#ödüllü filmler
drama / suç / kült-efsane
9.4 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

ilk izlediğim geceyi hatırlıyorum. bilgisayarın tüplü ekranında, türkçe dublajlı haliyle cd 'den .

izlerken biraz sıkılmıştım, eee bu muymuş falan diye izlemiştim. o kapı kapandı, kadın bakakaldı, isimler akmaya başladı... işte o zaman izlediğim en muhteşem film olduğunu fark ettim. sonra defalarca izledim, kitabını okudum, her defasında daha çok beğendim.

baba erkeğin hayatı hakkında her şey diye özetlenebilir.

devam filmini daha çok beğenenler var ama bence ilk film en iyisi.
devamını gör...
aynı isimli film serisinin ilk filmi.

bir imparatorluğun duraklama döneminin portresidir. bir yükseliş ya da şatafat filmi değil, tam tersi durağanlığın ve yerinde saymanın ne kadar tehlikeli olduğunun, zevk ve şehvetin konforunun, en güçlü olunan anın konforunun ve aynı zamanda bu durumun en savunmasız olunan an olmasının anlatımıdır. bunun en büyük iki örneği, "biz daha ölmedik" mesajının verildiği ve at kafasının yatağın içerisinden çıktığı tehdit sahnesi ve filmin başında erki elinde bulunduran imparatorluğun çocuklarından birisinin, düğün sırasında odalardan birisinde bir genç kızla istediği gibi seks yapmasıdır; ailede herkes ya zevk ile ya da savunma içgüdüsü ile hareket eder. tam bir imparatorluk gibi, ele geçirilebilecek en geniş sınırlara sahip olan aile, artık elindekileri koruma içgüdüsü ile hareket etmek zorundadır. çocukların büyümüş olması ve artık yönetimde söz sahibi olacak seviyede olmaları, aileye gelen tehditler, karmaşa, ayrılıklar ama baba figüründen dolayı zorla birbirine tutturulan aile üyeleri ve daha birçok ayrıntı. resmen rutinin sıkıcılığının anlatımı.

michael, hastanede babasının başında sedye ile başbaşa kalır ve bir babanın güçsüzlüğü sırtınızın ürpermesini sağlar. al pacino'nun oradaki bakışları, babanın çaresiz görünümü, benim için en unutulmaz baba oğul portrelerinden birisidir. filmde beni buz gibi yapan ve gerçekten vuran tek sahne de bu sahnedir. zaten babanın manen ölümü de orada, pacino'nun bakışlarında gerçekleşir. artık ailede başa geçecek kişinin seçilmesi için geri sayımın başladığının işaretidir. o kadar severim ki bu sahneyi, şimdi açıp bir daha seyrettim. karamazov kardeşler'deki kardeşler tanışıyor bölümü, martin eden'da martin'in beyninden vurulmuşa dönmüş gibi arkadaşlarının en üst seviye, olabilecek en entelektüel tartışmalarını dinlemesi, ya da russ brissenden'ın ceket cebinden çıkardığı o şarap ve minik kitap(sahi kim okumuştur da unutmuştur o buruşmuş kitap ve şarap ikilisini?), jane eyre'da jane'in sürüklenerek paçavraya dönmüş halde kapı kapı dolaşıp bir parça ekmek dinlendiği gibi. michael üzerinden yönetmen bir sonraki imparatorun mesajını o bakışmayla verir.

bu filmin diğer bir özelliği de, anlamanız için ikinci filmi seyretme zorunluluğunuzun olmasıdır. çünkü the godfather part ii'de gerek aile üyelerinin karakterleri, gerek baba figürünün karakteri üzerine ilk filmin 5-6 katı materyal bulunur. bu yüzden "devamında ne oluyor görelim" filmi değil de "önceden neler olmuş görelim" filmidir daha çok.

