#ödüllü filmler
1999 yılı abd yapımı film, aynı zamanda serinin ilk filmidir. bir şirkette yazılımcı olarak çalışan thomas anderson bir yandan da neo adı altında program kırarak geçirmektedir. bir gün aldığı beyaz tavşanı izlemesini söyleyen bir mesajla bildiği tüm hayat alt üst olacak ve matrixte kalanlara yardım etmek için olan mücadelesi başlayacaktır.
yönetmen:
wachowski kardeşler
oyuncular:
keanu reeves
laurence fishburne
carrie-anne moss
hugo weaving
joe pantoliano
wachowski kardeşler
oyuncular:
keanu reeves
laurence fishburne
carrie-anne moss
hugo weaving
joe pantoliano
* akademi ödülü -en iyi ses kurgusu /en iyi ses miksajı/ en iyi film kurgusu/ en iyi görsel efekt
* bafta ödülleri - en iyi ses/ görsel efekte en iyi başarı
film, toplamda 42 ödüle sahiptir.
* bafta ödülleri - en iyi ses/ görsel efekte en iyi başarı
film, toplamda 42 ödüle sahiptir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "sanagulbahcesivadetmedim" tarafından 10.11.2020 00:01 tarihinde açılmıştır.
41.
çıktığı zamanda sinemaya giden hemen herkesin haberdar olduğu bir filmdi mutlaka ki the matrix ancak filmin genel kitlesi ve fragmanı esasında filmi sevebilecek çoğu arkadaşımı da soğutmuştu. matrix bilim kurgu olduğu kadar bir aksiyon filmi de yes annem, fakat bu yapımın belli felsefi yönleri ve mesajları da var. işte kavga dövüş, silahlı çatışma sevenler bunu sahiplenince ve fragmandaki sahneleri yüzünden matrix'in felsefesinden etkilenebilecek kişilerin ön yargıları oldu. bizzat şahit olduğum bir şey bu. gerçi bana ne. kral film. kıps.
devamını gör...
42.
wachowski kardeşler'in dünyaya armağanıdır bu film ve seri. yaşadığımız dünyayı ve düzeni sorgulattı hepimize. bu derin felsefeyi aksiyona indirgemek de gerçekten takdiri hak ediyor!
devamını gör...
43.
bizde 1999 eylülünde gösterime girse de abd'de çeyrek asır önce bugün gösterime girmiş olan çok önemli film.
üniversite okumak için ankara'ya gittiğim sene gösterime girmişti bu yapım ve ben de orada sinemada izlemiştim. cidden muazzam bir deneyimdi ve hala benim için özel bir film olmayı sürdürmektedir the matrix. sonra dvd'sini de alıp toplamda da 15 kere falan izlemişimdir; en son izleyeli bayağı sene oldu gerçi.
şimdi film evet, aşırı popüler oldu ve bunu da ciddi oranda koruyabiliyor günümüzde de. yalnız, filmde çok fazla görsel efekt ve aksiyon sahnesi olmasından mütevellit the matrix'e karşı haksız bir antipati geliştirerek izlemeyen insanlar da oldu ve bu da, böylesi düşünsel bir değeri/derinliği olan bir film için bir talihsizlik aslında. kimisini "mutlaka git!" diye sinemaya yönlendirme teşebbüsüm de oldu hatta, "izlemem." diyenlerin. bence bu film bunu hak ediyor çünkü. gerçi yine de not düşmeliyim ki the matrix benim için 8.5/10 alabilecek bir film; bu türde existenz ve özellikle de nirvana (film) daha önde gelen yapımlar benim açımdan. buna rağmen the matrix de iyi ki yapılmış ve iyi ki izlemişim bu filmi demekten de geri durmuyorum zira cidden de çok sıkı bir filmle karşı karşıyayız!
keanu reeves'in çok iyi, hatta iyi bir oyuncu olduğu kanısında olmasam da buradaki neo karakteri için kendisi çok uygun diye düşünüyorum. eskiden bir yerlerde okuduğuma göre reeves, bu karakter için 3. veya 4. seçenekmiş. hatta brad pitt bile düşünülmüş bu rol için. ben ne güzel ki keanu bu tiplemeyi canlandırmış diyorum çünkü brad pitt gibi bir oyuncu fazla "uyanık" kaçabilirdi, neo karakteri için. keanu'nun biraz "alık" bir tip olması bence neo karakterinin "uyanmayı bekleyen" biri olmasıyla çok güzel örtüşüyor.
filmin kastingi bence tümden çok iyi ve hugo weaving'in ajan smith karakterine de ayrı bir parantez açılabilir; weaving'in odaklı oyunculuğu ve mükemmel diksiyonu, tonlamaları (ve genel bağlamda ses kullanımı) cidden de onun kimi mühim replikleri için çok değerli. avustralyalı bir oyuncu olması da burada fark yaratıyor hw'nin; ki zaten bu tür amerikan yapımlarında, britanya, avustralya gibi anglofon olan fakat amerikan olmayan milletlerden gelen oyuncuların olaya farklı boyutlar kattığını düşünüyorum.
bu filmi uzun uzun tanıtmama hiç gerek yok aslında. bu tanımı da normalde girmezdim ama az önce the matrix'in izleyicileriyle buluşma tarihinin tam çeyrek asır önce bugün olduğunu görünce bir saygı duruşu mahiyetindeki bu yazıyı yazmayı uygun gördüm.
devam filmleri... yani bence hiç çekilmeselerdi daha iyiydi. ilk zamandan beri böyle düşünüyorum gerçekten. hatta çoğu kişi bana katılmıyor sanırım ama ben, serinin son çıkan 4. filmini, 2. ve 3. filmlerden daha çok beğenmiştim. son çeyreğini falan iyi bağlayamamış olsalar da, oraya kadar beni bayağı şaşırtan, olumlu bağlamda şaşırtan bir film olarak devam etmişti the matrix resurrections.
the matrix'in, çeyrek asır önce çıktığında genç olan benim gibi kişilerin birçoğunun hayata bakışını değiştirmiş bir yapım olduğunu da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. hakikaten öyle.
üniversite okumak için ankara'ya gittiğim sene gösterime girmişti bu yapım ve ben de orada sinemada izlemiştim. cidden muazzam bir deneyimdi ve hala benim için özel bir film olmayı sürdürmektedir the matrix. sonra dvd'sini de alıp toplamda da 15 kere falan izlemişimdir; en son izleyeli bayağı sene oldu gerçi.
şimdi film evet, aşırı popüler oldu ve bunu da ciddi oranda koruyabiliyor günümüzde de. yalnız, filmde çok fazla görsel efekt ve aksiyon sahnesi olmasından mütevellit the matrix'e karşı haksız bir antipati geliştirerek izlemeyen insanlar da oldu ve bu da, böylesi düşünsel bir değeri/derinliği olan bir film için bir talihsizlik aslında. kimisini "mutlaka git!" diye sinemaya yönlendirme teşebbüsüm de oldu hatta, "izlemem." diyenlerin. bence bu film bunu hak ediyor çünkü. gerçi yine de not düşmeliyim ki the matrix benim için 8.5/10 alabilecek bir film; bu türde existenz ve özellikle de nirvana (film) daha önde gelen yapımlar benim açımdan. buna rağmen the matrix de iyi ki yapılmış ve iyi ki izlemişim bu filmi demekten de geri durmuyorum zira cidden de çok sıkı bir filmle karşı karşıyayız!
keanu reeves'in çok iyi, hatta iyi bir oyuncu olduğu kanısında olmasam da buradaki neo karakteri için kendisi çok uygun diye düşünüyorum. eskiden bir yerlerde okuduğuma göre reeves, bu karakter için 3. veya 4. seçenekmiş. hatta brad pitt bile düşünülmüş bu rol için. ben ne güzel ki keanu bu tiplemeyi canlandırmış diyorum çünkü brad pitt gibi bir oyuncu fazla "uyanık" kaçabilirdi, neo karakteri için. keanu'nun biraz "alık" bir tip olması bence neo karakterinin "uyanmayı bekleyen" biri olmasıyla çok güzel örtüşüyor.
filmin kastingi bence tümden çok iyi ve hugo weaving'in ajan smith karakterine de ayrı bir parantez açılabilir; weaving'in odaklı oyunculuğu ve mükemmel diksiyonu, tonlamaları (ve genel bağlamda ses kullanımı) cidden de onun kimi mühim replikleri için çok değerli. avustralyalı bir oyuncu olması da burada fark yaratıyor hw'nin; ki zaten bu tür amerikan yapımlarında, britanya, avustralya gibi anglofon olan fakat amerikan olmayan milletlerden gelen oyuncuların olaya farklı boyutlar kattığını düşünüyorum.
bu filmi uzun uzun tanıtmama hiç gerek yok aslında. bu tanımı da normalde girmezdim ama az önce the matrix'in izleyicileriyle buluşma tarihinin tam çeyrek asır önce bugün olduğunu görünce bir saygı duruşu mahiyetindeki bu yazıyı yazmayı uygun gördüm.
devam filmleri... yani bence hiç çekilmeselerdi daha iyiydi. ilk zamandan beri böyle düşünüyorum gerçekten. hatta çoğu kişi bana katılmıyor sanırım ama ben, serinin son çıkan 4. filmini, 2. ve 3. filmlerden daha çok beğenmiştim. son çeyreğini falan iyi bağlayamamış olsalar da, oraya kadar beni bayağı şaşırtan, olumlu bağlamda şaşırtan bir film olarak devam etmişti the matrix resurrections.
the matrix'in, çeyrek asır önce çıktığında genç olan benim gibi kişilerin birçoğunun hayata bakışını değiştirmiş bir yapım olduğunu da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. hakikaten öyle.

devamını gör...
44.
(bkz: kırmızılı kadın)
her anlamda şaheser olsa da bana yine de bazı bölümleri kopuk geliyor. bu neo kardeşimizin eş dost hısım akrabası yok mesela. neden yok? hatta neo'nun gündelik yaşamına dair pek bir şey yok. çünkü seyircinin simülasyon dünyası ile bağ kurmasını istememişler. ama yine de neo'ya annesinin "oğluşum nerdesin?" demesi gerekiyordu bir noktada.
her anlamda şaheser olsa da bana yine de bazı bölümleri kopuk geliyor. bu neo kardeşimizin eş dost hısım akrabası yok mesela. neden yok? hatta neo'nun gündelik yaşamına dair pek bir şey yok. çünkü seyircinin simülasyon dünyası ile bağ kurmasını istememişler. ama yine de neo'ya annesinin "oğluşum nerdesin?" demesi gerekiyordu bir noktada.
devamını gör...
45.
bu filmi kaç kere izledim bilmiyorum ve daha kaç kere izlerim onu da bilmiyorum. ama birçok kez izleyeceğimden ve hiçbir zaman sıkılmayacağımdan eminim. bu filmle tanışmam 2001 yılına dayanır. babam ilk bilgisayarımı aldığında bilgisayarcı içine türkçe alt yazılı olarak eklemiş. o zamanlar ingilizceye de merakım olduğundan sadece repliklerini ezberlemeye ve kelime dağarcığımı geliştirmeye çalışıyorum. sırf bu yüzden bile defalarca izlemiştim ilk zamanlarda. tabii felsefesinden ve anlatmaya çalıştıklarından bihaber şeklinde izliyorum aksiyonu bile yetiyordu o zaman. sonrasında felsefi hakkında ve içinde barındırdığı ufak nüansları keşfettikçe benim için daha anlamlı bir film olmaya başladı.
bu gece gaza gelip seriyi yeniden izlemeye başladım. ilk seferinde olduğu gibi heyecanlandırmayı başardı. işte bu yüzden hiçbir zaman sıkılmayacağım seri.

bu arada seriyi derken tabii ki de ilk üçlemeden bahsediyorum. dördüncü film için düşüncelerim net bir şekilde şöyle :
bu gece gaza gelip seriyi yeniden izlemeye başladım. ilk seferinde olduğu gibi heyecanlandırmayı başardı. işte bu yüzden hiçbir zaman sıkılmayacağım seri.

bu arada seriyi derken tabii ki de ilk üçlemeden bahsediyorum. dördüncü film için düşüncelerim net bir şekilde şöyle :

devamını gör...
46.
neresinden tutarsan tut harika ötesi olan bir film felsefi bir okuma yaparsan gerçeklik üzerine ciddi kafa yorar yok karşim ben sinematografiye bakarsan al efenim ilk dominant başrol kadınlardan biri alt metin teolojik ve mitelojik anlatılarla dolu o da mı olmadı ben gördüğüme mi bakarım dedim gayet akışkan bilim kurgu filmi
devamını gör...
47.
hiçbir şeyin gerçek olmama ihtimâli üzerinde durulan 1999 yılında polonyalı wachowski kardeşler tarafından yazılıp yönetilmiş birkaç seriden oluşan amerikan filmi;

keanu reeves
carrie-anne moss gibi isimler başrolde iken yazılımcı thomas anderson adında yazılımcının yaşadıkları ve gördüklerimizin bir simülasyon olma ihtimâli, zaman/ hız/ ölümsüzlük gibi konular kendine kendine önemli yer tutar.
gerçeklik kavramının görmekle bağıntısı, rüyaların rüya olduğunu uyanmasaydık bilemeyeceğimiz gerçeği ve makineleşme gibi olgular filmin omurgasını oluşturur denilebilir.
dünyanın en iyi filmlerinden biri olmakla beraber; felsefik ve sağlam bir matematik üzerine inşa edilmiş bir distopya yarattığı söylenebilir.
gerek savaş sahnelerindeki hız kavramı, hızın zamana göre değişen bir birim olması, insanın makineleşerek bilincin ölümsüz olma ihtimâli, geleceği sezmenin mümkünâtı gibi şeyler filmde aşırı derecede iyi sahnelenmiştir.
özellikle de gerçeklik kavramı
gerçeklik dediğimiz şey tam olarak nedir?
rüyadan arta kalan mı, yoksa görebildiğimiz her şey mi? yoksa bir bedene sahip olup algıladıklarımızdan mı ibâretiz?
görmediğimiz her şeyin gerçek dışı gelmesi belki de bu yüzdendir.
kâhin'in düşecek olan nesneyi önceden bilmesi her zaman aklımda durur.

keanu reeves
carrie-anne moss gibi isimler başrolde iken yazılımcı thomas anderson adında yazılımcının yaşadıkları ve gördüklerimizin bir simülasyon olma ihtimâli, zaman/ hız/ ölümsüzlük gibi konular kendine kendine önemli yer tutar.
gerçeklik kavramının görmekle bağıntısı, rüyaların rüya olduğunu uyanmasaydık bilemeyeceğimiz gerçeği ve makineleşme gibi olgular filmin omurgasını oluşturur denilebilir.
dünyanın en iyi filmlerinden biri olmakla beraber; felsefik ve sağlam bir matematik üzerine inşa edilmiş bir distopya yarattığı söylenebilir.
gerek savaş sahnelerindeki hız kavramı, hızın zamana göre değişen bir birim olması, insanın makineleşerek bilincin ölümsüz olma ihtimâli, geleceği sezmenin mümkünâtı gibi şeyler filmde aşırı derecede iyi sahnelenmiştir.
özellikle de gerçeklik kavramı
gerçeklik dediğimiz şey tam olarak nedir?
rüyadan arta kalan mı, yoksa görebildiğimiz her şey mi? yoksa bir bedene sahip olup algıladıklarımızdan mı ibâretiz?
görmediğimiz her şeyin gerçek dışı gelmesi belki de bu yüzdendir.
kâhin'in düşecek olan nesneyi önceden bilmesi her zaman aklımda durur.
devamını gör...
48.
1999 yapımı amerikan bilim kurgu aksiyon filmidir. neo bir bilgisayar meraklısı beyaz yakadır. gerçek dünyayı merak etmektedir ve bu vasıtayla morpheus ile tanışmıştır. morpheus onu matrix'ten alıp gerçek dünyaya götürmüştür ve burada onu eğitmiştir. felsefi yönü yüksek olan film zamanında bana lisede felsefe hocam tarafından izlettirilmişti. filmin etkisiyle okulda güneş gözlüğü ile gezmiştim.
devamını gör...
49.
link'in millet matrix'e girdiği zaman, trinity'nin ayaklarını kokladığını, yaladığını hatta footjob yaptığını düşünüyorum. uyuyor çünkü o an. link iyi bir insan olmasına rağmen aç. gemide herkes abazan. insan dayanamaz o anlarda gider koklar iki dk, mast yapar.
artık kusturan pembe insanlar, hayatın gerçekleri ile yüzleşmekten korkuyor. sanıyorlar ki, her şey aptal wokeish tayfanın kelimeleri değiştirerek yaratmaya çalıştığı ve kıçlarında patlayan masal dünyası gibi.
böyle bir saçmalık yok. reelde adam aç abi aç! demir gibi oluyor. bunun tersine beni inandıramazlar. açıp iki dk footjob yapsa kim görecek? kim anlayacak? dozer öldükten sonra link tek kaldı. o an trinity uyuyor ya da bir yerde savaşıyor yiğitce. link o anlarda azcık parmak yalasa ruhu duymaz. zaten bu ekibi çıkaracak olan da link. yani zamanı var, aniden uyanamaz trinity. ben bile buradan heyecanlanıyorsam, trinity'nin gibinde olan link asla dayanamazdı.
bu nerd muhabbetinde bir arkadaşım, kaptan morpheus bu ihtimali düşünüp gemiye gizli kamera koymuş olabilir dedi, o mantıklı. kamera varsa tırsar. ben yine de bir yolunu bulurdum. misal botunu çıkarırdım sanki bot temizliği yapar gibi, oradan akardım çaktırmadan. ileri gidemezdi link. çünkü abansa, trinity'nin kabloları kopar ve ölür. ayak mantıklı ve aşırı zevk almıştır piç. kıskanmadım, imrendim.
artık kusturan pembe insanlar, hayatın gerçekleri ile yüzleşmekten korkuyor. sanıyorlar ki, her şey aptal wokeish tayfanın kelimeleri değiştirerek yaratmaya çalıştığı ve kıçlarında patlayan masal dünyası gibi.
böyle bir saçmalık yok. reelde adam aç abi aç! demir gibi oluyor. bunun tersine beni inandıramazlar. açıp iki dk footjob yapsa kim görecek? kim anlayacak? dozer öldükten sonra link tek kaldı. o an trinity uyuyor ya da bir yerde savaşıyor yiğitce. link o anlarda azcık parmak yalasa ruhu duymaz. zaten bu ekibi çıkaracak olan da link. yani zamanı var, aniden uyanamaz trinity. ben bile buradan heyecanlanıyorsam, trinity'nin gibinde olan link asla dayanamazdı.
bu nerd muhabbetinde bir arkadaşım, kaptan morpheus bu ihtimali düşünüp gemiye gizli kamera koymuş olabilir dedi, o mantıklı. kamera varsa tırsar. ben yine de bir yolunu bulurdum. misal botunu çıkarırdım sanki bot temizliği yapar gibi, oradan akardım çaktırmadan. ileri gidemezdi link. çünkü abansa, trinity'nin kabloları kopar ve ölür. ayak mantıklı ve aşırı zevk almıştır piç. kıskanmadım, imrendim.
devamını gör...
"the matrix" ile benzer başlıklar
matrix
24