her daim sıradan hayatlarını alt üst edecek şeyler yapmayı beceren ilkkan ve yılmaz'ın maceralarını anlatmaktadır.
yönetmen:
ömer sinir
oyuncular:
kıvanç kılınç, feyyaz yiğit, can kolukısa, kaya erdaş, kevork türker, volkan aktan, hüseyin baylan, necat bayar, elçin atamgüç, mustafa develi
ömer sinir
oyuncular:
kıvanç kılınç, feyyaz yiğit, can kolukısa, kaya erdaş, kevork türker, volkan aktan, hüseyin baylan, necat bayar, elçin atamgüç, mustafa develi
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "foo" tarafından 02.01.2021 15:20 tarihinde açılmıştır.
81.
6. sezon da ilk bölümüyle yarım yarım yarmıştır. spoiler vermiyorum ama istesem de veremem o kadar çok malzeme var.
ilkkan’ın galerisine bi 5 dk kesintisiz gülmüşümdür.
ilkkan’ın galerisine bi 5 dk kesintisiz gülmüşümdür.
devamını gör...
82.
yeni bölümü hiç övülmemiş.
ilkkan yine bildiğimiz gibi kadın söz konusu olunca alabildiğince şerefsiz. ersoy'un bir tane penis fotoğrafı belirle herkese onu gönder sahnesinde sesli güldüm. ersoy'un zayıflaması gözümden kaçmadı ve hemen ekstra soyunmuş ddjdj waffle ile yaşamak istedikleri ve yılmaz'ın "zabıta kıyafetini konuşacağız. hürospu" deyişi bence cidden iyi başladı. sonunda yılmaz'ın efendice dayağını yemesi ve ben mi yazmışım şaşkınlığı ile beş sezonun sonunda hepimize bir rahatlama getirdi. izleyin, izlettirin.
ilkkan yine bildiğimiz gibi kadın söz konusu olunca alabildiğince şerefsiz. ersoy'un bir tane penis fotoğrafı belirle herkese onu gönder sahnesinde sesli güldüm. ersoy'un zayıflaması gözümden kaçmadı ve hemen ekstra soyunmuş ddjdj waffle ile yaşamak istedikleri ve yılmaz'ın "zabıta kıyafetini konuşacağız. hürospu" deyişi bence cidden iyi başladı. sonunda yılmaz'ın efendice dayağını yemesi ve ben mi yazmışım şaşkınlığı ile beş sezonun sonunda hepimize bir rahatlama getirdi. izleyin, izlettirin.
devamını gör...
83.
çok çok geç başlayıp tüm sezonlarını kısa sürede izlediğim dizi.
tam hepsini bitirdim, hayatımda bir boşluk olacak şimdi derken*** yeni sezonun gelmesi harika oldu.
black mirror tadındaki yeni sezon ilk bölümünü gayet beğendim.
neyse efendim izleyin, izlettirin. *
tam hepsini bitirdim, hayatımda bir boşluk olacak şimdi derken*** yeni sezonun gelmesi harika oldu.
black mirror tadındaki yeni sezon ilk bölümünü gayet beğendim.
neyse efendim izleyin, izlettirin. *
ilkkan sen ne şerefsiz adamsın. bir bölümde de şaşırt ya ahaha
devamını gör...
84.
güzel bölümdü...waffle nin ilkkan'a, resimlerini düzenledim, aynı olan fotoğraflarını sildim, çük resimlerini klasörledim dediği yerde koptum...
-olum niye 100 tane çekiyorsun, bir tane çek onu gönder....
-olum niye 100 tane çekiyorsun, bir tane çek onu gönder....
devamını gör...
85.
absürt komedi seven herkesin ilk sezonlarını izlemesi gerektiğini düşünüyorum. tabii zamanla oyunculuklar veya yazar kadrosu değişmedi ama diziden aldığım haz azaldı çünkü gereksiz uzadı. ilk sezonlar nasıl tepki vereceğini bilmediğimiz karakterler vardı. şu an verecekleri tepkileri ezberledik. yavaş yavaş final bölümünü yapması gereken dizi.
devamını gör...
86.
başıma bişey gelmeyecekse son bölümünü beğenmediğim dizi.sürekli bişey olacak gibi ama olmuyor.olmamış bu son bölüm sanki.
son bölüme dair tek sevdiğim detay ersoyun sevgilisinin evindeki koltuklarla bizim evdeki koltuklar aynı.(lol)
son bölüme dair tek sevdiğim detay ersoyun sevgilisinin evindeki koltuklarla bizim evdeki koltuklar aynı.(lol)
devamını gör...
87.
s6xe1: güzel bir başlangıç idi. normalin üstü komik mi eh komik.
s6xe2 : yılmaz balonu patlamasj ile güzel bi hikaye olmuş buny da beğendim.
s6xe3, s6xe4 daha iyi olabilirdi sanki senaryo bulmakta zorluk çekmiş gibiler.yoklukta gitti.
s6xe2 : yılmaz balonu patlamasj ile güzel bi hikaye olmuş buny da beğendim.
s6xe3, s6xe4 daha iyi olabilirdi sanki senaryo bulmakta zorluk çekmiş gibiler.yoklukta gitti.
devamını gör...
88.
daha önce belirtildi mi bilmiyorum ama yaşlı castingini inanılmaz iyi yapan dizi, direktörü kimse elini sıkmak isterdim. rol alan yaşlılar ne oyunculuğu ekrandan taşan, aşırı diksiyon/artikülasyon kasan tiyatrocular, ne de ağzından çıkan repliği anlamakta zorlandığınız, sırf doğal görünsün diye sokaktan çevrilmiş tipler. diziyi ilk sezondan itibaren taşıyan unsurlardan biri karakterlerin yaşlılarla etkileşimleri olduğu için, bu işin ince elenip sık dokunduğundan çok eminim.
devamını gör...
89.
gibi, bence son yıllarda çıkan en özgün ve “benzersiz” bir komedi dizisi.
ilk bakışta çok basit bir hikâye gibi görünüyor: üç arkadaşın gündelik hayatta başlarına gelen absürt olaylar.
ama aslında dizinin gücü tam da buradan kaynaklanıyor. basitliğin absürtlüğü. normalde 5 dakika sürecek bir mesele, karakterlerin garip düşünce yapıları ve gereksiz inatları yüzünden inanılmaz yerlere gidiyor.
dizinin merkezinde üç karakter var ve olaylar bunların çevresinde gelişiyor:
feyyaz yiğit’in oynadığı yılmaz
kıvanç kılınç’ın oynadığı ilkkan
ahmet kürşat öçalan’ın oynadığı ersoy
yılmaz karakteri genelde grubun en “mantıklı” gibi görüneni ama aslında o da en az diğerleri kadar takıntılı. hatta belki en takıntılısı ama tolere gücü yüksek. bazen sırf haklı çıkmak için konuyu inanılmaz saçma bir noktaya kadar götürebiliyor.
ilkkan, dizinin en kaotik karakteri diyebiliriz. küçük bir olaydan inanılmaz gurur meseleleri çıkarabiliyor ve bu yüzden çoğu bölümde olayların büyümesinde büyük payı oluyor.
ersoy ise biraz daha saf, daha sakin ama bir noktada o da olayların içine çekiliyor. ersoy, dizinin bahtsız bedevisi, üzümlü keki. genelde tüm talihsizlikler bir şekilde yine ersoy'umun başına gelir. konu o olmasa bile payını bir şekilde alır..
dizinin en iyi taraflarından biri bence mizah tarzı. klasik türk dizilerindeki gibi bağırmalı, şakayı açık açık söyleyen bir komedi değil. küfür yerinde ve şiir gibi kullanılır. daha çok absürt mizah, uzun diyaloglar ve gereksiz ciddiyetle anlatılan saçma durumlar üzerine kurulu. bir diyaloga değil de mimiklere dahi güldüğünüz çok fazla yer olur
mesela bir bölümde basit bir selamlaşma meselesi, karakterlerin gururu yüzünden koca bir krize dönüşebiliyor. ya da tamamen önemsiz bir konu hakkında 10 dakika boyunca tartışabiliyorlar ve bu tartışma o kadar ciddiyetle yapılıyor ki komik oluyor. ya da yılmazın aşk acısı yüzünden sakat kalmasına kadar giden garip olaylar silsilesi. yani durum komedisi diyebiliriz.
dizinin en güçlü taraflarından biri, diyalog yazımı. diğer işlerden en büyük farkı bu olabilir. komikliği kanıtlama ve herkesçe kabullendirme gibi dertleri yok.
feyyaz yiğit ve aziz kedi’nin yazdığı diyaloglar çok doğal ama aynı zamanda çok zekice. izleyen herkesin aklında yer edinen sözlerin sebebi de bu bence. günlük hayatta insanların saçma gururlarını, küçük hesaplarını ve anlamsız tartışmalarını çok iyi yakalıyorlar. o yüzden izlerken bazen “gerçekten böyle insanlar var” diye düşünüyorsunuz. çevrenizdeki insanlardan birine bu dizide rastlamanız çok mümkün.
bir diğer güzel tarafı da dizinin gereksiz büyük hikâyeler anlatmaması. büyük dramlar, aşklar ya da komplolar yok. sadece insanların saçma davranışlarının büyüyerek komik bir hale gelmesi var. ama bunu o kadar iyi yapıyor ki her bölüm neredeyse ayrı bir kısa film gibi hissettiriyor. her bölüm birbirinden bağımsız bir olay ama aynı zamanda birbiriyle de bağlantılı da gibi.
hiç sıkılmadan izleyebileceğim ve her bölümü üzerine ayrı ayrı konuşabileceğim, benim için yeri farklı olan bir dizi.
ama tabii ben sizin yılgın bir hoşgörü ile beni benimsemenize kalmadım..*
ilk bakışta çok basit bir hikâye gibi görünüyor: üç arkadaşın gündelik hayatta başlarına gelen absürt olaylar.
ama aslında dizinin gücü tam da buradan kaynaklanıyor. basitliğin absürtlüğü. normalde 5 dakika sürecek bir mesele, karakterlerin garip düşünce yapıları ve gereksiz inatları yüzünden inanılmaz yerlere gidiyor.
dizinin merkezinde üç karakter var ve olaylar bunların çevresinde gelişiyor:
feyyaz yiğit’in oynadığı yılmaz
kıvanç kılınç’ın oynadığı ilkkan
ahmet kürşat öçalan’ın oynadığı ersoy
yılmaz karakteri genelde grubun en “mantıklı” gibi görüneni ama aslında o da en az diğerleri kadar takıntılı. hatta belki en takıntılısı ama tolere gücü yüksek. bazen sırf haklı çıkmak için konuyu inanılmaz saçma bir noktaya kadar götürebiliyor.

ilkkan, dizinin en kaotik karakteri diyebiliriz. küçük bir olaydan inanılmaz gurur meseleleri çıkarabiliyor ve bu yüzden çoğu bölümde olayların büyümesinde büyük payı oluyor.

ersoy ise biraz daha saf, daha sakin ama bir noktada o da olayların içine çekiliyor. ersoy, dizinin bahtsız bedevisi, üzümlü keki. genelde tüm talihsizlikler bir şekilde yine ersoy'umun başına gelir. konu o olmasa bile payını bir şekilde alır..

dizinin en iyi taraflarından biri bence mizah tarzı. klasik türk dizilerindeki gibi bağırmalı, şakayı açık açık söyleyen bir komedi değil. küfür yerinde ve şiir gibi kullanılır. daha çok absürt mizah, uzun diyaloglar ve gereksiz ciddiyetle anlatılan saçma durumlar üzerine kurulu. bir diyaloga değil de mimiklere dahi güldüğünüz çok fazla yer olur
mesela bir bölümde basit bir selamlaşma meselesi, karakterlerin gururu yüzünden koca bir krize dönüşebiliyor. ya da tamamen önemsiz bir konu hakkında 10 dakika boyunca tartışabiliyorlar ve bu tartışma o kadar ciddiyetle yapılıyor ki komik oluyor. ya da yılmazın aşk acısı yüzünden sakat kalmasına kadar giden garip olaylar silsilesi. yani durum komedisi diyebiliriz.
dizinin en güçlü taraflarından biri, diyalog yazımı. diğer işlerden en büyük farkı bu olabilir. komikliği kanıtlama ve herkesçe kabullendirme gibi dertleri yok.
feyyaz yiğit ve aziz kedi’nin yazdığı diyaloglar çok doğal ama aynı zamanda çok zekice. izleyen herkesin aklında yer edinen sözlerin sebebi de bu bence. günlük hayatta insanların saçma gururlarını, küçük hesaplarını ve anlamsız tartışmalarını çok iyi yakalıyorlar. o yüzden izlerken bazen “gerçekten böyle insanlar var” diye düşünüyorsunuz. çevrenizdeki insanlardan birine bu dizide rastlamanız çok mümkün.
bir diğer güzel tarafı da dizinin gereksiz büyük hikâyeler anlatmaması. büyük dramlar, aşklar ya da komplolar yok. sadece insanların saçma davranışlarının büyüyerek komik bir hale gelmesi var. ama bunu o kadar iyi yapıyor ki her bölüm neredeyse ayrı bir kısa film gibi hissettiriyor. her bölüm birbirinden bağımsız bir olay ama aynı zamanda birbiriyle de bağlantılı da gibi.
hiç sıkılmadan izleyebileceğim ve her bölümü üzerine ayrı ayrı konuşabileceğim, benim için yeri farklı olan bir dizi.
ama tabii ben sizin yılgın bir hoşgörü ile beni benimsemenize kalmadım..*
devamını gör...
90.
bir dizi ne kadar iyiyse bu dizi o kadar iyi. normalde sarmaz beni çoğu dizi film ama bunun kafası benim adıma çok özel. hiçbir zaman unutmayacağım. evet.
devamını gör...
91.
instagramda gördüğüm bir etkinlik ilanı ile aklıma düşen, özlediğimi farkettiğim dizi. etkinlik görselini ve captionunu aşağıya ekliyorum. özellikle metin beni fazla derecede cringe etti. tam ilkkan'a uygun, yılmaz'ın ağız dolu söveceği türden bir etkinlik gibi geldi. yapmayın olum şöyle denyo denyo şeyler ya of.

“dağhan dönmez ile cüretkâr bir kahkaha: gibi’nin felsefesi”, 25 nisan cumartesi 17.00’de kült kavaklıdere’de!
bu bir aylaklık daveti!
düşüncenin ara sokaklarında kaybolmak ya da felsefenin patikalarına tırmanmak için...
yaşamlarımızın üzerinde bir hayalet dolaşıyor:
nietzsche’nin hayaleti! aforizmalar çağındayız. filozofun sıklıkla başvurduğu bu tür, gitgide gündelik olanın formuna dönüşüyor. gerek yaşadığımız odaklanma krizi gerekse zamanın daima bölünmesi ve bereketsizliği; bizi kısa ve öz cümlelere, düşünmeye ihtiyaç bırakmayacak hazır formüllere yöneltiyor. böyle olan belleğimize tutunuyor, çarpıcı hale geliyor. hangimiz ezberlemedi yılmaz’ın şu vecizeye dönüşen sözünü:
“ben senin beni yılgın bir hoşgörüyle benimsemene mi kaldım?”
herkesin birbirinden umudunu kestiği, benimsenme talebinin iyiden iyiye azaldığı, kısa ve hazır cevapların geçer akçe olduğu çağımıza dair -bize hissettirmeden- bir felsefe yapıyor olabilir mi gibi? modern insanın krizlerini, çelişkilerini komedinin -ve elbette dramın- merceğinden gösteriyor olabilir mi?
bu kitap, son yılların en özgün yapımının analizine girişmenin ötesinde, bize ve içinde bulunduğumuz anlam krizine dair bir şeyler söylemeyi deniyor. ona yelteniyor! okuru, kimi zaman ara sokaklarda kaybolacağı zihinsel bir aylaklığa, kimi zaman da felsefenin patikalarına tırmanacağı bir yolculuğa davet ediyor.
etkinlik sonrasında saat 18.45’te gerçekleştirilecek imza gününe katılım için etkinlik bileti ya da etkinliğe katılım şartı aranmamaktadır.

“dağhan dönmez ile cüretkâr bir kahkaha: gibi’nin felsefesi”, 25 nisan cumartesi 17.00’de kült kavaklıdere’de!
bu bir aylaklık daveti!
düşüncenin ara sokaklarında kaybolmak ya da felsefenin patikalarına tırmanmak için...
yaşamlarımızın üzerinde bir hayalet dolaşıyor:
nietzsche’nin hayaleti! aforizmalar çağındayız. filozofun sıklıkla başvurduğu bu tür, gitgide gündelik olanın formuna dönüşüyor. gerek yaşadığımız odaklanma krizi gerekse zamanın daima bölünmesi ve bereketsizliği; bizi kısa ve öz cümlelere, düşünmeye ihtiyaç bırakmayacak hazır formüllere yöneltiyor. böyle olan belleğimize tutunuyor, çarpıcı hale geliyor. hangimiz ezberlemedi yılmaz’ın şu vecizeye dönüşen sözünü:
“ben senin beni yılgın bir hoşgörüyle benimsemene mi kaldım?”
herkesin birbirinden umudunu kestiği, benimsenme talebinin iyiden iyiye azaldığı, kısa ve hazır cevapların geçer akçe olduğu çağımıza dair -bize hissettirmeden- bir felsefe yapıyor olabilir mi gibi? modern insanın krizlerini, çelişkilerini komedinin -ve elbette dramın- merceğinden gösteriyor olabilir mi?
bu kitap, son yılların en özgün yapımının analizine girişmenin ötesinde, bize ve içinde bulunduğumuz anlam krizine dair bir şeyler söylemeyi deniyor. ona yelteniyor! okuru, kimi zaman ara sokaklarda kaybolacağı zihinsel bir aylaklığa, kimi zaman da felsefenin patikalarına tırmanacağı bir yolculuğa davet ediyor.
etkinlik sonrasında saat 18.45’te gerçekleştirilecek imza gününe katılım için etkinlik bileti ya da etkinliğe katılım şartı aranmamaktadır.
devamını gör...
