evdeydim, mis gibi biramı içiyordum, trt yi açtım, yurtta sulh konseyi falan diyordu aplam. aha dedim bizimkiler olaya girmiş, meğer göthullah gülencilermiş olaya giren, olsun dedim, izleyeyim şu tiyatroyu... sabaha kadar izledim, çok zevkliydi lan. kendi kendilerini vuruyorlar falan, çekirdeğim ve biramla izledim göte para vermedim.
devamını gör...
14 temmuzdan sonraki gün
devamını gör...
resmî tatil.
devamını gör...
ne güzel söylemişti mahir kaynak

''ben olayın nasıl olduğuna değil, kimin işine yaradığına bakarım''

devamını gör...
tiyatro günü.
devamını gör...
yaşım gereği hiç darbe görmemiştim.
(ki az da değil yaşım)
o gece babamı aradım, sonuçta tecrübeliydi.
baba dedim, darbe oluyor.
ne darbesi ulan? dedi.
böyle darbe mi olur?
ordu darbe yapacak, sen askerin elinden g3'ü alacaksın he? oldu paşam. o g3'ü bir tarafından sokar diğer tarafından çıkartırlar dedi.
mantıklı geldi.

he bir de işin atletle tank durdurma boyutu var.
onu hiç açmayalım :)
devamını gör...
akp'nin ne istediyse verdiği fetö ile kapışmasının son aşaması. 17-25 aralık operasyonları ile başlayan kapışmada akp ve diğer dinci kadrolar galip gelmiş zarar gören ise türk milleti ve türk silahlı kuvvetleri olmuştur. benim için anlam ve önemi yoktur çünkü akp'nin kendini aklamak için kullandığı bir argümandır 15 temmuz. sadece ömer halis demir ve diğer şehit olan insanlarımız için üzülüyorum. köprüde soyundurulan 20-25 yaşında sadece aldığı emri uygulayan ve tatbikat diye kandırılan çocuklarımıza üzülüyorum.

tanımını yapacak olursak ömer halis demir gibi kahramanlar sayesinde kazanılan ancak akp'li popülist siyasetçiler tarafından içi boşaltılan olaydır. umarım bir gün siyaset ayağıda ortaya çıkar ve cezalandırılır.
devamını gör...
selam olsun....
11.katta f-16 ya kafa atana.
selam olsun...
tankın egzoztunu penye tişört ile kapatana.
selam olsun..
marmaris 'de taksiciye rte nin adresini soran komandoya..
selam olsun...
450 bin metrekarelik 1150 odalı sarayı ıska geçen f-16 pilotuna.
selam olsun...
dantelli tül perdeyi kefen yapıp sokağa dökülenlere.
selam olsun..
darbe araştırılsın diyen öneriye hayır diyen akp ve mhp li milletvekillerine...
benim destanım 18 mart
egemenliğim 23 nisan
bağımsızlığım 19 mayıs
demokrasim 29 ekim
saygım 10 kasım'dır
devamını gör...
allah rahmet eylesin tüm şehitlerimize.
devamını gör...
tiyatro diyerek olayı normalleştirenlerin hiçbir halttan anlamadığından eminim. siyasal islamcı iktidarın kendi eliyle büyütüp beslediği, cia tarafından gazlanan, köprü kapatarak ülke yönetimini ele geçireceğini sanan bir avuç aptal ve hain cemaatçinin ihanetidir. bu olaya tiyatro demek akp’nin günahını hafifletmektir. cesetleri kömürleşecek kadar bombalanan ve şehit olan özel hareket polislerimize ve diğer güvenlik güçlerine haksızlıktır. akp iktidardan düştüğünde gerçek bir yargılanma sürecinin başlaması, bugün dokunulmayan asıl sorumluların yargılanması gerekir.
devamını gör...
temmuzun ayının 15. günü.
not: aşağıda belirtilenler yalnızca birkaç örnekten ibarettir. fakat 2008 yılından bu yana 15 temmuz günü pek de önemli hadiseler gerçekleşmemiştir.

15 temmuz 1099: 1. haçlı ordusunun kudüs'ü ele geçirdi
15 temmuz 1904: rus yazar çehov hayatını kaybetti
15 temmuz 1954: izmir liman işçileri yasağı delerek grev yaptı; 24 işçi gözaltına alındı. izmir'de 700 liman işçileri bir yıl sonra tekrardan greve başladı. bu sefer işçiler mahkemeye sevk edildi.
15 temmuz 1968: amerika birleşik devletleri’ne ait 6. filo istanbul’a geldi. gemiler limana demirler demirlemez istanbul teknik üniversitesi öğrencileri dolmabahçe rıhtımına gelerek 6. filo’yu protesto ettiler. teknik üniversitesi talebe birliği başkanı harun karadeniz, “türkiye’nin tam bağımsız olduğuna inanıyoruz ve onun için de bayrakları yarıya kadar çekiyoruz” dedi.
15 temmuz 1969: türk havacılığının kurucularından vecihi hürkuş 80 yaşında istanbul'da hayatını kaybetti.
15 temmuz 1996: istanbul gültepe polis karakolu tarandı. ardından, polis bir eve operasyon yaptı; kısa adı dhkp-c olan devrimci halk kurtuluş partisi- cephesi üyesi olduğu öne sürülen 4 kişi öldürüldü.
15 temmuz 2008: bağdat'ın 60 km kuzey doğusundaki bakuba şehrinde, iki intihar bombacısının bir askeri kampa düzenlediği eylemde en az 28 kişi öldü.



edit: az daha unutuyordum bir de benim dümenden gazi olma hikayem var (bkz: #2084533
devamını gör...
bugün 15 temmuz.

