901.
şu gerekliliği gordugum duyduğum zaman asla okumadığım okumayacagim kitaplardir. ben bu yüzden üniversitede kitap fotokopisi alırdım.
devamını gör...
902.
çok fazla önerilecek kitap var ama şimdilik alex haley-kökler kitabını önermek istiyorum. kime sorsam okumamış oluyor bu kitap hakkında kimseyle konuşamıyorum :( bence hem bilgilendirici hem de sürükleyici bir kitap umarım okursunuz ve beğenirsiniz.
devamını gör...
903.
(bkz: mazhar müfit kansu)'nun ki atatürk'ün yaveridir... atatürk ile geçirdiği yıllara dair anılarını içeren kitabı. atatürk'ün insan yönünü yakından görürsünüz, ona olan sevgi saygımda payı büyüktür bu kitabın.
türk tarih kurumunun basımı var dolayısı ile pahalı olmasa gerektir.
devamını gör...
904.
nazım hikmet- memleketimden insan manzaraları
nikitin - ekonomi politik
maxim gorki - ana
erich maria remarque - batı cephesinde yeni bir şey yok
miguel angel asturias - sayın başkan
mihail şolohov - durgun akardı don
devamını gör...
905.
william golding - sineklerin tanrısı
ray bradbury - fahrenheit 451
devamını gör...
906.
yaşamak sevmek öğrenmek , homo deus , insan doğasının yasaları , acar baltaş bedenin dili , monte kristo kontu , böyle buyurdu zerdüşt , iyinin kötünün ötesinde , ıncognito , karamazov kardeşler , gazap üzümleri , yaşamak , evrim nedir? , hayvan çiftliği , diriliş , marcus aurelius kendime düşünceler.
devamını gör...
907.
risale - i nur külliyatı, said nursi
devamını gör...
908.
nutuk.
devamını gör...
909.
harun yahya kitaplığı :)
devamını gör...
910.
goriot baba, simyacı, ıvan ılyic'in ölümü, yeraltından notlar.
devamını gör...
911.
insan nedir
mark twain
devamını gör...
912.
hayvan çiftliği
istanbul hatırası
nietschze ağladığında
insanın anlam arayışı
beden asla yalan söylemez
suç ve ceza
sefiller
monte cristo kontu ve daha binlercesi...
devamını gör...
913.
carl sagan- kozmos "evrenin ve yaşamın sırları". mükemmel ötesi bir kitap. özellikle dertlerime boğulmuşken ilaç gibi geldi. şöyle ki bazen dünya yalnızca bizden ibâret gibi geliyorken, aslında koca okyanusta bir damla bile olmadığını hatırlatır insanoğluna. eğer okuması zor geliyorsa da barış özcan'ın sesinden "storytel"den rahatlıkla dinleyebilirsiniz.
devamını gör...
914.
fareler ve insanlar
bilinmeyen bir kadının mektubu
insan neyle yaşar
kürk mantolu madonna
devamını gör...
915.
916.
celal şengör-bilgiyle sohbet.
devamını gör...
917.
bir iktisat öğrencisi olarak iktisatla ilgilenen herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm 32 kitabı paylaştım. kitapları seçerken tek bir görüşten (marksist, liberal, vs.) seçmek yerine karşıt görüşlerden veya tarafsız kitaplar seçmeye çalıştım. kitapları yayımlanma tarihlerine göre kronolojik sırayla ve kendimce kısa kısa açıklamalarla paylaştım. türkçeye çevrilmiş kitapların yanına türkçe isimlerini de ekledim.

1) john maynard keynes - the general theory of employment, interest, and money* - 1936
istihdam faiz ve paranın genel teorisi'yle iktisatta devrim yaratan keynes, büyük buhran öncesi egemen iktisat okulu* olan klasik okula çok önemli eleştiriler getirmiştir. keynes'e göre serbest piyasa güvenilmezdir ve ekonomiye devlet müdahalesi gereklidir. keynes gönüllü işsizliğin görülebileceğini ve talep yetersizliği nedeni ile ekonomilerin durgunluğa girebileceğini söylemiş, ekonominin fiyat mekanizması yoluyla kendi kendine dengeye gelemeyeceği iddia etmiştir.
klasik okulun "faiz, tüketimden vazgeçmenin bir ödülüdür" görüşüne karşı çıkmıştır. keynes ayrıca; insanların parayı sadece işlem güdüsü* ile değil, ihtiyat güdüsü* ve spekülayon güdüsü* ile de talep edebileceğini söylemiştir.

2) joseph a. schumpeter - capitalism, socialism and democracy* - 1942
schumpeter karl marx'ın das kapital'de ortaya attığı kâr oranının düşme eğilimi* teorisini kabul ediyor. fakat girişimcilerin yaptıkları buluşlar ve yeniliklerle eski üretim sistemleri ve ürünleri yok edip yeni üretim sistemleri ve ürünler ortaya çıkaracağını, bu sayede kâr oranlarını tekrar artıracağını iddia ediyor. schumpeter bu sürece yaratıcı yıkım* adını veriyor. schumpeter yaratıcı yıkımı "kapitalist motoru harekete geçiren ve bu hareketliliği devam ettiren temel itici güç" olarak görüyor ve yaratıcı yıkımın ekonomik kalkınmanın özü olduğunu savunuyor.
fakat schumpeter kapitalizmin sonunda kendi kendini yok edeceğini iddia ediyor ve bu iddiasını ekonomik değil sosyal nedenlere dayandırıyor. schumpeter'e göre kapitalizmin üretkenliği sayesinde yaşam koşullarının iyileşmesiyle beraber insanlar daha fazla eşitlik talep edecek ve bu da kapitalizmin sonunu getirip sosyalizme alan açacaktır.

