101.
kadın olmak.. olmayanın anlayamadığı asla da anlayamayacağı bir olay. kendini tanıma sürecinden sonraki hayatında korkularla endişelerle bir yerlerde adı hastaghlere konulmasın geleceği elinden gitmesin diye ömrünün sonuna kadar önlem almak zorundadır. bir tarafı kadın bir tarafı annedir. çocuk doğurması gerekmez bir kadının anne olması için de. her kadın annedir.
toplum içindeki, sosyal yaşantıdan tutun da iş yaşantısına kadar kadının elinin değdiği her yer güzelleşir. özgürlüklerin eşitçe olduğu, kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olduğu zaman, medeniyet seviyesine ulaşacaktır her toplum. bizim ülkemiz değil miydi dünya üzerinde kadına seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilklerden; ya da bizim dinimiz değil miydi cennetin anaların ayaklarının altında yattığını söyleyen. hangi ara elimize anamızın, kardeşimizin, eşimizin kanı bulaştı, hangi ara ötekileştik akıl erdiremiyorum.
yıllarca duyduğumuz cümleler vardır. “kadının yeri kocasının yanıdır”, “kadın annedir”, “kadın iyi yemek yapmalı, temiz olmalıdır” , “kadın çalışmaz, evinde oturup çocuklarına bakmalı” gibi. tabi ki kadının görevleri var, aynı erkeklere yüklenenler gibi ama farkındaysanız kadına yüklenen her sıfat bağımlılık barındırıyor. kocana bağımlılık, çocuğuna bağımlılık, evine bağımlılık. neden ayşe, fatma değiliz de ahmet’in kocası, mehmet’in annesiyiz?
geçenlerde bir programda mehmet aslantuğ’un kadınlar ile ilgili bir cümle kurdu, etkilemişti o cümle beni. “bir kadın evinde üretimden çekilip, bütün ikbal ve istikbalini bir adamın vicdanına, aşkına, günün sonunda bir gün aklının karışmasına, yanılgılarına bırakmamalı.”
bir cümle bu kadar güzel ifade eder kadının toplumda olması gereken yerini. eminim bu duygu sadece bende canlanmamıştır. daha nasıl ifade edilebilirdi ve kadınların durması gereken yer, elinde var olan güç nasıl gösterilebilirdi bilmiyorum...
devamını gör...
102.
ortadoğu gibi ya da ataerkil toplumlarda zor olandır.
devamını gör...
103.
sahip olduğu bir adet fazladan delik ile türkiye’de allahtan sonra devletten önce gelen hede*

bir de derler türkiye’de kadın bıdı bıdı. lan allah diye tapıyorlar size ülkede, herhangi bir olayda kanıt istemeksizin sadece ifadenizle adama ceza aldırıyorsunuz, sizinle evlenmek için yüz binlerce tl düğün masrafı ödüyor insanlar, hiç hak etmediğiniz halde boşanma anında adamın herşeyini alıp üstüne nafaka alıyorsunuz, en ufak bir olayınızda medya arkanızda. kadın mı? hiiiiii. bir tane fazladan delik ile ülkenin hukuk sisteminden ekonomisine yön veriyorsunuz. gerçekçi olalım, türkiye gibi enayilerin yönettiği bir ülke bulamazsınız dünyada kadınlar, kıymetini bilin bu vajina cumhuriyetinin. iddia ediyorum dünya tarihinde hiçbir erkek, hatta hiçbir canlı, sizin türkiye denen vajina cumhuriyetinde olduğunuz kadar değerli olmadı*
devamını gör...
104.
ayakları sevilesi homo sapiens türü.
devamını gör...
105.
“kadın” derken bile naiflik akıyor her yerinden
ülkemde olmasa da dünyaya kadın olarak gelmek mükemmel bir şey.
devamını gör...
106.
dağa göl suya çöl tene tül
sebebi boşver örtül üstüme örtül
.
devamını gör...
107.
bu ne biçim başlık ya, şikayet ettiğimden değil de devamını getirseydiniz boş bir başlık olmuş çünkü kadın diye başlık atıp bırakmışsınız yani.
devamını gör...
108.
kimi zaman hemcinslerin, çoğu zaman erkeklerin; nerede nasıl oturacağı, hangi desibelde gülecekleri, eteklerinin dizden kaç karış aşağıda olması gerektiği hakkında konuşulan cinsiyet.
devamını gör...
109.
müthiş bir adamlar şarkısıdır.
devamını gör...
110.
çok konuşur ne istediğini bilmez.
devamını gör...
111.
bir tanıma sığmayacak kadar havalı ve geniş bir kavram.
devamını gör...
112.
nice güçlü kadınlar tanıdım. başkalarının darmadağın olduğu fırtınalarda yılmayan, yıkılmayan kadınlar.

evet, kalın duvarları vardı ama yumuşacıktı yürekleri. evet, yorgunlardı fazlasıyla ama yine de aşk saçardı gözleri.

kendini ezdirmeyen, sevdiklerinin üzerine titreyen, güvensizlik yaşasalar da insanlıklarından asla vazgeçmeyenlerdi onlar.

hak yemeyen ve hakkını yedirmeyen kadınlar. kaldıkları yerleri cennete çeviren ama kıymetleri bilinmeyen, sevdikleri kadar sevilmeyen ve kapattıkları kapıya asla geri dönmeyen kadınlar.

neyi eksik yaşadıysanız, eminim ki fazlasıyla hakkınız. dilerim tez zamanda kabul olur dualarınız...
devamını gör...
113.
dünyanın diğer yarısı.
devamını gör...
114.
ahu göz, içi hoş eden ses, ve bir çift memeden fazlasıdır.
devamını gör...
115.
yine mi kadını abartı bir teşbihle aya uğurluyoruz lan.

yok elleri pamuk gözleri keman. bundan ne anlıyor bizim toplumun erkekleri ya.

nasıl bünyeler bunlar yav.
devamını gör...
116.
mutlu evlilikte kilit roldür. gözlemlerim neticesinde erkeğin mutlulugu basit*.kadının mutluluğu daha basit. nasıl ya? kadının yapısı mı desek doğası mi yaratılışı mı..

bir tebessüme, bir güzel sözle mutlu olacak bir yapısı vardır kadının.fazla kompleks bir mutluluk anlayışı yoktur.tabi ki yeri ve zamanlaması önemlidir yapılacak küçük mutlulukların. haliyle kadını mutlu edecek çok yol aramaya ihtiyaç duymazsınız.

mutlu kadın mutlu ev demektir

kadın mutlu hissetdikçe kendini bu eve, evdeki cocuklara evdeki bitkilere kadar, evin enerjisine yansır. malum kadınlar evdeki sorumluluğun buyuk çoğunluğunu aldığı için etken katsayısı yüksektir. haliyle kadının mutluluğunu küçük değişim kelebek etkisi gibi etkileyebilir.

erkekler, mutlu evlilik mi istiyorsunuz o zaman eşinizin mutluluğu için çabalayın

özel günleri* kutlayın en basitinden. sonra bunları aylara indirin her sey sizin elinizde. çünkü "bak sana yogurt aldim" lafi bile mutlu eder mi la? ediyor. çok kasmayın keline oyunları ile şımartın.bu ülkede kadının şımartılmaya ihtiyacı var. bunu bir yerden başlayın.

sonuç olarak; yoldaşınız sizin ortağınızdır. onu yük olarak görmeyin. iletişim kurun. kadının dinlenmeye anlaşılmaya erkekten daha cok ihtiyacı var. onu anlayın. anlayışlı olun.empati yapın. sevin.sevgi güçtür.
devamını gör...
117.
ey ölümsüzlüğü arzulayan ölümlüler,
ve yegane ölümsüzler yani kadınlar,

aşağıdaki sözlerim sizi ilgilendirmektedir.
o halde kulak veriniz ve ümitleniniz ebediyete açılan nice gözler doğuracağınız sevinciyle,

kiminiz arzulamıyorum ben dese de sonsuzluğu ve hatta yine kiminiz dünden razı olsa da bugüne veda etmeye, ne mümkündür ki kodlanmıştır ebedi bir yaşam tutkusu ruh hücrelerinizde,

arada, evet aradasınız varlık ve yokluğun, ölüm ile ölümsüzlüğün, son ile sonsuzluğun seçimini yapmakta.

diotima gelsin aklınıza, bilge kadın ve ölümsüz sevgili diotima. sevgi nedir diye yollara düşen sokrates’e “bedenlere duyulan arzuların ötesinde tüm’e dair duyulan aşktır sevgi ve bu aşkla yeniden yaratmaktır”demişti bir keresinde.

bedenin tükenişini sembolize eden tikel arzuların bittiği ve devamlılığı temsil eden bütüne dair aşkın başladığı yerde de ölümsüzlük başlamaz mı zaten?

ey sevgili kadınlar, bazen bakarsınız doğaya, dikkatinizi celbeder ve sonbaharda yaprakların dökülmesiyle sarı bir hüzün kaplar anaç sinelerinizi.

ve yine bir sevinç kaplar gönlünüzü çiçeklerin yeniden açıp yeşil yaprakların filizlenmesiyle. bir bakıma ilki sizdeki ölüm korkusunu hatıra getirip düşürse de gözlerinizi, ikincisi size yeniden yaratımı ve sonsuzluk duygusunu anımsatıp gülümsetir narin çehrelerinizi.

peki siz kadınlar bilmez misiniz ki sizler de sevgisiz kaldığınızda sararan yapraklar gibisinizdir, hüzne boğarsınız daimi sevgiyi elinde sepetle muhatabına ulaştırmaya çalışan diotima’yı.

ve yine sizler değil misiniz bütüncül bir sevgiyle doğurup yapraklarınızı yeşillendirebilen,

ve yeni minik gözlerde sonsuzluk penceresi açabilen.

istemez misiniz kendinizden ölümsüzlüğe bir çift göz yaratmayı?

~epictetus
devamını gör...
118.
bilindiği gibi evrim çok çeşitlidir. fiziksel olduğu kadar, bilişsel evrim de gerçekleşir. bir canlının evrim geçirebilmesi için de belli başlı etkenlerin bir araya gelmesi gerekir. bu etkenlerden biri de, yaşam ortamıdır.

ilk çağlara, ilk insanlara döndüğümüzde ise bugün yaşayan kadınların bilinç temellerinin, o devirden bu zamana kadar uzandığını görebiliriz. mağara adamları diye tabir ettiğimiz ilk insanların yaşam şekilleri günümüze kadar ulaşmış, bizden sonraki nesillerin de ''standardı'' olmaya devam etmiş.

özetle ayşe hanımın bugün hem çocuğuyla ilgilenmesi, hem ev işleriyle alakadar olması, kocası eve gelince sofranın hazır bulundurulması; bir mağara adamının bir mağara kadınını saçından tutarak onu yerde sürüklemesi ile başladı...

avcı erkek, zor doğa şartları altında güvenli mağaralarından çıkıp elinde mümkün mertebe bir mızrak ile ''belki bir yaban domuzu bulurum. yahut bir tavşan... biraz şanslıysam bir geyik ile bile mağarama dönebilirim. ama lütfen t-rex buralarda olmasın...'' diye söylene söylene maceralara atılıp karın tokluğuna çalışırken, kadının başına gelebilecek en büyük tehlike yakacak odun toplamak için kafasını mağaradan dışarı çıkarttığında bir kurbağa tarafından kovalanmak olabilirdi.

bu yüzden erkek gelişime açık, av olması gereken korkunç düşman karşısında sürekli yeni silah ve malzeme arayışına girmiş, çoluk çocuğunun karnı tok sırtı pek uyuyabilmesi için canını dişine takmış halde dünyayı keşfederken kadının en büyük görevi ''baba kızar'' diye veletleri mağaradan dışarı çıkarmamak olabilirdi. yahut biraz ilkelliklerini üstlerinden atmış iseler, topraktan çömlek yapıp yemesi zor çiğ eti yumuşatma deneyleri peşinde koşabilirdi.

o devirlerde kadına biçilen bu rol ise tamamen fiziksel özellikler ile alakalıydı. kadın narin, kadın zayıf, kadın ince... erkek haşin, erkek güçlü, erkek dayanıklı... o yüzden kadın, erkeğin yaşamını düzene sokma görevine atandı; atandırıldı. bu durumu da en güzel kendi teknikleriyle, mağaralara yaptıkları resimlerle açıklamışlar.

kadına biçilen bu rol, nesillere yansıdı elbette.

sonraki evrede kadınlar, erkek hegemonyasının kuvvetlenmesi ve devamlılığı için kullanıldılar. krallar, kendi hükümdarlıklarını güçlendirmek ve topraklarını genişletmek için, diğer kralların kızlarıyla evlendiler. o vakitlerde kadınlara dikta edilen ve (i:''mutluluğun'') o olduğuna ikna ettiren fikir bir prens ile evlenip, onun çocuklarını doğurmak idi. şimdiki kadınların ''beyaz atlı prens'' takıntısı da bu mottodan gelir...

dünyayı çizen ve yöneten erkeklerin süregelen döneminde kadınların nadir çırpınışları da olmadı değil.

yakın dönemde tvlerde izlenme rekorları kıran muhteşem yüzyıl dizisinin bize ilettiğine göre üç kıtaya hükmeden cihan padişahı muhteşem süleyman, hayatının son 30 yılını kaba tabirle karı-kız mevzularını çözmeye harcamış. kendi aklını başından alan hürrem sultan, ''sülüman da sülüman'' diye diye koca padişahın tırlatmasına neden olmuş, kendi oğlanlarının eşlerinin fişteklemeleri ile kardeşler arasında savaşlar çıkarmış, haremin favorisi olmak adına kadınlar birbirlerini boğdurmuş, şehzadelere sunulmak üzere birbirleriyle yarışa girmiş bir neslin küslük ve düşmanlıklarına çözüm aramak zorunda kalmış sultan süleyman... gösterilen, aşılanan bu.

daha öncesinde asya kıtasına hükmeden hun devleti, çinli prenses almaya başladıktan sonra yıkılma sürecine girmiş mesela... hun devleti ile çin imparatorluğu'nun barış sürecinde, hun yiğitler bol bol çinli prenses taşımış otlaklarına... sonuç ise malum, kavimler göçü ile başka bir erkek iktidarının temelleri atılmış.

asırlar arasında bu silinip giden nadir çırpınışlar dışında kadın, mağara adamının kendisine biçtiği rolü oynamaya devam etmiş.

-eve bak, evi düzenle, çocuklara bak, çocuk doğur, benimle ilgilen, erkeğinle ilgilen...
+neden?
-ben güçlüyüm, ben erkeğim, ben sana bakarım, ben seni korurum.


günümüzde bile kız çocuklarının yetiştirilme tarzına bakarsanız, bu gerçeği çok rahatlıkla görmek mümkün. küçük yaştan itibaren anne tarafından narinliğe zorlanan, çıtı pıtı olmak zorunda bırakılan, pembiş kıyafetler giydirilip oyuncak bebekleri süslemeye yönlendirilen kız, ileriki yaşlarda kendi ayakları üstünde duramayan, ağlak, zayıf ve çıtkırıldım bir karakter takınıp bir erkeğin himayesinde kendini güvene alma ihtiyacı hisseder.

halbuki o kız çocuğu, ilkokul sıralarında saçını çekiştiren yaşıtı erkeğe ''seni abime dövdürücem böhüüü'' diye haykırmak yerine sağlam bir tokat yapıştırsaydı kendisi, ne bir ağabeye ihtiyaç duyacaktı, ne de bir boyundurlukta yaşamak zorunda kalacaktı.

şimdiki çalışan kadınlar bile mesai bitiminde koştura koştura eve gelip, yemek hazırlayıp, çocuklara ders çalıştırıp, bebekleri pudralayıp, bulaşıkları makineye tıkıştırdıktan sonra anca dinlenme moduna girebiliyorlar. o da çat kapı gelen misafir olmazsa tabi...
bu süregelen düzen için, dünya bize şahane kılıflar da hazırlamamış değil. sözler söylenmiş mesela...

''yuvayı dişi kuş yapar.'' gibi... erkek de bunları kullanmasını iyi bilmiş. daha doğrusu, kadın, erkeğin bunları kullanmasına göz yummuş. rolünü kabullenmiş ve var olmaya devam etmiş.

ilk çağlardan beridir süregelen bu durum ise kadının evriminin temel taşı olmuş haliyle. hatta bir sonraki aşamaya geçip, genlerine işlemiş.

bir kadının mağara adamına saçından tutup sürüklemesine izin vermesi, tiki bir kızın kendisine zengin koca arama ihtiyacı hissetmesine neden olmuş.

ve kadınlar, kendi yarattıkları bu düzeni daha da güçlü kılmak adına feminizm diye bir akım yarattılar. slogan ne peki? ''erkeğin gölgesi altında yaşamamak...'' aslında bunu dillendirmek, kadın ve erkeklerin eşit olduğunu düşünen erkeğin kafasının karışmasına ve hatta ''yahu ben üstünmüşüm demek ki kadınlardan, yoksa bunlar niye böyle ayaklansın, en iyisi ben bunları biraz susturayım!'' diye düşünmesine bile neden oldu.

zira dinler bile, ''kadını erkeğin kafatası kemiğinden yaratmadık, kendisini erkeğin üstünde görmesin diye; erkeğin ayak kemiklerinden de yaratmadık, erkek onu ezmesin diye; biz kadını, erkeğin göğüs hizasındaki kemikten yarattık, onu kendisi gibi bilip sevsin, sarsın diye.'' derken; kadın, kendi yarattığı erkek hegemonyasının üstüne çıkmaya kalktığında gördüğü tek şey, daha fazla bulaşık oldu.

peki ne olacak?

eğer kainatın yönlendirmesiyle kadının kendisine biçtiği bu rol değişecekse, kadın bunu yine kendisi yapacak. ama ''biz feministiz yehuuu'' diye slogan atarak değil, kız evlatlarını kendi ayakları üstünde duracak şekilde, erkeğe muhtaç olmadan yetiştirmeye çalışarak;

varoluştan bu yana gelen genlerle oynayarak yapacak...

hatta mümkünse saçından sürüklenen kadın ayaklanıp, mağara adamına şamarı basacak.
devamını gör...
119.
hemcinslerinin ekmeğini yiyen cins.
şimdi olay şöyle oluyor;
eva green, gökçe bahadır vs vs gibiler kadın kategorisine konuluyor oysa bunlar üstün ırklar ama biz onları kadın diye genelliyoruz, mahalleden didem ise vasatın altında, hadi bilemedin vasat olsun ama bir yerde konuşulurken hepsinden kadın diye bahsedilince bizim didem, eva green'den eksiği olmadığını düşünüp "o yaparsa bende yaparım" diyor.
oysa erkek öyle mi?
adam bakıyor ve kıvanç tatlıtuğ ile aramda dağlar kadar fark var deyip yuruyeceği tipleri ona göre seciyor.
devamını gör...
120.
link,'de görüldüğü gibi bazen kendi bazen de çevresinin isteği ile yıllar içinde oyun hamuru gibi şekilden şekile giren dişi kişi
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kadın" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim