201.
tembellik fazla kaygı başkasının düşünceleri işsizlik
devamını gör...
202.
yaşamak, neticede yaşayarak ömrü tüketiyoruz ve kaçınılmaz son
devamını gör...
203.
monoton bir hayat.
daha iyi bir tüketici görmedim.
her gün aynı saatte uyanıp aynı işleri yapıyorsun. abovv.
daha iyi bir tüketici görmedim.
her gün aynı saatte uyanıp aynı işleri yapıyorsun. abovv.
devamını gör...
204.
ben şunu fark ettim tanışlarım üzerinden; bi insanın mutsuzluğunun temel sebebi potansiyelini gerçekleştirememek, kendisini, "ben" dediği o büyük kategoriyi layıkıyla dolduramamak, tanımlayamamak. bu hal yavaş yavaş kişiyi gerçekten mahvediyor. yapabileceğini biliyor, yapması gerektiğini biliyor, yaparsa çok mutlu olacağını biliyor, yapanların mutluluğuna şahitlik ediyor ama bi şeyi bilmiyor; "nasıl yapılır?"
işte tam olarak bu küçücük soruyu sorup ona verdiğiniz cevap sonrası aydınlanma başlıyor. "nasıl yapılır?" o andan sonra hayaller bitiyor planlar başlıyor. keşkeler bitiyor iyi ki'ler başlıyor. hayata bi şans vermek, neye inanıyorsun bilmiyorum ama senden daha çok şey bilen bir büyük sistem ya da allah olduğunu bilmek, tamamen güvenmek, akışa çok ama çok inanmak lazım. bazılarımız kuyuda ve kuyular çok kalabalık. hiçbir sorun yokmuş gibi yapınca olan tek şey bir günün daha bitmesi oluyor. sorunların kök salıyor. derinleşiyor. iyileşmiyor, savruluyoruz.
insanı aşk tüketmez. sevdin ve kavuşamadın ölmezsin. kim ölmüştür aşktan? yok böyle bi şey. on sekiz çocukla terk etmedi kimse seni. kırk yıllık evlilikler bile çat diye biter. insan duygularına saygı duy ama güvenme. duydukların, ah aman dedikodular tüketmez, iş arkadaşların, okul arkadaşların, akrabaların vs vs vs. insanlar konuşur ama sonsuza kadar değil. bigün senden de sıkılırlar. bigün biter her şey. her şey kötüye hep gidemez. düşüş kısa sürer ama dipte ne kadar kalacaksın sevgilim? kaç yüz yıl yaşayacağını sanıyorsun? sonsuza kadar parasız kalamazsın. sonsuza kadar yalnız kalamazsın. her şey geçer. hayatın doğal akışına sonsuz bir saygı duyup emeğin, aklın ve kalbin dışındaki hiçbir yansıyanı içine sinmiyorsa kabullenme. herkes kendi hikayesi peşinde. hepimizin derdi; "ben"i yapılandırmak. kendimizi gerçekleştirmek. her şey değişir. ama bi şey çok sağlam bir sabitliğe sahip; "başarısızlık." başarısızlık insanı tüketir. sebebi birilerinin başarısızlık engelini bile aşmış olması. herkes böyle olsaydı kimse başarısızlığı önemsemezdi. ama birileri bir şeyler yapıyor. ısrarla yapıyor. yılmadan yapıyor. bıkmadan yapıyor. kolu kopuyor; "bi tane daha var" diyor çalışıyor.
insanın kırılgan olma hakkı falan yoktur. eğer kırılgan biriysen bil ki yanlış yoldasın. bi şeyleri sen yanlış yapıyorsun. yanlış şeyi önemsiyor, yanlış yere tutuyorsun büyütecini. kimseye kendini beğendirmeye çalışma. kimseye sevdirmeye çalışma. saygı bile bekleme. sadece yap ve yaşa. üret. hele potansiyelin varsa arkana tek bi kere bile bakma. hep ileri. "şimdi ne yapayım?" diye sor kendine. "hayat şimdi bana ne verecek."
detaylandırmak istemiyorum. beni öyle derinden etkiledi ki meseleyi anarsam sanki bir asalağı ciddiye almak hatasına düşecekmişim gibi hissediyorum o yüzden yüzeysel geçeceğim. bu yıl içinde bir delikanlı ülkemiz için çok ama çok mühim bir alanda müthiş bir başarı elde etti. tarihe geçti. gördüğüm ilk andan itibaren garip bir duygusal bağ hissettim kendisine karşı. sıfır tanışıklığımız var. eşim dostum ondan övüyor değilim. bilakis dediğim gibi sıfır tanışıklık. ama inanılmaz bir sıcaklık, inanılmaz bir ışık gördüm o çocukta. tertemiz bir enerji. pırıl pırıl biri. öyle yüksek bir ışığı var ki parıldıyor. dursa bin kişi içinde dönüp ona bakarsın. çok belli gücü. kendine olan inancı, hayata olan inancı, başaracağına olan inancı çok belirgin. düşünsel anlamda da gelişmiş bir aklı var. savruk ve köksüz değil. yaptığı eyleme çok inanıyor. böylesine dev bir başarı sonrası bir röportaj verdi. tertemiz aklıyla bütün soruları dürüstçe yanıtladı. hakkında yazılıp çizilenlere bakmak istedim sonra. ah aklıma sokam. öfkeli biri sayılmam. çok zor öfkelenirim ve hemen geçer. hemen. sürdürmem savaşımı ama bu meselede hala dişlerim sivriliyor. çocuk hakkında biri, muhtemelen işsiz güçsüz, muhteris, başarısız, ezik biri şey yazmış; "haha bi de konuşabilse neler anlatacak kim bilir." çocuğun konuşmasında bir sorun var. ulan bit yavrusu, bütün bunlara rağmen başarmış olması değerli değil mi? senin o küçük aklının sorun olarak gördüğü bu şeyi aşıp geçmesi, zerre kadar oraya takılmaması, kabuğuna çekilmemesi önemli olan değil mi? bu bi zihniyet ifşasıdır. aklın neye çalışıyorsa, senin kalbinde ne varsa, neyi güya önemsiyorsan onun altını çizersin. tek bir cümlede sen o pis aklının, kötücül ruhunun, karakter yoksunluğunun altını çizdin. sen kendini gösterdin aslında. sen neden o çocuk gibi olamayacağını kanıtladın. bunu kendine kanıtladın. onunla alay ederek, küçümseyerek sen sadece kendi ezikliğini bi kez daha sindirdin. "bütün bunlara rağmen nasıl sevilebilir?" sorusunu sormadın ama bu gerçeklik seni kudurttu. konuşmasında bir sorunu var ve ah nasıl olur? onunla alay etmeliydik. tek gerçeğimiz bu seçmediğimiz özelliklerimiz olduğu için sürekli ama sürekli bu konuda kalmalıydık. ne başarımız, ne hayata olan inancımız, ne azmimiz, çabamız önemli olmamalı. önemli olan tek şeye kararı senin gibi asalaklar vermeli, kötücüllüğü yaymalı, umutsuzluk ve alaycılık dolu rezil bir sistem inşa etmeliyiz. salyalar saça saça etrafa saldırmalı, kin kusmalıyız. hayır anam. birileri bir şeyler biliyor ve çalışıyor. senin gibi olmamak için çalışıyor. senin gibi rezil, senin gibi yalancı, senin gibi riyakar, senin gibi aşağılık, senin gibi küstah, senin gibi sahte, senin gibi şizofreni sınırında yaşamamak için çok çalışıyor. sana bakıyor ve diyor ki; "asla bu mal gibi olmamalıyım." sonra gidip o çocuğun başarısının aslında ne kadar mühim olduğunu bir kez daha kabulleniyor.
bazı insanların en büyük savaşı; "rağmen" kavramıyladır. bütün bu olup bitenlere rağmen yaşarlar onlar. hiç mi kötü günleri olmaz? hiç mi canları acımaz? hiç mi düşmezler? hepsi olur. onlar da terk edilirler, onlar da aldatılırlar, onlar da dışlanırlar, onların da canı yanar. sadece buna nasıl tepki vereceklerini öğrenmişlerdir. gülüp geçerler. öyle bi gülerler ki avam şey der; "hiç derdi yok mu bunun?" o çocukta bunu gördüm ben. bu eminliği. öyle sevdim ki. öyle hayran kaldım ki. en büyük rağmen'ine karşı dev bir savaş kazandı. gülerek, şımararak, çok da takmadan, su gibi akarak tarihe geçti. ve sen şekerim, sen hep aynı kalacaksın. hep aynı. on yıl sonra da sen birileri hakkında sadece dedikodu üreten, büyütecini sadece sorunlara tutan, tembel, uyuşuk, mutsuz, kararsız, endişeli ve sahte olarak öylece karanlık odanda, zırlaya zırlaya, tepine tepine, kendini duvarlara vura vura öylece duracaksın. bikaç şüpheli farkın varsa diğerlerinden sürekli bunun altını çizerek kendine saçma bir ayrıcalık kazanmaya çalışacaksın. tek ama tek kaygın en yakındakinden daha büyük olmak olduğundan sınırlı bir çevrede sürekli çatışacak, ilgi üzerinden gitmesin diye sürekli ama sürekli saçmalayacak, iyiye dair tek bir cümlen, tek bir eylemin, tek bir planın olmamasını çok şey bilmek sanacaksın. öteki yapacak. ötekine; "nasıl başardın?" diye sorulacak. sanaysa şu; "neden böylesin sen?" tiksinerek soracaklar sana bunu... yüzleri buruşacak bi zaman sonra. iyice sıkacak, iyice bıktıracak, iyice rahatsız edeceksin. başaramamak şekerim, olamamak ama mış gibi yapmak insanı mahveder. bunu asla kavrayamayacak seviyede olduğundan saçma saçma dolanacaksın etrafta. sansınlar diye yaşayacaksın. buna bile, küçücük bir sanma hatasına bile muhtaç olacaksın. o çocuk yükseldikçe yükselecek, bu yaşında böyle işler başaran, tarihe geçen bir delikanlı otuzlarında ne halde olur? allah hayat karma neyse ne, ona verecek ne verecekse, o hak etti, o kazandı ve kazanacak. sense video altlarında böyle mal mal, iki üç beğeni için milletle alay edecek, senden fersah fersah yukarıda olan tipleri aşağıya çekmeye çalışacaksın ömrün boyunca. neden? çünkü herkes kendi alanında savaşır. sen aşağıdasın, seninle gökte savaşılmaz. seninle mertçe savaşılmaz. sen ya suçlarsın, ya iftira atarsın, ya karalarsın, ya sömürürsün ya çarpıtırsın ya da alay edersin. sen o adam toplayan, herkese göz kırpan, yavşayan o düşük insanlardansın. sende yüceliğe dair tek bir kırıntı yok. tümden aşağılık, tümden rezil, tümden saf bir kötücüllük var. allah daha beter etsin.
kardeşlerim, eğer varsak bir sebebi vardır varlığımızın. o sebebi arayıp bulmaktan başka bir görevimiz nasıl olsun? bize dayatılan nihilist kurgu içinde tekrar direnmeye, tekrar çabalamaya, tekrar ayağa kalkmaya güç yettirmek lazım. "yapan nasıl yapıyor" diyebilmek lazım. nasıl yapılacağı üzerine iyice düşünmek lazım. mühim işler üretebilecek kadar bireyselleşmek lazım. sağlam dostlar edinmek, seni pislikten koruyan enerjiyi kendinize saygı duyarak koruyabilmek, kötücüllüğü sonlandırmak lazım. umutsuzluk bir düşünce hatası bile olabilir. görememe belki. gerçeklikle bağı tümden koparma. "rağmen"e karşı bi savaşınız varsa rica ederim vazgeçmeyin. tükenmek, ah tanrım bıkmak, üf yorulmak, aman işte zaten ben kimimler... geçin. hayata kendinizi dayatın. olabildiğince gerçekçi, olabildiğince kendinden emin, olabildiğince eylemde olmak lazım.
koskoca bir yıl bitiyor. bitiş enerjisi. yessyeni bi hayatınız olabilir. eğer gerçekten ister, gerçekten kendi yolunuzda yürürseniz hayat bunu karşılıksız bırakmaz. her şeyin ilk adımı zordur, yeniden başlamak hakikaten zordur. ama zor'un içinde saklanan o şey seni daha da büyütecek olabilir.
içine doğduğumuz kültürdeki çürüklük bizi çok yoruyor. üzerimizdeki karanlık bulut güneşimizi engelliyor. ama güneş hala orada. güneş sabit bulutlar geçicidir. bulutların karanlığına sonsuz bir güç atfedip güneşin güçlü ışığına gözlerimizi kapatmamamız gerekiyor. insan öyle akışkan bir mahluk ki toplama kampında bile yarına dair plan yapar. umutsuzluk yarına saldırır oysa. umutsuzluğun bugünle bir derdi yoktur. o yarını da yemek ister. bugün zaten doyurur kendini ama yarını da almak ister. bulaşmak ister. izin verememek lazım.
işte tam olarak bu küçücük soruyu sorup ona verdiğiniz cevap sonrası aydınlanma başlıyor. "nasıl yapılır?" o andan sonra hayaller bitiyor planlar başlıyor. keşkeler bitiyor iyi ki'ler başlıyor. hayata bi şans vermek, neye inanıyorsun bilmiyorum ama senden daha çok şey bilen bir büyük sistem ya da allah olduğunu bilmek, tamamen güvenmek, akışa çok ama çok inanmak lazım. bazılarımız kuyuda ve kuyular çok kalabalık. hiçbir sorun yokmuş gibi yapınca olan tek şey bir günün daha bitmesi oluyor. sorunların kök salıyor. derinleşiyor. iyileşmiyor, savruluyoruz.
insanı aşk tüketmez. sevdin ve kavuşamadın ölmezsin. kim ölmüştür aşktan? yok böyle bi şey. on sekiz çocukla terk etmedi kimse seni. kırk yıllık evlilikler bile çat diye biter. insan duygularına saygı duy ama güvenme. duydukların, ah aman dedikodular tüketmez, iş arkadaşların, okul arkadaşların, akrabaların vs vs vs. insanlar konuşur ama sonsuza kadar değil. bigün senden de sıkılırlar. bigün biter her şey. her şey kötüye hep gidemez. düşüş kısa sürer ama dipte ne kadar kalacaksın sevgilim? kaç yüz yıl yaşayacağını sanıyorsun? sonsuza kadar parasız kalamazsın. sonsuza kadar yalnız kalamazsın. her şey geçer. hayatın doğal akışına sonsuz bir saygı duyup emeğin, aklın ve kalbin dışındaki hiçbir yansıyanı içine sinmiyorsa kabullenme. herkes kendi hikayesi peşinde. hepimizin derdi; "ben"i yapılandırmak. kendimizi gerçekleştirmek. her şey değişir. ama bi şey çok sağlam bir sabitliğe sahip; "başarısızlık." başarısızlık insanı tüketir. sebebi birilerinin başarısızlık engelini bile aşmış olması. herkes böyle olsaydı kimse başarısızlığı önemsemezdi. ama birileri bir şeyler yapıyor. ısrarla yapıyor. yılmadan yapıyor. bıkmadan yapıyor. kolu kopuyor; "bi tane daha var" diyor çalışıyor.
insanın kırılgan olma hakkı falan yoktur. eğer kırılgan biriysen bil ki yanlış yoldasın. bi şeyleri sen yanlış yapıyorsun. yanlış şeyi önemsiyor, yanlış yere tutuyorsun büyütecini. kimseye kendini beğendirmeye çalışma. kimseye sevdirmeye çalışma. saygı bile bekleme. sadece yap ve yaşa. üret. hele potansiyelin varsa arkana tek bi kere bile bakma. hep ileri. "şimdi ne yapayım?" diye sor kendine. "hayat şimdi bana ne verecek."
detaylandırmak istemiyorum. beni öyle derinden etkiledi ki meseleyi anarsam sanki bir asalağı ciddiye almak hatasına düşecekmişim gibi hissediyorum o yüzden yüzeysel geçeceğim. bu yıl içinde bir delikanlı ülkemiz için çok ama çok mühim bir alanda müthiş bir başarı elde etti. tarihe geçti. gördüğüm ilk andan itibaren garip bir duygusal bağ hissettim kendisine karşı. sıfır tanışıklığımız var. eşim dostum ondan övüyor değilim. bilakis dediğim gibi sıfır tanışıklık. ama inanılmaz bir sıcaklık, inanılmaz bir ışık gördüm o çocukta. tertemiz bir enerji. pırıl pırıl biri. öyle yüksek bir ışığı var ki parıldıyor. dursa bin kişi içinde dönüp ona bakarsın. çok belli gücü. kendine olan inancı, hayata olan inancı, başaracağına olan inancı çok belirgin. düşünsel anlamda da gelişmiş bir aklı var. savruk ve köksüz değil. yaptığı eyleme çok inanıyor. böylesine dev bir başarı sonrası bir röportaj verdi. tertemiz aklıyla bütün soruları dürüstçe yanıtladı. hakkında yazılıp çizilenlere bakmak istedim sonra. ah aklıma sokam. öfkeli biri sayılmam. çok zor öfkelenirim ve hemen geçer. hemen. sürdürmem savaşımı ama bu meselede hala dişlerim sivriliyor. çocuk hakkında biri, muhtemelen işsiz güçsüz, muhteris, başarısız, ezik biri şey yazmış; "haha bi de konuşabilse neler anlatacak kim bilir." çocuğun konuşmasında bir sorun var. ulan bit yavrusu, bütün bunlara rağmen başarmış olması değerli değil mi? senin o küçük aklının sorun olarak gördüğü bu şeyi aşıp geçmesi, zerre kadar oraya takılmaması, kabuğuna çekilmemesi önemli olan değil mi? bu bi zihniyet ifşasıdır. aklın neye çalışıyorsa, senin kalbinde ne varsa, neyi güya önemsiyorsan onun altını çizersin. tek bir cümlede sen o pis aklının, kötücül ruhunun, karakter yoksunluğunun altını çizdin. sen kendini gösterdin aslında. sen neden o çocuk gibi olamayacağını kanıtladın. bunu kendine kanıtladın. onunla alay ederek, küçümseyerek sen sadece kendi ezikliğini bi kez daha sindirdin. "bütün bunlara rağmen nasıl sevilebilir?" sorusunu sormadın ama bu gerçeklik seni kudurttu. konuşmasında bir sorunu var ve ah nasıl olur? onunla alay etmeliydik. tek gerçeğimiz bu seçmediğimiz özelliklerimiz olduğu için sürekli ama sürekli bu konuda kalmalıydık. ne başarımız, ne hayata olan inancımız, ne azmimiz, çabamız önemli olmamalı. önemli olan tek şeye kararı senin gibi asalaklar vermeli, kötücüllüğü yaymalı, umutsuzluk ve alaycılık dolu rezil bir sistem inşa etmeliyiz. salyalar saça saça etrafa saldırmalı, kin kusmalıyız. hayır anam. birileri bir şeyler biliyor ve çalışıyor. senin gibi olmamak için çalışıyor. senin gibi rezil, senin gibi yalancı, senin gibi riyakar, senin gibi aşağılık, senin gibi küstah, senin gibi sahte, senin gibi şizofreni sınırında yaşamamak için çok çalışıyor. sana bakıyor ve diyor ki; "asla bu mal gibi olmamalıyım." sonra gidip o çocuğun başarısının aslında ne kadar mühim olduğunu bir kez daha kabulleniyor.
bazı insanların en büyük savaşı; "rağmen" kavramıyladır. bütün bu olup bitenlere rağmen yaşarlar onlar. hiç mi kötü günleri olmaz? hiç mi canları acımaz? hiç mi düşmezler? hepsi olur. onlar da terk edilirler, onlar da aldatılırlar, onlar da dışlanırlar, onların da canı yanar. sadece buna nasıl tepki vereceklerini öğrenmişlerdir. gülüp geçerler. öyle bi gülerler ki avam şey der; "hiç derdi yok mu bunun?" o çocukta bunu gördüm ben. bu eminliği. öyle sevdim ki. öyle hayran kaldım ki. en büyük rağmen'ine karşı dev bir savaş kazandı. gülerek, şımararak, çok da takmadan, su gibi akarak tarihe geçti. ve sen şekerim, sen hep aynı kalacaksın. hep aynı. on yıl sonra da sen birileri hakkında sadece dedikodu üreten, büyütecini sadece sorunlara tutan, tembel, uyuşuk, mutsuz, kararsız, endişeli ve sahte olarak öylece karanlık odanda, zırlaya zırlaya, tepine tepine, kendini duvarlara vura vura öylece duracaksın. bikaç şüpheli farkın varsa diğerlerinden sürekli bunun altını çizerek kendine saçma bir ayrıcalık kazanmaya çalışacaksın. tek ama tek kaygın en yakındakinden daha büyük olmak olduğundan sınırlı bir çevrede sürekli çatışacak, ilgi üzerinden gitmesin diye sürekli ama sürekli saçmalayacak, iyiye dair tek bir cümlen, tek bir eylemin, tek bir planın olmamasını çok şey bilmek sanacaksın. öteki yapacak. ötekine; "nasıl başardın?" diye sorulacak. sanaysa şu; "neden böylesin sen?" tiksinerek soracaklar sana bunu... yüzleri buruşacak bi zaman sonra. iyice sıkacak, iyice bıktıracak, iyice rahatsız edeceksin. başaramamak şekerim, olamamak ama mış gibi yapmak insanı mahveder. bunu asla kavrayamayacak seviyede olduğundan saçma saçma dolanacaksın etrafta. sansınlar diye yaşayacaksın. buna bile, küçücük bir sanma hatasına bile muhtaç olacaksın. o çocuk yükseldikçe yükselecek, bu yaşında böyle işler başaran, tarihe geçen bir delikanlı otuzlarında ne halde olur? allah hayat karma neyse ne, ona verecek ne verecekse, o hak etti, o kazandı ve kazanacak. sense video altlarında böyle mal mal, iki üç beğeni için milletle alay edecek, senden fersah fersah yukarıda olan tipleri aşağıya çekmeye çalışacaksın ömrün boyunca. neden? çünkü herkes kendi alanında savaşır. sen aşağıdasın, seninle gökte savaşılmaz. seninle mertçe savaşılmaz. sen ya suçlarsın, ya iftira atarsın, ya karalarsın, ya sömürürsün ya çarpıtırsın ya da alay edersin. sen o adam toplayan, herkese göz kırpan, yavşayan o düşük insanlardansın. sende yüceliğe dair tek bir kırıntı yok. tümden aşağılık, tümden rezil, tümden saf bir kötücüllük var. allah daha beter etsin.
kardeşlerim, eğer varsak bir sebebi vardır varlığımızın. o sebebi arayıp bulmaktan başka bir görevimiz nasıl olsun? bize dayatılan nihilist kurgu içinde tekrar direnmeye, tekrar çabalamaya, tekrar ayağa kalkmaya güç yettirmek lazım. "yapan nasıl yapıyor" diyebilmek lazım. nasıl yapılacağı üzerine iyice düşünmek lazım. mühim işler üretebilecek kadar bireyselleşmek lazım. sağlam dostlar edinmek, seni pislikten koruyan enerjiyi kendinize saygı duyarak koruyabilmek, kötücüllüğü sonlandırmak lazım. umutsuzluk bir düşünce hatası bile olabilir. görememe belki. gerçeklikle bağı tümden koparma. "rağmen"e karşı bi savaşınız varsa rica ederim vazgeçmeyin. tükenmek, ah tanrım bıkmak, üf yorulmak, aman işte zaten ben kimimler... geçin. hayata kendinizi dayatın. olabildiğince gerçekçi, olabildiğince kendinden emin, olabildiğince eylemde olmak lazım.
koskoca bir yıl bitiyor. bitiş enerjisi. yessyeni bi hayatınız olabilir. eğer gerçekten ister, gerçekten kendi yolunuzda yürürseniz hayat bunu karşılıksız bırakmaz. her şeyin ilk adımı zordur, yeniden başlamak hakikaten zordur. ama zor'un içinde saklanan o şey seni daha da büyütecek olabilir.
içine doğduğumuz kültürdeki çürüklük bizi çok yoruyor. üzerimizdeki karanlık bulut güneşimizi engelliyor. ama güneş hala orada. güneş sabit bulutlar geçicidir. bulutların karanlığına sonsuz bir güç atfedip güneşin güçlü ışığına gözlerimizi kapatmamamız gerekiyor. insan öyle akışkan bir mahluk ki toplama kampında bile yarına dair plan yapar. umutsuzluk yarına saldırır oysa. umutsuzluğun bugünle bir derdi yoktur. o yarını da yemek ister. bugün zaten doyurur kendini ama yarını da almak ister. bulaşmak ister. izin verememek lazım.
devamını gör...
205.
boş yazarlar. adını ilk defa gördüğüm yazarın teki. üstelik beni tanımadan. yanlış yazdığım başlığa tanım yazıp sinirimi hoplattı sabah sabah. mod yoksa benim suçum mu.
devamını gör...
206.
anlaşılmamak. dinlememek, söz hakkı verilmemesi.
devamını gör...
207.
yıllar geçse de gerçekleşmeyen hayalleridir.
devamını gör...
208.
209.
beklemek.
insanın ömrünün çoğu beklemekle geçiyor zaten, ana karnına düştüğü ilk andan beri başlıyor bekleme yolculuğu; doğmayı, konuşmayı, yürümeyi, okumayı, büyümeyi, birey olmayı, anlaşılmayı, sevmeyi, sevilmeyi...
zor iş vesselam.
insanın ömrünün çoğu beklemekle geçiyor zaten, ana karnına düştüğü ilk andan beri başlıyor bekleme yolculuğu; doğmayı, konuşmayı, yürümeyi, okumayı, büyümeyi, birey olmayı, anlaşılmayı, sevmeyi, sevilmeyi...
zor iş vesselam.
devamını gör...
210.
yazılanların hepsinin hücre yenilenme hızı ile ilgisi var. o da stres vs etkenlere de bağlı ancak temelde zaman sebeptir.
devamını gör...
211.
zaman.
devamını gör...
212.
tan taşçı şarkıları.
devamını gör...
213.
sorunlara takılmak. ve ne gariptir ki kendi takıldığımız şeyi de kendimiz koyuyoruz oraya. kendimiz takılacağımız sorunlar yaratıyoruz. çünkü tekrar etme döngüsü içindeyiz. aynılıktan çıkmak şart bu sebepten. ertelemeyi bırak ve dönüşüm için değişim gerektiğini unutma.
devamını gör...
214.
insanlar. yemin ediyorum iflahım soldu salak, her şeyin kendi etrafında döndüğünü sanan, benim dediğim olmazsa yakın dünyayı diyen insanlardan. az insan çok huzur lafının tam zamanlı destekçisiyim.
devamını gör...
215.
surekliligini koruyan rutinleri...
ınsan zihnini bu kadar yipratan, çökerten baska bir sey zannimca yok. cunku insan belirli bir kalibin icerisinde ayni dongude yasamaya yatkin bir canli degil. zekasi, hayal gucu, ic gudusel uretime olan yatkinligi buna izin vermez, istemdisi onu rahatsiz eder.
rutinlerin getirdigi o rehavet ortami onun uretimini sınırlandirir once. uretiminin sinirlandirildigi noktada gercek potansiyelini kesfedemez. kesfedemedigi zamanda körelir. ayni duzlukte, hamster'in cemberin icinde donmesi gibi bir dongunun icerisinde "oylesine" yasayip gider. sonrasinda varolussal sancilar, bitip tukenmeyen depresyon semptomlari, ruhsal gelgitler, surekliligini koruyan stres, alkol, hatta kimyasal kullanimina basvurma. akabinde bitmeyen saglik sorunlariyla yas ilerledikce tanisma.
klasik modern cag insaninin sikintilari kisaca...
ınsan zihnini bu kadar yipratan, çökerten baska bir sey zannimca yok. cunku insan belirli bir kalibin icerisinde ayni dongude yasamaya yatkin bir canli degil. zekasi, hayal gucu, ic gudusel uretime olan yatkinligi buna izin vermez, istemdisi onu rahatsiz eder.
rutinlerin getirdigi o rehavet ortami onun uretimini sınırlandirir once. uretiminin sinirlandirildigi noktada gercek potansiyelini kesfedemez. kesfedemedigi zamanda körelir. ayni duzlukte, hamster'in cemberin icinde donmesi gibi bir dongunun icerisinde "oylesine" yasayip gider. sonrasinda varolussal sancilar, bitip tukenmeyen depresyon semptomlari, ruhsal gelgitler, surekliligini koruyan stres, alkol, hatta kimyasal kullanimina basvurma. akabinde bitmeyen saglik sorunlariyla yas ilerledikce tanisma.
klasik modern cag insaninin sikintilari kisaca...
devamını gör...
216.
vicdan azabı (iç mahkeme)
devamını gör...
217.
birçok sebebi vardır elbet ancak ne kadar dolu olursak o kadar geç tükeniriz gibi.
devamını gör...
218.
sevdiğin insanlar tarafından sevilmemek gibi klasik bir şey söylemek isterdim ama sevişememek diyorum.
devamını gör...
219.
(bkz: stres)
devamını gör...
220.
erkek egemen bir endüstride yaşı genç kadın çalışan olmak.
2 yıldır kurmak ve altyapısını hazırlamak için gecemi gündüzümü verdiğim departmanı hayata geçirdik, tek başıma yetişmekte zorlandığım için departmana eleman arıyoruz, şirket içerisinden yatay transferler de düşünüyoruz ama sağolsun bazı arkadaşlar daha yapacağı işin ne olduğunu bilmedikleri halde bana benim işimi öğretmeye çalışıyorlar.
2 yıldır tüm altyapısını hazırladığım, tüm detaylarını tek tek düşündüğüm, çalışma koşullarından, iş tanımına kadar kendi ellerimle yazdığım, aranan elemanların özelliklerini ık ile tartıştığım, bir nevi gayriresmi müdürü haline geldiğim departmandan bahsediyorum, ama arkadaş kadın olduğum için* bazı şeyleri düşünememişimdir diye savunuyor kendini.
öleyim mi öldüreyim mi bilemedim.
2 yıldır kurmak ve altyapısını hazırlamak için gecemi gündüzümü verdiğim departmanı hayata geçirdik, tek başıma yetişmekte zorlandığım için departmana eleman arıyoruz, şirket içerisinden yatay transferler de düşünüyoruz ama sağolsun bazı arkadaşlar daha yapacağı işin ne olduğunu bilmedikleri halde bana benim işimi öğretmeye çalışıyorlar.
2 yıldır tüm altyapısını hazırladığım, tüm detaylarını tek tek düşündüğüm, çalışma koşullarından, iş tanımına kadar kendi ellerimle yazdığım, aranan elemanların özelliklerini ık ile tartıştığım, bir nevi gayriresmi müdürü haline geldiğim departmandan bahsediyorum, ama arkadaş kadın olduğum için* bazı şeyleri düşünememişimdir diye savunuyor kendini.
öleyim mi öldüreyim mi bilemedim.
devamını gör...