zaman tüneli
klasik müzik
rönesans kültürüdür, geleneğidir
devamını gör...
klasik müzik
klasik müzik benim için, müzik dinleme pratiğimin %90'ını oluşturan metal müziğe olan adaptasyonumu sıfırlamak için, çok büyük keyif alarak dinlediğim bir müzik türüdür. nasıl ki parfüm alırken mağaza görevlileri size arada kahve çekirdekleri koklatıyorsa, aynı şekilde ben de arada klasik müzik dinleyerek daha sonra metal müziğe nötr bir başlangıç yapmış oluyor ve dinlediğim şeyi daha iyi algıladığıma inanıyorum.
klasik müzikle tanışmam erken yaşta, aslında biraz da tesadüfen oldu. bir dönemin en hatalı klişesi olan “klasik gitarla başla, daha sonra elektro gitara geçersin” tavsiyelerinin bir kurbanı da ben oldum. elimdeki klasik gitarla ya flamenko müzik eğitimi alacaktım ya da klasik müzik... o dönem klasik müzik eğitimini seçince, önce iyi bir dinleyici olmam gerektiğini salık veren hocam sayesinde klasik müzik hakkında ortlama üstü bir dinleyici oldum.
klasik müzik diye genellediğimiz şeyin kendi içinde dört ana dönemi vardır. en önemli isimlerinin bach, vivaldi ve handel'in olduğu barok dönem, haydn, mozart ve beethoven'ın erken dönemlerini dahil edeceğimiz klasik dönem, chopin, tchaikovsky, wagner, brahms ve dvorak'ın dahil olduğu romantik dönem ve stravinsky ve debussy gibi isimlerin olduğu modern dönem.
dönem müziklerinin farklarını kabaca ele alacak olursak, barok dönemde icra edilen besteler daha çok matematiksel bir düzen içindedir. bach'ın füglerinde olduğu gibi, aynı anda birkaç farklı ezgi birbiriyle yarışır gibi duyulur. süslü, karmaşık ve heybetli bir müziktir. klasik dönemin müziği barok dönemdeki karmaşıklığa bir tepki olarak doğmuştur. barok müzikte çokça kullanılan, kontrpuan denen, yani birbirinden bağımsız ama birbirine uyumlu birden fazla melodinin aksine tek bir ana melodinin basit eşlikçi melodilerle desteklendiği yapıdadır. barok müziğe göre daha sade, daha zariftir. müziğin bir başı, ortası ve sonu olduğu daha net hissedilir. romantik dönemin ise, klasik müziğin matematiksel takıntısının ve katı kurallarının yıkıldığı bir dönem olduğu söylenebilir. yani eğer verilmek istenen duygu bunun gerektiriyorsa, eser olmadık bir yerde bitebilir de armonik kuralların dışına çıkabilir de... bu dönemde orkestralar da daha büyük boyutlara ulaşır. müziğin anlatım gücü artmıtşır. fakat bu anlamdaki en büyük yıkım modern dönemde yaşanmıştır. klasik müziğin 400 küsür yıllık kurallarının çöp olduğu ve gürültünün bile müziğe dahil edilebildiği deneysel bir dönemdir.
klasik müziğe uzak insanların kafasını en çok karıştıran konulardan biri de, eser adları olur. ilk bakışta bir yerin adresi gibi gözüken bu isimleri de dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.
şu örnek üzerinden inceleyelim: senfoni no. 9, re minör, op. 125, "koral"
-bu eserin türü senfoni. yani büyük bir orkestra için bestelenmiş bir eser.
-bestecinin senfoni türünde yazdığı 9. sıradaki eseri.
-eserin ana tonu re minör. minörse, demek ki hüzünlü, karanlık ve dramatik bir eser.
-bestecisinin tüm hayatı boyunca yayınladığı eserlerin 125. sıradaki olanıymış. opus eser demek. bazı bestecilerin opus yerine kullandığı özel katalog isimleri de vardır. mesela bach bwv kullanır.
-koral ise bu ismin bestecisinin ya da dinleyicilerin sonradan koyduğu isimlerdir. bu örnekteki beethoven'ın 9. senfonisi, içinde koro barındırdığı için "koral" olarak anılır. o zamana kadar senfoni türündeki eserlerde insan sesi kullanılmadığı için bu parçayı böyle adlandırmışlar. yani o dönem için büyük bir yenilik olduğundan dolayı...
bir örnek de ingilizce isim üzerinden inceleyelim
wolfgang amadeus mozart: piano concerto no. 21 in c major, k. 467: ii. andante
-eser sahibi mozartmış.
