zaman tüneli
keşke uludağ'dan buraya gelse denilen yazarlar
kedi memduh gelsin yeter.diğerleri gelmese de olur.
devamını gör...
lise eteği
uzak doğulu hanımların, hayatları boyunca giymekten vazgeçemediği yegane etek türüdür.
devamını gör...
ne yapmak istiyorsan şimdi yapmalısın
bu söze sonuna kadar katılıyorum. insan istediği şeyi yapabilmeli. kendini belli kalıpların ve sözde engellerin arkasına sıkıştırmamalı.
devamını gör...
ne yapmak istiyorsan şimdi yapmalısın
bayramda memlekete gidecektim ama şimdi gideyim o zaman. işten de istifa ederim
devamını gör...
kıskanç kadın
gitsin başkasını kıskansın, hiç çekemem.
devamını gör...
ray carmine (yazar)
#3980752
okuduğumdan beri kendime gelemedim, dağıldım resmen… kıymetli babasına allahtan rahmet, kendisine ve ailesine de sabırlar diliyorum…
okuduğumdan beri kendime gelemedim, dağıldım resmen… kıymetli babasına allahtan rahmet, kendisine ve ailesine de sabırlar diliyorum…
devamını gör...
lise eteği
ya siz burhan çaçan mısınız?
devamını gör...
burlington çorap
90'lı yıllarda liseliler arasında moda olmuş olan çorap üreticisi .
devamını gör...
lise eteği
genelde pileli olurdu.
devamını gör...
kıskanç kadın
benim birkac ilişkim var gecmişte.
gidin sorun adamlara. hepsi aynı seyi soyler:
gulmekicinyaratilmis cooldur yaa. darlamaz. kıskanc degildir. rahat edersin onla.
hepsi aynı seyi soyler. ististasız.
bi de gidin eski eşime sorun. yalnız o soyle der:
dunyanın en kıskanc kadınıdır.
:))
gidin sorun adamlara. hepsi aynı seyi soyler:
gulmekicinyaratilmis cooldur yaa. darlamaz. kıskanc degildir. rahat edersin onla.
hepsi aynı seyi soyler. ististasız.
bi de gidin eski eşime sorun. yalnız o soyle der:
dunyanın en kıskanc kadınıdır.
:))
devamını gör...
babanın ölmesi
insanı yaşayan bir ölüye çeviriyor.
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
devamını gör...
keşke uludağ'dan buraya gelse denilen yazarlar
uludağ neresi kayak merkezinden mi bahsediliyor.
devamını gör...
husamettin kokorecsever'in olmadığı bir sözlükte yazmak
adam komünistlerin kadir mısıroğlusuydu umarım geberip gitmiştir tükettiği oksijen bile haram namussuzun.
devamını gör...
babalık
1980lerde doğan birisi olarak şu anlarda baskın olan baba neslinin içinde olduğumu düşünüyorum. bununla beraber bir çok sebepten ötürü bu konuda başarısız olduğumuzu da görmeden edemiyorum. zira yaşdaşlarım arasında boşanmalar çok, boşanmayan da hayatından bezmiş halde. çocukların hali de ortada.
doğal olarak sosyolog tarafım soruyor "yav ne oldu da böyle oldu" diye. hissettiğim şey bizim neslin çocukluk ve ergenlik konusunda ne yapacağını öğrenebilmesi ama düzgün bir yetişkinlik ve ebeveynlik konusunda boşluğa düşmesi oluyor. ne yapacağımızı bilemeyince de ergen ya da çocuk tepkileri veriyoruz. buna genel iletişimsizlik, sorun çözme konusunda şiddeti kullanmaya eğilim, problem olan şeyleri yok saymak gibi şeyler örnek verilebilir.
bunun sebebi bizim "yetişkin bir erkek ve bir baba nasıl olunur" gibi kritik sorulardaki yanıtsızığımız. düzeltilebilir mi bilmiyorum ama bir şeyi düzeltebilmek için en başta onun bozuk olduğunu kabul etmek gerekir. bunun bir çok sebebi var, bazıları da onların elinde değildi tabii. kendilerinin genç olduğu zamanların türkiye'si darbeler ve sağ-sol çatışmasının gündeme damgasını vurduğu zamanlardı. ptsd yaşamak için çaba göstermenize gerek yoktu, okula giderken tak diye yanınızdaki arkadaşınızı kurşunlayabiliyorlardı. dahası o dönemin algısında erkek alkol alırdı, zampara olabilirdi, şiddet uygulayabilirdi - aile arasında olurdu böyle şeyler. dönem türk filmlerini izlemeniz aslında yeterli olur o dönemin "errrrkek" modeli için.
lakin biz böyle olamadık. olamadık zira kendilerinin yetişkin ve bir baba olduğu 1980lerle beraber türkiye (ve dünya) hızlı bir ekonomik dönüşüme girdi. sovyetlerin yıkıldığı ve tam da buraya karşı yapılan askeri harcamaların kısılmasıyla yaşanan bir para bolluğu dünyayı sarmıştı. işler beklemiyordu, babalar hep işteydi. üstelik kültürel kodlamalarda da kadın ev işi ve çocuk bakmakla mükellefken erkek "evin direği" idi ama tek istenen şey eve ekmek getirmesi, para getirmesiydi. babalarımızın da işine geliyordu bu - çocuk yazılıdan zayıf mı almış, "anne halleder". sevgilisi mi var, "anneyle konuşulur"du. zira kendisi üzerine düşeni yapmış, eve eli boş gelmemişti. bir de bununla mı uğraşacaktı.
biz böyle bir ortamda büyüdük ama bizim için problem şuydu, bizim baba olduğumuz 2010larda artık o zenginlik yoktu. dahası kadınların da iş hayatına entegre olmasıyla beraber evdeki sorumlulukların niteliği de değişiyordu artık. yani eve ne o kadar para atabiliyorduk, ne de bu tek başına yetiyordu. erkek birden bire hem evde, hem aile içinde görevler alması beklenen birisi haline geldi. tamam gelsindi de, neyi nasıl yapacaktık? biz bunu böyle görmemiştik, babamız bizim hayatımızda bu kadar yer almamıştı. burada muhtelif çözümler üretilmedi değil. kimi çocuğuyla arkadaş olmaya çalıştı - olamadı, zira olmazdı o iş. çünkü otorite boşluğu arkadaşlıkla doldurulamazdı. çocuk henüz "çocuk"ken aradığı şey bir arkadaş değildi, sınır koyacak bir varlıktı. kimi yok saydı - eski sorumluluk dengesini korumaya çalıştı - o da olmadı zira hem eş hem de çocuk tek görevi para kazanmak olan birisinden fazlasını istiyordu - parayı artık kadın da kazanabiliyordu çünkü. evde birisi vardı ama yoktu, para geliyordu ama ev boşalmıştı aslında. bazıları da yeni erkeklik kitabı yazmaya çalıştı, terapiye gitti ama o da tek başına yetmedi. adorno'nun dediği gibi "yanlış yaşam doğru yaşanamıyor"du.
belki de bu yüzden - çözüm arayıp bulamadığımız için değil, çözümün kendisinin henüz yazılmadığı için - biz 80'lerin çocukları, 2010'ların babaları, hâlâ kapıda duruyoruz. nefes alıyoruz. içeri girmeyi bilmiyoruz. benim umudum şimdinin çocuklarının bunu görüp, bu çıkmaza karşı kendilerinin yokluktan — nasıl olmamaları gerektiğini bilerek - kendilerince bir babalık icat etmeleri.
doğal olarak sosyolog tarafım soruyor "yav ne oldu da böyle oldu" diye. hissettiğim şey bizim neslin çocukluk ve ergenlik konusunda ne yapacağını öğrenebilmesi ama düzgün bir yetişkinlik ve ebeveynlik konusunda boşluğa düşmesi oluyor. ne yapacağımızı bilemeyince de ergen ya da çocuk tepkileri veriyoruz. buna genel iletişimsizlik, sorun çözme konusunda şiddeti kullanmaya eğilim, problem olan şeyleri yok saymak gibi şeyler örnek verilebilir.
bunun sebebi bizim "yetişkin bir erkek ve bir baba nasıl olunur" gibi kritik sorulardaki yanıtsızığımız. düzeltilebilir mi bilmiyorum ama bir şeyi düzeltebilmek için en başta onun bozuk olduğunu kabul etmek gerekir. bunun bir çok sebebi var, bazıları da onların elinde değildi tabii. kendilerinin genç olduğu zamanların türkiye'si darbeler ve sağ-sol çatışmasının gündeme damgasını vurduğu zamanlardı. ptsd yaşamak için çaba göstermenize gerek yoktu, okula giderken tak diye yanınızdaki arkadaşınızı kurşunlayabiliyorlardı. dahası o dönemin algısında erkek alkol alırdı, zampara olabilirdi, şiddet uygulayabilirdi - aile arasında olurdu böyle şeyler. dönem türk filmlerini izlemeniz aslında yeterli olur o dönemin "errrrkek" modeli için.
lakin biz böyle olamadık. olamadık zira kendilerinin yetişkin ve bir baba olduğu 1980lerle beraber türkiye (ve dünya) hızlı bir ekonomik dönüşüme girdi. sovyetlerin yıkıldığı ve tam da buraya karşı yapılan askeri harcamaların kısılmasıyla yaşanan bir para bolluğu dünyayı sarmıştı. işler beklemiyordu, babalar hep işteydi. üstelik kültürel kodlamalarda da kadın ev işi ve çocuk bakmakla mükellefken erkek "evin direği" idi ama tek istenen şey eve ekmek getirmesi, para getirmesiydi. babalarımızın da işine geliyordu bu - çocuk yazılıdan zayıf mı almış, "anne halleder". sevgilisi mi var, "anneyle konuşulur"du. zira kendisi üzerine düşeni yapmış, eve eli boş gelmemişti. bir de bununla mı uğraşacaktı.
biz böyle bir ortamda büyüdük ama bizim için problem şuydu, bizim baba olduğumuz 2010larda artık o zenginlik yoktu. dahası kadınların da iş hayatına entegre olmasıyla beraber evdeki sorumlulukların niteliği de değişiyordu artık. yani eve ne o kadar para atabiliyorduk, ne de bu tek başına yetiyordu. erkek birden bire hem evde, hem aile içinde görevler alması beklenen birisi haline geldi. tamam gelsindi de, neyi nasıl yapacaktık? biz bunu böyle görmemiştik, babamız bizim hayatımızda bu kadar yer almamıştı. burada muhtelif çözümler üretilmedi değil. kimi çocuğuyla arkadaş olmaya çalıştı - olamadı, zira olmazdı o iş. çünkü otorite boşluğu arkadaşlıkla doldurulamazdı. çocuk henüz "çocuk"ken aradığı şey bir arkadaş değildi, sınır koyacak bir varlıktı. kimi yok saydı - eski sorumluluk dengesini korumaya çalıştı - o da olmadı zira hem eş hem de çocuk tek görevi para kazanmak olan birisinden fazlasını istiyordu - parayı artık kadın da kazanabiliyordu çünkü. evde birisi vardı ama yoktu, para geliyordu ama ev boşalmıştı aslında. bazıları da yeni erkeklik kitabı yazmaya çalıştı, terapiye gitti ama o da tek başına yetmedi. adorno'nun dediği gibi "yanlış yaşam doğru yaşanamıyor"du.
belki de bu yüzden - çözüm arayıp bulamadığımız için değil, çözümün kendisinin henüz yazılmadığı için - biz 80'lerin çocukları, 2010'ların babaları, hâlâ kapıda duruyoruz. nefes alıyoruz. içeri girmeyi bilmiyoruz. benim umudum şimdinin çocuklarının bunu görüp, bu çıkmaza karşı kendilerinin yokluktan — nasıl olmamaları gerektiğini bilerek - kendilerince bir babalık icat etmeleri.
devamını gör...
max dowman
16 yaşındaki max dowman, premier league şampiyonluğu kazanan tarihteki en genç oyuncu oldu.
devamını gör...
defne samyeli
(bkz: anasına bak anasını al)
devamını gör...
keşke uludağ'dan buraya gelse denilen yazarlar
bütün uludağ buraya gelecekse şimdiye kadar gelenler buraya niye kaçtı? listeye bakıyorum, yarısı zaten burada, yarısı trol, bir veya ikisi de resmi deli.
esas listenin yarısı uludağ’dan ebediyen gitse orada fazladan 100 tane yazar olurdu.
esas listenin yarısı uludağ’dan ebediyen gitse orada fazladan 100 tane yazar olurdu.
devamını gör...

