimdi soruyorum size;
zeytinseverler ayaklanıp dağa çıksa, dağa çıkan zeytinseverler mi suçlu yoksa sabah kahvaltılarında zeytini yasaklayanlar mı? "
kimse durduk yere dağa çıkmaz.
devamını gör...