-piyano konçertosuymuş. yani solo enstrüman piyanoymuş.
-mozart’ın bestelediği yirmi birinci piyano konçertosuymuş.
-do majör gamında yazılmış bir esermiş. yani majörse neşeli ve canlı bir eser.
-bu eser, mozart'ın tüm hayatı boyunca yazdığı her türlü beste arasında 467. sıradaymış.
-bu, eserin ikinci bölümüymüş. yani bu dönemde konçertolar genelde üç bölümden oluşuyor. bu ikinci bölümü demek.
-andante, yani yürütüş hızında, nabız atışı hızında, sakin bir esermiş. (andante, allegro gibi italyanca isimler parçanın hangi hızda olduğunu; fortissimo, mezzo piano gibi isimler ise sesin şiddetini belirtir.)
bazı eser adları italyanca, almanda, fransızca da olabiliyor. ben o eserleri çözümlemekte zorlanıyorum açıkçası, ama genel olarak yukarıdakine benzer şekilde denebilir. biraz da teorik bilgi gerektiriyor tabii. prestissimo yazan bir parçanın son derece hızlı olduğunu bilmek bile aslında italyanca bilmekten ziyade teorik eğitim almış olmayı gerektiriyor, zira o sırada bunlar da öğreniliyor. gerçi artık bilgiye ulaşmak çok kolay. küçük bir araştırmayla hepsine ulaşılır alimallah.
klasik müzikle tanışmam erken yaşta, aslında biraz da tesadüfen oldu. bir dönemin en hatalı klişesi olan “klasik gitarla başla, daha sonra elektro gitara geçersin” tavsiyelerinin bir kurbanı da ben oldum. elimdeki klasik gitarla ya flamenko müzik eğitimi alacaktım ya da klasik müzik... o dönem klasik müzik eğitimini seçince, önce iyi bir dinleyici olmam gerektiğini salık veren hocam sayesinde klasik müzik hakkında ortlama üstü bir dinleyici oldum.
klasik müzik diye genellediğimiz şeyin kendi içinde dört ana dönemi vardır. en önemli isimlerinin bach, vivaldi ve handel'in olduğu barok dönem, haydn, mozart ve beethoven'ın erken dönemlerini dahil edeceğimiz klasik dönem, chopin, tchaikovsky, wagner, brahms ve dvorak'ın dahil olduğu romantik dönem ve stravinsky ve debussy gibi isimlerin olduğu modern dönem.
dönem müziklerinin farklarını kabaca ele alacak olursak, barok dönemde icra edilen besteler daha çok matematiksel bir düzen içindedir. bach'ın füglerinde olduğu gibi, aynı anda birkaç farklı ezgi birbiriyle yarışır gibi duyulur. süslü, karmaşık ve heybetli bir müziktir. klasik dönemin müziği barok dönemdeki karmaşıklığa bir tepki olarak doğmuştur. barok müzikte çokça kullanılan, kontrpuan denen, yani birbirinden bağımsız ama birbirine uyumlu birden fazla melodinin aksine tek bir ana melodinin basit eşlikçi melodilerle desteklendiği yapıdadır. barok müziğe göre daha sade, daha zariftir. müziğin bir başı, ortası ve sonu olduğu daha net hissedilir. romantik dönemin ise, klasik müziğin matematiksel takıntısının ve katı kurallarının yıkıldığı bir dönem olduğu söylenebilir. yani eğer verilmek istenen duygu bunun gerektiriyorsa, eser olmadık bir yerde bitebilir de armonik kuralların dışına çıkabilir de... bu dönemde orkestralar da daha büyük boyutlara ulaşır. müziğin anlatım gücü artmıtşır. fakat bu anlamdaki en büyük yıkım modern dönemde yaşanmıştır. klasik müziğin 400 küsür yıllık kurallarının çöp olduğu ve gürültünün bile müziğe dahil edilebildiği deneysel bir dönemdir.
klasik müziğe uzak insanların kafasını en çok karıştıran konulardan biri de, eser adları olur. ilk bakışta bir yerin adresi gibi gözüken bu isimleri de dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.