film durağan, yavaş ilerleyen, sıkıcı bir filmdir. herkesin seveceği bir film değildir ki bu yüzden filmi seyretmeyip muhabbetini yapan çok insan vardır.
devamını gör...
sanıldığının aksine bir güç ve ihtişam filminden çok yalnızlık ve acziyet alt metni ön plana çıkmış filmdir. göçebe bir ailenin orantısız tutunma ve savunma refleksiyle ezilen ya da ezen tarafta olma tercihi, büyüdükçe en yakınlarını bile tehdit gören şizofreni, tüm bu karmaşa ve güç dolu yaşama rağmen yalnız bir ölümün özeti.
serinin en beğendiğim filmi, godfather part 2'deki fredo'nun ölüm sahnesi, bence tüm seriler içerisindeki en etkileyici sekanstır aynı zamanda. çünkü fredo, ne sunny gibi güç ve şiddet ne de michael gibi zeka timsali olmamış, kendine özgü doğası ve sevecenliğiyle ailenin zayıf halkasıdır. fredo'ya kabul göreceği bir saha da bırakılmamıştır. bu kabul ihtiyacı ve sevgisizlik, onu ihanete itse de michael'ın öz kardeşini öldürtmesi, sonuçta bir iştir. her azap dolu eylemin ardından olduğu gibi bunda da michael, tanrıya ve onun bağışlayıcılığına sığınır. michael da aslında olduğu kişi değildir ancak kendisine biçilen misyon ya da aile çevresinin onu konumlandırdığı pozisyon, sevimsiz bazı hamleleri yapmasına neden olsa da içindeki adam, en objektif koşullarda yaptıklarının ne kadarının doğru olup olmadığını, içten içe bilmektedir. bu yüzden michael'ın vicdan yükü de serinin son filminin son sahnesine kadar bakidir. erkek egemen bir film olduğu kadar, kız kardeş connie de hakkında uzun uzun konuşulmayı hak eden bir karakterdir ki erkek kardeşlerinden daha ataerkil ve güç tapınıcılığı, kendi kadın doğasının en doğal gerekleri olan sevgi ve şefkat duygularını da onda çok geri planlara itmiştir. bu yüzden michael'ın en büyük destekçisidir ve o, her ne yapmışsa öyle gerekmiştir. bu da karakterlerin şekillenmesinde çevre etkisini, en az natüralist yazarlar kadar vurgulayan bir yaklaşımdır.
kitapta, yan karakterler ve çevre ilişkisi çok daha belirgindir. örneğin türk karakteri ve haşhaş tarlaları, filmdeki gibi tek bir sahneyle geçiştirilmez. kitapta da karakterlerin iç dünyasına bir odaklanım vardır ancak filmde, özellikle ana karakterlerin iç dünyaları çok daha ön plandadır.
yıllardır klasikleşen kült bir yapım olmasının ise kökeni, statüsü, ekonomik durumu ya da sektörü ne olursa olsun her meşrepten aile içi ilişkilerin benzer yönlerini işleyen bir yapım olmasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. bir şekilde dünyanın her yerinden birileri, kendinden bir şeyler bulabilmiş.
devamını gör...
the godfather deyince kişi biraz ne diyeciğine yada yorum yapmadan biraz kendine çeki düzen veren çünkü filmi izledikten sonra aile kavramını öne alan bir mayfa babası artık kişi ister istemez onun ailesinin bir parçası haline geliyor.
filmin ilk filmini izledikten sonraa harika güzel muhteşem gibi kelime kullanmak yerine filmin karakterleri oyuncaları kadrosu efektleri filmin akıcilıgı heleki müziği bastan asagiya kadar ben burdayim diyen bir film. filmin diger serilerini izlerken ilki ve ikinci filmi çok sardı ve bir 'the godfather' serisi nasil olusmus onu gayet gösteriyodu film serisi inanilmaz güzel ve en iyi filmlerimden birtanesi hep izlenilecek ve tavsiye edilecek bir film. :)
devamını gör...
kitabını okumadan filmi izlediğinizde anlam veremediğiniz boşluklar ve bulanıklıklar kalır. (filmi izledikten sonra kitabı okudum. ve2. kez kitabı okumaya başladım.) oyuncular iyi, kostümler iyi, yönetmen iyi, kurgu iyi... hepsi iyi be işte!
devamını gör...
babanın kucağında sevdiği kedi , tesadüfen sete girip çekim esnasında kucağına atlamıştır. bozuntuya vermeden devam edilmiş ve o efsane kedi sevme sahnesi çekilmiştir.
devamını gör...
1972 yapımı f.f.coppola nın yönettiği muhteşem bir sinema filmidir.
italyan göçmeni corleone ailesi nin abd nin en güçlü yeraltı suç örgütü olma sürecini mario puzo nun kitabından uyarlanmış şekilde anlatır.

bu sıradışı filmin bir de sıradışı yapım hikayesi var ki oradan hafızamda olan bilgileri buraya not düşmek istiyorum.

film yapıldığı yıllarda yeraltı örgütleri çok güçlüymüş. özellikle abd nin doğu kıyısındaki newyork, philadelphia, boston gibi büyük şehirlerde mafya denen bu örgütler sendikalar vasıtası ile şehirlerde, belediyeleri ve politikacıları avuçlarında tutarlarmış. sendikalar yüksek oy depoları olmalarının yanında büyük bütçeleri ile yine mafya için ele geçirilmesi gereken örgütlermiş.

baba kitabının yazarı m.puzo ile yönetmeni f.f.coppola ilk tanıştıkları andan itibaren çok iyi yürüyen bir dostluk kuruyorlar. üstelik m.puzo filmin çekilmesi için senaryo uyarlamasında coppola olmaz ise asla buna müsade etmeyeceğini de ısrarla vurguluyor. bu ikilinin harika uyumu yapımcılar için bir kolaylık gibi gözükse de filmin hollywood stüdyolarının olduğu batı kıyısı yerine, doğu kıyısında çekilmesi ısrarları yüzünden tamamıyla ciddi bir krize dönüşüyor.

m.puzo benim hikayem ancak doğu daki bir şehirde çekilirse perdeye doğru yansır diye diretince yapımcı albert rudy uygun mekanları ayarlamak için newyork a gidiyor. işte bu aşamada şehri elinde tutan mafya grubu filmin çekilmemesi için her gücü kullanmaya başlıyor. mafya evrak ve izinlerde resmi kurumlarda zorluk çıkarttırıyor. albert rudy nin arabası kurşunlanıyor. defalarca tehdit ediliyor. en sonunda rudy zekice bir hamle ile mafyayı ikna ederek filmi çekmeye muktedir oluyor. filmdeki bazı karakterleri oynayacak oyuncular gerçekten de mafyanın adamlarından seçiliyor. bu şarta uyum göstermesinin ardından mafya kelimesinin filmden çıkarılması şartını da kabul eden rudy, senaryoya müdehale gibi gözüken bu durumu stüdyoya, ''zaten bir yerde geçiyordu o kelimeyi çıkartmak sorun bile değildi'' diyerek krizi nasıl atlattığını ifade ediyor.
devamını gör...
zamanında bilgisayarda serisini bulup izlediğim mafya filmi. zamanının ötesinde kurgulanmış bir yapım olduğunu düşünüyorum. senaryosu beni oldukça derinden etkilemiştir. ciddiyetin her rolünü görüyoruz bu seride. ihanet her yere pusmuş gibi filmde.
devamını gör...
bir italyan amerikası güzellemesi.
bence bir ulus vatanını, topraklarını ve şerefini savunmakla yücelir, polis, aile, para ve mafya ilişkilerindeki sözde karizma ile asla değil.
devamını gör...
ne zaman film muhabbeti açılsa babamın "çok iyi filmdi be" deyip her sahnesini birer birer hatırladığı, kitaptan uyarlanma film serisidir. filmler çok uzun süreli olduğu için yıllardır hep listemde tutuyordum ama sonunda üç filmini de izleyebildim. dediği kadar varmış bence, olağanüstü bir seriydi. spoiler vermek istemediğim için sadece güzel dersler çıkarılabilir diyeceğim. üçüncü filmde michael corleone tarafından söylenen bir replik ise beni nedense çok etkilemiştir:


"all my life i've kept trying to go up in society. to where everything higher up was legal, straight... but the higher i go, the more crooked it becomes. where the hell does it end?"
devamını gör...
abartıldığını düşünüyorum. aldığı puan ve ödüller beklentiye girdirirken izleyince o beklenti pısssss diye sönüyor.
adamın oyunculuğuna bir şey demiyorum ama serinin bütününe bakılmalı. abartan kesim genelde tek kişiye göre yorumluyor...
devamını gör...
ne kadar abartılırsa abartılsın, her abartı eksik kalacaktır.

oyınculuk, senaryo, kurgu gibi şeylere hiç girmiyorum bile. sinema tarihinin en iyi üçlemesi, tüm zamanların en kült film serisi. sinema tarihi boyunca en çok gönderme yapılan, en çok izlenen, ikinci filmi ilk filmin başarısını gölgede bırakan bir seriden bahsediyoruz.

tüm bunların yanında, dünya üzerinde bu film serisinin abartıldığını düşünmek sanıyorum sadece bizim topraklardan çıkar.
devamını gör...
ne zaman, nerede görsem izleyecek başka bir şey aramam. karşısına geçer ve neredeyse ezbere bildiğim tüm replikleri tekrar dinler ve hipnotize olmuş gibi izlerim. serinin tüm filmleri için geçerli bu durum. fakat ilk filmin yeri çok ayrı!

her izlediğimde senaryodan ve kurgudan bağımsız olarak filmdeki doğallığa hayran olurum. sanki karakterler gerçek ve aralarında gizli kamera dolaşıyor ve olanları çekiyor gibi düşünürüm.

ne kadar övsem eksik kalacak. benim için tüm zamanların en iyi filmi!
devamını gör...
an itibariyle trt1'de çok kötü bir dublaj ile yayınlanıyor. marlon brando dublajı özellikle çok kötü. al pacino dublajı da alışık olmadığımız şekilde tamer karadağlı'ya ait. sanırım dublaj telif hakları yüzünden yeniden seslendirilmiş.

the godfather'ı nerede ve ne zaman görsem hipnotize olmuş gibi izleyen biri olarak kanalı değiştiremiyorum.

marlon brando'nun kurşunlandığı sahne az önce bitti. bir sahne ne kadar övülebilirse o kadar övmek istiyorum bu sahneyi. o nasıl bir vurulma ve düşme sahnesidir öyle? o nasıl bir oyunculuktur öyle!!!
devamını gör...
''tam çıktığımı düşünürken, beni tekrar içine çekiyorlar!''

baba, mario puzo'nun yazdığı aynı adlı romandan uyarlanan, francis ford coppola'nın yönettiği, marlon brando ve al pacino'nun başrollerini paylaştığı üç serilik filmdir ve ilki 1972 yapımıdır.
benim bu üçlemedeki favorim ikinci filmdir. çekildiği tarih göz önünde bulundurulunca etkileyiciliği kat kat artmıştır gözümde. çekim ve kurgu tekniklerindeki detaylar muazzamdır. bu filmde ilk kuşak olan ''baba'' karakterinin italya'dan gelip yavaş yavaş büyüdüğü ve kalabalıklaştığı dönemi ile üzerine ''baba'' olma ihalesi kalmış ikinci kuşağın, ilerlerken etrafındaki insanları nasıl teker teker kaybedip yanlızlaştığını ve yabancılaştığını çapraz geçişlerle izleriz. teknik detayların mükemmelliği şimdi bile çok etkiliyor beni. ara ara açar izlerim.

en kötüsü de üçüncü filmdir. birinci ve ikinci filmin etkisi yoktur. bazı oyunculuklar kötüdür vs ama bence seriyi tamamlamak adına çekilmesi iyi olmuş. fazla yorum yapmayacağım bu konuda.

-''asla yapamam'' dediklerimizin artık mecburiyetlerimize dönüştüğü görmek bizlere acı verir. ''baba'' filmi bu yüzden içine çeker bizi. ''baba'' filmi üçlemesi bize bir ailenin üç kuşak boyunca devam eden hikayesini anlatır. merkezinde ise michael corleone vardır. michael, başından beri ailesinin yaşam şekline ters bir tutum içerisinde bulunan tek karakterdir. ilk sahnelerde düğüne bile yabancı bir misafir gibi gelmesi ve italyan köklerine başkaldırırcasına yanında bulunan avrupai sevgilisiyle, okullu olması konusunda ailesi tarafından aşağılanmasıyla oldukça silik bir karakter sergilemektedir. michael'in önceliği, ailesinin aksine toplumun takdir ettiği şekilde hayatını kazanmaktır ama kader en çok da bu aykırı karakter üzerinde ağlarını örmüştür. ''baba'' olma ihalesi üstüne kalan michael'in giderek kendine ve çevresine yabancılaştığını izleriz filmde. bunu en çok ''baba''olduğunda el öptürme sahnesinde hissederiz. en başta onu dışlayan aile üyelerinin, onu artık ''baba'' olarak görmek zorunda kaldıklarına şahit oluruz.
siz ne yaparsanız yapın, ne isterseniz isteyin hayat size önünde sonunda elini öptürür.-
michael her ne kadar bu döngüyü kırmak istese de fim boyunca, bunu başaramaz. kurtulduğuna en emin olduğu anda ise açtığı temiz sayfaya yeniden kan dökülür.

edit. noktalama işaretleri.
devamını gör...
az önce filmi yaklaşık yetmişinci kez izlerken baba'nın baş kısımda solozzo'nun teklifini reddettiği sahnede kafamda bir ampul yandı. bilene malum ki türk lakaplı solozzo, corleone ailesine uyuşturucu işinden pay vermeyi teklif ediyor. baba da bu işin fazla tehlikeli olduğunu düşünerek, kumar ve fuhuşun insanoğlunun tabii günahları olduğunu ancak uyuşturucu ile iştigal ettikleri taktirde polisin ve adaletin üzerlerine şiddetli bir şekilde gelecekleri gerekçesiyle teklifi kabul etmiyor. filmin sonunda baba da küçük oğlunun sicilya'dan güvenle dönmesi karşılığında uyuşturucu işine ortak olmaya mecbur kalıyor. pek çok kişi, don corleone'nin eski kafalı olduğunu, solozzo'nun kendisine suikast düzenlemesi ve sağlığını kaybederek yerini acemi oğlu sonny'ye bırakması, sonny'nin de pervasızlığıyla kendi ölümünü hazırlamasından ötürü bunun stratejik bir hata olduğunu düşünebilir.

bence don corleone başından beri işleri legalize etmeyi, torunlarının saygın bir amerikalı gibi yaşamasını istiyordu. zaten michael de don olduğu andan itibaren hep buna uğraştı ama başaramadı. yani don corleone uyuşturucu işine girseydi geriye dönemezdi. hoş olaylar öyle getirdi ki aile olarak bundan sıyrılamadılar.
devamını gör...
üçlemeyi bir bütün olarak alırsak esasen abisinin beklenmedik ölümü üzerine yaşamak istemediği bir hayata sürüklenmek zorunda kalan ve bu duruma dair mutsuzluğunu kendi karakterinin üzerine sert bir kabuk örterek gizlemeye çalışırken sevdiği herkese zarar veren michael corleone'un dramıdır.

yanlış hatırlamıyorsam ikinci filmde kurduğu "babamı herkes severdi, oysa benden sadece korkuyorlar; kendi kardeşimi bile öldürdüm" temalı cümlesi de aslında bu mutsuzluğunun yansımasından başka bir şey değildir.

tık
devamını gör...
tartışmasız favori film serimdir.tüm seriyi en az 2-3 kere izledim ve yine hiç sıkılmadan aynı heyecanla izlerim bayılıyorum.
kendi açımdan ben 2.filmi daha çok seviyorum.michael'ın mecburen baba olduğu ve baba olmasıyla birlikte karakterinin nasıl dönüştüğünü çok iyi yansıtmışlar.bir yandan da eşi kay ve çocuklarına bağlılığı,ailesini o içinde bulunduğu mafyatik,kötü durumdan daha legal bir duruma getirmeye çalışması,kumarhane işleri için las vegas ve küba ziyaretleri,bunda işi eline yüzüne bulaştırması,kardeşi fredo'nun ihaneti,mahkeme sahneleri ve gaddar,güçlü bir baba olması,güç için her şeyi yapabileceği hatta kendi kardeşini bile harcayacak bir kişiliğe dönüşmesi ama buna mukabil gittikçe yalnızlaşması ve babası vito gibi bir aile ortamı kuramaması o temayı çok iyi yansıtmışlar.
ayrıca 2.film için ekleyebileceğim bir anekdot daha baba vito'nun gençliğinin müthiş canlandırılması ve onu oynayan robert deniro'nun müthiş oyunculuk performansı.
devamını gör...
izleyen herkesi hemen mafya olmalıyım düşüncesine iten, döneminin en iyilerinden değil, bizzat en iyisi filmdir fakat sadece birinci film. sonrası al pacinoyu yıkayıp yağlamaktır.
devamını gör...
öncelikle bir gen-z olarak abartıldığı kadar iyi bir film olmadığını düşünmüştüm fakat sonrasında çekildiği döneme göre değerlendirdiğimde o dönemin şartlarında göre önemli bir film olduğuna karar verdim. godfather’dan sonra çekilen pek çok suç filmindeki mafyatik karakter klişelerini başlatan bir film olmuştur. örneğin mafya babasının kucağındaki kedi sahnesi bir öncü niteliğindedir. kostümler, dekorlar, sahneler çekildiği döneme göre modern kalıyor.

oyunculuklar çok gerçek. marlon brando’nun film süresince geçirdiği değişim hayatın kendisi gibi geldi. senaryoda en çok hoşuma gidense bir karakterin “saf iyi” veya “saf kötü” olarak yazılmaması oldu. özellikle de michael’ın ahlaki ve içsel çatışmaları o kadar güzel anlatılıyordu ki. çok basit ama filmin özellikle sonundaki connie’nin kocasını öldürdükten sonra karısı kay adams’ın michael’a hesap sordugu sahne çok güzeldi. o kadar kendinden emin yalan söyledi ki evet dedim gerçek hayatta da böyle oluyor. ayrıca el öptürdüğü sahnede kendisine yabancılaştığını görebilirsiniz. bunun yanı sıra vito corleone filmin başlarında çok güçlü bir karakter olarak karşımıza çıkmasına rağmen ilerleyen kısımlarda ne kadar zayıf olduğunu da gözlerimizin önüne seriyor. yavaş akan bir film ve benim üzerimde öyle derin, ciddi etkiler bıraktığını söyleyemeyeceğim. kötü bir film de değil ama her şeye rağmen biraz fazla şişirilmiş diyebiliriz.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"the godfather" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim