güzellenecek bir şey değil. bütünüyle tedavi mümkün değilse bile daha kötüye gitmesini baskılamak mümkün olabiliyor. doktor falan değilim, hasta da değilim.

müdahale edilmediğinde kötüye gittiğini biliyoruz. tedavi süreci insanı birçok şeyden zevk almaktan mahrum edebilir fakat tünelin ucunda ışık var.

en azından farkındalığı yüksek bir insan olarak kalabilmek ve ayırt edebilmek için.
devamını gör...
sıkıntı bir hastalıktır.
hem kişinin kendisi için hem etrafındakiler için tam bir işkencedir. benim babam şizofrendi; kendi kendine konuşurdu, ikinci bir kendinden bahsediyordu, kanki gibi hayali karakteriyle muhabbet falan ediyordu.
kötüydü ya.
kafasında sürekli kötü düşünceler olurdu dolayısıyla tüm çocukluğumu yedi bitirdi. yıllarca sürdü bu.
kardeşim desen onda da borderline kişilik bozukluğu var.
onun dışında babannem, küçük halam ve baba tarafından bir kaç kişide daha psikolojiler bitik.

ben nasıl sapasağlam bugünlere geldim bazen şaşırıyorum. resmen akıl hastanesinde yaşamışım*
devamını gör...
sözlüklerde doludur. bir tanesi üzerinde yıldırma pokitikası uyguladım.
devamını gör...
zor hastalık. insan hiç beyninden çıkan sese inanır mı vs gibi bir şey demeyin, çünkü insan psikolojisi öyle bir şeydir ki yapmayacağım diye kendinizi zorlarsanız size daha güçlü şekilde gelir. bir nevi kendinizle savaşıyorsunuz gibi bir durum. balıklı rum hastanesin de intörn yaptığım vakitler şizofreni hastaları da vardı ve gerçekten çok garip bir durumdu. marks kimsenin başına vermesin.
devamını gör...
aslında şu soruyu kendilerine sorabilseler iyileşme yolunda büyük bir adım atmış olacaklar:

bana beynimin bir oyunumu bu?
devamını gör...
beyin bölünmesi. beynin bir tarafı kalk gidelim derken diğer tarafı b.k yeme otur der.
devamını gör...
sizofren hastalarinin hepsi zaten ben sizofren degilim demez.

siz sizofreniyi filmlerdeki koyun delisinden bildiginiz icin oyle zannediyosunuz.

gidin az sizofreni hastalarinin roportajlarini izleyin. evet.
devamını gör...
şizofreni tam olarak, gerçekle hayalin el ele verip zihni sabote etmesidir. gelin biraz açalım;

şizofreni, halk arasında çoğu zaman yanlış bilinen, bazen de korkuyla karışık bir şekilde “çoklu kişilik hastalığı” sanılan ama aslında bambaşka bir zihinsel fırtınadır. gerçekle hayalin sınırlarının bulanıklaştığı, beynin kendi içinde bir netflix dizisi yazıp oynattığı, ama bunu sana gerçeğin ta kendisi gibi sunduğu bir durumdan bahsediyoruz.

bir düşün; dışarıda kimse yok ama sesler var. kimi sana emir veriyor, kimi seni eleştiriyor, kimi de sadece senin duyamadığın şeyleri söylüyor. bazen bu seslerle tartışıyorsun, bazen inanıyorsun. olmayan şeyleri görmek, hissetmek sıradanlaşıyor. bu bir “hayal gücü” değil, bu bir bozukluk.

ama şunu net konuşalım: şizofreni deli olmak değildir.
bu bir kimyasal dengesizliktir. beyinde dopamin ve glutamat gibi nörotransmitterlerin dengesinin bozulması sonucu zihinsel işlemleme sisteminde “parazit” oluşur.

tedavisi var mı?
evet. tamamen geçmese de ilaçlarla kontrol altına alınabilir. antipsikotik ilaçlar, terapi ve aile desteğiyle hastalar toplumda aktif ve üretken bireyler olarak yaşayabilir. ama burada en büyük düşman, önyargı.

toplum hâlâ şizofreni deyince “tehlikeli, dengesiz, potansiyel suçlu” gibi klişelere sarılıyor. halbuki bir şizofreni hastası, sessizce kendi içinde savaş veriyor. bazen yalnızca bir tebessüm, bir anlayış, bir cümle bile ilaçtan daha şifalı olabiliyor.

unutma dostum, beyin dediğin şey bir organ. kalp gibi, karaciğer gibi. ve hastalanabilir. şizofreni de bunun bir versiyonu. kimse tercih ederek şizofren olmaz ama herkes şizofreniye karşı biraz daha anlayışlı olabilir.

son söz;
zihin karmaşık, hayat zor, empati ücretsiz.
devamını gör...
şizofreni kelimesi, yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen "şizo" ve akıl anlamına gelen "frenos" sözcüklerinin birleşiminden gelir.
şizofreni, psikotik bir bozukluktur.
düşünce içeriğinde bozulma
gerçeklikle temasın kaybedilmesi, gerçekte var olmayan bir şeyi duymak, görmek, hissetmek, tat veya koku olarak algılamak, gerçek olamayacak bir şeye güçlü biçimde inanmak
duygu, düşünce ve davranışlarda bozulma
algı ve dikkat süreçlerinde hatalar, aşırı şüpheci düşünceler üretmek
dış görünüşe önem vermede azalmalar
kişilerarası ilişkilerde bozulmalar (günlük hayattan çekilme, içe kapanma) gibi belirtiler görülür.
şizofreni hastalarında halüsinasyon ve sanrılar görülür. bunlar pozitif belirtilerdir.
anhedoni (zevk alamama), avolisyon (isteksizlik), künt duygulanım (duyguların gösterilmesinde ve ifade edilmesinde eksiklik), aloji ( konuşma yoksullaşması), dağınık konuşma, laf salatası ise negatif belirtilerdir.
devamını gör...
2 gün kadar derin uyku uyuyan kişilerde bu belirtiler hafifler.
devamını gör...
sözlükte çok var bunlardan
devamını gör...
bazen sesler duyup kendimi sizofren zannediyodum. gecti ama, hepsi algisalmis. evet.
devamını gör...
göz diye ezic atmak.
devamını gör...
şizofreniye genetik yatkınlığı olan kişide, ergenlik dönemine kadar bekledikten sonra kurulmuş saat çalmışçasına ortaya çıkış kaçınılmazdır.
devamını gör...
"dengi dengine" cümlesi bunu da kapsar mı ki...
ve önemi kalır mı bir yerden sonra ?
devamını gör...
egosu fazlasıyla ezildiği için kendisine egosunu yükseltebileceği olaylar örgüsü yazan kişi.
devamını gör...
babam bir şizofrendi..

bunu yazmak bile hâlâ zor geliyor.. çünkü bu cümle tek başına hiçbir şeyi anlatmıyor. şizofreni, bir kelime değil bir evin içine yerleşen, duvarlara sinen, seslere, bakışlara, suskunluklara karışan uzun bir hâl..

ben bu hastalıkla büyüdüm..

şizofren bir babayla yaşamak, her günün nabzını ölçerek başlamaktır..
bugün iyi mi?
bugün hangi yüzle karşılaşacağım?
sevgi mi var, şüphe mi?
babam bana bakarken beni mi görüyor, yoksa kafasının içindeki bir tehdidi mi?
bunları çocukken sorarsın kendine.. sessizce.. çünkü yüksek sesle sorulmaz bu sorular..

evde kelimeler dikkatle seçilir.. bir cümle yanlış yere basarsa, sonuçları ağır olur..
ses tonun fazla neşeliyse “alay ediyorsun” sanılır..
fazla sessizsen “bir şey saklıyorsun” denir..
orta yoktur.. dengede durmak imkansızdır..
ev, güvenli bir alan değildir.. bir denge oyunu alanı olup çıkar..
ve sen, daha çocukken diplomasi öğrenirsin..

gerçekle, gerçek olmayan arasındaki çizgi siliktir..
babam bazen bana inanmazdı..
bazen anneme..
bazen kimseye..
takip edildiğini düşünürdü..
konuşmaların dinlendiğini..
insanların ona karşı planlar yaptığını..
ve bu planların parçası olabilecek herkes potansiyel düşmandı..
buna ben de dahildim..

babam bazen babamdı..
bazen de hiç tanımadığım biri..
aynı bedende iki farklı gerçek yaşardı ve hangisinin o gün ortaya çıkacağını asla bilemezdik..
o bakış…
şüpheyle dolu, mesafeli, sert..
beni tanımayan bir yabancı gibi bakardı bazen..
gözlerinin içi soğurdu..
sanki ben ben değildim..
sanki ona zarar verebilecek biriymişim gibi..
bir çocuğun kendini tehdit gibi hissetmesi bu yaşlarda da kapıya yakın oturmasına çıkıyordu..

evde herkes rol yapardı..
annem güçlüydü..
ben sessizdim..
sessizlik, hayatta kalma yöntemimdi..
az konuşursan az yanlış yaparsın..
az görünürsen hedef olmazsın..
hayatı böyle şekillendirmiştim..

öfke patlamaları vardı..
sebebi bize ait olmayan..
kafasının içindeki sesler, senaryolar, kuruntular..
biz o filmin figüranlarıydık..
ve figüranlar, sahnenin ortasında ezilirdi.. sonuç hep buna çıktı zaten..

sonra pişmanlık gelirdi..
ağlamalar..
“sizi çok seviyorum”lar.. sevgi, tutarlı olmadığında yaralar açıyor.. fiziksel yaralara da yol açardı.. gece uyuyup sabaha uyanamama riskiniz vardı.. normal insanların evde kullandıkları normal eşyalar bizim evde bir potansiyel suç aletine dönüşebiliyordu..

hastaneler gördük..
ilaçlar gördük..
ilaçların işe yaradığı günlerde başka bir babam olurdu..
donuk, yorgun, sanki hayata biraz geç kalmış biri..
ilaçları bırakmak istediğinde ise hepimiz korkardık..
çünkü o “ben iyiyim” cümlesi, bizim için alarm demekti..
işte o zaman evde herkes nefesini tutardı..
çünkü ilaçsızlık, fırtınanın yaklaştığı anlamına gelirdi..

toplum kısmı ayrı bir yük..
kimse bilmek istemez.. anlatamazsın..
“babam hasta” dersin, yetmez..
“şizofren” dediğinde bakışlar değişir..
insanlar ya korkar ya acır..
ikisi de insana iyi gelmez..
o yüzden susarsın..
ve bu suskunluk zamanla senin karakterin olur..

ben uzun süre kendimi suçladım..
daha sabırlı olsaydım,
daha sessiz olsaydım,
daha iyi bir evlat olsaydım belki..
çocuk aklı böyle çalışıyor..
kendini merkeze koyuyor..
oysa şizofreni, sevgiyle iyileşen bir şey değil..
bunu anlamak yıllar aldı..

babamı sevdim mi?
evet..
özledim mi?
evet..
kızdım mı?
çok..
bu üç duygu aynı anda var olabiliyor..
babamla aynı anda hem bağ kurup hem bağ kopardım..
hem özledim hem kaçtım..
hem korumak istedim hem kendimi korumaya çalıştım..

babam bir şizofrendi..
bu onun suçu değildi..
bu benim de suçum değildi..

bu hastalık sadece babamı hasta etmedi.. etrafındaki insanlarda da izler bıraktı..
aşırı farkındalık..
sürekli tetikte olma..
insanların ruh halini bir bakıştan çözme yeteneği..
ama aynı zamanda derin bir yorgunluk..
rahatlayamama..
“her şey yolunda” hissine inanamama..

ben bu hikayeden güçlü çıktım denir ya..
buna pek inanmıyorum sanırım..
ben sadece hayatta kaldım..
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"şizofreni" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim