zaman tüneli
magnus carlsen
carlsen'in de çok umrundaydı. satrancın en iyi oyuncusu. bütün rekorları kırdı. keyfine oynuyor.
devamını gör...
magnus carlsen
norveç 2026 satranç turnuvasında rameshbabu praggnanandhaa'ya yenilmiştir. ikinci kere.
kendisinin satranç yeteneğini tartışanı allah çarpar, ancak iyi olmuş diyorum.
noldu carlsen kardeş? o masaya geç gelmeler, rakibe garip garip hareketler, küstah davranışlar falan? böyle olur işte.
kendisinin satranç yeteneğini tartışanı allah çarpar, ancak iyi olmuş diyorum.
noldu carlsen kardeş? o masaya geç gelmeler, rakibe garip garip hareketler, küstah davranışlar falan? böyle olur işte.
devamını gör...
yemeksever (mutfaktaki hayatım)
okurken deli gibi keyif aldığım bir grafik roman şeklindeki 12 bölümlük yemek kitabı.
aslında sadece yemek kitabı olarak da adlandıramam, bir anı kitabı bile sayılabilir.
yazarı lucy knnisley'in kendi çocukluk anılarına, çocukluğunda tattığı yemeklere, tatlılara, ailesine ve çocukluğuna dair birçok şeye dair bilgiler verdiği bir çizgi roman.
kitaba dair en çok sevdiğim detaylardan biri de küçük bir çocuğun mutfakta vakit geçirmekten bu derece keyif alabilmesi oldu. bunda annesinin işinin de etkisi vardır mutlaka çünkü kitaptan da anlaşılıyor ki annesiyle, ailesiyle olan anıları daha çok tattığı tatlara, yemek yaptıkları, yeni yemekler denedikleri anlara dayanıyor.
artı olarak küçük bir çocuğun hazır paket gıdalardansa kendi yaptığı kurabiyelerden keyif alması da beni memnun eden bir diğer detaydan biri oldu.
kitabın içerisinde ufak tefek yemek tarifleri de bulunuyor, bir gün mutlaka hepsini denemek istiyorum.


beni mest eden bir diğer konu ise yemekler gibi aslında ihtiyacımız olan bir şeyin bağları bu derece kuvvetlendirebiliyor oluşu.
kültürel bağları, arkadaşlık bağını bu derece iyi anlatabilmesi ve bunu da gıdalar üzerinden yapabilmesi çok hoşuma gitti.
kitabın samimi anlatım diline ve çizimlerine de bir o kadar bayıldığımı söyleyebilirim.
aslında bir yemek kitabından ziyade büyüme hikayesi anlatılıyor. anlatırken de asla sıkmıyor, gereksiz dramatize olaylara yer vermiyor.
eğer ki benim gibi sevgi dili sevdiklerine yemek yapmak olan biriyseniz eminim ki sizin de çok hoşunuza giden bir kitap olacaktır.
aslında sadece yemek kitabı olarak da adlandıramam, bir anı kitabı bile sayılabilir.
yazarı lucy knnisley'in kendi çocukluk anılarına, çocukluğunda tattığı yemeklere, tatlılara, ailesine ve çocukluğuna dair birçok şeye dair bilgiler verdiği bir çizgi roman.
kitaba dair en çok sevdiğim detaylardan biri de küçük bir çocuğun mutfakta vakit geçirmekten bu derece keyif alabilmesi oldu. bunda annesinin işinin de etkisi vardır mutlaka çünkü kitaptan da anlaşılıyor ki annesiyle, ailesiyle olan anıları daha çok tattığı tatlara, yemek yaptıkları, yeni yemekler denedikleri anlara dayanıyor.
artı olarak küçük bir çocuğun hazır paket gıdalardansa kendi yaptığı kurabiyelerden keyif alması da beni memnun eden bir diğer detaydan biri oldu.
kitabın içerisinde ufak tefek yemek tarifleri de bulunuyor, bir gün mutlaka hepsini denemek istiyorum.


beni mest eden bir diğer konu ise yemekler gibi aslında ihtiyacımız olan bir şeyin bağları bu derece kuvvetlendirebiliyor oluşu.
kültürel bağları, arkadaşlık bağını bu derece iyi anlatabilmesi ve bunu da gıdalar üzerinden yapabilmesi çok hoşuma gitti.
kitabın samimi anlatım diline ve çizimlerine de bir o kadar bayıldığımı söyleyebilirim.
aslında bir yemek kitabından ziyade büyüme hikayesi anlatılıyor. anlatırken de asla sıkmıyor, gereksiz dramatize olaylara yer vermiyor.
eğer ki benim gibi sevgi dili sevdiklerine yemek yapmak olan biriyseniz eminim ki sizin de çok hoşunuza giden bir kitap olacaktır.
devamını gör...
mesaj atsam mı atmasam mı tereddütü
çözüm yolu engellenmektir, engellendikten sonra isteseniz de atamiyorsunuz zaten. eğer engelleyen kişi sizseniz ve böyle bir tereddütünüz varsa atın gitsin, belki o da sizin atmanizi bekliyordur. ortada engelleme gibi bi durum yoksa yazin gitsin, ben olsam öyle yapardim yani. zira yapmadigim seylerin pismanlıgı yaptıgım seylerin pismanligindan daha agir gelir bana.
devamını gör...
allah belanızı versin
allah belanızı versin, tez vakitte. çoluğundan, çocuğundan inşallah. sonra dönün aff dilenin.
hakkedene edilen beddua geri dönmez. insanları rahatsız edip edip kenara çekilemezsiniz.ben duamı tüm kalbimle ettim. hala rahatsız ettiğinize göre. engelediklerimin bazıları üstüne alınmış, dua hakkedene gider. . ister salla ister sallama..
hakkedene edilen beddua geri dönmez. insanları rahatsız edip edip kenara çekilemezsiniz.ben duamı tüm kalbimle ettim. hala rahatsız ettiğinize göre. engelediklerimin bazıları üstüne alınmış, dua hakkedene gider. . ister salla ister sallama..
devamını gör...
reha muhtar
inanılmaz zeki bir herifti. gerçek hayatta, ekrandaki personasıyla da alakası yoktu.
dünyadaki medyayı çok iyi takip etmeyen, kafası çalışmayan insan o sunum formatını keşfedip türkiye'ye uyarlayamaz. "ne formatı ya aptal sorular" vs diyenler de adamın hedef kitlesi zaten.
ama işte konuya gelirsek, eş seçiminin önemini anlatan bir ibreti vardır. hayatını bitiren bir kadınla çocuk yapıp, çocukları bana karşı kışkırttı, elimden aldı, kaçırdı derken beyin kanaması geçirmiş, o sırada mahkemesi, avukatı derken yılları zehir olmuş. muhtemelen o yıpranmanın etkisiyle erken göçmüş.
dünyadaki medyayı çok iyi takip etmeyen, kafası çalışmayan insan o sunum formatını keşfedip türkiye'ye uyarlayamaz. "ne formatı ya aptal sorular" vs diyenler de adamın hedef kitlesi zaten.
ama işte konuya gelirsek, eş seçiminin önemini anlatan bir ibreti vardır. hayatını bitiren bir kadınla çocuk yapıp, çocukları bana karşı kışkırttı, elimden aldı, kaçırdı derken beyin kanaması geçirmiş, o sırada mahkemesi, avukatı derken yılları zehir olmuş. muhtemelen o yıpranmanın etkisiyle erken göçmüş.
devamını gör...
noktalama işaretleri
yeri geldiğinde bir hayat kurtaran işaretlerdir. önemsiz falan da değildirler. örneğin:
o, kedi eti yedi. (gitti güzelim kedi)
o kedi, eti yedi... (gitti güzelim bonfile)gibi ...
o, kedi eti yedi. (gitti güzelim kedi)
o kedi, eti yedi... (gitti güzelim bonfile)gibi ...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
her gün ve en yeniden kendini seçmek..
ya da seçememek..
hepsi normal..
.........
bir şeyler olmak ya da yapmak zorunda değiliz.
bazen sadece dinlenir ya da karanlığımızla kucaklaşırız..
bazen kucaklaşamaz savaşırız..
bu da normal..
....
performansa dayalı, hep üreten ve kazanan (neye göre kime göre) olmak zorunda değiliz. bazen sadece bekleriz. dışarıda hiçbir şey olmuyorken içeride dağlar devriliyor, okyanuslar taşıyor, alevler tüm bir semti içine alıyordur kim bilir?
....
taşan okyanus alevleri söndürüyor, hiç fark edilmeden tane tane inşa edilmiş gemi seni alıyor dağların dağılan heybetinde hemhal olmuş bir ovaya rota oluşturuyor, sana çok daha uygun bir yaşam alanı kurulmuş ve bu zaman zaman dingin zaman zaman dalgalı ruh haliyle oraya taşınıyorsundur kim bilir?
.....
hikayenin tamamını bazen olduğun yerden göremezsin. sebepleri ve sonuçları ayırt edemez. hatta bazen bir sebebe haddinden fazla takıldığını hisseder, bu konuyla ilgili sen kendine yüklenirken dışarıda bir şeylerin geciktiğini sanarken içerideki dünyada bir şeylerin güzelleştiğini ve sana en uygun frekansa getirildiğini seçemezsin.. lakin bu da normal..
.......
hayır iyimser değilim.
sadece okyanusumla, alevlerimle, dağımın esrarengiz halleriyle çoktan tanıştım. gemim bana görünür oldu. davete icabet ettirildim. içimi dışıma çıkaran o yolculuğa katıldım. sisler gözümü kör gemideki diğerlerinin feryatları kulaklarımı sağır etti. gemiden atlatılıp dalgalarla defalarca boğuşturuldum. esrarengiz bir ışık hüzmesi tekrar ve tekrar bana elini uzatıp gemiye dahil olmamda bana yardım etti. kuduruktum yine durmadım. geminin kaptanlığına soyundum. çeşit çeşit varlıkların olduğu gemiyi bir buzul dağında paramparça ettim. bir çoğu yiyip gitti. dağıldım en yeniden kayboldum. ve evet bu da normaldi.
....
bir ses duyar gibi oldum sessizliğin içinden. yüzyıllardır boğuştuğumu sandığım okyanus duruldu. sisler tatlı bir esintiyle görünenin çok ötesine dağıldı. içimde ayaklarına bak sesi duyuldu. ayaklarım yere basıyordu. suyun tatlı telaşı beni kıyıya öteledi. dağılan sisin manzarasında evim belirdi.
......
tüm bu hikayedeki renklerin, gelenlerin ve gidenlerin, beni boğanların ve kurtaranların, seslerin ve sessizliğin, bekleyişlerin, belirsizliğin, savaştıklarımın ve seviştiklerimin ben olduğu bildirildi. hem ben hem değil. hem var hem yok. hem bir hem bütün. yaratımın farklı kıvılcımlarının aynı alevi oluşturduğu anlatıldı. farklı damlaların aynı okyanusu.. farklı zerrelerin aynı dağı.. o geminin o okyanusla hiç boğuşmadığı, o alevlerin söndürülmeye hiç ihtiyaç duyulmadığı, o dağların hiç yıkılmadığı.. bir yaprağın bile kıpırdamadığı.. tüm alemin rüyasını zaten evimin içinde gördüğüm sadece unuttuğum bildirildi..
sevgi ve farkındalıkla..
ya da seçememek..
hepsi normal..
.........
bir şeyler olmak ya da yapmak zorunda değiliz.
bazen sadece dinlenir ya da karanlığımızla kucaklaşırız..
bazen kucaklaşamaz savaşırız..
bu da normal..
....
performansa dayalı, hep üreten ve kazanan (neye göre kime göre) olmak zorunda değiliz. bazen sadece bekleriz. dışarıda hiçbir şey olmuyorken içeride dağlar devriliyor, okyanuslar taşıyor, alevler tüm bir semti içine alıyordur kim bilir?
....
taşan okyanus alevleri söndürüyor, hiç fark edilmeden tane tane inşa edilmiş gemi seni alıyor dağların dağılan heybetinde hemhal olmuş bir ovaya rota oluşturuyor, sana çok daha uygun bir yaşam alanı kurulmuş ve bu zaman zaman dingin zaman zaman dalgalı ruh haliyle oraya taşınıyorsundur kim bilir?
.....
hikayenin tamamını bazen olduğun yerden göremezsin. sebepleri ve sonuçları ayırt edemez. hatta bazen bir sebebe haddinden fazla takıldığını hisseder, bu konuyla ilgili sen kendine yüklenirken dışarıda bir şeylerin geciktiğini sanarken içerideki dünyada bir şeylerin güzelleştiğini ve sana en uygun frekansa getirildiğini seçemezsin.. lakin bu da normal..
.......
hayır iyimser değilim.
sadece okyanusumla, alevlerimle, dağımın esrarengiz halleriyle çoktan tanıştım. gemim bana görünür oldu. davete icabet ettirildim. içimi dışıma çıkaran o yolculuğa katıldım. sisler gözümü kör gemideki diğerlerinin feryatları kulaklarımı sağır etti. gemiden atlatılıp dalgalarla defalarca boğuşturuldum. esrarengiz bir ışık hüzmesi tekrar ve tekrar bana elini uzatıp gemiye dahil olmamda bana yardım etti. kuduruktum yine durmadım. geminin kaptanlığına soyundum. çeşit çeşit varlıkların olduğu gemiyi bir buzul dağında paramparça ettim. bir çoğu yiyip gitti. dağıldım en yeniden kayboldum. ve evet bu da normaldi.
....
bir ses duyar gibi oldum sessizliğin içinden. yüzyıllardır boğuştuğumu sandığım okyanus duruldu. sisler tatlı bir esintiyle görünenin çok ötesine dağıldı. içimde ayaklarına bak sesi duyuldu. ayaklarım yere basıyordu. suyun tatlı telaşı beni kıyıya öteledi. dağılan sisin manzarasında evim belirdi.
......
tüm bu hikayedeki renklerin, gelenlerin ve gidenlerin, beni boğanların ve kurtaranların, seslerin ve sessizliğin, bekleyişlerin, belirsizliğin, savaştıklarımın ve seviştiklerimin ben olduğu bildirildi. hem ben hem değil. hem var hem yok. hem bir hem bütün. yaratımın farklı kıvılcımlarının aynı alevi oluşturduğu anlatıldı. farklı damlaların aynı okyanusu.. farklı zerrelerin aynı dağı.. o geminin o okyanusla hiç boğuşmadığı, o alevlerin söndürülmeye hiç ihtiyaç duyulmadığı, o dağların hiç yıkılmadığı.. bir yaprağın bile kıpırdamadığı.. tüm alemin rüyasını zaten evimin içinde gördüğüm sadece unuttuğum bildirildi..
sevgi ve farkındalıkla..
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
oğlum kucağımda uyuduğu ve bırakırsam uyanacağı için overthink saatim başladı.
devamını gör...
hayırlı çarşambalar
çarşamba çarşafa dolanır. kemal sunalcılar bunu iyi bilir.
devamını gör...
reha muhtar
türkiye için bir "değer" diyemem ama yanlış bilmiyorsam bu anchormanlik mevzusunu türkiye'ye getiren ilk adamdı. ondan sonra haber spikeri ve ya anchorman diye bir ayırıma gidildi türkiye'de.
yıllarca dillere pelesenk olmuş hapisten kaçan mahkuma canlı yayında sorduğu" tüneli kaçmak için mi kazdınız" sorusu ile epey gibi süre başta okan bayülgen olmak üzere stand-upçılara ve tüm halka espri malzemesi bir konu vermiştir. hatırlıyorum ben de o zamanlar ortamlarda sessiz bir hava varsa durur durur "tüneli kaçmak için mi kazdınız" derdim ortam bi anda mihahuahuhaha olurdu.
seveni sevmeyeni vardır illaki ama o karizma olduğu yıllarda yolda görsen etrafını sarıp imza almaya çalışan yüzlerce insan görürdün. bu da bir gerçek.
lakin allah kimseyi bu durumlara düşürmesin. son görüntülerinden birinde gerçekten içim cız etmişti. kendi çocuğu dahil herkesin kendisini terk ettiğini ve malını mülkünü tüm yakınlarının paramparça ettiğini söylüyordu. ve son olarak bundan sonra "allah'la beraberim ben" dediğini hatırlıyorum hani bir söz vardır ya "allah sonunu hayr etsin". inşaallah sonu hayır olmuştur. allah rahmet eylesin.
yıllarca dillere pelesenk olmuş hapisten kaçan mahkuma canlı yayında sorduğu" tüneli kaçmak için mi kazdınız" sorusu ile epey gibi süre başta okan bayülgen olmak üzere stand-upçılara ve tüm halka espri malzemesi bir konu vermiştir. hatırlıyorum ben de o zamanlar ortamlarda sessiz bir hava varsa durur durur "tüneli kaçmak için mi kazdınız" derdim ortam bi anda mihahuahuhaha olurdu.
seveni sevmeyeni vardır illaki ama o karizma olduğu yıllarda yolda görsen etrafını sarıp imza almaya çalışan yüzlerce insan görürdün. bu da bir gerçek.
lakin allah kimseyi bu durumlara düşürmesin. son görüntülerinden birinde gerçekten içim cız etmişti. kendi çocuğu dahil herkesin kendisini terk ettiğini ve malını mülkünü tüm yakınlarının paramparça ettiğini söylüyordu. ve son olarak bundan sonra "allah'la beraberim ben" dediğini hatırlıyorum hani bir söz vardır ya "allah sonunu hayr etsin". inşaallah sonu hayır olmuştur. allah rahmet eylesin.
devamını gör...
nick vermeden bir yazara seslen
kalktın mı
devamını gör...
hayırlı çarşambalar
çarşamba gizli cumartesidir. bunu ankaralılar anlar.
devamını gör...
reha muhtar
90'lı yılların sonunda ve 2000'li yılların başında, bu adamın yaptığı yalan ve saçma haberler yüzünden birçok gencin canı yandı. saçını uzatmak, küpe takmak ve hatta siyah tişört giymek bile satanist ilan edilip ülkücülerin veya polislerin tacizine uğramak için yeterliydi.
ölmüş mü kalmış mı bilmiyorum ama eğer ölmüşse, yaktığı canların hesabını vermeden yok olup gitmiş demektir.
ölmüş mü kalmış mı bilmiyorum ama eğer ölmüşse, yaktığı canların hesabını vermeden yok olup gitmiş demektir.
devamını gör...
hayırlı çarşambalar
hergün allah'ın günüdür. hiç bir günün kutsallığı yoktur. o yüzden hayırlı çarşambalar.
devamını gör...
uçankuş
bel altı magazinin sembolü.
devamını gör...
reha muhtar
anchorman'liği cıvıtan isimlerden
devamını gör...
reha muhtar
karısı ve çevresine çok çektirmiş alkolikliği yüzünden. sümük gibi bir portre çizerek toprağa düştü. sonuç: toprak herkesi eşitler.
devamını gör...
reha muhtar
uyduruk, kurgu haberler yapardı. haberleri reyting malzemesi yapmıştı. yine de allah rahmet eylesin.
devamını gör...