şu örnek üzerinden inceleyelim: senfoni no. 9, re minör, op. 125, "koral"
-bu eserin türü senfoni. yani büyük bir orkestra için bestelenmiş bir eser.
-bestecinin senfoni türünde yazdığı 9. sıradaki eseri.
-eserin ana tonu re minör. minörse, demek ki hüzünlü, karanlık ve dramatik bir eser.
-bestecisinin tüm hayatı boyunca yayınladığı eserlerin 125. sıradaki olanıymış. opus eser demek. bazı bestecilerin opus yerine kullandığı özel katalog isimleri de vardır. mesela bach bwv kullanır.
-koral ise bu ismin bestecisinin ya da dinleyicilerin sonradan koyduğu isimlerdir. bu örnekteki beethoven'ın 9. senfonisi, içinde koro barındırdığı için "koral" olarak anılır. o zamana kadar senfoni türündeki eserlerde insan sesi kullanılmadığı için bu parçayı böyle adlandırmışlar. yani o dönem için büyük bir yenilik olduğundan dolayı...
bir örnek de ingilizce isim üzerinden inceleyelim
wolfgang amadeus mozart: piano concerto no. 21 in c major, k. 467: ii. andante
-eser sahibi mozartmış.
-piyano konçertosuymuş. yani solo enstrüman piyanoymuş.
-mozart’ın bestelediği yirmi birinci piyano konçertosuymuş.
-do majör gamında yazılmış bir esermiş. yani majörse neşeli ve canlı bir eser.
-bu eser, mozart'ın tüm hayatı boyunca yazdığı her türlü beste arasında 467. sıradaymış.
-bu, eserin ikinci bölümüymüş. yani bu dönemde konçertolar genelde üç bölümden oluşuyor. bu ikinci bölümü demek.
-andante, yani yürütüş hızında, nabız atışı hızında, sakin bir esermiş. (andante, allegro gibi italyanca isimler parçanın hangi hızda olduğunu; fortissimo, mezzo piano gibi isimler ise sesin şiddetini belirtir.)
bazı eser adları italyanca, almanda, fransızca da olabiliyor. ben o eserleri çözümlemekte zorlanıyorum açıkçası, ama genel olarak yukarıdakine benzer şekilde denebilir. biraz da teorik bilgi gerektiriyor tabii. prestissimo yazan bir parçanın son derece hızlı olduğunu bilmek bile aslında italyanca bilmekten ziyade teorik eğitim almış olmayı gerektiriyor, zira o sırada bunlar da öğreniliyor. gerçi artık bilgiye ulaşmak çok kolay. küçük bir araştırmayla hepsine ulaşılır alimallah.
devamını gör...
kedi köpek anneliği
insan yavrusunun yeri ayrı, hayvanın yeri ayrı. insan yavrusu çocuktur, evcil hayvan arkadaştır, yoldaştır. ihtiyacımız olduğu için evcilleştirmişizdir. bunların aslı akılsız vahşi hayvandır. 20-30 bin yıl önce köpekler nasıl evcilleştirilmiş, eğitilmiş biraz düşünün. o zamanlar köpekler kurtların bir yan türüymüş. kontrol edilmediklerinde ve çeteleşdiklerinde şimdi bile içgüdüsel olarak saldırıp öldürebiliyorlar. kümese girip tavukları boğup boğup bırakıyorlar mesela.
başlıktaki kavramı eleştirenlerin asıl dayanak noktası kedi-köpek annelerinin hayvana karşı büyüttükleri "annelik" duygusunu aşırı ciddiye alması ve zamanla insan düşmanına dönüşmesi. bu hem toplum için hem de insan türü için apaçık bir tehdittir. insan sosyal bir hayvandır, tarih boyunca kendi türüyle etkileşim ve dayanışma içinde hayatta kalabilmiş ve türün devamlılığını sağlayabilmiş. kendisine karşı her tehditi de ortadan kaldırmaya yada kontrol etmeye çalışmış. mesela biz homo sapiens sapiens'ten bile fiziksel olarak daha güçlü olan neanderthal'leri alt edebilmiş bir türüz. nasıl? sosyal yapımız, üstün aklımız ve birlikte hareket etmemiz sayesinde.