3) friedrich august von hayek - the road to serfdom* - 1944
hayek okuyucuları üretim araçları üzerindeki devlet kontrolünün tehlikelerine karşı uyarıyor. batı demokrasilerinin faşizm ve sosyalizme olan ilgisinin onları sovyet rusya veya nazi almanya'sındaki gibi diktatörlüklere götüreceğini savunuyor. ayrıca, faşizm ve sosyalizm arasında çok da bir fark olmadığını iddia ediyor. hayek'e göre hem faşizm hem de sosyalizm totaliterliğe yol açıyor ve bireysel özgürlüklerin kaybıyla sonuçlanıyor.
hayek sosyalizmi eleştirirken "demokrasi ve sosyalizmin tek bir kelimeden başka ortak hiçbir yanı yoktur: eşitlik. ama aradaki farka dikkat edin: demokrasi özgürlükte eşitlik ararken, sosyalizm kısıtlama ve kölelikte eşitlik arar." diyor.

4) karl polanyi - the great transformation: the political and economic origins of our time* - 1944
polanyi kitap boyunca sanayi devrimi'nin sonucunda meydana gelen sosyal ve ekonomik değişimleri tartışıyor. liberalizmi ütopik idealizmi nedeniyle eleştiriyor. liberallerin toprak, emek ve paranın metalaştırılmasını savunmasına karşı çıkıp bunların metalaştırılamayacağını savunuyor.
polanyi kendi kendini düzenleyen piyasaların* etkisiz olduğunu ve aslında devlet müdahalesini gerektirdiğini iddia ediyor. serbest piyasa sisteminden memnun olmayan polanyi, kurtuluş için faşizm veya sosyalizm gerekli olduğunu söylüyor.

5) ludwig von mises - human action: a treatise on economics* - 1949
mises ekonominin tamamen bireylerin eylemlerinin bir sonucu olduğuna dikkat çekmiştir. bireyler eylemlerde bulunur, tercihler yapar, işbirlikleri yapar, rekabet eder ve birbirleriyle ticaret yaparlar. mises piyasa fenomeninin gelişimini böyle açıklar. sadece fiyatları, ücretleri, faiz oranlarını, parayı, tekelleri ve ticaret çevrimini açıklamakla kalmaz; ayrıca bunları sayısız bilinçli ve amaçlı eylemlerin, tercihlerin sonuçları olarak gösterir. mises'a göre her birey çeşitli ihtiyaçlarına ve amaçlarına ulaşmak, istemediği sonuçlardan kaçınmak için elinden gelenin en iyisini yapmaktadır. bu sebeple kitabına insan eylemi adını koymuştur.

6) john kenneth galbraith - the affluent society - 1958
galbraith amerikan toplumundaki büyük bir sorunu ele alıyor: malların aşırı tüketimi. galbraith'e göre amerikan halkı ihtiyaç duymadıkları ve aslında istemedikleri şeyleri satın alıyor, çünkü reklamcılar onlara bu şeylere ihtiyaçları olduğunu söylüyor. reklamcıların ve pazarlamacıların harcama alışkanlıklarımızı kontrol ettiği bir toplumda yaşıyoruz. galbraith'e göre modern dünyayı açıklamak için çağdışı ekonomi teorilerine güvenmeye devam edemeyiz, çünkü bu çağdışı teoriler arz ve talep modelinin bu kadar çarpık olduğu bir dünya için tasarlanmamıştır.

7) milton friedman - capitalism and freedom* - 1962
friedman kapitalizm ve özgürlük'ü 1962 yılında yayınladığında hemen hemen herkesin tercihi keynesyen politikalardı. keynesyen bakış açısına göre ekonomik istikrarın sağlanmasında devletin etkin rol üstlenmesi ve özellikle durgunluk dönemlerinde ekonomiyi canlandırmak için daha fazla harcama yapması gerekiyordu. ancak friedman keynesçi ekonomiye karşı çıktı, devletin ekonomiye müdahalesinin kötü sonuçlarına dikkat çekti, serbest piyasa ekonomisinin ve kapitalizmin faydalarını anlattı.
friedman'a göre hem siyasi hem de ekonomik özgürlük için hükümet küçük ve merkeziyetsiz* olmalıydı. devletin birincil amacı insanların özgürlüklerine karışmak değil hukuku korumak ve düzeni sağlamak olmalıydı. ekonominin krize girmemesini sağlamak için politika yapıcıların ekonomiye müdahale etmesi yarardan çok zarar getiriyordu. ücretsiz eğitim, ücretsiz sağlık, gıda yardımı, işsizlik maaşı vb. uygulamalar sunan sosyal refah* programları gereksizdi ve ortadan kaldırılmalıydı. bunun yerine negatif gelir vergisi* uygulamaya konulmalı ve yoksul insanlara sosyal yardım yerine nakit para verilmeliydi.

