zaman tüneli
kuzukulağı
yeterince köylü olanların "kuzuuulak" olarak bildiği bitki.
baba, el sallıyorum görüyor musun?
baba, el sallıyorum görüyor musun?
devamını gör...
sözlükten hatun kaldırmak
iplikçi nedim'e operasyon yapıp tombalacı'ya darbe mi yapıyorsunuz hayırdır!
devamını gör...
kuzukulağı
varlığını öğrenmem için birinin zara'da söylemesini gerektirmesinin üzdüğü ot.
(bkz: az olsun dört olsun)
(bkz: az olsun dört olsun)
devamını gör...
suyun abartılan bir içecek olması
en son amniyotik kesenin içindeyken su içmiş idim.
devamını gör...
elçiye zeval olmaz
(bkz: elçiye ziyan olması)
devamını gör...
suyun abartılan bir içecek olması
matarayı bitireceğim diye o kadar abarttım ki, böbreklerim varlık sebeplerini tekrar hatırladıkları için tüm hayat konforum bozuldu.
su içsem yarıyor dedikleri bu değil değil mi ya,
günde iki litre bozdu beni. nayn. *
su içsem yarıyor dedikleri bu değil değil mi ya,
günde iki litre bozdu beni. nayn. *
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
ben dinliyorum. iyi yayınlar. çalışıyorum., yazamıyorum. fırsat buldukça yazacağım.
devamını gör...
elçiye zeval olmaz
(bkz: orta çağ kaskosu)
devamını gör...
elçiye zeval olmaz
bu palavradir.
3. ahmet venedik elçisinni boynunun vurulmasını istemiş adam ben elçiyim beratım var demiş.
padişah güya tarihi sözünü söylemiş, beratını boynuna asın.
3. ahmet venedik elçisinni boynunun vurulmasını istemiş adam ben elçiyim beratım var demiş.
padişah güya tarihi sözünü söylemiş, beratını boynuna asın.
devamını gör...
implant ameliyatı
temmuz ayından beri devam eden süreç dün itibariyla bitti, sorunsuz bir şekilde takıldı.
şu an daha yeni olduğu için tam alışamadım sanki bir şey yerken arasına kaçıyormuş gibi hissediyorum ama zamanla geçecek.
şu an daha yeni olduğu için tam alışamadım sanki bir şey yerken arasına kaçıyormuş gibi hissediyorum ama zamanla geçecek.
devamını gör...
kitap okumak
bugün sitenin bahçesinde kankalarımla çay keyfi yaparken (50 60 yaş arası teyzeler) içlerinden biri oku oku ne oluyor, o da boş iş dedi. diğerleri de ona katıldı. gözümün önünden film şeridi gibi kitaplığım ve okuyup da bir köşeye sakladığım kitaplar geçti. bunlar kitaplarımı görse sitede okuyan insan istemiyoruz diye yöneticiye şikayet edip beni sokağa atabilirler.
korkunç.
korkunç.
devamını gör...
suyun abartılan bir içecek olması
senelerce su içmedim. bir şey olmuyor. yediğiniz sebze meyvede bol su var. çayda, kahvede de.
mythbusters'da deneyini de yaptılar. günlerce su içmeyip üstüne kilometrelerce koşan admada ortalamanın üstünde su çıktı.
susuz kalırsanız ölürsünüz ama su içmedin diye bir halt olmaz.
mythbusters'da deneyini de yaptılar. günlerce su içmeyip üstüne kilometrelerce koşan admada ortalamanın üstünde su çıktı.
susuz kalırsanız ölürsünüz ama su içmedin diye bir halt olmaz.
devamını gör...
sözlüğün geldiği hali görünce kahroluyorum
devamını gör...
yuzırlığa kabul töreni
su yoksa bile teyemmüm abdesti alın da girin şu sözlüğe.
devamını gör...
kitap okumak
sanırım 5 yaşından beri okuyorum. babamın işi sebebiyle 2-3 yılda bir taşınırdık. gittiğim hiç bir okulda sınıf arkadaşlarım beni aralarına almak istemezlerdi. zira onlar tanışıp anlaşalı uzun zaman geçmiş olurdu. rus klasiklerini bitirdiğimde ortaokula yeni geçmiştim. yaşıtlarım ne yapıyor habersizdim. ailemde ben ne yapıyorum habersizdi. evdeki kütüphanede kitaplar bitince şehir kütüphanesine dadandım. kütüphaneciyle bazen almak istediğim kitaplar yüzünden anlaşamazdım, yaşın küçük derdi. yetişkinler 3 kitap alabilirken ben alamıyorum diye üzülürdüm. bir süre sonra kütüphaneci yaşıma rağmen bana 3 kitap vermeye başlamıştı. bu arada annem ve babam eve kitap aldıkça onları da okuyordum. elime geçen hemen hemen her kitap, dergi ne varsa okuyor, ilgimi çeken bir şey bulursam harçlığımla alıyordum. bu durum ben 35 yaşıma gelene kadar devam etti. yemek yaparken bile kitap okuyan beni gören eşimin bir gün şaşkınlık geçirip "soğan karıştırırken bile diğer elinde kitap okuyacağın kadar nasıl bir hikaye okuyor olabilirsin?" demişliği bile vardır.
35 yaşımda olduğumda dönemde bir gün daha önce okumuş olduğum bir rus klasiğinin orijinal çevirisini okurken beynimden vurulmuşa döndüm. kitabın sonunda yazar notunda sayfalarca bir kadının okumamasını dilediğini yazdığı, bunu hakaret olarak gördüğünü belirttiği, bu durumun kitabını ve onu kirleteceğini yazdığı sayfalar vardı. bir anda klasiklere karşı büyük bir soğuma yaşadım. evde duran klasik eserlerin bir kısmını hala okumuş değilim. bu süreçte asya edebiyatına yöneldim, ancak gördüm ki onlarda da sürekli kitaplarda kadın aşağılama sistematik ve düzenli olarak devam etmekte. modern edebiyat okumalıyım dedim onda da aynı şekilde erkek egosu dolu kitaplarla karşılaşmaya devam ettim. dünyada edebiyat neredeyse tüm tarihlerde zaten erkeklerin elindeyken neden bu derecede tepki vermeye başladığımı çözemedim. gerçek şu ki kitaplar bin yıllar boyu erkek bakış açısıyla yazılmış, erkek tarzı yazılmış, kitaplarda ana karakterler hep erkek olmuş ve ben ömrümün uzun bir bölümünü bunları okuyarak geçirmiştim. bunlar bana çok şey kattığı gibi aynı zamanda erkek egemenliğini bana manipüle etmişti ki ben 35 yaşımda buna ayılabildim. bu erkek egemenliği manipülesini yanlış anlayın da istemem, burada kastım erkek uludur, yücedir, erimdir, beyimdir olayı değil. bir alanı ele geçirmiş ve tüm klasik edebiyat eserlerinde erkeklerin dertleri, tasaları, çileleri varken; bizler okurken ana karaktere empati duyarken birden sahneye çıkan tasasız(!) nakış işleyen kadın erkeğe cahilce(!) cevap verir ve erkek karakterimiz nasılsa kadın(!) diye açıklama bile yapmaz.
yaşadığım topluma yabancıyım, etrafımdaki insanları çok boş görüyorum ve duygularını da saklayamayan biri olduğum için bazen "çok cahiliz gibi bakıyorsun.", "bizi bakışlarınla aşağılıyorsun." gibi cümleler duyuyorum. aslında amacım onları aşağılamak ya da küçümsemek değil. o an gerçekten dünyaya bakış açıları bana o kadar sığ geliyor ki, onlara o kadar uzağım ki ait olmadığım bir yerde ne işim var duygusu ile başbaşayım sadece. ben hiç bir yere ya da topluluğa ait hissetmiyorum ve bu durumdan rahatsız değilim. bir ara çok yalnız hissediyordum ama sonradan o duyguyu da etrafımdakiler ile aynı dili bile konuşmadığımı anlayınca yaşamaz oldum. ben ve onlar farklı dünyaları yaşıyorduk. ama içine girdiğim toplum sürekli olarak beni "entel" bulduğunu dile getiriyor(du). onlarla konuşacak ortak bir noktam yok ve havadan sudan konuştuktan sonra sohbetimi bitiriyorum. bu arada bu havadan sudan konuşma olayını da toplum normları gereği yerine getiriyorum, bana göre boş bir aktivite hatta zaman kaybı.
kitap okumak sizi bizim gibi ülkelerde toplumdan soyutlayıp, yabancılaştırabilir. bir süre sonra toplumdan çok farklı düşünseniz de ben gibi sorun yaşamamak adına mantıksız bulduğunuz eylemleri yerine getirir oluyorsunuz. karşılaştığım insanlar kitap okuduğum ve bunlardan sohbet açtığım için beni sıkıcı buluyor. ben onların ağa - mafya dizilerini dinlemeyi sıkıcı buluyorum. dedikodu yapmayı boş buluyorum. erkek muhabbeti yapmayı boşbuluyorum. çocuk muhabbeti, yemek muhabbetini sıkıcı buluyorum. ve görüyorum ki benim sıkıcı, boş bulduklarımı yapan insanlar hayatlarında daha mutlu ve topluma ait. burada yanlış bir şeyler var gibi duruyor değil mi?
yani kitap okumak sizi bireysel olarak geliştirir, ileri götürür vs. dışında yaşatacağı başka bir sürü etken daha var. yaşadığınız toplumun da kitap okuyup okumaması hayatınızın gidişatı ve sizin yaşam şeklinizi etkileyecek bir şeydir. anlattığınızı bile anlamayan, yaşadığınız hayatı "üzücü" bulan, herkesin evlenip çocuk yapması gerektiğine inanan ve bunu hayatın bir gayesi olarak gören, uzmanı okuyup bana bilgi veriyor benim okumama gerek yok diyen bir ülkede yaşıyorsanız hayatınız belli bir noktada bana göre daha zorlu olacaktır. benim gibi sohbet edecek birileri bulamayacak, tekrar kitap okuyacaksınız.
aklıma bazen okuduğum bir mangadaki bir bölüm geliyor. ana karakter nobel ödüllü bir yazar olmasına rağmen babası " beyninin içinde ürettiğin o pis hayalleri yazıp, kitap haline getirip, insanların zamanlarını çalıp onları manipüle ederek para kazandığın için senden utanıyorum. fantezi dünyandan iğreniyor ve gerçek hayata dönmen için baban olarak elimden geleni yapmaya devam edeceğimi söylüyorum.".
ben yine de kitap okumaya devam edeceğim gibi duruyor. *
35 yaşımda olduğumda dönemde bir gün daha önce okumuş olduğum bir rus klasiğinin orijinal çevirisini okurken beynimden vurulmuşa döndüm. kitabın sonunda yazar notunda sayfalarca bir kadının okumamasını dilediğini yazdığı, bunu hakaret olarak gördüğünü belirttiği, bu durumun kitabını ve onu kirleteceğini yazdığı sayfalar vardı. bir anda klasiklere karşı büyük bir soğuma yaşadım. evde duran klasik eserlerin bir kısmını hala okumuş değilim. bu süreçte asya edebiyatına yöneldim, ancak gördüm ki onlarda da sürekli kitaplarda kadın aşağılama sistematik ve düzenli olarak devam etmekte. modern edebiyat okumalıyım dedim onda da aynı şekilde erkek egosu dolu kitaplarla karşılaşmaya devam ettim. dünyada edebiyat neredeyse tüm tarihlerde zaten erkeklerin elindeyken neden bu derecede tepki vermeye başladığımı çözemedim. gerçek şu ki kitaplar bin yıllar boyu erkek bakış açısıyla yazılmış, erkek tarzı yazılmış, kitaplarda ana karakterler hep erkek olmuş ve ben ömrümün uzun bir bölümünü bunları okuyarak geçirmiştim. bunlar bana çok şey kattığı gibi aynı zamanda erkek egemenliğini bana manipüle etmişti ki ben 35 yaşımda buna ayılabildim. bu erkek egemenliği manipülesini yanlış anlayın da istemem, burada kastım erkek uludur, yücedir, erimdir, beyimdir olayı değil. bir alanı ele geçirmiş ve tüm klasik edebiyat eserlerinde erkeklerin dertleri, tasaları, çileleri varken; bizler okurken ana karaktere empati duyarken birden sahneye çıkan tasasız(!) nakış işleyen kadın erkeğe cahilce(!) cevap verir ve erkek karakterimiz nasılsa kadın(!) diye açıklama bile yapmaz.
yaşadığım topluma yabancıyım, etrafımdaki insanları çok boş görüyorum ve duygularını da saklayamayan biri olduğum için bazen "çok cahiliz gibi bakıyorsun.", "bizi bakışlarınla aşağılıyorsun." gibi cümleler duyuyorum. aslında amacım onları aşağılamak ya da küçümsemek değil. o an gerçekten dünyaya bakış açıları bana o kadar sığ geliyor ki, onlara o kadar uzağım ki ait olmadığım bir yerde ne işim var duygusu ile başbaşayım sadece. ben hiç bir yere ya da topluluğa ait hissetmiyorum ve bu durumdan rahatsız değilim. bir ara çok yalnız hissediyordum ama sonradan o duyguyu da etrafımdakiler ile aynı dili bile konuşmadığımı anlayınca yaşamaz oldum. ben ve onlar farklı dünyaları yaşıyorduk. ama içine girdiğim toplum sürekli olarak beni "entel" bulduğunu dile getiriyor(du). onlarla konuşacak ortak bir noktam yok ve havadan sudan konuştuktan sonra sohbetimi bitiriyorum. bu arada bu havadan sudan konuşma olayını da toplum normları gereği yerine getiriyorum, bana göre boş bir aktivite hatta zaman kaybı.
kitap okumak sizi bizim gibi ülkelerde toplumdan soyutlayıp, yabancılaştırabilir. bir süre sonra toplumdan çok farklı düşünseniz de ben gibi sorun yaşamamak adına mantıksız bulduğunuz eylemleri yerine getirir oluyorsunuz. karşılaştığım insanlar kitap okuduğum ve bunlardan sohbet açtığım için beni sıkıcı buluyor. ben onların ağa - mafya dizilerini dinlemeyi sıkıcı buluyorum. dedikodu yapmayı boş buluyorum. erkek muhabbeti yapmayı boşbuluyorum. çocuk muhabbeti, yemek muhabbetini sıkıcı buluyorum. ve görüyorum ki benim sıkıcı, boş bulduklarımı yapan insanlar hayatlarında daha mutlu ve topluma ait. burada yanlış bir şeyler var gibi duruyor değil mi?
yani kitap okumak sizi bireysel olarak geliştirir, ileri götürür vs. dışında yaşatacağı başka bir sürü etken daha var. yaşadığınız toplumun da kitap okuyup okumaması hayatınızın gidişatı ve sizin yaşam şeklinizi etkileyecek bir şeydir. anlattığınızı bile anlamayan, yaşadığınız hayatı "üzücü" bulan, herkesin evlenip çocuk yapması gerektiğine inanan ve bunu hayatın bir gayesi olarak gören, uzmanı okuyup bana bilgi veriyor benim okumama gerek yok diyen bir ülkede yaşıyorsanız hayatınız belli bir noktada bana göre daha zorlu olacaktır. benim gibi sohbet edecek birileri bulamayacak, tekrar kitap okuyacaksınız.
aklıma bazen okuduğum bir mangadaki bir bölüm geliyor. ana karakter nobel ödüllü bir yazar olmasına rağmen babası " beyninin içinde ürettiğin o pis hayalleri yazıp, kitap haline getirip, insanların zamanlarını çalıp onları manipüle ederek para kazandığın için senden utanıyorum. fantezi dünyandan iğreniyor ve gerçek hayata dönmen için baban olarak elimden geleni yapmaya devam edeceğimi söylüyorum.".
ben yine de kitap okumaya devam edeceğim gibi duruyor. *
devamını gör...
okula gitmek için ağlayan çocuk
beta lena’nın entry’si kadar absürd bir şeyi, diyebilirim ki hayatım boyunca duymadım.
devamını gör...
sözlükten hatun kaldırmak
kaba bir söylem. bayan diyeceksiniz.
devamını gör...