önemli bir gün tabii...

twitter'la tanıştık 15 temmuz 2006'da. doğru kullanıldığında en iyi internet platformudur twitter.

bir de 2016'da bir şeyler oldu ülkemizde, bu günde. bu pek de anormal bir vukuat değildi ama. korku filmi izlerken, diğer sahnelerdekilerden daha korkunç bir şey olmuş gibiydi sadece. böyle bir hükümetle her türlü dehşet yaşanabilir, her çeşit kepazelik olabilir. şaşıranlara hayret ediyorum.
devamını gör...
(bkz: 15 temmuz 2016); akp ile feto'nun çıkarlarının çatıştığı, uğruna neredeyse bir ülkenin yok olacağı fakat son anda vatansever, milliyetçi ve kemalist subaylar sayesinde ülkenin yok olmasının engellendiği kanlı ve entrikalı bir tiyatro oyunu. ne hikmetse ülkenin cumhurbaşkanı, darbeyi eniştesinden öğrendi, bu ne aymazlık? sanki o zaman mit başkanı uyuyordu.
çok daha sonraları anamuhalefet partileri olan chp ve iyi parti, fetö terör örgütünün siyasi ayağının araştırılması için tbmm'ye önerge verdi; bu önerge, iktidar partisi olan akp ve mhp tarafından reddedildi. neden acaba?
15 temmuz bir milli bayram değil aksine bir tiyatrodur. türk milletinin milli bayramları 4 tanedir: 23 nisan, 19 mayıs, 30 ağustos, 29 ekim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
sizlere 15 temmuzla ilgili hissiyatımı anlatan bir bestemi gönderiyorum.
devamını gör...
muhteşem bir kahramanlık öyküsünü itibarsızlaştırma çabası içinde olan fetöcülere kanmayınız. bak bak ne yalanlar ne iftiralar tabi dış güçlerin maşası olmak işte böyle bir şeydir :

15 temmuz'un planlayıcıları
1) hakan fidan, erdoğan ve hulusi akar 15 temmuzdan aylar önce mit’in saraya 5 dk mesafedeki çiftlik üssünde defalarca buluşarak 15 temmuzun planlamasını yaptılar. 15 temmuzun her aşaması burada detaylı olarak planlandı ve uygulamaya konuldu. planın tamamını bilen bu 3 isim hiçbir şekilde ifade vermeye gitmedi. rejim değişince erdoğan başkan, hulusi akar savunma bakanı hakan fidan ise dışişleri bakanı oldu.
2) erol olçok 15 temmuz afişlerini günler öncesinden hazirlayan isimdi ve ortadan kaldırılmalıydı!!!darbe gecesi defalarca saraydan aranarak "köprüye git" denilen erdoğan'ın reklamcısı erol olçok ve oğlu siyah transporterdan açılan ateşle sırtından vurularak öldürülmüştü. nihal olçok, darbe gecesinin sabahı tüm türkiye “korkma, göklerden gelen bir karar vardır afişleri ile donatıldı. bunu o hengamede ne ara yaptılar?” diye sormuştu??? o afişlere kadar önceden hazırlık yapan kimdi?
3) darbenin en önemli figürü 15 temmuz'da köprüye gönderilerek infaz edilen erol olçok'tur.
fotoğraf&siyaset hesabından daha darbeden 5 gün önce herşeyi deşifre etmişti. darbeyi erken açıkladığı için hakan fidan’ın teklifi ve erdoğan'ın onayı ile ortadan kaldırıldı.
4) saray ile ortaklık kuran ve bu ortaklığın bozulmasını istemeyen perinçek bile erdoğan'a sopa göstererek:" darbeyi 1 gün önce yenisafak gazetesine haber verdim. tayyip beyin darbeyi enistemden öğrendim demesi doğru degil" diyecekti.
5)darbeyi öğlen vakti mit'e giderek haber veren binbaşı o.k önce tsk'dan atıldı. meclis komisyonunda ifade vermesi engellendi. en son mit'te göreve alındı ve konuşması engellendi!! niye? sebebi basit: saray'ın hazırladığı darbeyi haber vererek, oyunu bozacaktı.