8) amartya sen - development as freedom* - 1999
özgürlükle kalkınma'da sen; kıtlıklarda on binlerce insanın yaşamını yitirdiği ülkeler arasında tek bir demokrasi örneğine rastlanmadığını, demokrasilerde kıtlık yaşanmadığını, az gelişmişliğin bir kader olmadığını çok basit ama somut örneklerle ortaya koyuyor. kalkınmanın en etkin aracının özgürlük olduğunu, bu yüzden başlıca amacının da özgürlük olması gerektiğini söylüyor. kapitalizmin özgürlüğün anahtarı olduğunu, ekonomiye asgari düzeyde devlet müdahalesinden fazlasının özgürlüğe ve kalkınmaya zarar vereceğini savunuyor.

9) jeffrey sachs - the end of poverty: how we can make it happen in our lifetime - 2005
sachs 'gelişim merdiveni'* modelini savunuyor. bu modelde gelişmiş ülkelerin şu anda bulundukları yere ulaşmak için tırmanılması gereken birçok basamaktan yapılmış bir merdiven vardır. bu merdivenin basamakları eşit aralıklı değildir, çıktıkça basamaklar birbirine yaklaşır. bu sayede yükseğe çıkmak giderek daha kolay hale gelir. ama ekonomik kalkınmanın en zor kısmı, bu merdivene ilk adımı atmaktır. bunun nedeni, merdivenin en alt basamağının yerden çok yüksekte olmasıdır.
sachs'a göre işte tam da bu noktada merdivenin tepesindeki ülkelerin devreye girmesi gerekiyor. gelişmiş ülkeler gelişmemiş ülkeleri dış yardımlarla* ilk basamağa çıkartabilirse ve belki de sonraki birkaç basamakta ellerini tutabilirse yakında yoksulluğu bitirebiliriz.
sachs'a göre zengin ülkeler önemsiz şeylerle uğraşmayı bırakıp fakir ülkeleri dış yardımlarla finanse ederek yoksulluk tuzağından* kurtarabilirse yardım edilen ülke merdiveni tırmanmaya başlar ve o noktadan sonra yardıma ihtiyaç duymadan kendi başına gelişebilir.

10) william easterly - the white man's burden: why the west's efforts to aid the rest have done so much ill and so little good - 2006
easterly bu kitabında sachs'ın dış yardım* yoluyla üçüncü dünya toplumlarını yoksulluk tuzağından kurtarıp kalkındırma planlarını sertçe eleştiriyor, bu tür planların hiçbir zaman işe yaramadığını iddia ediyor. fakir ülkelere yapılan yardımların yarardan çok zarar getirdiğini savunuyor. çünkü yardımların büyük kısmı fakirler yerine yolsuzluk yapan liderlerin eline geçiyor ve yolsuzluk giderek artıyor.
easterly yapılan yardımların efektifliğini eleştiriyor ve yardımdan yararlanması gereken yoksul insanların yardımdan fayda görmediğini iddia ediyor. çözüm olarak sağlık, eğitim, yol, su gibi sorunlara odaklanmış yardımı öneriyor.

11) nassim nicholas taleb - the black swan: the impact of the highly improbable* - 2007
taleb 'siyah kuğu' deyimiyle; gerçekleşmesi ihtimal dışı görülen, fakat gerçekleştiğinde etkisi çok büyük olan ve bir kez gerçekleştikten sonra, onu daha az rastlantısal kılacak bir açıklama uydurduğumuz olayları kastediyor. taleb geçmişte yaşanan olaylara bakarak geleceği tahmin etmek imkansız olduğunu savunuyor.
kitabında insan zihninin nasıl çalıştığını açıklamak için hindi örneği veriyor: "yemi her gün aksatmadan verilen bir hindi düşünün. önüne konan her yem, politikacı tabiriyle 'onun çıkarını kollayan' insan ırkının dost üyeleri tarafından her gün beslenmenin hayatın genel kuralı olduğuna dair inancını pekiştirecektir. şükran günü'nden önceki çarşamba günü öğleden sonra, hindinin başına beklenmedik bir şey gelecek ve inancını gözden geçirmesine yol açacaktır."

12) ha-joon chang - bad samaritans: the myth of free trade and the secret history of capitalism* - 2007
chang 'kötü samiriyeliler' olarak tanımladığı gelişmiş ülkelerinin nasıl sanayileştiklerini bütün yönleriyle inceliyor. abd'den ingiltere'ye, japonya'dan güney kore'ye kadar günümüzün ekonomik süper güçlerinin hepsinin korumacı politikalar ve sanayiye hükümet müdahalesi ile refaha ulaştığını gösteriyor. korumacı politikalar vasıtasıyla zenginleşen ülkelerin şimdi gelişmekte olan ülkelere serbest ticareti dayatmalarını eleştiriyor.
bugünün gelişmiş ülkeleri kalkınırken yüksek gümrük vergileri uygulamış, kamu iktisadi teşebbüsleri kurmuş, bebek endüstrilere bolca destek vermişlerdir. bir çok ülke patentleri ve telif haklarını önemsemeden başkalarının teknolojilerini kopyalayarak kendi endüstrilerini geliştirmiştir. chang kitabında, tüm bu gerçeklere rağmen her koşulda serbest ticareti savunan liberal ekonomistleri eleştiriyor.

13) dambisa moyo - dead aid: why aid is not working and how there is a better way for africa - 2009
moyo'ya göre zengin ülkelerden afrika ülkelerine gönderilen milyarlarca dolarlık dış yardım, yoksulluğun azaltılmasına ve büyümenin artmasına yardımcı olmadı. tam aksine bu ülkeleri bağımlı hale getirdi ve yoksulluğun daha da artmasına sebep oldu. dış yardım almayan afrika ülkeleri giderek zenginleşirken dış yardım alan afrika ülkelerinde yoksulluk seviyeleri artmaya devam ediyor ve büyüme oranları istikrarlı bir şekilde düşüyor.

14) george akerlof ve robert j. shiller - animal spirits: how human psychology drives the economy, and why it matters for global capitalism* - 2009
akerlof ve shiller, keynes'in genel teori'de insan davranışını yönlendiren içgüdüleri, eğilimleri ve duyguları tanımlamak için kullandığı bir terim olan 'hayvansal güdüler'* fikrini yeniden ele alıyorlar. hayvansal güdülerin makroekonomik etkilerini araştırıyor ve hayvansal güdüleri yönetmek için ekonomi politikalarına hükümet müdahalesinin gerekli olduğunu öne sürüyorlar.
kitap iki bölümden oluşuyor. ilk bölümde ekonomik açıdan rasyonel davranmadığımız, ekonomi hakkında düşünme ve hareket etme biçimlerimizin çeşitli hayvansal güdüler***** tarafından yönlendirildiği anlatılıyor. ikinci bölümde ise şu sekiz soruya bu hayvansal güdüler çerçevesinde cevap veriliyor: "ekonomiler neden bunalıma girer?", "merkez bankası yöneticilerinin neden ekonomi üzerinde güç sahibidir?", "neden iş bulamayan insanlar vardır?", "enflasyon ile işsizlik arasında neden uzun vadede bir değiş tokuş* vardır?", "gelecek için tasarruf etmek neden bu kadar keyfidir*?", "finansal araç fiyatları ve kurumsal yatırımlar neden bu kadar dalgalıdır?", "gayrimenkul piyasalarındaki dalgalanmalar neden yaşanır?" ve "neden azınlıklar arasında özel bir yoksulluk vardır?"

15) ha-joon chang - 23 things they don't tell you about capitalism* - 2010
chang küresel kapitalizmin nasıl işlediğini ve nasıl işlemediğini anlatıyor. chang kitabının "dünyayı yeniden inşa etme" başlıklı son bölümde, kapitalizmin insancıl amaçlarla nasıl şekillendirilebileceğine dair bir vizyon sunuyor. ayrıca, her ne kadar inandırıcı bulmasam ve kendisine katılmasam da çamaşır makinesinin dünyayı internetten daha çok değiştirdiğini iddia ediyor. bu iddiasını çamaşır makinesi ve emek tasarrufu sağlayan benzer cihazların, kadının toplumdaki rolü üzerinde radikal değişikliklere neden olmasına bağlıyor.

16) barry eichengreen - exorbitant privilege: the rise and fall of the dollar and the future of the international monetary system - 2010
amerikan doları onlarca yıldır en önemli rezerv para birimidir. ithalatçılar, ihracatçılar, yatırımcılar, hükümetler ve merkez bankaları tarafından kullanılmaktadır. amerikan dolarının rezerv para birimi olması sebebiyle tüm dünya'nın bir anlamda abd'ye bağımlı olması abd için çok önemli bir güç kaynağıdır. bu durum valery giscard d'estaing tarafından 'privilège exorbitant' yani fahiş ayrıcalık olarak tanımlanmıştır.
eichengreen 20. yüzyılın ikinci yarısında abd'nin küresel ekonomiye hakim olmasıyla beraber doların yükselişini inceliyor. önümüzdeki dönemde çin, hindistan ve brezilya ekonomilerinin yükselişi ile abd'nin küresel ekonominin üzerindeki eski hakimiyetini yitireceğini ve doların eskisi kadar baskın olamayacağını savunuyor. eichengreen ayrıca, en fazla bir tane küresel rezerv para birimi olabileceği varsayımına karşı çıkıyor.

17) abhijit banerjee ve esther duflo - poor economics: a radical rethinking of the way to fight global poverty - 2011
banerjee ve duflo kitabın ilk yarısında açlığı, sağlığı, eğitimi ve aile büyüklüğünü yoksulların bakış açısından inceliyorlar. ikinci yarıda ise küresel yoksullukla nasıl mücadele edileceğine dair düşüncelerini ortaya koyuyorlar. dış yardımlar* konusuna da değinen banerjee ve duflo, bu konuda hem sachs'ın hem de easterly'nin görüşlerini irdeliyorlar.
banerjee ve duflo'nun yaptığı bazı çıkarımlar ve çözüm önerileri:
- "yoksullar, onlar için düşündüğümüz harika planlara genellikle direnirler, çünkü bu planların işe yaradığına veya iddia ettiğimiz kadar iyi çalıştığına dair inancımızı paylaşmazlar. yoksulları önemli konular hakkında basın gibi güvenecekleri kaynakları kullanarak eğitmeliyiz."
- "birinci dünya ülkesi vatandaşlarının ve zenginlerin aksine yoksulların bankacılık ve kredi kurumlarına, devlet yardımına vb. doğrudan erişimi yoktur. yoksulların bunlara erişimini sağlamak için bazı kurumsal değişiklikler yapılmalıdır."
- "bazı pazarların yoksul ülkelerde olmamasının veya bazı pazarlarda elverişsiz* fiyatlar sunulmasının meşru nedenleri vardır. yerel ve ulusal yönetimlerin bu pazarların ortaya çıkmasına imkan verecek koşulları yaratması gereklidir."
- "yoksul ülkelerin, başarısızlıkla dolu uzun bir geçmişe sahip olmaları nedeniyle yoksul kalmaya veya başarısız olmaya mecbur oldukları varsayılmamalıdır. başarısızlık; kamu politikalarının elden geçirilmesi, daha iyi eğitim ve topluma daha yüksek katılımla çözülebilir."
- "beklentiler önemlidir. insanların başarısız olmalarını beklersek, onlar da başarısız olmayı beklerler ve dolayısıyla başarısız olurlar. yoksulların yaşamlarında değişiklikler yaratmak için beklentilerin değişmesi gerekir."

18) daniel kahneman - thinking, fast and slow* - 2011
kahneman 'hızlı ve yavaş düşünme' ile davranışsal iktisadın* magnum opus'una imzasını atmış.
kahneman karar verme sistemlerimizi iki parçaya ayırıyor: sistem 1 ve sistem 2. sistem 1 hızlı, sezgisel ve duygusaldır; uyaranlara dayalı olarak çoğu zaman farkında bile olmadan aldığımız kararlar sistem 1'in kapsamına girer. sistem 2 ise yavaş, müzakereci ve mantıksaldır; ciddi zihinsel çaba sarf ettiğimiz, üzerinde uzun uzun düşündüğümüz kararlar sistem 2'nin kapsamına girer.
kahneman ayrıca, insan psikolojisi ve beynimizin verileri yorumlama ve bunlara göre hareket etme şeklini, önyargıları ve insanların yapmaya meyilli olduğu hataları anlatıyor. hale etkisi* ve ortalamaya bağlanım* gibi fenomenler hakkında konuşuyor.

19) daron acemoğlu ve james robinson - why nations fail: the origins of power, prosperity, and poverty* - 2012
acemoğlu ve robinson ulusların düşüşü'nde iktisadın klasik sorularından birine cevap arıyor: "neden bazı milletler zengin ve diğerleri fakir?" bu soruya daha önce din**, kültür** ve coğrafya** cevapları verilmişti. acemoğlu ve robinson ise farklı bir açıdan yaklaşıp 'siyasi ve ekonomik kurumlar' cevabını veriyor.
bir ülkede siyasi ve ekonomik kurumlar ne kadar kapsayıcı* ve siyaset ne kadar çoğulcu* olursa, merkezi otorite kuralları ne kadar istisnasız uygulayabilir, mülkiyeti ve fikri hakları ne kadar etkin şekilde koruyabilirse ülke o kadar gelişiyor. örneğin kuzey kore ve güney kore halkı biyolojik ve kültürel açıdan birbirlerinin hemen hemen aynısı olsa da kuzey kore halkı dünyanın en fakirleri arasındayken, güney kore halkı en zenginleri arasında. acemoğlu ve robinson'a göre bu farkın sebebi güney kore'nin teşvikler yaratan, yeniliği ödüllendiren ve herkesin ekonomik katılımına izin veren bir toplum oluşturması.

20) william j. baumol - the cost disease: why computers get cheaper and health care doesn't - 2012
baumol 1967'de baumol's cost disease olarak bilinen bir teori ortaya atmıştı. bu teoriye göre hizmetler* zamanla mallara* kıyasla daha pahalı hale gelir. çünkü bazı sektörler* yüksek verimlilik artışına sahipken, diğer sektörler* çok az veya negatif verimlilik artışı yaşar. ancak ücretler yalnızca üretkenlik artışı yüksek olan sektörlerde değil, aynı zamanda üretkenlik artışının çok az veya negatif olduğu sektörlerde de yükselme eğilimi gösterir. bunun sonucunda hizmet sektöründeki fiyatlar sanayi sektöründekilere kıyasla zamanla yükselir.
baumol 2012'de bu teorisini kitaplaştırıyor. abd'de eğitim ve sağlık hizmetlerindeki ücret artışının sebeplerini araştırıyor.

21) mark blyth - austerity: the history of a dangerous idea - 2013
blyth kemer sıkma politikalarının krizden çıkmanın yolu olarak sunulmasını eleştiriyor, kemer sıkmanın aslında işe yaramadığını iddia ediyor ve kemer sıkmanın düşük büyümeye yol açtığını savunuyor. farklı ülkelerde kemer sıkma politikalarının tarihini inceleyen blyth kemer sıkmanın çoğunlukla başarısız olduğunu ortaya koyuyor. ayrıca zenginlerin hatalarının bedelini fakirlerin ödemesine dayandığı için de kemer sıkmaya karşı çıkıyor.

22) thomas piketty - capital in the twenty-first century** - 2013
piketty bir dizi gelişmiş kapitalist ülkede servet* ve gelirin* nüfus içindeki dağılımını verilerden yararlanarak inceliyor. verilere göre 1. dünya savaşı, büyük buhran ve 2. dünya savaşı'nın yaşandığı 1914 ile 1945 arasındaki dönem kapitalizmin daha eşitlikçi hale geldiği, miras kalan servetin eskisi kadar önemli olmadığı, bireylerin gelirlerini mirastan ziyade yeteneğin belirlediği bir dönem. fakat 1945 sonrasında eşitsizlik* hızla artıyor.
piketty servet eşitsizliğinin neden yükseldiği basit bir formülle açıklıyor: r > g. bu formülde r paranın getirisini* yani faizi, g büyümeyi* temsil ediyor. paranın getirisi büyümeden fazla oldukça zenginler daha zengin, fakirler daha fakir oluyor. piketty eşitsizliğin artışından oldukça endişeli. çözüm önerisi ise uygulanabilirliği konusunda pek iyimser olmasa ve ütopik bir fikir olarak tanımlasa da tüm dünya'da zenginlerin daha ağır vergilendirilmesi.
piketty ayrıca kuznets eğrisini* de çürütmeye çalışıyor. ters u biçimindeki kuznets eğrisine göre ekonomik kalkınmanın ilk aşamasında eşitsizlik artacak, orta kalkınma düzeyinde eşitsizlik zirve yapacak ve daha sonra kalkınma arttıkça eşitsizlik düşecek. piketty bu karşı çıkarak iki dünya savaşı ve büyük buhran'ı kapsayan dönemde eşitsizlikte gözlemlenen düşüşü genellemenin yanıltıcı olduğunu orta koyuyor.
sanılanın aksine piketty bir marksist değil ve sıkça karşılaştırılmasına rağmen 'yirmi birinci yüzyılda kapital' ile karl marx'ın das kapital'i arasında önemli farklar var. marx üretim ilişkileri üzerine yoğunlaşırken, piketty gelir ve servet dağılımı üzerine yoğunlaşıyor. marx daha radikal çözümler önerirken, piketty yüksek vergiler ve sosyal demokrasi öneriyor.

23) harry frankfurt - on inequality - 2015
eşitsizlik konusuna farklı bir bakış açısı getiren frankfurt, ahlaki olarak eşitliği sağlamak veya eşitsizliği azaltmakla değil yoksulluğu ortadan kaldırmakla yükümlü olduğumuzu savunuyor. frankfurt'a göre odak noktamız herkesin düzgün bir yaşam sürmeye yetecek maddi imkâna sahip olmasını sağlamak olmalıdır, bunun yerine eşitliği sağlamaya odaklanmak dikkat dağıtıcı ve gereksizdir. çünkü frankfurt'a göre yoksullar yeterli imkânlara sahip olmadıkları için acı çekerler, diğer insanlar daha fazla imkâna sahip olduğu için değil.

24) branko milanovic - global inequality: a new approach for the age of globalization* - 2016
milanovic eşitsizliği küresel düzeyde incelediği bu eserinde geniş kapsamlı bir veri setinden yararlanarak analiz yapıyor. milanovic, 150 yıl önce sanayi devrimi'nin eşitsizliği artırdığı gibi günümüzde de teknolojik gelişmelerin eşitsizliği artırdığını savunuyor. ayrıca, ülke içinde sınıflar arası eşitsizlik artsa da, ülkeler arasındaki eşitsizliğin bir düştüğünü ve çin ve hindistan'daki orta sınıfın gelir düzeyinin gelişmiş ülkelerin orta sınıfının gelir düzeyine yaklaştığını ortaya koyuyor. milanovic dünya genelinde ılımlı göç politikalarına devam edilirse ülkeler arası eşitsizliğin daha da azalacağını söylüyor.
piketty gibi milanovic de ekonomik gelişmişlik arttıkça eşitsizliğin azalacağını iddia eden kuznets eğrisinin hatalı olduğunu savunuyor.

25) walter scheidel - the great leveler: violence and the history of inequality from the stone age to the twenty-first century - 2017
scheidel dünya tarihi boyunca eşitsizliğin var olduğunu ve eşitsizliği yalnızca savaşlar ve felaketlerin azalttığını iddia ediyor. taş devri'nden günümüze kadar eşitsizliğin tarihini inceleyen scheidel, eşitsizliğin asla barışçıl bir şekilde azalmadığını gösteriyor. binlerce yıllık tarihe göre eşitsizlik; savaşlar ve felaketler baş gösterdiğinde azalıyor, barış ve istikrar geri döndüğünde ise artıyor. scheidel'e göre eşitsizliği dengeleyen sadece dört unsur var: savaşlar, devrimler, devletlerin çöküşü ve salgın hastalıklar. scheidel kitabında eşitsizliği azaltmak için ortaya bir fikir atmıyor, çünkü bu dört unsur haricinde hiçbir şeyin eşitsizliği azaltamayacağını savunuyor.

26) kate raworth - doughnut economics: seven ways to think like a 21st-century economist* - 2017
raworth günümüz ana akım iktisadi anlayışının 21. yüzyılın sorunlarına çözüm getiremediğini düşünüyor ve bu sorunlara çözüm getirebilecek alternatif bir sistem öneriyor. raworth'e göre günümüzün sürekli büyüme odaklı iktisadi anlayışı ve tüketim çılgınlığı sebebiyle doğal kaynaklar tükenecek ve dünya'nın sonu gelecek. bunu önlemek için simit modelini öneriyor. simidin iç halkası herkesin yeterli yiyeceğe, suya, barınmaya, sosyal haklara, eğitim ve sağlığa erişime sahip olduğu sosyal temeli*; dış halkası ise aşırı tüketimi sınırlandırarak çevrenin tahrip olmasını önleyen ekolojik tavanı* temsil eder. iki halka arasında kalan kısım raworth tarafından "adil ve güvenli alan" olarak tanımlanmıştır. raworth'ın amacı herkesi bu iki halka arasındaki alana sokup herkesin yeterince şeye sahip olduğu ama hiç kimsenin çok fazla şeye sahip olmadığı bir dünya yaratmaktır. böylece aşırı tüketim engellenerek küresel ısınma, çevre kirliliği, ozon tabakasının incelmesi, doğal kaynakların hızla tükenmesi ve artan eşitsizlik gibi önemli sorunların önüne geçilecektir.

27) ray dalio - a template for understanding big debt crises - 2018
dalio borç krizlerinin birbirine benzediğini savunuyor. büyük bir veri setinden faydalanarak 20. ve 21. yüzyılda meydana gelen borç krizlerini inceliyor. krizlerin sebep ve sonuçlarını ortaya çıkarmak, işleyişlerini kavramak ve doğru çözüm yollarını bulmak için uğraşıyor.
kitap üç bölümden oluşuyor. dalio ilk bölümde büyük borç krizlerinin arketipik döngüsünü inceliyor, borç krizlerinden nasıl çıkıldığını anlatıyor, borç krizlerini enflasyonist ve deflasyonist borç krizleri olarak ikiye ayırıyor, enflasyonist ve deflasyonist borç krizlerinin fazlarını inceliyor. ikinci bölümde weimar cumhuriyeti hiperenflasyon krizi, büyük buhran ve 2008 ekonomik krizi'ni detaylı bir biçimde ele alıyor. üçüncü bölümde ise 20. ve 21. yüzyılda yaşanan 48 adet borç krizini bir şablon çerçevesinde kısa kısa değerlendiriyor.

28) daron acemoğlu ve james robinson - the narrow corridor: states, societies, and the fate of liberty* - 2019
thomas hobbes'un leviathan adlı kitabına göre insanlar eşit oldukları için sürekli bir savaş halindedirler. fakat savaşta hayatta kalmak zor olduğu için barış tercih edilmelidir. barış ise yalnızca herkesin bir araya gelerek yönetme haklarını tek bir egemene devretmesiyle mümkün olur. leviathan egemen olanı ifade eder.
acemoğlu ve robinson dar koridor'da hobbes'un leviathan kavramını kullanarak toplumları üçe ayırıyor:
1. namevcut leviathan*: halkın gücünün devletin gücünden çok daha fazla olduğu durumu ifade eder. merkezi yönetimin olmadığı kabileler ve merkezi yönetimin etkisiz olduğu lübnan ve bazı afrika ülkeleri örnek verilebilir. bu tür toplumlarda cinayet, tecavüz, kan davaları çok yaygındır; temiz suya ve yeterli gıdaya ulaşım sıkıntısı vardır.
2. despotik leviathan*: devletin gücünün halkın gücünden çok daha fazla olduğu durumu ifade eder. çin ve rusya gibi güçlü merkezi otoriteye ve güçlü orduya sahip fakat despotik devlet kurumlarıyla halkın ezildiği ülkeler örnek gösterilebilir. bu tür toplumlarda ekonomik başarılar elde edilse de uzun vadede sürdürülebilir kalkınma sağlanamıyor. elde edilen refah halka ulaşmıyor.
3. prangalanmış leviathan*: acemoğlu ve robinson'a ideal toplum türü. kitaba adını veren 'dar koridor' devletin ve halkın gücünün dengeli olduğu bu durumu ifade eder. abd, ingiltere, isveç, norveç, japonya, güney kore gibi ülkeler örnek verilebilir. devlet güçlüdür ama halkı üzerinde baskı ve şiddet kullanmaz, halkın taleplerini karşılar, hak ve özgürlüklerini korur. bu tür toplumlar ekonomik başarılar elde eder, sürdürülebilir kalkınma sağlar, refahı halka dağıtır.
kitapta türkiye'den de kısaca bahsediliyor. kitaba göre 2001 krizi sonrası yapılan ekonomik reformlar ve 2000'li yılların başında avrupa birliği'ne giriş sürecinde yapılan siyasi reformlar sayesinde türkiye dar koridora girebilecek gibi görünmüştü fakat 2007 sonrası akp'nin despotik bir tavır takınması ve bu tavrını her geçen yıl daha da sertleştirmesiyle dar koridora girme fırsatını kaçırdı.

29) abhijit banerjee ve esther duflo - good economics for hard times* - 2019
banerjee ve duflo bu kitaplarında göç, iş gücü piyasaları, uluslararası ticaret, karşılaştırmalı üstünlük, evrensel temel gelir*, vergi ve büyüme gibi çeşitli alanlara değiniyor. fakat kitapta yazarlara katılmadığım birçok nokta var.
örneğin banerjee ve duflo vasıfsız işçi göçünün ekonomik olarak yerel halk için faydalı olduğu savunuyor. çünkü vasıfsız göçmen işçiler yerel halkın çalışmak istemediği işlerde çalışıyor ve göçmenler işgücü arzını ve toplam talebi artırıyor. "göçmenler olmasaydı, yerel halk zor işlerde çalışmayacaktı ve bu işler boş kalacaktı" şeklinde bir argüman sunuyorlar fakat göçmenler olmasa bile kimse zor işlerde çalışmak istemeyince er ya da geç zor işlerin ücretlerinin artmasıyla o işlerde çalışmak isteyen birileri çıkacağı gerçeğini görmezden geliyorlar.

30) emmanuel saez ve gabriel zucman - the triumph of injustice: how the rich dodge taxes and how to make them pay - 2019
saez ve zucman abd'de uygulanan adaletsiz vergi sisteminin servet ve gelir eşitsizliğini artırdığını savunuyor. zenginler 1920'li yıllardan beri ilk defa bu kadar düşük seviyelerde vergi ödüyor. zengin sınıf giderek daha az vergi öderken orta ve fakir sınıf daha fazla vergi ödüyor. ayrıca şirket sahibi zenginler vergi cennetlerini kullanarak vergi kaçırıyor. saez ve zucman eşitsizliğin artmasını ve zenginlerin vergi kaçırmasını önlemek için çoğu mantıklı ve uygulanabilir olan çeşitli fikirler ortaya atıyorlar.

31) stephanie kelton - the deficit myth: modern monetary theory and the birth of the people's economy - 2020
kelton günümüz iktisadi anlayışına karşı çıkıyor ve bütçe açığı vermenin aslında zararlı olmadığını iddia ediyor. abd refahı artırmak, altyapı yatırımı yapmak, sağlık ve eğitime erişimi kolaylaştırmak veya herkese iş garantisi sağlamak için bütçe açığı verebilir ve dolar basarak bunu kompanse edebilir. bütçe açığı abd'yi iflas ettirmez aksine ekonomiyi canlandırır.
peki bu hükümetin sonsuz miktarda para harcayabileceği anlamına mı geliyor? hayır, kelton bütçe açığını sorun olarak görmese de aşırı hükümet harcamasının enflasyona sebep olabileceğini ve enflasyonun zararlı olduğunu kabul ediyor.
kelton'a göre vergilerin asıl işlevi hükümetin para toplamasını sağlamak değil para birimine talep yaratmak. amerikan hükümetinin aslında vergi toplamaya ihtiyacı yok veya topladığı vergi kadar harcama yapma zorunluluğu yok.
peki bu vergilerin gereksiz olduğu anlamına mı geliyor? hayır, çünkü kelton'a göre vergilerin iki önemli işlevi daha var. birincisi, parayı dolaşımdan kaldırıp enflasyonist baskıyı azaltırlar; ikincisi, zenginle fakir arasındaki eşitsizliği azaltırlar.

32) philippe aghion, céline antonin ve simon bunel - the power of creative destruction: economic upheaval and the wealth of nations - 2021
aghion 1992'de peter howitt ile birlikte "a model of growth through creative destruction" yani "yaratıcı yıkım yoluyla bir büyüme modeli" başlıklı bir makale yayınlamıştı. bu kitap, makalenin biraz genişletilmiş ve genel okuyucu kitlesine hitap etmesi için basitleştirilmiş hali diyebiliriz.
aghion, antonin ve bunel; daha fazla ve daha iyi bir ekonomik büyüme için schumpeter'in yaratıcı yıkım* kavramını ele alıyor. yazarlara göre kapitalizm yeniliği daha fazla kârla ödüllendirmeli fakat bu kârların rekabeti ve dolayısıyla gelecekteki yeniliği engellemek için kullanılmasını önlemeli. örneğin big tech şirketleri getirdikleri yenilikler dolayısıyla oldukça iyi kâr elde ediyorlar fakat elde ettikleri kârı yenilik getiren diğer küçük şirketleri satın almak için kullanıyorlar. bu şekilde rekabeti ve dolayısıyla potansiyel yenilikleri başlamadan bitiriyorlar. yazarlara göre bu durum engellenmeli. ayrıca, hükümetler patentleri korumalı ve aşırı vergilendirmeden kaçınmalı.

not: wealth of nations*, das kapital*, capital and interest* ve principles of economics* gibi 18.-19. yüzyıllarda yazılmış kitapları veya the armchair economist*, naked economics*, freakonomics** ve the undercover economist* gibi akademik olmayan kitapları listeme dahil etmedim.
devamını gör...
918.
bi arkadaşımın tavsiyesiyle
plasebo sensin/ joe dispenza
bir an önce okumaya başlasam iyi olacak
devamını gör...
919.
borç: ilk 5,000 yıl - david graeber
devamını gör...
920.
eğer türkiyede yaşıyorsanız, ilk olarak kuran. inanan da inanmayan da okumalı ki, şu din kisvesi altında sapkınlık yapanlara karşı birlik olunmalı...

2. olarak tabi ki nutuk. neyin izinden gittiğini ya da neye karşı geldiğini bilmeli insan...

ve bence her çocuğun mutlaka okuması gereken küçük prens ve küçük kara balık...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"okunması gereken kitaplar" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim