161.
sivas'ın başkenti.
devamını gör...
162.
önümüzdeki pazartesiye kadar yağışlı havanın etkisinde kalacak olan metropol. rüzgar genellikle güney yönlü eseceğinden sıcaklıklarda sert düşüş beklenmiyor. kapalı ve yağmurlu hava sevenler için 6 gün olacaktır efendim.
devamını gör...
163.
müziğini osmancello ile birlikte düzenleyen sözlerini kendisi yazan zen-g'nin bayhan gürhan ile birlikte seslendirdiği yeni parçasının adıdır. istanbul..
bırak beni istanbul’da
ben kalayım
unutmadım aklımdalar
hatıralar
bırak beni istanbul’da
ben yanayım
sokaklarda yazar adım
istanbul’da
gözlerimi burda açtım hülya’ya
18 kasım 94 merhaba
adımı kulağıma fısıldadı samatya
burnum sümük dolu gözlerimde çapak ya
çok koştum sırtımda çantayla
ilk aşkım kocamustafapaşa’da
acıya alıştım her ayrılıkta
tek şansım bu kaosta yaşlanmak
görüyorum o anları flashback gibi
koşuyorum çocukluğumun salıncağına
trenlere atlayarak gidiyorduk yedikule’den taa yeşilköy kumsalına
yürek yerinden çıkacakmış gibi olur cepten çıkarsa sustalılar
az mı yakamozlarına kandık roma parkından sonsuzluğa
istanbul .
göz altları mosmor eşofmanım fosforlu
hayata yenik başlarım her gün
kasımpaşa gibi
yokuşları dimdik karakteristiktir
karakterinden eksikse hadi siktir
geceleri taksim içi dolu pislik
dolmuş taksi bekleme bas git
her gün riskli sisli ve mistik (ya)
sırrımız istanbul’a gizli
bitmiyor tersoluk ghettolar her solukta
ciğerlerine çekiyor egzoz
hayalim bi rols roys ama hayat beykoz gibi omuzlarıma yüklüyor hep toz
dolapdere big gang kuş tepe bang bang
zeytinburnu sulukule deli dolu gang gang
bir gün ben de gideceğim elbet
sevdiklerim emanet sana tek tek
istanbul..
ah istanbul vah istanbul
yaktın yıktın istanbul
ah istanbul vah istanbul
çok yıprattın istanbul
bırak beni istanbul’da
ben kalayım
unutmadım aklımdalar
hatıralar
bırak beni istanbul’da
ben yanayım
sokaklarda yazar adım
istanbul’da
gözlerimi burda açtım hülya’ya
18 kasım 94 merhaba
adımı kulağıma fısıldadı samatya
burnum sümük dolu gözlerimde çapak ya
çok koştum sırtımda çantayla
ilk aşkım kocamustafapaşa’da
acıya alıştım her ayrılıkta
tek şansım bu kaosta yaşlanmak
görüyorum o anları flashback gibi
koşuyorum çocukluğumun salıncağına
trenlere atlayarak gidiyorduk yedikule’den taa yeşilköy kumsalına
yürek yerinden çıkacakmış gibi olur cepten çıkarsa sustalılar
az mı yakamozlarına kandık roma parkından sonsuzluğa
istanbul .
göz altları mosmor eşofmanım fosforlu
hayata yenik başlarım her gün
kasımpaşa gibi
yokuşları dimdik karakteristiktir
karakterinden eksikse hadi siktir
geceleri taksim içi dolu pislik
dolmuş taksi bekleme bas git
her gün riskli sisli ve mistik (ya)
sırrımız istanbul’a gizli
bitmiyor tersoluk ghettolar her solukta
ciğerlerine çekiyor egzoz
hayalim bi rols roys ama hayat beykoz gibi omuzlarıma yüklüyor hep toz
dolapdere big gang kuş tepe bang bang
zeytinburnu sulukule deli dolu gang gang
bir gün ben de gideceğim elbet
sevdiklerim emanet sana tek tek
istanbul..
ah istanbul vah istanbul
yaktın yıktın istanbul
ah istanbul vah istanbul
çok yıprattın istanbul
devamını gör...
164.
ülkenin ve dünyanın en güzel şehri.
geze geze bitirilemeyen şehir.
geze geze bitirilemeyen şehir.
devamını gör...