yani insandan uzaklaşıp kendine telkin yoluyla sürekli kedi-köpek annesi dersen beyninin mucizevi esnek düşünce yapısı seni ona inandırır. insan düşmanı olursun. hayvanları ise sanki gerçekten insan yavrusuymuş gibi senin kendi genlerinin devamlılığının asıl sebebiymiş gibi sahiplenip insanlara karşı bile korursun. her sağlıklı canlı kendi türünün ve hatta kendi genlerinin devamı için de yaşar. ölümsüz olmadığımız için bunu çocuklarımıza(evcil hayvanlara değil) aktararak başarmak istiyoruz. nüfusun düşük bir kısmı ise çeşitli sebeplerle anne olamıyor ve çocuk evlat edinerek genlerini aktaramasa bile bilgisini görgüsünü sonraki nesillere aktarıyor. bu temel bilgileri ilkokulda yada en geç ortaokulda öğrenmiş olmanız lazım. ama insanlara düşman olup hayvanlara sapkınlık derecesinde bağlı olmak temel biyolojiye ve akla aykırı. ortada zihinsel bir hastalık yada psikososyal bir sorun olduğu bariz. bunu açıklama mecburiyetinde olmamız bile bazı "hayvanseverlerin" yada kedi-köpek severlerin ne kadar vahim bir zihin yapısında olduğunu gösteriyor bence.
zaten buradaki yazılardan da gördüğünüz üzere kedi-köpek annelerine karşı çıkanlar hayvan düşmanı da değil. herkes hayvan sever. evinde hayvan bakmasa bile evcil hayvanlardan eklembacaklılara ve bakterilere kadar her canlının değerini biliyoruz. biraz aklı olan doğadaki çeşitliliğin dünyadaki canlılık için gerekli olduğunun farkında. av-avcı ilişkisi ve hayatın döngüsü çocuklara öğretilen ilk şeylerden biri. fen dersleri alacak kadar büyümeden bile aslan kral'da "circle of life" şarkısıyla bunu öğrendik.
kedi-köpek anneleri canlı türleri arasındaki bu farkı, ilişkiyi ve döngüyü algılamakta zorlanıyor olmalı muhtemelen toplumda yaşadıkları kutuplaşma ve sık sık travmatik olaylar neticesinde hayvanlara kendi türü olan insandan daha fazla değer verebiliyor. üstüne kendisinin de eleştirdiği vahşiliğe kayan düşünceler geliştirebiliyor. diyor ki mesela insanlar ölsün, hatta "insanların masum çocukları köpekler tarafından parçalasın umurumda olmaz. yeter ki dilsiz canların başına bir şey gelmesin." buna kendini veya çevresindeki diğer kedi-köpek annelerini o kadar inandırıyor ki insanlara fiziksel olarak saldıranlar bile var. bu düpedüz bir akli denge sorunudur. aması fakatı yok. kedilere annelik yaptığını iddia etmenin varabileceği ve bazı vakalarda vardığı durum bu. mesela trafik kazası olur, bir tarafta bir çocuk(gerçek bir çocuk), diğer tarafta da kedi yada köpek yaralı yatıyordur. bu hastalıklı insanlar çocuğa yardım etmek yerine çocuğu görmeyip koşa koşa hayvana müthiş bir şevkatle sarılır. bakın hayvanlar ölsün demiyorum. ama önceliklerinizin farkında olun. biyolojik olarak hiçbir sağlıklı canlı kendi türünün devamını tehlikeye atacak işlere girişmez.
biz insanlar dünyada 8 milyar olduğumuz için bunu propaganda yoluyla belki de silmeye çalışıyoruz, ki nüfusumuz düşsün. böyle bir plan gayet olası, bill gates gibi wef gediklilerinin konuşmalarını biraz takip edin. kedi köpek anneleri de bu propagandanın kurbanları. hayal edin dünyada 5 tane insan kalmış olsun. insan sevmeyen bu kedi köpek annelerinden biri de bu grupta diyelim. en temel canlı davranışlarından biri bu 5 kişinin her şeyden önce birbirini koruması olur değil mi? kediyi köpeği değil. yada dünyada nesli tükenmekte olan türleri düşünün. pandalar çiftleşmiyormuş, yok olacaklar, bu sağlıklı değil, pandaları nasıl sağlıklı şekilde çiftleşmeye yönlendirebiliriz diye tonla para harcanan çalışmalar yapılıyor. başarıya da ulaştı. pandalar artık nesli tükenmekte olan canlı kategorisinde değil. neden? sağlıklı şekilde çiftleşmeleri ve türlerinin devamı sağlandı. bu duyarı pandalar için gösterip söz konusu insana gelince niye düşmanlık ediyorsunuz?
beş parmağın beşi bir değil. dünyayı kötü insanlar yönetiyor diye bütün insanlar kötü mü? trump yavşağın önde gideni diye sen de mi yavşak oluyorsun? trump ölse dünya daha güzel bir yer olacak, sen ölünce de mi dünya daha güzel bir yer olacak? madem öyle git sorunu hallet. kedi-köpek anneliğinin getirdiği yoğun telkin ve duygular sonrası oluşan insan düşmanı bakış açısının neden hastalıklı olduğunu ve nerelere çekilebileceğini anlıyor musunuz?
başlıktaki kavramı eleştirenlerin asıl dayanak noktası kedi-köpek annelerinin hayvana karşı büyüttükleri "annelik" duygusunu aşırı ciddiye alması ve zamanla insan düşmanına dönüşmesi. bu hem toplum için hem de insan türü için apaçık bir tehdittir. insan sosyal bir hayvandır, tarih boyunca kendi türüyle etkileşim ve dayanışma içinde hayatta kalabilmiş ve türün devamlılığını sağlayabilmiş. kendisine karşı her tehditi de ortadan kaldırmaya yada kontrol etmeye çalışmış. mesela biz homo sapiens sapiens'ten bile fiziksel olarak daha güçlü olan neanderthal'leri alt edebilmiş bir türüz. nasıl? sosyal yapımız, üstün aklımız ve birlikte hareket etmemiz sayesinde.
yani insandan uzaklaşıp kendine telkin yoluyla sürekli kedi-köpek annesi dersen beyninin mucizevi esnek düşünce yapısı seni ona inandırır. insan düşmanı olursun. hayvanları ise sanki gerçekten insan yavrusuymuş gibi senin kendi genlerinin devamlılığının asıl sebebiymiş gibi sahiplenip insanlara karşı bile korursun. her sağlıklı canlı kendi türünün ve hatta kendi genlerinin devamı için de yaşar. ölümsüz olmadığımız için bunu çocuklarımıza(evcil hayvanlara değil) aktararak başarmak istiyoruz. nüfusun düşük bir kısmı ise çeşitli sebeplerle anne olamıyor ve çocuk evlat edinerek genlerini aktaramasa bile bilgisini görgüsünü sonraki nesillere aktarıyor. bu temel bilgileri ilkokulda yada en geç ortaokulda öğrenmiş olmanız lazım. ama insanlara düşman olup hayvanlara sapkınlık derecesinde bağlı olmak temel biyolojiye ve akla aykırı. ortada zihinsel bir hastalık yada psikososyal bir sorun olduğu bariz. bunu açıklama mecburiyetinde olmamız bile bazı "hayvanseverlerin" yada kedi-köpek severlerin ne kadar vahim bir zihin yapısında olduğunu gösteriyor bence.
zaten buradaki yazılardan da gördüğünüz üzere kedi-köpek annelerine karşı çıkanlar hayvan düşmanı da değil. herkes hayvan sever. evinde hayvan bakmasa bile evcil hayvanlardan eklembacaklılara ve bakterilere kadar her canlının değerini biliyoruz. biraz aklı olan doğadaki çeşitliliğin dünyadaki canlılık için gerekli olduğunun farkında. av-avcı ilişkisi ve hayatın döngüsü çocuklara öğretilen ilk şeylerden biri. fen dersleri alacak kadar büyümeden bile aslan kral'da "circle of life" şarkısıyla bunu öğrendik.
kedi-köpek anneleri canlı türleri arasındaki bu farkı, ilişkiyi ve döngüyü algılamakta zorlanıyor olmalı muhtemelen toplumda yaşadıkları kutuplaşma ve sık sık travmatik olaylar neticesinde hayvanlara kendi türü olan insandan daha fazla değer verebiliyor. üstüne kendisinin de eleştirdiği vahşiliğe kayan düşünceler geliştirebiliyor. diyor ki mesela insanlar ölsün, hatta "insanların masum çocukları köpekler tarafından parçalasın umurumda olmaz. yeter ki dilsiz canların başına bir şey gelmesin." buna kendini veya çevresindeki diğer kedi-köpek annelerini o kadar inandırıyor ki insanlara fiziksel olarak saldıranlar bile var. bu düpedüz bir akli denge sorunudur. aması fakatı yok. kedilere annelik yaptığını iddia etmenin varabileceği ve bazı vakalarda vardığı durum bu. mesela trafik kazası olur, bir tarafta bir çocuk(gerçek bir çocuk), diğer tarafta da kedi yada köpek yaralı yatıyordur. bu hastalıklı insanlar çocuğa yardım etmek yerine çocuğu görmeyip koşa koşa hayvana müthiş bir şevkatle sarılır. bakın hayvanlar ölsün demiyorum. ama önceliklerinizin farkında olun. biyolojik olarak hiçbir sağlıklı canlı kendi türünün devamını tehlikeye atacak işlere girişmez.
biz insanlar dünyada 8 milyar olduğumuz için bunu propaganda yoluyla belki de silmeye çalışıyoruz, ki nüfusumuz düşsün. böyle bir plan gayet olası, bill gates gibi wef gediklilerinin konuşmalarını biraz takip edin. kedi köpek anneleri de bu propagandanın kurbanları. hayal edin dünyada 5 tane insan kalmış olsun. insan sevmeyen bu kedi köpek annelerinden biri de bu grupta diyelim. en temel canlı davranışlarından biri bu 5 kişinin her şeyden önce birbirini koruması olur değil mi? kediyi köpeği değil. yada dünyada nesli tükenmekte olan türleri düşünün. pandalar çiftleşmiyormuş, yok olacaklar, bu sağlıklı değil, pandaları nasıl sağlıklı şekilde çiftleşmeye yönlendirebiliriz diye tonla para harcanan çalışmalar yapılıyor. başarıya da ulaştı. pandalar artık nesli tükenmekte olan canlı kategorisinde değil. neden? sağlıklı şekilde çiftleşmeleri ve türlerinin devamı sağlandı. bu duyarı pandalar için gösterip söz konusu insana gelince niye düşmanlık ediyorsunuz?
beş parmağın beşi bir değil. dünyayı kötü insanlar yönetiyor diye bütün insanlar kötü mü? trump yavşağın önde gideni diye sen de mi yavşak oluyorsun? trump ölse dünya daha güzel bir yer olacak, sen ölünce de mi dünya daha güzel bir yer olacak? madem öyle git sorunu hallet. kedi-köpek anneliğinin getirdiği yoğun telkin ve duygular sonrası oluşan insan düşmanı bakış açısının neden hastalıklı olduğunu ve nerelere çekilebileceğini anlıyor musunuz?
devamını gör...
nick vermeden bir yazara seslen
devamını gör...
deutschland
devamını gör...
kolanın faydaları
ishale mi kabızlığa mı neydi hatırlamıyorum bir şeye iyi geliyordu ama. evde denemeyin, yatırım tavsiyesi de değildir.
devamını gör...
sözlüğü ateşe vermek
sunucuları yakarsanız bir bakıma sözlüğüde yakarsınız.
devamını gör...
gerçek islam
"gerçek islam bu değil" safsatasıyla herkesin kendi islamını uydurduğu, ortaçağdan beri lawrenceların tarikatlarıyla bölünerek haçlı öğretilerinin islam diye pazarlanmasıyla böl parçala yönet şeklindeki toplum mühendisliğinde kullanılan tanım.
devamını gör...
kolanın faydaları
psikolojik keyif, tatsal keyif, hızlı enerji alımı ve ferahlama, birde içerisindeki baharatlardan gelen bazı faydalar. lakin zararı o kadar fazla ki işin sonunda eksiye düşüyor. bu nedenle -hp* +mutluluk gibi bir takas yapmanız lazım.
devamını gör...
iş için mail atmak
pek umudum yok aslında ama olursa sürpriz olur bana.2 gündür gelmedi, 2 hafta bekleyeceğim, gelmezse hatırlatma maili atarım olur biter.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
gökhan kırdar feat gülçin santırcıoğlu.
devamını gör...