bu iddiaları ortaya atanlar fetöcüdür. yalan bunların işidir. şeytanca dış güçlerle iş birliği yapan insanlar bunlar. vatan hainleri, ezanları susturamayacaksınız…
buradan
devamını gör...
memleketin üstüne veba gibi çöken kam emicilerin, pastadan pay kavgası yaşadığı, bedelini yine ülkemin ve halkının ödediği gün.

adamın kucağında büyü, o sayede tanın, onun desteğiyle parti kur ve başa geç, senelerce ne istedilerse ver, hocaefendi çek, sonra birbirinizi yiyin ama ucu sizden kimseye dokunmasın.

var mı o günden bugüne tutuklanan, istifa eden siyasi?

okulu, işyeri istiyor diye heriflerin bankasında mecburen hesap açan halk fetocu. reisin bizzat kendisinin seçtiği 10 yaverinin 8'i fetocu. darbe günü bindiği uçağın pilotu fetocu. o uçağa eşlik eden koruma uçağının pilotu fetocu. ama bunları seçen, bu makamlara getiren değil.

genelkurmay başkanı olan arkadaşın ordunun içinde olan bitenden haberi yok. herifler tankla, uçakla kışladan çıkıp sağı solu bombalıyor, insanlar ölüyor; ağa bu nasıl iştir sen işini nasıl yapıyorsun diye hesap sorulması gereken yerde adam terfi alıp savunma bakanı oluyor.

haberlerden, filmlerden biliriz. dincilerin beyni yıkanır, bir davaya hizmet ettiğine inandırılır, sen ben önemli değiliz gerekirse canını ver muzaffer olalım cennet senin falan denir. şimdi bu cemaatte ölümü göze alan biri yok muymuş, kimseyi vurmamışlar. kaldı ki ordunun başındaki adamın dediğine göre kemerle rehin alınmıştı. zaten burdan canlı çıkamıycam bari seni de yanımda götüreyim kafasında kimse yok muydu, yoksa böyle şeyler sadece filmlerde mı oluyor.

darbeden sonra darbenin siyasi ayağı araştırılsın önerisi kimler tarafından reddedilmişti?

o akşam polis tarafından birilerine silah dağıtıldığı haberleri çıkmıştı. bu silah verilen halkı kim neye göre seçti, o silahlar iade edildi mi, kullanılan var mıydı, hangi koşulda nasıl kullandı gibi sorular cevap buldu mu?

burdan darbeci çıktı diyip galiba jandarmayı kaldırmışlardı. e polisten de çıktı. mesele kurum muydu kişiler mı. sanki cemaat tek bir kurumun çatısı altında toplanmıştı. mecliste de fetocu var, meclisi de mi kapatıcaz.


daha akla gelen gelmeyen bir ton şey var. yazsan kitap olur. daha bu işten nemalanmaya çalışanlara girmedik bile. birileri kahraman ilan edilip gazi maaşı falan bağlandı. kamyon kullanan kadın dediler fos çıktı. dün rastgele bir videoya denk geldim; adam iki bacağından vurulup koştuğunu söylüyor, avukat nasıl koştun diyince mahkeme başkanı bu soruyu soramazsın diyip üstünü kapatıyor. g3 mermisi yiyip sırtında 15 cm delik açıldığını iddia eden kız var. ama kanıt giremiyoruz, aç sırtını görelim. bunların nedense doktor raporlarını göremiyoruz. ne kahramanlar var g3 mermisi yiyip yaşıyorlar, üstelik olay olduğunda 14 yaşındaymış. ben askerken piyade tüfeğiydi g3, madem 14 yaşındaki çocuğu bile öldüremeyen bir silah, neden kolluk kuvvetlerine bu silahı veriyorsunuz en basitinden. boncuk tabancası yesen canın acır, adam iki bacağından vurulmuş ama kalkıp koşmuş hey yavrum hey. alın size kahramanlık.

içindeki vatan sevgisiyle ölümü göze alıp inandığı doğrular doğrultusunda hareket eden gerçek kahraman ömer halisdemir'i, benim adını bilmediğim bazı subayları ve sıradan halkı saygıyla selamlıyorum onlara lafım yok. ama bu cemaatin böyle büyümesini sağlayan, olay sonrasında da bedel ödemeyen, hatta bu işten yine çıkar sağlayan kim varsa umarım birgün hesabını verir.

bu olaya bize darbe yapıldı diye çığırtkanlık yapan çomar kadro cemaatlerin ülke için ne denli büyük tehdit olduğunu göremedi. feto gider başka cemaat gelir, hemen bir gruba kaymışlardır zaten. bu ülke bir an önce cemaatlerden bir şekilde arındırılmalıdır. tüm cemaatler kapatılmalı, ciddi yaptırımları olmalıdır. tabi bu iktidarın işine gelmez.
devamını gör...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yaşasın demokrasi
hain darbe girişimini geri püskürten türkiye, canı pahasına koruduğu demokrasiye sahip çıktı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
başta ömer halisdemir olmak üzere bütün şehitlerimize allah'tan rahmet diliyorum. mekanları cennet olsun.
devamını gör...
devamını gör...
---! alıntı !---

bir fatiha: arkadaşım ahmet aşık’ın ruhuna mektup

seni son gördüğümde (vefatından bir sene kadar evveldi) doktoruna söylediklerini anlatmıştın, hatırlıyor musun: aman doktor, benim biraz daha yaşamam lazım, biraz daha yaşayıp, şu kenan evren denen adamın darbe suçundan yargılandığını, hattâ mümkünse öldüğünü görmem lazım, ne yap et, benim ondan önce ölmeme izin verme.

şükür yargılandığını gördün; darbeden suçlu bulunduğunu, müebbet hapis aldığını, rütbelerinin söküldüğünü.

ama kalbin kırık, için sızılı gitti biliyorum; öldüğünü göremedin. şükür, şükür onu da biz gördük.

ama sana bu mektubu yazmamın sebebi bu değil; daha büyük bir müjde, kalbinin bütün kırıklarını, içinin bütün sızılarını iyileştirecek bir müjde: türkiye toplumu, türkiye coğrafyasında yaşayan halklar tarihinde ilk kez bir askeri darbeye yekten karşı çıktı; kurşunlara, bombalara, tanklara, uçaklara, zırhlı birliklere, albaylara, generallere direndi, darbeye geçit yok dedi, kaderine sahip çıktı… birinci sıradakiler düştü, geri adım atmadı; ikinci sıradakiler düştü, geri adım atmadı; sokakları, meydanları terk etmedi ve hâlâ terk etmiyor. bizim çok sevdiğimiz eski terimlerle söyleyeyim; bugün türkiye devriminin, dur şaşırma, evet bugün (27 temmuz 2016), sıfatsız, mübalağasız, tertemiz, anahtar teslim türkiye devriminin (hızlandırılmış kapanış bölümünün) 11. günü (11 deyince de aklımıza hemen marx’ın feuerbach üzerine 11. tezi geliyor, farkında mısın: şu, (mealen) artık aslolan dünyayı yorumlamak değil dönüştürmektir diyen tez). evet, tam dediğim gibi, kulaklarına inan ve artık kalbinin bütün kırıkları iyileşsin, içindeki bütün sızılar geçsin, rahat uyu.

ama bir yere yaz; geldiğimde müjdemi de isterim.

türkiye toplumunun tüm kalbi kırıkları, tüm kendini gurbette hissedenleri, içindeki sızıya bir sebep bulamayanları, tüm adını koyamadıkları için mecburen hüzün diyenleri, bu coğrafyanın doğal habitatını oluşturan tüm halklar, bir müjde daha veriyorum (biliyorum buna ayrıca ve gözlerin, kalbin dolusu sevineceksin): en önde dindar müslümanlar ayağa kalktı. 2000’lerin başlarından bugüne bizzat besleyip büyüttükleri ağır çekim, ama yoğun ve çetin bir halk çocukları devriminin ezilmesine izin vermediler.

apaçık abd (ve muhtemelen ab) destekli; üstelik, kader mi dersin sürpriz mi bilemem ama yan yana iç içe yaşadıkları, hattâ yer yer kardeş bildikleri islami bir cemaatin koçbaşlığını yaptığı bir darbeye, hiç olmazsa bir iç savaş diyen namussuz bir darbe girişimine karşı koydular. 246 şehit, 2186 yaralımız var. ama kazandık ahmet, biz kazandık! bozkırların, kederli nehir yollarının, sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran sakat ve sıska atın, şehirlerin ve toprağın bahtını değiştirdik.

eee daha daha mı diyorsun, bekle soluklanayım.

bir göz açıp kapayıncaya geçen ömrümüzde, ömrümüzün son mevsiminde kardeşlerimizi tanıdık.

sala verdiler bütün camilerde: es salatu ve’s-selamu aleyke ya rasulallah!

uyanın dediler minarelerden, güvercinler havalandı; uyanın vatan tehlikededir! sokağa çıkın, omuz omuza verin, onbeş-yirmi yıldır dişimizle tırnağımızla elde ettiğimiz haklar, özgürlükler, birlikte yaşama bahçeleri, ağız dolusu konuşma, gülme hakkımız, kaderimizin üstüne açtığımız kanatlar, demokrasimiz tehlikededir, uyanın!

bir göz açıp kapayıncaya son mevsiminde ömrümüzün kardeşlerimizi tanıdık.

ne dediklerini tam bilmiyorum, allahu ekber kebira, ama kalın menkıbe kitaplarından çıkmış kahramanlar gibi gözlerini kırpmadan zalimin üstüne yürüdüler; oradaydım, gördüm ve şahidim.