165.
içine edilmiş bir şehirdir. guy debord, bir filminde, parisin artık öldüğünü ve günümüzde (onun bunu söylediği zaman 1979) paris diye bir şehrin artık olmadığını söylemişti. hatta louis chevalier'in de l'assassinat de paris isminde aynı konuyu işleyen bir kitabı vardır. ancak paris hakkında söylenen şeyler istanbul için çok daha geçerlidir. istanbul diye bir şehir artık yoktur. 1950'lerden başlayan bir süreç ile istanbul öldürülmeye başlanmıştır ve 1990'a gelindiğinde artık bence bu süreç tamamlanmıştır. gidin ara güler fotoğraflarına bakın ve sonra deyin ki bu şehrin şu andaki hali o fotoğraflarda görülen şehir ile aynı.
bundan 4-5 yıl önce john freely'nin strolling through ıstanbul kitabındaki tüm rotaları dolaşmıştım. ki bu kitap tüm istanbul gezi rehberlerinin atasıdır ve bana kalırsa bırakın aşılmayı, şu ana kadar yanına dahi yaklaşan bir kitap olmamıştır. sokak sokak tüm istanbulu gezdirir size. elbette istanbul derken sur içi (fatih), galata ve üsküdarı kastediyor kitap; ümraniye, pendik, beylikdüzü falan değil.
her neyse, bu kitap 70'li yıllarda yazılmıştır ve hala şu sokaktan gir, sağa/sola dön, karşına şu cami gelecek, şu hamam gelecek, şu kervansaray gelecek şeklindeki komutları geçerliliğini korumaktadır, ancak bir önemli farkla: kitap, sokaklarda gezerken çevremizde göreceğimiz ahşap konaklardan, klasik cumbalı evlerden, onların yeşil, ağaçlıklı bahçelerinden, bostanlardan vb. bahsetmektedir. istanbul denince akla gelmesi gereken o mistik, büyülü ortam. yahya kemal'in, türklerin bu coğrafyada kurduğu medeniyetin en büyük eseri dediği o yer. yani bir camiden bir hamama giderken, böylesine güzel ve huzurlu bir ortam içerisinden geçerek gitmeniz gerekir normalde; fakat bugün o rotaları bu kitap eşliğinde gezerseniz, betonarme binalardan, asfalt yollardan, dar sokaklarda park etmiş arabalardan, onların gürültüsünden, telefoncu dükkanlarından, giyim mağazalarından ve onların dışarı taşan iğrenç müziklerinden vb. başka birşey görmek ve tecrübe etmek mümkün değildir. dolayısı ile bugün, kitapta uzun uzun anlatılan tarihi eserlere ulaşmak için, böylesine iğrenç ve enerjinizi emen bir atmosferden geçmeniz gerekir.
tarihi eserlerin pek çoğu ise berbat bir restorasyon terörü altında. bir kere şunu fark ediyorsunuz ki, bu restorasyon işi öncelikle şu amaç için kullanılıyor: tarihi eseri restorasyon yapıyoruz ayağına kapatmak ve bir daha da açmamak. evet aynen bu. bazı tarihi binaların 15-20 yıldır restorasyonda olduğunu görebilirsiniz, bu sayede bu eserlerden kurtulunmuş olunuyor. restorasyon yapıyoruz diyerek kapısına kilidi vuruyorsunuz ve böylece ziyaretçisi ile, geleni ve gideni ile, bakım masrafları ile uğraşmamış oluyorsunuz. kitapta geçen tarihi eserlerin(ki istanbul'da bulunup da kitapta geçmeyen bir tarihi eser yok) abartmıyorum neredeyse yarıya yakını restorasyon altındaydı ve bu yüzden kapalı idi ve üstelik açık olanların da birçoğu restorasyona girmek üzere idi. dolayısı ile kitabın yeni baskılarında ismi strolling through istanbul değil, "strolling through the ruins of istanbul: how modernity destroyed a city once magnificient" olmalı.
bundan 4-5 yıl önce john freely'nin strolling through ıstanbul kitabındaki tüm rotaları dolaşmıştım. ki bu kitap tüm istanbul gezi rehberlerinin atasıdır ve bana kalırsa bırakın aşılmayı, şu ana kadar yanına dahi yaklaşan bir kitap olmamıştır. sokak sokak tüm istanbulu gezdirir size. elbette istanbul derken sur içi (fatih), galata ve üsküdarı kastediyor kitap; ümraniye, pendik, beylikdüzü falan değil.
her neyse, bu kitap 70'li yıllarda yazılmıştır ve hala şu sokaktan gir, sağa/sola dön, karşına şu cami gelecek, şu hamam gelecek, şu kervansaray gelecek şeklindeki komutları geçerliliğini korumaktadır, ancak bir önemli farkla: kitap, sokaklarda gezerken çevremizde göreceğimiz ahşap konaklardan, klasik cumbalı evlerden, onların yeşil, ağaçlıklı bahçelerinden, bostanlardan vb. bahsetmektedir. istanbul denince akla gelmesi gereken o mistik, büyülü ortam. yahya kemal'in, türklerin bu coğrafyada kurduğu medeniyetin en büyük eseri dediği o yer. yani bir camiden bir hamama giderken, böylesine güzel ve huzurlu bir ortam içerisinden geçerek gitmeniz gerekir normalde; fakat bugün o rotaları bu kitap eşliğinde gezerseniz, betonarme binalardan, asfalt yollardan, dar sokaklarda park etmiş arabalardan, onların gürültüsünden, telefoncu dükkanlarından, giyim mağazalarından ve onların dışarı taşan iğrenç müziklerinden vb. başka birşey görmek ve tecrübe etmek mümkün değildir. dolayısı ile bugün, kitapta uzun uzun anlatılan tarihi eserlere ulaşmak için, böylesine iğrenç ve enerjinizi emen bir atmosferden geçmeniz gerekir.
tarihi eserlerin pek çoğu ise berbat bir restorasyon terörü altında. bir kere şunu fark ediyorsunuz ki, bu restorasyon işi öncelikle şu amaç için kullanılıyor: tarihi eseri restorasyon yapıyoruz ayağına kapatmak ve bir daha da açmamak. evet aynen bu. bazı tarihi binaların 15-20 yıldır restorasyonda olduğunu görebilirsiniz, bu sayede bu eserlerden kurtulunmuş olunuyor. restorasyon yapıyoruz diyerek kapısına kilidi vuruyorsunuz ve böylece ziyaretçisi ile, geleni ve gideni ile, bakım masrafları ile uğraşmamış oluyorsunuz. kitapta geçen tarihi eserlerin(ki istanbul'da bulunup da kitapta geçmeyen bir tarihi eser yok) abartmıyorum neredeyse yarıya yakını restorasyon altındaydı ve bu yüzden kapalı idi ve üstelik açık olanların da birçoğu restorasyona girmek üzere idi. dolayısı ile kitabın yeni baskılarında ismi strolling through istanbul değil, "strolling through the ruins of istanbul: how modernity destroyed a city once magnificient" olmalı.
devamını gör...
166.
bir sokağından başka bir semt'ine çıkılan yorgun şehir.
devamını gör...
167.
bazen kanlıca sahili, bazen yalnız kız kulesi.
devamını gör...
168.
şarkının çıktığı 2005 yılında manasızca çok yüksek sesle üst üste dinlediğim şarkıdır. o yıl daha 21 yaşında gencecik oğlandım. şarkıda geçen ''her yerde karışıma çıkan 30 yaş üstü adamlar'ın manasını çözemiyordum da, takılmıyordum da. 30 yaş ne ulan? bana ne 30'lardan. yarın olmayacakmış gibi yaşıyorduk ki biz.
sene 2021, yaş oldu sana 37, youtube ana sayfasında tekrar karşıma çıktı şarkı. ''her yerde karşıma çıkan 30 yaş üstü adamlar'' sözünün manasını yine çözemesem de, takıldım bu sefer? ne demektir bu pamela abla? bak üşenmedim yaşına baktım internetten, sen de 46 olmuşsun. sana ''pamela'' demek terbiyemize yakışmaz. ne demektir bu pamela a b l a...
ayy depresyona gireceğim tutun çekin beni...
sene 2021, yaş oldu sana 37, youtube ana sayfasında tekrar karşıma çıktı şarkı. ''her yerde karşıma çıkan 30 yaş üstü adamlar'' sözünün manasını yine çözemesem de, takıldım bu sefer? ne demektir bu pamela abla? bak üşenmedim yaşına baktım internetten, sen de 46 olmuşsun. sana ''pamela'' demek terbiyemize yakışmaz. ne demektir bu pamela a b l a...
ayy depresyona gireceğim tutun çekin beni...
devamını gör...
169.
gün itibariyle tam sokakta popo sallanacak güneşli güne kavuşmuştur. pas geçmek olmaz hocam.
iki gün yasaklar geliyor malum. krizim tuttu.
zaten yemişim kovidini. bana yine bir haller oluyor. sokağa taşmış bir bar masasında kafamı güneşe çevirip şerefe diyesim var, o ara insanlar geçer durur önümden. tüm yolculuklarıma. tüm geride bıraktıklarıma.
ne demiş herif. ıslığıma gömüyorum kalbimdeki sözleri.
iki gün yasaklar geliyor malum. krizim tuttu.
zaten yemişim kovidini. bana yine bir haller oluyor. sokağa taşmış bir bar masasında kafamı güneşe çevirip şerefe diyesim var, o ara insanlar geçer durur önümden. tüm yolculuklarıma. tüm geride bıraktıklarıma.
ne demiş herif. ıslığıma gömüyorum kalbimdeki sözleri.
devamını gör...
170.
devamını gör...
171.
dünyanın başkenti olacakken rantın, açgözlülüğün, kibirin, kabalığıın, umutsuzluğun, hüznün, pisliğin, trafiğin, kaosun, çaresizliğin, bitmişliğin başkenti olmuş şehir. ama her şeye rağmen siz ondan ayrı kaldıkça özlersiniz , sürekli onu düşünürsünüz. gönüllerin başkenti.
devamını gör...
172.
“güleni şöyle dursun ağlayanı bahtiyar” demiştir necip fazıl. bundan otuz sene öncesi için öyle bir cennettir benim için.
devamını gör...
173.
mithat cemal kuntay'ın yazdığı (bkz: üç istanbul) romanından okunduğunda insanı hiç şahit olmadığınız bir zaman tüneline sokan şehir.
devamını gör...
174.
tarihi ile kendine hayran bırakan şehirdir. herhangi bir sokağında yürürken "acaba bundan yüz yıl önce buradan kimler gelip geçti" diye beni derin düşüncelere daldırır. şehrin güzelliklerinin yanı sıra, kaos, stres ve kalabalık gibi olumsuz şeyler de vardır. ama güzelliklere hayran kalınca olumsuz şeyler fazla kafaya takılmıyor. bir zamanlar istanbul'a "yaşanılacak" şehir gözüyle bakarken, artık yalnızca "gezilecek" şehir gözüyle bakıyorum. yordun be istanbul, yine de şiir gibi şehirsin.
devamını gör...
175.
parası, mevkii güzel işi ve iyi bir semtte oturana dünyanın en yaşanılası sehridir. fakat parası olmayan karın tokluğuna yaşayan sürekli borç ödeme, geleceğini düşünme, iş arama işi varsa işe giderken survivor gibi toplu taşımayla mücadele etmek ise dünyanın en kalitesiz zor sıkıcı şehir olma durumunu gösteriyor.
devamını gör...
176.
türkiye'de abartılan birçok şey vardır ama bunların içinde en balonu bu şehirdir.
gereksiz anlam yüklenir gereksiz güzelleme yapılır ve burada yaşayan insanlar kadar çelişen bir insan grubu yoktur.
gereksiz anlam yüklenir gereksiz güzelleme yapılır ve burada yaşayan insanlar kadar çelişen bir insan grubu yoktur.
devamını gör...
177.
tek tek sokaklarını gezip keşfetmek istediğim o müthiş şehir. yanıma en yakın arkadaşımı alıp 1 yazımı istanbul için harcamak istiyorum. o tarihi, eski yapıların arasında modern ve çağdaş yapıların birlikteliği insana büyük merak uyandırıyor doğrusu.
devamını gör...
178.
trafik.
devamını gör...
179.
istanbul birkaç ilçesi dışında keşmekeş bir hal almıştır eğer merkeze yakın bi ilçede ikamet etmiyorsan sen bu şehrin üvey çocuğusundur genelde üvey çocuklar pek kaale alınmaz
milyonlarca nefer gelmiştir buraya hikaye hep aynı başlar haydarpaşa da boğaza karşı seni yeneceğim istanbul nidaları ve hüsranla biten bir son tabii başarılı olanda vardır ana istanbul hayata karşı 8-5 galiptir hep
milyonlarca nefer gelmiştir buraya hikaye hep aynı başlar haydarpaşa da boğaza karşı seni yeneceğim istanbul nidaları ve hüsranla biten bir son tabii başarılı olanda vardır ana istanbul hayata karşı 8-5 galiptir hep
devamını gör...
180.
"istanbul, sayfaları çevirmekle bitmeyen bir kitap, seyrine doyum olmayan bir resimdir."
devamını gör...