darbenin belirmeye başladığı ilk andan itibaren sokağa çıktılar; öyle rastgele bir sokağa çıkış değil ha, aman yanılmayasın. sanki ilahi bir esinle davranan bir orkestra gibi, hangi kentte, hangi ilçede, hangi köyde kasabada, hangi sokakta ihtiyaç varsa, o kentte, o ilçede, o köyde o kasabada ayağa kalktılar ve o muhtaç sokağa aktılar: en önce köprüye (15 temmuz şehitler köprüsü’ne), sonra hava meydanlarına, sonra zırhlı birlik karargâhlarına, sonra jet üslerine, sonra medya merkezlerine, sonra meclise, cumhurbaşkanlığı külliyesine, sonra genelkurmaya… cizre’de, istanbul’da, malatya’da, ankara’da, kazan’da, denizli’de, velhasıl tüm vatan sathında işgal edilen yerleri işgalcilerden temizlediler, askerleri teslim aldılar, tankları durdurdular, havalanan ve üzerlerine bomba yağdıran helikopterleri, uçakları indirdiler, sokağa çıkmaya, darbeye destek vermeye çalışan askerleri, tankları birliklerinden çıkarmadılar, kamyonlarla, tırlarla, çöp araçlarıyla, otomobillerle kıpırdayamaz hale getirdiler, uçakları, helikopterleri üslerde, havaalanlarında bağladılar… seçilmiş cumhurbaşkanını, seçilmiş hükümeti, demokrasinin kalbi meclisi (parlamentoyu) yeniden işler ve hâkim kıldılar. “yedirmeyiz!” diyorlardı; sözlerini tuttular, aşk olsun ve ant olsun, erdoğan’ı yedirmediler. şükürler olsun. ülkeyi sonu belirsiz, kanlı bir iç savaşın eşiğinden aldılar; ülkelerini yeniden işler, hâkim ve vatan kıldılar.

ahmet, galiba kelimelerle başlıyor kendi halkımıza – kültürümüze – topraklarımıza yabancılaşmamız. ne kadar uzak ve hamasi gelirdi bize “vatan” sözcüğü, hatırlar mısın? şimdi biliyorum ki bu topraklar bizim vatanımızdır, bu dil bizim vatanımızdır; şimdi biliyorum ki toprağın, coğrafyanın ve dilin altında bizi, yani yaşayanları besleyen 72 milletten 72 kültürden adsız sansız insanların attığı 72 milyarlarca düğüm 72 milyarlarca kök 72 milyarlarca can 72 milyarlarca hayal, umut, ses vardır. onlarmış meğer bu ülkeyi, coğrafyayı vatan haline getiren, şu on günde öğrendim. tamam, bırak edebiyatı da olan biteni anlat diyeceksin; peki, ama üç kere aşk olsun aşk olsun aşk olsun bu sade, mütevazı müslüman “kitleler”e dememe izin ver; onların kelimeleriyle allah onlardan razı olsun dememe izin ver.

bundan sonra onların hakkını unutursam ellerim kurusun, dilim çürüsün, annemin ak sütü haram olsun, dememe izin ver.

diyeceksin ki hızlan; “nasıl, neyle yaptılar?”

elleri, imanları ve kalpleriyle. darbeye kim karşı çıkıyorsa, tankların üzerine kim yürüyorsa, mânâsı ister tek kat ister otuz kat olsun, ister “hermenötik”e, ister “yapı-söküm”e uygun olsun, önce ya allah diyordu, sonra bismillah, sonra allahü ekber. tamam, darbeye geçit yok da diyordu, asker kışlaya da diyordu, yaşasın demokrasi de diyordu ama önce allah vardı ve allah ekber’di. dediklerini tam anlamıyordum ama hepsinin üstüne bir dudak kıpırtısı halinde vel hamdü lillahi rabbil alemin’di!

meğer insan ancak kendi kelimeleriyle; kendi kalbinin, kendi tahayyülünün, kendi var etme, eyleme ve yaratma kudretinin ezelini ve ebedini dolduran kelimeler, mânâlar, değerlerle büyür, öğrenir, yaratır ve eyler ve ancak bunlar için ölürmüş. ancak o zaman, yaptıkları kendine misler gibi yakışır; ancak o zaman el emeği göz nuru bir adalet, özgürlük ve kardeşlik âlemi kurabilir; ancak o zaman, ister modern, ister post-modern, isterse pompost-modern bir toplum olabilirmiş; şu on günde öğrendim. tamam, tıraşı kestim.

ama eminim yukarıda, “nasıl, neyle yaptılar” sorusuna verdiğim “elleri, imanları ve kalpleriyle” cevabındaki “elleri” kelimesini, yaşayan cümle solcular/sosyalistler gibi atlamış ya da gelişine söylenmiş bir laf olarak düşünmüşsündür.

ahmet tüm bunları vallahi elleriyle yaptılar. ellerinde bir keleş, av tüfeği, baba yadigârı ya da çakaralmaz laz yapısı tabanca, molotof, el yapımı piknik tüplü bomba, vb yoktu. olmadığından değil, bulamayacaklarından değil, istemediklerinden; duydun mu ahmet, silaha başvuran olmak istemediklerinden! devrimin hızlandırılmış kapanış bölümünün yedinci veya sekizinci günü, tam hatırlayamıyorum, ikinci bir darbe hareketliliği hissedildiği bir anda, aralarında artık silahlarınızı kapıp gelin diyen birilerini hiç tereddütsüz “provokatör” ilan ederek, milletin gücünden daha büyük bir güç yoktur, en büyük silahımız haklılığımız ve ellerimizdir, bu ülkenin sahibi biziz diyerek silahlanmayı reddettiler.

yaklaşık yüz yıllık varlık mücadelelerinde müslümanlara ve/ya islamcılara atfedilen, sivas madımak katliamı gibi olayların neredeyse tamamının derin devlet operasyonları olduğunu, bu hareketin bugüne kadar silaha başvurmadığını, şiddetin dışında kalmaya, meşru siyaset çizgisinden ayrılmamaya devâsâ bir özen gösterdiğini az çok biliyorduk. fakat menderes (aah menderes, aahh ve keşke seni de menderes!) gibi, bir sağdan bir soldan kalemi kırılan fidanlar gibi astırmamaya yemin ettikleri reislerini (“yedirmeyeceğiz!”), ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan’ı ortadan kaldırmakla görevli mak’mış, sat’mış her türden suikast timinin cirit attığı ve erdoğan’ın en yakınlarıyla birlikte ölümden kıl payı kurtulduğu, yani her türlü sabır eşiğinin aşıldığı bir ortamda, müslümanlar rahatça artık yeter, bizden günah gitti diyebilir; meşru müdafaa haklarını kullanarak darbecilere karşı silaha sarılabilir, şiddete başvurabilirlerdi. ve dahası, bugün her geçen saat çok daha iyi anlıyoruz ki, bizzat darbeciler bunu istemiş ve öngörmüşlerdi.

yapmadılar. aşk olsun ve ant olsun yapmadılar. silaha, şiddete tenezzül etmediler. hakkari’den cizre’ye, van’dan elazığ’a, adana’dan istanbul’a tüm vatan sathında sabahlara kadar demokrasi nöbeti tutan milyonlarca insan bir tek bankamatik parçalamadı, bir tek bankanın camını indirmedi, bir tek belediye aracını, otobüsünü, bir tek parti binasını ateşe vermedi, içlerinden bir teki bile suçlular gibi yüzünü kapatmadı.

her türlü darbe aygıtının karşısında sade, basit, alnı açık bir duruş: ölümüzü çiğnemeden geçemezsiniz, o kadar.

her türlü darbe aygıtı derken, meselâ bu aygıtların en ünlü ve en kullanışlılarından biri olan “sünniler alevi mahallelerine saldırdı” aygıtı burada da devreye sokuldu. hemen en tepeden en alta kadar tereddütsüz, sade, alnı açık bir duruş: alevilerin namusu sünnilere, sünnilerin namusu alevilere emanettir diye haykırdılar ve alevi mahallelerinin etrafında olası provokasyonlara karşı nöbet tutmaya durdular. şükürler olsun.

ve her türlü darbe aygıtı karşısında ister diyalojik, ister fenomenolojik, ister ekonomik, ister politik, isterse diya-feno-eko-politik olarak çürütülemeyecek taş gibi bir argüman: bizim vergilerimizle alınan silahları bize çeviremezsiniz, o kadar.

ahmet, böylece ve bu arada nice alâmetler belirdi, nice azametler sönüp gitti. çünkü savaştan kaçarak batıya ulaşmaya çalışan suriyeli göçmenlerin, batıya ulaşmaya çalışan doğunun batı kıyılarında boğulduklarını görmüşlerdi; ne küfür ne külliyen ret ne şeytanlaştırma; batı batıydı, doğu da doğu. onun için fani vücutlarını, gözlerine vuran anlamı ve akıl ve irfan ve sabır ve şükür ve hafıza fenerlerini yaşadıkları tabiata, tarihe ve coğrafyaya bağlayan kök ve kader ağlarını, anlam ve nehir yollarını, özsu borularını, kelime, kavram, simge ve can suyu şebekelerini değiştirdiler, paslanmış vanaları açtılar, yosun tutmuş, tıkanmış bağlantı hatlarını yenilediler. gene edebiyata başlama mı diyorsun; azıcık bekle, nasıl olsa vaktimiz bol, biraz da edebiyat yapalım, ne olur yani…

mesela sadece “yobaz”ın, müslümanın, islamın anlamını değil; bizim devrimci/sosyalist olarak kimlik ve kişilik bulduğumuz 1970-80 arası dönemde tüm kötülükleri üzerine boca ettiğimiz “faşist”in, ölesiye tiksindiğimiz “milliyetçiliğin ya da faşist milliyetçiliğin”, buna karşılık bir an bile yanımızdan ayırmadığımız “solculuğun”, “sosyalistliğin”, “devrimciliğin” anlamını değiştirdiler.

meselâ, hiç şaşırmayacaksın biliyorum ama kayıtlara geçsin diye söylemek zorundayım, darbeye karşı duran yüzbinler arasında, yüzbinlerce müslümanın yanında devrimci/sosyalist yoktu (“pek yoktu” demeye bile dilim varmıyor ahmet) ama epeyce “faşist” vardı ve “faşistlerin partisi” mhp ilk andan itibaren, açıktan darbeye karşı durdu.

yaşarken senin de tanık olduğun gibi, bu “faşist” parti zaten, 1970-80 arası dönemden ve 12 eylül darbesinden çıkardığı derslerle ve de ak partinin açtığı yeni siyaset zemininin dönüştürücü etkisiyle, bütün operasyonlara rağmen uzun zamandan beri — kendi deyimleriyle — “sokağa çıkmamakta” direniyor; 1970-80 arasında olduğu gibi kullanışlı bir şiddet/operasyon aygıtı olmayı reddediyordu. nitekim türkiye’nin bu hayat memat ânında, darbeye karşı aldığı tavırla da bu tutumun hiç de konjonktürel, reel-politik bir tutum olmadığını gösterdi.

meselâ “milliyetçiliğin” ırk ve kan gibi hamasi ve operatif veçheleri zayıflarken, bir topluluğun özgünlüğü ve özgüvenine, yatay, dikey, köksel, sosyolojik ve kültürel olarak beslendiği kaynaklara ve var edişlere vurgu yapan veçheleri öne çıkmaya başladı. hemen yanıbaşında, henüz nereye nasıl bir anlam veya değere uzanacağı belli olmayan “yerlilik” gibi bir çocuk doğurdu. yanında, onun gölgesi gibi belli belirsiz bir “anadolu irfanı”…

meselâ bayrağın simgeselinde belki de her zaman olan “bağımsızlık” ve “kader birliği”nin bu on günde ikinci bir bayrak gibi yükseldiğini gördüm.

meselâ “halk” teriminin ne kadar sığ ve yalınkat olduğunu, hattâ “kitle” ve “sürü” kelimelerinden öte bir anlam taşımadığını ve buna rağmen on yıllardır acayip açıklayıcı, kilit bir kelime olarak kullanılageldiğini bugünlerde fark ettim.

ölümlü insanoğlunun belki de genetik olarak hep bir sonrakine teslim ettiği ölümsüzlerin, ona bu dünyada yol gösteren adalet, eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi yıldızların hiçbir teori, inanç, uygarlık veya hareketin tekelinde olmadığını; onların mümkün bütün dünyalarda, bütün fikri sistematiklerde, bütün inanç ve iman yapılarında ışıyabileceğini, şu on günde öğrendim.

bu ülkenin (hâlâ rahatça vatan diyemiyorum, görüyorsun) buzkıran “devrimci”, “sol”, “kaderine sahip çıkan” gücü, bu ülkenin sahibi, başta müslümanlar olmak üzere bu coğrafyada yaşayan halk çocuklarıymış, şu on günde öğrendim. tarihimizde ilk defa, bu coğrafyada demokratik bir siyaset alanı inşa edildiğini ve artık bütün katmanlarıyla bu alanının sigortası ve pusulasının müslümanlar olduğunu, şu on günde öğrendim.

peki, sosyalistler ne yaptılar mı diyorsun?

epeyce uzun zamandır recep tayyip erdoğan’ı, ak partiyi ve hattâ (belki en vahimi) genel olarak islamı ve müslümanları şeytanlaştırma sürecinin tam göbeğinde yer alan sosyalistleri kim tutardı; tam gaz şeytanlaştırmaya devam ettiler!

kaçıncı kez seyrettikleri, oyuncuları belli, giriş gelişme ve sonucu belli bir türk filmi gibi gözlerinin önünde olup biten bir darbe mekaniği de uyandırmadı onları. 27 mayısta mendereslerin, 12 martta deniz gezmişlerin, 12 eylülde hem menderes hem gezmişlerin asılmasına giden türkiye usulü, standart, konsantre, kör gözüm parmağına birbirinin kopyası darbe süreçlerinde neler olduysa aşağı yukarı aynısı gözlerinin önünde olup bitiyordu; uyanmadıkları gibi bunlara hak verdiler, bu yolda yeni cephaneler imal ettiler.

içinin acıdığını, ağrıdığını, ama hiç şaşırmadığını biliyorum ahmet; devam ediyorum, ayrıca ve ilâveten:

bir tanesi bile (tam onların on yıllardır hayal ettikleri gibi) bir akşam vakti salalarla dualarla karanlığın kenarından ağır ellerini toprağa basıp doğrulmuş ve adına türkiye denen bu çorak bozkırın, sonsuzluğun ortasında sanki kımıldanmadan duran bu sakat ve sıska atın, bu türkiye denilen toprağın bahtını değiştiren o sade, “sıradan” insanların, hani şu dillerinden düşürmedikleri “halkların” yanında darbecilere karşı sokağa çıkmadı, şahidim.

çünkü onlar yobazdı, tutucuydu, gericiydi, müslümandı, bangır bangır ezan okuyordu; aydınlıktan korkan, aydınlanma karşıtı, çağın gerisinde kalmıştı; örümcek kafalıydı, kara böcüktü; ışid’çiydi, kaba sabaydı, düzeysizdi, görgüsüzdü, anadolu çomarıydı, kıllıydı, göbeğini kaşıyordu, makarnacıydı; demokrat olması, demokrasiye sahip çıkması tabiatları gereği imkânsızdı.

bir tanesi bile, tek bir tanesi bile kemiksiz bir “darbeye geçit yok” yazısı yazamadı, kemiksiz bir “darbeye hayır” broşürü dağıtmadı, kemiksiz ve afilli bir “no pasaran” afişi asmadı, şahidim.

çünkü kendileri sosyalistti, moderndi, aydınlanmacıydı, darbeye karşı çıkmasını müslümanlardan öğrenecek değillerdi; kaldı ki erdoğan’ın sivil darbesine de âlet olmak istemiyorlardı; erdoğan/ak parti/müslümanlar otokrat, despotik, islamofaşist, teofaşist bir düzen kurmuştu; nefes alamıyorlardı, konuşamıyorlardı. bu a ke pe’li güruhun arasında ne işleri vardı; erdoğan bu güruhun kendilerine saldırmayacağına garanti verebilir miydi?

bir teki bile darbenin başarıya ulaşması halinde ülkenin yuvarlanacağı iç savaş cehennemini görüp ürpermedi; bir teki bile abd destekli bir darbenin ülkenin bağımsızlığına kast ettiğini fark edip “hoop, o kadar da değil” demedi, diyemedi, şahidim.

bir teki bile abd ile tahkim edilmiş; ılımlı islam, diyalog, sivil toplum ve hoşgörü gibi susturucular takmış; her türlü ama her türlü alçaklığın boy atmasına müsait bir anlam evreni oluşturmayı başarmış (ve zaten bu hasletleriyle de abd’nin dikkatini çekmiş ve sahada gözüne girmiş); iktidar manyağı, gayrimeşru, demokrasi dışı yollardan iktidar olmak isteyen, silaha, şiddete, iç savaşa, ölmeye, öldürmeye hazır ve bunun için mobilize olmuş bir örgütten (fetullahçı terör örgütü) bahsetmedi, şahidim.

oysa bu tabloda illâ birine “faşist” denecekse bunu en çok bu örgüt hak ediyordu. üstelik sosyalistlerin kemalizmden devir teslim aldıkları islamofobi törenlerinin yıllar yılı temel simgeseli de bizzat bu cemaat ve örgüt (“fettoş”) olmuştu.

bahsetmediler, yokmuş gibi davrandılar, çünkü onlar sosyalistti, demokrattı, ilericiydi, ileri görüşlüydü; çünkü darbenin püskürtülmesi en çok erdoğan’a yarayacaktı; otokrasi hiper otokrasiye, faşizm hiper faşizme, şeriat hiper-şeriate dönüşecekti; çünkü erdoğan başkan olmak için kürtlere soykırım yapan, dikta heveslisi, bunun için her imkânı, her örgütü kullanmaktan çekinmeyen islamcı bir faşistti.

işte böyle ahmet, ikimiz de yorulduk. hazır kalbimizin kırıkları, içimizin sızıları iyileşmeye durmuşken biraz uyuyalım.

---! alıntı !---

30 temmuz 2016 - ertuğrul başer
devamını gör...
15 temmuz'u unutmayacağız. ya kılıçdaroğlu'nu?

kemal bey darbenin olacağı gece ankara'dan istanbul'a geldi. önceden belirlenmiş hiçbir programı yoktu. hatta rezervasyonu yapılmış bir oteli de! atatürk havalimanı'na indiğinde vip'in önünde fetö'cülerin tankları vardı. kemal bey vip'ten ayrılacakken koruma müdürü tarafından uyarıldı ve içeriye geri döndürüldü. o ara bir telefon trafiği sağlandı. o tanklar kemal bey güven içerisinde havalimanından ayrılsın diye çekildiler!
ne yazık ki bugüne kadar o telefon trafiği aydınlatılamadı.
kemal bey havalimanından ayrıldı, doğruca bakırköy belediye başkanının konutuna geçti. darbeyi, olanı biteni televizyon karşısında kahvesini yudumlarken izledi.
duşunu almış, traşını olmuş, kıyafetlerini değiştirip kırmızı kravat takmıştı.
dönemin başbakanı binali yıldırım o gece kemal bey'i aradı. kendisinden' chp teşkilatlarını işgale direnmek için meydanlara çağırmasını' istedi. lakin kemal bey'in verdiği cevap karşısında şok oldu. kemal bey ''iyi de meydanlarda chp teşkilatlarının güvenliğini kim sağlayacak'' dedi. (bkz: https://www.iha.com.tr/habe...)
acaba iktidarı anahtar teslimi devralmayı mı bekliyordu?
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"15 temmuz" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim