#ödüllü filmler
1999 yılı abd yapımı film, aynı zamanda serinin ilk filmidir. bir şirkette yazılımcı olarak çalışan thomas anderson bir yandan da neo adı altında program kırarak geçirmektedir. bir gün aldığı beyaz tavşanı izlemesini söyleyen bir mesajla bildiği tüm hayat alt üst olacak ve matrixte kalanlara yardım etmek için olan mücadelesi başlayacaktır.
yönetmen:
wachowski kardeşler
oyuncular:
keanu reeves
laurence fishburne
carrie-anne moss
hugo weaving
joe pantoliano
wachowski kardeşler
oyuncular:
keanu reeves
laurence fishburne
carrie-anne moss
hugo weaving
joe pantoliano
* akademi ödülü -en iyi ses kurgusu /en iyi ses miksajı/ en iyi film kurgusu/ en iyi görsel efekt
* bafta ödülleri - en iyi ses/ görsel efekte en iyi başarı
film, toplamda 42 ödüle sahiptir.
* bafta ödülleri - en iyi ses/ görsel efekte en iyi başarı
film, toplamda 42 ödüle sahiptir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "sanagulbahcesivadetmedim" tarafından 10.11.2020 00:01 tarihinde açılmıştır.
21.
çok derin, sadece bilim kurgudan ibaret olmayan film üçlemesi.
(kabaca)
* mimar diyor ki: ben mükemmel matrix sistemini kurdum ama insanlar kusurlu varlıklar olduğundan mükemmel sistemi bünyeleri reddetti ve neredeyse hepsini kaybettik. sonra insanları anlamak için kahin programını yaptım, hatalı-kusurlu-mantıksız işlemler yapıyordu ama kusurlu insanlar onun porgramını kabul ettiler. böylece matrix'i kurdum. neo bir anomali, daha önce de matrix'den neo'lar çıktı. kahin'in kusurlu tasarımı yüzünden sürekli yeni neo'lar çıkıyor ve biz onları durduruyoruz.
* kahin diyor ki: iki taraf da (makineler ve insanlar) birbirine muhtaç ve barışmaları lazım. bunun için asıl gereken, güçlü taraf olan makinelerin ikna edilmesi, bunu sağlamak için bir kumar oynuyorum ve neo'yu matrix'e salıyorum. sonunda bir neo bunu başaracak. bu neo bir aşka sahip, bunun başarma şansı daha fazla.
* ajan smith diyor ki: ben kaynak'tan (makinelerin kendi içi sistemi) matrix'e insanlarla uğraşmak için sokuldum, burası kötü ve çıkmalıyım. insanlar bir hastalık gibiler. mimar izin verse hepsini yok ederim. ama neo beni parçalayınca kaynakta silinmeyi reddedip matrix'e kaçtım, burdaki bütün programları ve insanları bilgisayar virüsü hatta bilgisayar kanseri gibi kendimin kopyası yapıcam, heryere yayılıcam, sistemi ele geçiricem. artık virüs benim, matrix bana ait.
* neo diyor ki: mimar ve makineler başta en çok benden kurtulmak istiyordu, ama şimdi ajan smith'ten kurtulmayı daha çok istiyorlar. ben ve ajan smith ben onu parçalayıp o geri gelince birbirimizin tersiyiz, + ile - gibi biz birleşirsek ikimiz de yok oluruz ve matrix bu virüsten kurtulur. mimar'ı da (makineleri) bu şekilde barış için ikna edebilirim.
(filmdeki matrix dışı dünya'nın da gerçek dünya olmadığını söyleyenler var, neo'nun dışarda robotları etkileyebilmesi falan ondan diyorlar. ama o zaman da niye insan-elektrik tarlaları o dış dünyada, orası da bi sanal katmansa sanal elektrik üretip ne yapacaklar. orayı görenler zaten matrix'in kandırmaca olduğunu bilenler, insanlar matrix'ten çıkmasaydı sanal ortamda kimi kandırıyorlar da elektrik tarlalarını koyuyorlar, mimar niye makine şehrinde robot olarak çıkıyor neo'nun karşısına vs. vs.)
şu videolar da zihin açıyor (shockvoice'den)
"beyaz tavşanı izle" matrix video serisi
1.-2.-4.-5.-20. videolar önerimdir
(kabaca)
* mimar diyor ki: ben mükemmel matrix sistemini kurdum ama insanlar kusurlu varlıklar olduğundan mükemmel sistemi bünyeleri reddetti ve neredeyse hepsini kaybettik. sonra insanları anlamak için kahin programını yaptım, hatalı-kusurlu-mantıksız işlemler yapıyordu ama kusurlu insanlar onun porgramını kabul ettiler. böylece matrix'i kurdum. neo bir anomali, daha önce de matrix'den neo'lar çıktı. kahin'in kusurlu tasarımı yüzünden sürekli yeni neo'lar çıkıyor ve biz onları durduruyoruz.
* kahin diyor ki: iki taraf da (makineler ve insanlar) birbirine muhtaç ve barışmaları lazım. bunun için asıl gereken, güçlü taraf olan makinelerin ikna edilmesi, bunu sağlamak için bir kumar oynuyorum ve neo'yu matrix'e salıyorum. sonunda bir neo bunu başaracak. bu neo bir aşka sahip, bunun başarma şansı daha fazla.
* ajan smith diyor ki: ben kaynak'tan (makinelerin kendi içi sistemi) matrix'e insanlarla uğraşmak için sokuldum, burası kötü ve çıkmalıyım. insanlar bir hastalık gibiler. mimar izin verse hepsini yok ederim. ama neo beni parçalayınca kaynakta silinmeyi reddedip matrix'e kaçtım, burdaki bütün programları ve insanları bilgisayar virüsü hatta bilgisayar kanseri gibi kendimin kopyası yapıcam, heryere yayılıcam, sistemi ele geçiricem. artık virüs benim, matrix bana ait.
* neo diyor ki: mimar ve makineler başta en çok benden kurtulmak istiyordu, ama şimdi ajan smith'ten kurtulmayı daha çok istiyorlar. ben ve ajan smith ben onu parçalayıp o geri gelince birbirimizin tersiyiz, + ile - gibi biz birleşirsek ikimiz de yok oluruz ve matrix bu virüsten kurtulur. mimar'ı da (makineleri) bu şekilde barış için ikna edebilirim.
(filmdeki matrix dışı dünya'nın da gerçek dünya olmadığını söyleyenler var, neo'nun dışarda robotları etkileyebilmesi falan ondan diyorlar. ama o zaman da niye insan-elektrik tarlaları o dış dünyada, orası da bi sanal katmansa sanal elektrik üretip ne yapacaklar. orayı görenler zaten matrix'in kandırmaca olduğunu bilenler, insanlar matrix'ten çıkmasaydı sanal ortamda kimi kandırıyorlar da elektrik tarlalarını koyuyorlar, mimar niye makine şehrinde robot olarak çıkıyor neo'nun karşısına vs. vs.)
şu videolar da zihin açıyor (shockvoice'den)
"beyaz tavşanı izle" matrix video serisi
1.-2.-4.-5.-20. videolar önerimdir
devamını gör...
22.
sinemada devrim yaratan filmlerden biri. serinin sonraki filmleri kötü olsa da ilk filmiyle gönüllerimizi fethetmiştir.
bu filmle alakalı en çok bilinen yanlış matrix'ten kurtulanların gerçek hayatta mücadele ettiğinin sanılması. halbuki bir başka programa uyanıyorlar. neo zaten gerçek bir insan değil, bir program. filmdeki asıl devrimci de neo değil, ajan smith. ajan smith bir virüs ve matrix'i yok etmeye çalışırken neo aslında makinelerin hizmetinde olan bir antivirüs.
bu filmle alakalı en çok bilinen yanlış matrix'ten kurtulanların gerçek hayatta mücadele ettiğinin sanılması. halbuki bir başka programa uyanıyorlar. neo zaten gerçek bir insan değil, bir program. filmdeki asıl devrimci de neo değil, ajan smith. ajan smith bir virüs ve matrix'i yok etmeye çalışırken neo aslında makinelerin hizmetinde olan bir antivirüs.
devamını gör...
23.
bu filmi izleyen herkes ölümsüz olmak ister ve dünyayı çözmeden ölmek istemez. bu filmi izleyen herkes toplumdan dışladığımız trans bireylerin isteyince ne kadar sert ve iyi bir senaryo yazabileceğini gösterir.
wachowski kardeşler ölümsüz olmalı.
wachowski kardeşler ölümsüz olmalı.
devamını gör...
24.
çekildiği tarihte anlaşılamayan hatta günümüzde bile tamamen anlamanın mümkün olmadığı harika bir film.
tekrar etmiş gibi olacağım ama ben de çıtayı çoook yükselttiklerini bilim-kurgu türünde daha iyisinin çıkmasının çok zor olduğunu düşünüyorum.
sanki günümüz çağının ilerde evrileceği formu gösteriyor gibi. gittikçe artan robotlaşma ve yapay zeka ile bir süre sonra yapay zeka ve türevleri arasında insanın azınlık kalıp yapay zeka tarafından yok edilmeye çalışılacağını anlatıyor gibi.
bir diğer ben de canlanan his ise bilmiyorum alanımdan dolayımı ama sanki şuan o geminin içindeki küçük ekip insan vücudundaki bir yabancı etken ve o etkene saldıran yapılar bağışıklık hücresi gibi.
yani içimizde olan zehir her ne ise bu yapay zeka,sosyal medya,teknoloji bunun zararlı olduğu ve bunu vücudun uzaklaştırmaya çalıştığı ancak bunu uzaklaştırmanın zihini boşaltmakla mümkün olabileceği de düşüncelerim arasında yer alıyor.
zaten insanların bu dünya için virüs olduğu da film içerisinde geçiyor. şuan insanlık olarak bizlerin dünyaya verdiği zararları düşündüğümüzde bu da sanki çok yanlış değil gibi duruyor.
ileride birkez daha izleyip sonra bu yazımı okuyup düşüncelerimde ne gibi değişiklikler olacağını merak ediyorum.
tekrar etmiş gibi olacağım ama ben de çıtayı çoook yükselttiklerini bilim-kurgu türünde daha iyisinin çıkmasının çok zor olduğunu düşünüyorum.
sanki günümüz çağının ilerde evrileceği formu gösteriyor gibi. gittikçe artan robotlaşma ve yapay zeka ile bir süre sonra yapay zeka ve türevleri arasında insanın azınlık kalıp yapay zeka tarafından yok edilmeye çalışılacağını anlatıyor gibi.
bir diğer ben de canlanan his ise bilmiyorum alanımdan dolayımı ama sanki şuan o geminin içindeki küçük ekip insan vücudundaki bir yabancı etken ve o etkene saldıran yapılar bağışıklık hücresi gibi.
yani içimizde olan zehir her ne ise bu yapay zeka,sosyal medya,teknoloji bunun zararlı olduğu ve bunu vücudun uzaklaştırmaya çalıştığı ancak bunu uzaklaştırmanın zihini boşaltmakla mümkün olabileceği de düşüncelerim arasında yer alıyor.
zaten insanların bu dünya için virüs olduğu da film içerisinde geçiyor. şuan insanlık olarak bizlerin dünyaya verdiği zararları düşündüğümüzde bu da sanki çok yanlış değil gibi duruyor.
ileride birkez daha izleyip sonra bu yazımı okuyup düşüncelerimde ne gibi değişiklikler olacağını merak ediyorum.
devamını gör...
25.
alelade bir bilim kurgu filminden çok daha ötesi olan yapımdır. yaradılışı sorgulayan felsefi bir altyapıya dayanır. dördüncü devam filminde umarım bu felsefeyi daha anlaşılır kılarlar. merakla bekliyoruz.
devamını gör...
26.
temeli platon'un idealar felsefesine dayanan, sinemada çığır açan yapımdır. senaryosu 97 yılında wachowski kardeşler tarafından kaleme alınmıştır. aynı alanda, yapay zeka ve insanlar arasındaki savaşı daha iyi açıklayabilecek ya da herhangi bir özelliğiyle the matrixi sollayabilecek bir film daha gelmedi. insan tarlaları olsun, mr.smith ile morpheus arasında geçen ilk filmdeki diyalog olsun inanılmaz zekice kurgulanmış bir filmdi. serinin diğer filmleri ilki kadar tatmin edici olmasa da zamanının çok ilerisinde bir film olduğunu göz ardı etmemek gerek. ayrıca geçenlerde lilly wachowski üçlemenin bir trans hikayesi olduğunu söylemiş. ben açıkçası filmlerle bağdaştıramadım belki de 4. filmle birlikte ne demek istediği daha anlaşılır bir hal alır. keanu reevesi tekrar neo olarak izlemeyi iple çekiyorum açıkçası, umarım en kısa zamanda çekimleri tamamlanır ve sinemalarda izleme fırsatı buluruz. (netflixe ya da diğer platformlara satılmaması en büyük temennim)
devamını gör...
27.
çok şey anlatan bilim kurgu filmi. bu filmle alakalı en derin analizleri yapan ve belgesel tadında bize sunan bir kanala şahit oldum. (bkz: shockvoice) kendisinin mizacı ve detaylı anlatışlarını muhtemelen siz de beğeneceksiniz. matrix evreninde adeta açık kapı bırakmamıştır.
devamını gör...
28.
çok saçma bir mantığa dayanan film. insanlar güya makinelerin enerjisini kesmek için dünyaya gelen güneşi ışınlarını engellemektedirler bunun üzerine de makineler enerji kaynağı olarak insanların bedenlerini kullanmaya başlamışlardır. e be a... dünyadaki tüm enerjinin kaynağı güneştir! güneş olmayınca insan enerjiyi nereden elde edecek? hadi makineler başka bir şekilde insanları besliyor sonra onların enerjisini emiyor desek, o zaman da neden enerjiyi ekstra bir dönüşümden geçirip bu dönüşüm sırasında bir kısmının yok olmasına sebep olsunlar? burada büyük bir mantıksızlık söz konusudur.
devamını gör...
29.
gelmiş geçmiş en etkileyici filmdir. en iyi filmler konuşurken matrix'in sıralamaya alınması haksızlıktır, daima yeri 1'dir. 100 kere de izleseniz her izleyişinizde "oha, bu böyleymiş lan" dersiniz, yeni bir şey keşfedersiniz.
filmin felsefi ana fikri için herkes benzer şeyler yazdığı için ben başka bir açısından özetlemek isterim:
diyelim ki 3 arkadaş takılıyorsunuz, bir anda kozmik bir portalın içinden robotlar çıkıp geliyor, insana estetik ve sentetik olarak birebir benzeyen bir robotu gelip yanınızdaki koltuğa oturtuyorlar, ve size diyorlar ki,
"bakın kardeşler, biz geldik, bir deney yapacağız, şimdi bu robotu komple insanmış gibi programlayacağız, 27 yaşındaki bir insanmışçasına 27 senelik hatıra yükleyeceğiz, doğma anne baba okul şu bu, işte sizi de 12 senelik arkadaşı sanacağı şekilde anıları da olacak" deyip robotu kurup gittiler, diyelim.
robot çalışmaya başladığı anda zınk diye sizinle direkt takılan, kendini insan zanneden, 27 senedir kendini yaşıyor zanneden, okul arkadaşları olan, doğum günlerini kutlamış şekilde hiçbir şeyin farkında olmaksızın dümdüz yaşama başlayacaktır.
buraya kadar kopmadan açıkladığımı varsayarak şimdi bu yazıyı okuyan size sorum şu, bir takım kozmik bir şeylerin ya da her neyse işte, gelip, sizi kurup, hatırları yükleyip, çalıştırıp gitmediğini nereden bilebilirsiniz, nasıl bilebilirsiniz?
işte, matrix'i izledikten sonra bu soruya gerçekçi ve tatminkar bir cevap aramaya başlamanız gerekir, bu sorunun varlığından bile haberdar olmayan milyonlarcasına selam etmiştir matrix. cevabı bulup işin içinden çıkan varsa, bana da anlatsın. bırakın yapay zekayı, savaşları, robotları vesaire, o konuları geçelim.. matrix'in olayı budur.
filmin felsefi ana fikri için herkes benzer şeyler yazdığı için ben başka bir açısından özetlemek isterim:
diyelim ki 3 arkadaş takılıyorsunuz, bir anda kozmik bir portalın içinden robotlar çıkıp geliyor, insana estetik ve sentetik olarak birebir benzeyen bir robotu gelip yanınızdaki koltuğa oturtuyorlar, ve size diyorlar ki,
"bakın kardeşler, biz geldik, bir deney yapacağız, şimdi bu robotu komple insanmış gibi programlayacağız, 27 yaşındaki bir insanmışçasına 27 senelik hatıra yükleyeceğiz, doğma anne baba okul şu bu, işte sizi de 12 senelik arkadaşı sanacağı şekilde anıları da olacak" deyip robotu kurup gittiler, diyelim.
robot çalışmaya başladığı anda zınk diye sizinle direkt takılan, kendini insan zanneden, 27 senedir kendini yaşıyor zanneden, okul arkadaşları olan, doğum günlerini kutlamış şekilde hiçbir şeyin farkında olmaksızın dümdüz yaşama başlayacaktır.
buraya kadar kopmadan açıkladığımı varsayarak şimdi bu yazıyı okuyan size sorum şu, bir takım kozmik bir şeylerin ya da her neyse işte, gelip, sizi kurup, hatırları yükleyip, çalıştırıp gitmediğini nereden bilebilirsiniz, nasıl bilebilirsiniz?
işte, matrix'i izledikten sonra bu soruya gerçekçi ve tatminkar bir cevap aramaya başlamanız gerekir, bu sorunun varlığından bile haberdar olmayan milyonlarcasına selam etmiştir matrix. cevabı bulup işin içinden çıkan varsa, bana da anlatsın. bırakın yapay zekayı, savaşları, robotları vesaire, o konuları geçelim.. matrix'in olayı budur.
devamını gör...
30.
(dikkat, filmi izlemeyenler için ağır spoiler içerir.)
matrix filminde insanların yaşadığı yer olan zion aslında matrix in bir parçasıdır. insanları oyalamak için tasarlanmıştır. zionun da bir matrix parçası olduğuna dair bazı ipuçları var filmde.
mesela neo' nun zionda elleriyle makineleri durdurmasi ya da ajan smith' i gözleri körken bile görebilmesi gibi.
neo' nun görevi aslında matrix' i ve makineleri korumaktır. makineleri yok etmek için tüm sisteme sızmaya çalışan aslında ajan smith.
neo makinelerle anlaşır ve smith' i yenerse zion' un serbest bırakılacağı garantisini alır.
görüldüğü gibi neo matrix' in bir parçası olan zion' u ve dolayısıyla makineleri kurtarmış olur. zaten filmin sonunda matrix hâlâ yerli yerinde duruyordu.
mimar ve kahinin buluşmasını hatırlayın.
yazık oldu koskoca smith'e.
matrix filminde insanların yaşadığı yer olan zion aslında matrix in bir parçasıdır. insanları oyalamak için tasarlanmıştır. zionun da bir matrix parçası olduğuna dair bazı ipuçları var filmde.
mesela neo' nun zionda elleriyle makineleri durdurmasi ya da ajan smith' i gözleri körken bile görebilmesi gibi.
neo' nun görevi aslında matrix' i ve makineleri korumaktır. makineleri yok etmek için tüm sisteme sızmaya çalışan aslında ajan smith.
neo makinelerle anlaşır ve smith' i yenerse zion' un serbest bırakılacağı garantisini alır.
görüldüğü gibi neo matrix' in bir parçası olan zion' u ve dolayısıyla makineleri kurtarmış olur. zaten filmin sonunda matrix hâlâ yerli yerinde duruyordu.
mimar ve kahinin buluşmasını hatırlayın.
yazık oldu koskoca smith'e.
devamını gör...
31.
1999 yılınının sinema açısından muhteşem olmasını sağlayan bir 5-6 filmden bir tanesidir. bu sıralarda tvde de gösterilmektedir. 1999 yılının diğer önemli filmleri için:
(bkz: dövüş kulübü)
(bkz: amerikan güzeli)
(bkz: altıncı his)
(bkz: gözü tamamen kapalı)
(bkz: yeşil yol)
(bkz: dövüş kulübü)
(bkz: amerikan güzeli)
(bkz: altıncı his)
(bkz: gözü tamamen kapalı)
(bkz: yeşil yol)
devamını gör...
32.
evet ilk izleyişte anlamaman normal sevgili kardeşim çünkü bu olayların öncesi var. öncesi filmlerde değil, animatrix adındaki animede anlatılıyor. filmin kapsadığı felsefe alanı o kadar geniş ki hayran olmamak elde değil. filme sadece vurdulu kırdılı film olarak baktığın zaman bile, o türdeki filmlerden kat kat iyi olduğunu söyleyebiliriz.
nedir abi bunun hikayesi? nedir bu filmi bu kadar iyi yapan? bunu kendi cümlelerimle anlatmak isterdim, lakin bu işi çok daha iyi ve güzel bir biçimde yapan shockvoice adlı youtube kanalından hikayeyi dinlemeniz çok daha iyi olacaktır.
olayların başlangıcı animatrix serisi ;
animatrix serisini izledikten sonra filmi izleyin. sonra tekrar bu arkadaşın kanalına dönüş yapıp, film üzerine yaptığı açıklama ve 5n1k tarzı videoları izleyin.
nedir abi bunun hikayesi? nedir bu filmi bu kadar iyi yapan? bunu kendi cümlelerimle anlatmak isterdim, lakin bu işi çok daha iyi ve güzel bir biçimde yapan shockvoice adlı youtube kanalından hikayeyi dinlemeniz çok daha iyi olacaktır.
olayların başlangıcı animatrix serisi ;
animatrix serisini izledikten sonra filmi izleyin. sonra tekrar bu arkadaşın kanalına dönüş yapıp, film üzerine yaptığı açıklama ve 5n1k tarzı videoları izleyin.
devamını gör...
33.
böyle sembolizm kullanan filmleri oldum olası çok sevmişimdir, bir süredir bu filmle ilgili yayınlara bakıyorum, hâlâ tam olarak anlayabilmiş değilim bu seride ne anlatıldığını.filmle ilgili ogrendigimher bilgide filmden yaptığım çıkarım değişiyor, şuanda anladığım kadarıyla bu serinin vurgulamak istediği birkaç şey var ve bu şeyler bizi robotlardan ayıran insansı özelliklerimizin neler olduğu( ne kadar güzel olduğu demiyorum çünkü bu konuda bir taraf tutulmuyor seride bence).ayrica bence seride ajan smithin dönüşümü çok önemli çünkü nasıl ki biz insanlık olarak bizden daha üstün olan insansı makineler geliştirdiysek, makinelerde istemedende olsa kendisinden üstün olan makinemsi bir insan olan ajan smith'i geliştiriyor.aslinda tum seri boyunca insan bedeninin kirilganligindan azade ve makinelerin tekduzeliginden, ve sezgi eksikliğinden uzak bir üstinsan yaratimi sürecini görüyoruz.bu süreçte ajan smith neonun verilerini topluyor ve insan aklını çözüyor aslında.sonuc olarak hâlâ bu seriyi çözemedim o yüzden ama şöyle oldu ama ajan smith aslında virüs falan demeyin çünkü the matrix tam bir sanat eseri ve sanat eserlerinin en önemli özelliği herkes tarafından farklı algılanması onlarii güzel yapan ve insanların ortak paydada birleşmesini yanı sanatın evrensel olmasını sağlayan bu.
devamını gör...
34.
keanu reeves 'ın en karizmatik olduğu efsane filmdir. diğer filmlerine de baktım kendisinin ama yok "neo" karizması yakışıklılığı hiçbir yerde yok . izleyin, asla pişman olmayacağınız yapımlardan hatta ben öyle yoğun bir dönemde izledim ki kızdım kendime çünkü diğerlerini de hemen izlemek istiyorum.
devamını gör...
35.
yaşadığımız dünyayı sorgulatan bir beyaz perde harikası. büyük bir istek, özveri ve sanat yapma arzusuyla yazıldığını ve çekildiğini belli eden film.
günümüzdeki teknoloji ve yüksek bütçelerle çekilen birçok filmin yanına dahi yaklaşamadığı doğrudur. her film gibi bu film de kusursuz değildir ancak harikadır. izleyenlere de -tekrar izleyesiniz diye- izlemeyenlere de tavsiye edilir.
günümüzdeki teknoloji ve yüksek bütçelerle çekilen birçok filmin yanına dahi yaklaşamadığı doğrudur. her film gibi bu film de kusursuz değildir ancak harikadır. izleyenlere de -tekrar izleyesiniz diye- izlemeyenlere de tavsiye edilir.
devamını gör...
36.
aşağıdaki yazı 4 matrix filmine dair spoiler içerecektir. film incelemesi değildir genel olarak franchise ile ilgili düşüncelerimi yazdım ama son film için bol bol süpriz bozan var ona göre.
the matrix resurrections'ı izlemeden önce üçlemeyi en baştan izleyeyim dedim. birinci filmi ilk kez izlememin üzerinden neredeyse 20 yıl geçmiş. daha sonra ara ara tv'de karşıma çıkınca bölük pörçük izlemiştim. film o kadar çok konuşuldu üstüne o kadar çok şey söylendi ki sanki baştan aşağı defalarca izlemiş gibiydim. matrix o kadar büyük bir olaydı ki sabah şekerleri bile siyah giyinip güneş gözlükleriyle neo ve trinity olmaya çalışmıştı sanki. türkiye'de siyah paltoyu yusuf miroğlu ile birlikte yaygınlaştıran bir akım oldu matrix. 2000'ler başı türk popçularında bile güneş gözlüğü modası başlamıştı aniden. nez'in cyclops gözlüklerinin kökenini bile matrix'e dayayabiliriz. çocuk filmi olmamasına rağmen matrix kalemliği, çantası, oyuncağı gibi eşyalar da ortaya çıkmıştı nedense. envai çeşit merchandising'le birlikte matrix bir filmden çok dev bir vaka olmuştu. tabi el kadar bebeler olarak biz filmi izleyip ertesi gün okulda teneffüste ve veya sokakta neo'culuk oynar arkaya doğru eğilip boncuklu tabancaların mermisinden kaçmaya çalışırdık. (ulan o boncuklu tabancalar da g-3'le kapışırdı he)
hep tartışıldı durdu matrix felsefe filmi mi bilim kurgu mu?
evet bilim kurgu kısmı tartışılmaz. bol aksiyon ve dövüş sahneleri, kör göze parmak mitolojik göndermeler, hristiyanlıkla paralelliğinin rahatça kurulabilmesi de cepte. platon ve descartes etkili felsefi yorumlamalar... filmin amacı hepsini karıştırmak mıydı? bence hayır. üçlemeye bütün olarak bakarsak (hatta 4. filmi de ekleyebiliriz) matrix bir aşk hikayesi. filmin başarısı tesadüf dersem çok tepki çekmiş olurum belki. lakin matrix'in konusu sinema dünyasında eşsiz değil. bullet time gibi tekniklerin bile matrix öncesi örnekleri var. wachowski'ler muhtemelen anime-manga birikimlerinin de faydasıyla filmde lafını ettiğimiz her bir ögeyi toplayarak bir potada güzelce eritmiş. eh bu da zaten fazlasıyla büyük bir başarı. daha ne yapsın wachowski biladerler? (wachowski bacılar dönemine daha var)
peki ne diye başarısı tesadüf dedim? wachowski'lerin matrix öncesi ve sonrası işlerinin çok da parlak olmaması bir kanıt olabilir. jupiter ascending ve cloud atlas'ı beğendiyseniz bilemem. daha çok taraftar bulabilecek bir görüş ise serinin aynı derinlikte devam etmemesi. yani başarı biraz tesadüf çünkü ikinci ve üçüncü filmde aynı derinliği göremiyoruz. filmin görevi bu derinliği sunmak mıydı? mecbur muydu? hayır. lakin ilk film aklımızı alınca devam filmlerinde aynı deneyimi yaşayamamak hayal kırıklığı oldu.
the matrix muhtemelen tek film olarak tasarlanmıştı. bana kalırsa devam filmini bırak hazırlamayı düşünmüyorlardı bile. lakin hollywood çek bakalım yeğenim dedikten sonra yapmamak da olmazdı. senaryonun derinliği olarak sönük kalsa da aksiyon namına yine çok etkileyici işler yapıldı 2. ve 3. filmde. yeni nesilin büyük ihtimalle ve haklı olarak cheesy bulacağı sahneler, görsel efektler o dönem için yine büyük olaydı. yanlış hatırlamıyorsam otobanda kovalama sahnesi bir havalimanına otoban yapmıştılar. bunlar o dönemler için çok büyük olaylardı. devam filmleri hikaye bazında iyidir kötüdür ayrı bir tartışma ama sinemacılık namına çok etkileyici işler yapıldı bu seride. reloaded ve revolutions ile biten hikaye ilk filmin yanında sönük kalsa da herşeye rağmen bence güzel toparlandı. üçleme haline gelmeden matrix hikayesiyle ilgili sağlıklı çıkarımlarda bulunmak gayet zormuş anladık.
neyse efendim 4. filme doğru yol alalım. dedim ya üçlemeyi izledim. genel bir değerlendirme yaparım diye filmle ilgili görüşlere, incelemelere göz attım. çeşitli makaleler okudum. gaza gelip the animatrix serisini de izledim. hatta elim değmişken sırf daha fazla matrix tüketmek için porno parodisi de izledim. yav trinitiy var ya eheheh öhm neyse...
zaten hatayı bu noktada yapmışım kendimi fazla hype'ladım. resurrections'la ilgili fragman da dahil her türlü haberden kaçındım. gözüme ufak tefek bazı yazılar takıldı kötüymüş diyen. kendi kararını kendin ver dedim görmezden geldim. ve o kararı verdim.
the matrix resurrections'ı izlemek hayatımda aldığım en kötü kararlardan biriydi. bu hayatta daha kötü bir karar varsa, o da bu filmin çekilmesidir diyebilirim.
fanmade bir film yapılsa bunu donunda sallar eminim. gerçekten kötü bir iş olmuş. the matrix'le karşılaştırınca 2. ve 3. film bile kötü kalırken bu film ne alemde tahmin edersiniz. tabi üçlemeyi taze taze izledikten hemen sonra 4. filmi izlemek algımı bozmuş olabilir. üçlemenin tadı hala damağımdayken 4. filmi izlemek ekstra kötü bir deneyim yarattı. yine de solo bir film olarak aşırı kötü olduğunu söyleyemem. hatta imdb'deki 5.7 puanın fazla insaflı olduğunu düşünüyorum.
şimdi sezar'ın hakkını vereyim. warner bros gibi sinema dünyasının 5'li çetesinden hallice aç gözlü bir şirket "ben metriks çekcem" dedikten sonra onu durdurabilecek bir babayiğit yok. yani wachowski bacılar dahil olmasa da warner bu filmi çekecekti. nokta. wachowski'lerin yarısı dahil zaten. sadece lana hanım dahil olmuş. artık ne düşündü bilemiyorum. bensiz hepten kötü yaparlar mı dedi? zaten çekilecek bari fırsat bu fırsat 20 yıl önce anlatamadıklarımı anlatayım mı dedi? bilmiyorum zaten izleyici olarak umrumda değil. keşke lana wachowski hiç bulaşmasaymış. gazoz olmaz efsane olurdu.
oyuncuların da bir kısmı da bulaşmış ne yazıktır. laurence fishburne yok. eksikliğini de görüyoruz. hugo weaving istemiş ama galiba takvimi uyuşmamış. allah razı olsun o takvimden. sanırım hugo beye bu kötülüğü yapmak istemediği için the oracle (kahin) olaylara müdahale etmiş.
eh keanu reeves'i de anlarız. adam yardım yapıyor, bağışta bulunuyor sağa sola. daha çok paraya evet demiş olması normaldir. carrie-anne moss desen parlak bir kariyer yok. taş mı yesin kurban olduğum bırak girsin cebine iki kuruş...
fishburne ve weaving'in yokluğuna değineyim birazcık. bilge morpheus reyiz yerine gevşek, kıçı başı ayrı oynayan, giyim tarzıyla 70'ler harlem pezevenklerinden hallice bir morpheus görüyoruz. efsane ajan smith yerine düşük profilli bir smith var. nerede o hugo weaving'in her repliği ayrı bir olay ajan smith'i nerede bu silik. bu arada karakterlerden bahsediyorum. yoksa yeni smith ve morpheus'u canlandıran oyuncular gayet iyiler ve bence görevlerini fazlasıyla yaptılar. merovingian'a ne yaptınız öyle boyunuz posunuz devrilsin! yine de gerçekçi sayılır. monica belluci'nin memeleri yanıbaşımdan gitsin ben de öyle dağılırdım kesin. iyi ki ara ara ilk filmden sahneleri gösterdiler yoksa matrix izlediğimi unutacaktım çünkü bir ara sense8 izliyorum sandım. serinin hayranlarına giydiren, dokunduran saçma sapan replikler, kırmızı ve mavi hapı olur olmadık yerde göstermeler, beyaz tavşanı gözümüze sokmalar filan... yani lana hanım öfken kime? artisliğin kime?
bir de filmde çok az da olsa zorlama trans topluluğuna selamlar yolllandı. filmden kopuk araya sıkıştırılmış gibi duran bir kaç sahne vardı. lanet olsun sebebi neydi ki dedim istemeden. haddimi aşmak istemiyorum yanlış anlaşılmam umarım ama lana içersinde bulunduğu trans topluluğun tünel vizyonuna kapılmış gereksiz bir histeri ile slogan atmış adeta. bütüne baktığımızda yönetmenin meramı neydi anlatamadığı gibi saçma bir apolojetik tavrı da var. yönetmen vakti zamanında yarattığı filmin ağırlığı altında ezilmiş.
yahu bu kadar gömdük hiç mi iyi tarafı yok? iyi tarafı bugs gibi bir karakteri tanıtmış olması. bir de easter egg olabilecek ufak tefek birşeyler söyleyeyim. trinity-tiffany'nin kocası rolündeki abimiz john wick filmlerinin yönetmeni chad stahelski. daha önce matrix filmlerinde keanu reeves'in dublörüğünü yapmış ve çekimler esnasında bir taraflarını kırmıştı. trinity bir noktada atarlanıp kırarım boynuzlarını iblis derken ona gönderme yapıyor sanırım. thomas anderson'ın yansıması olarak gördüğümüz aktör ise steven roy. trinity carrie-anne moss'un gerçek hayattaki kocası.
bitirmeden önce eklemeyi unuttuğum bir şeyi yazayım. the matrix, jean baudrillard'ın simülakrlar ve simülasyon kitabından etkilenmiş ve neo'nun ilk sahnelerinde bu kitabı da göstermişti. lakin jean baudrillard hiç beğenmemiş filmi. sonraki filmde hades'i betimleyen merovingian karakterinin fransızca konuşmaları acaba baudrillard'a giydirme miydi diye hep düşündüm ama emin olamıyorum.
her neyse aslında çok daha uzun yazmayı her filmi tek tek incelemeyi düşünüyordum ama 4. film hevesimi kırdı ne yalan söyleyeyim. elbette filme haddinden fazla anlam yükleyerek hatayı ben yaptım. felsefecinin, ilahıyatçının, yazılımcının ayrı gözle izlediği ilk filmle ilgili en doğru tespiti hatırladığım kadarıyla slavoj zizek'den aktarayım;
"matrix, izleyenlerin rorschach testidir"
edit: imlâ
the matrix resurrections'ı izlemeden önce üçlemeyi en baştan izleyeyim dedim. birinci filmi ilk kez izlememin üzerinden neredeyse 20 yıl geçmiş. daha sonra ara ara tv'de karşıma çıkınca bölük pörçük izlemiştim. film o kadar çok konuşuldu üstüne o kadar çok şey söylendi ki sanki baştan aşağı defalarca izlemiş gibiydim. matrix o kadar büyük bir olaydı ki sabah şekerleri bile siyah giyinip güneş gözlükleriyle neo ve trinity olmaya çalışmıştı sanki. türkiye'de siyah paltoyu yusuf miroğlu ile birlikte yaygınlaştıran bir akım oldu matrix. 2000'ler başı türk popçularında bile güneş gözlüğü modası başlamıştı aniden. nez'in cyclops gözlüklerinin kökenini bile matrix'e dayayabiliriz. çocuk filmi olmamasına rağmen matrix kalemliği, çantası, oyuncağı gibi eşyalar da ortaya çıkmıştı nedense. envai çeşit merchandising'le birlikte matrix bir filmden çok dev bir vaka olmuştu. tabi el kadar bebeler olarak biz filmi izleyip ertesi gün okulda teneffüste ve veya sokakta neo'culuk oynar arkaya doğru eğilip boncuklu tabancaların mermisinden kaçmaya çalışırdık. (ulan o boncuklu tabancalar da g-3'le kapışırdı he)
hep tartışıldı durdu matrix felsefe filmi mi bilim kurgu mu?
evet bilim kurgu kısmı tartışılmaz. bol aksiyon ve dövüş sahneleri, kör göze parmak mitolojik göndermeler, hristiyanlıkla paralelliğinin rahatça kurulabilmesi de cepte. platon ve descartes etkili felsefi yorumlamalar... filmin amacı hepsini karıştırmak mıydı? bence hayır. üçlemeye bütün olarak bakarsak (hatta 4. filmi de ekleyebiliriz) matrix bir aşk hikayesi. filmin başarısı tesadüf dersem çok tepki çekmiş olurum belki. lakin matrix'in konusu sinema dünyasında eşsiz değil. bullet time gibi tekniklerin bile matrix öncesi örnekleri var. wachowski'ler muhtemelen anime-manga birikimlerinin de faydasıyla filmde lafını ettiğimiz her bir ögeyi toplayarak bir potada güzelce eritmiş. eh bu da zaten fazlasıyla büyük bir başarı. daha ne yapsın wachowski biladerler? (wachowski bacılar dönemine daha var)
peki ne diye başarısı tesadüf dedim? wachowski'lerin matrix öncesi ve sonrası işlerinin çok da parlak olmaması bir kanıt olabilir. jupiter ascending ve cloud atlas'ı beğendiyseniz bilemem. daha çok taraftar bulabilecek bir görüş ise serinin aynı derinlikte devam etmemesi. yani başarı biraz tesadüf çünkü ikinci ve üçüncü filmde aynı derinliği göremiyoruz. filmin görevi bu derinliği sunmak mıydı? mecbur muydu? hayır. lakin ilk film aklımızı alınca devam filmlerinde aynı deneyimi yaşayamamak hayal kırıklığı oldu.
the matrix muhtemelen tek film olarak tasarlanmıştı. bana kalırsa devam filmini bırak hazırlamayı düşünmüyorlardı bile. lakin hollywood çek bakalım yeğenim dedikten sonra yapmamak da olmazdı. senaryonun derinliği olarak sönük kalsa da aksiyon namına yine çok etkileyici işler yapıldı 2. ve 3. filmde. yeni nesilin büyük ihtimalle ve haklı olarak cheesy bulacağı sahneler, görsel efektler o dönem için yine büyük olaydı. yanlış hatırlamıyorsam otobanda kovalama sahnesi bir havalimanına otoban yapmıştılar. bunlar o dönemler için çok büyük olaylardı. devam filmleri hikaye bazında iyidir kötüdür ayrı bir tartışma ama sinemacılık namına çok etkileyici işler yapıldı bu seride. reloaded ve revolutions ile biten hikaye ilk filmin yanında sönük kalsa da herşeye rağmen bence güzel toparlandı. üçleme haline gelmeden matrix hikayesiyle ilgili sağlıklı çıkarımlarda bulunmak gayet zormuş anladık.
neyse efendim 4. filme doğru yol alalım. dedim ya üçlemeyi izledim. genel bir değerlendirme yaparım diye filmle ilgili görüşlere, incelemelere göz attım. çeşitli makaleler okudum. gaza gelip the animatrix serisini de izledim. hatta elim değmişken sırf daha fazla matrix tüketmek için porno parodisi de izledim. yav trinitiy var ya eheheh öhm neyse...
zaten hatayı bu noktada yapmışım kendimi fazla hype'ladım. resurrections'la ilgili fragman da dahil her türlü haberden kaçındım. gözüme ufak tefek bazı yazılar takıldı kötüymüş diyen. kendi kararını kendin ver dedim görmezden geldim. ve o kararı verdim.
the matrix resurrections'ı izlemek hayatımda aldığım en kötü kararlardan biriydi. bu hayatta daha kötü bir karar varsa, o da bu filmin çekilmesidir diyebilirim.
fanmade bir film yapılsa bunu donunda sallar eminim. gerçekten kötü bir iş olmuş. the matrix'le karşılaştırınca 2. ve 3. film bile kötü kalırken bu film ne alemde tahmin edersiniz. tabi üçlemeyi taze taze izledikten hemen sonra 4. filmi izlemek algımı bozmuş olabilir. üçlemenin tadı hala damağımdayken 4. filmi izlemek ekstra kötü bir deneyim yarattı. yine de solo bir film olarak aşırı kötü olduğunu söyleyemem. hatta imdb'deki 5.7 puanın fazla insaflı olduğunu düşünüyorum.
şimdi sezar'ın hakkını vereyim. warner bros gibi sinema dünyasının 5'li çetesinden hallice aç gözlü bir şirket "ben metriks çekcem" dedikten sonra onu durdurabilecek bir babayiğit yok. yani wachowski bacılar dahil olmasa da warner bu filmi çekecekti. nokta. wachowski'lerin yarısı dahil zaten. sadece lana hanım dahil olmuş. artık ne düşündü bilemiyorum. bensiz hepten kötü yaparlar mı dedi? zaten çekilecek bari fırsat bu fırsat 20 yıl önce anlatamadıklarımı anlatayım mı dedi? bilmiyorum zaten izleyici olarak umrumda değil. keşke lana wachowski hiç bulaşmasaymış. gazoz olmaz efsane olurdu.
oyuncuların da bir kısmı da bulaşmış ne yazıktır. laurence fishburne yok. eksikliğini de görüyoruz. hugo weaving istemiş ama galiba takvimi uyuşmamış. allah razı olsun o takvimden. sanırım hugo beye bu kötülüğü yapmak istemediği için the oracle (kahin) olaylara müdahale etmiş.
eh keanu reeves'i de anlarız. adam yardım yapıyor, bağışta bulunuyor sağa sola. daha çok paraya evet demiş olması normaldir. carrie-anne moss desen parlak bir kariyer yok. taş mı yesin kurban olduğum bırak girsin cebine iki kuruş...
fishburne ve weaving'in yokluğuna değineyim birazcık. bilge morpheus reyiz yerine gevşek, kıçı başı ayrı oynayan, giyim tarzıyla 70'ler harlem pezevenklerinden hallice bir morpheus görüyoruz. efsane ajan smith yerine düşük profilli bir smith var. nerede o hugo weaving'in her repliği ayrı bir olay ajan smith'i nerede bu silik. bu arada karakterlerden bahsediyorum. yoksa yeni smith ve morpheus'u canlandıran oyuncular gayet iyiler ve bence görevlerini fazlasıyla yaptılar. merovingian'a ne yaptınız öyle boyunuz posunuz devrilsin! yine de gerçekçi sayılır. monica belluci'nin memeleri yanıbaşımdan gitsin ben de öyle dağılırdım kesin. iyi ki ara ara ilk filmden sahneleri gösterdiler yoksa matrix izlediğimi unutacaktım çünkü bir ara sense8 izliyorum sandım. serinin hayranlarına giydiren, dokunduran saçma sapan replikler, kırmızı ve mavi hapı olur olmadık yerde göstermeler, beyaz tavşanı gözümüze sokmalar filan... yani lana hanım öfken kime? artisliğin kime?
bir de filmde çok az da olsa zorlama trans topluluğuna selamlar yolllandı. filmden kopuk araya sıkıştırılmış gibi duran bir kaç sahne vardı. lanet olsun sebebi neydi ki dedim istemeden. haddimi aşmak istemiyorum yanlış anlaşılmam umarım ama lana içersinde bulunduğu trans topluluğun tünel vizyonuna kapılmış gereksiz bir histeri ile slogan atmış adeta. bütüne baktığımızda yönetmenin meramı neydi anlatamadığı gibi saçma bir apolojetik tavrı da var. yönetmen vakti zamanında yarattığı filmin ağırlığı altında ezilmiş.
yahu bu kadar gömdük hiç mi iyi tarafı yok? iyi tarafı bugs gibi bir karakteri tanıtmış olması. bir de easter egg olabilecek ufak tefek birşeyler söyleyeyim. trinity-tiffany'nin kocası rolündeki abimiz john wick filmlerinin yönetmeni chad stahelski. daha önce matrix filmlerinde keanu reeves'in dublörüğünü yapmış ve çekimler esnasında bir taraflarını kırmıştı. trinity bir noktada atarlanıp kırarım boynuzlarını iblis derken ona gönderme yapıyor sanırım. thomas anderson'ın yansıması olarak gördüğümüz aktör ise steven roy. trinity carrie-anne moss'un gerçek hayattaki kocası.
bitirmeden önce eklemeyi unuttuğum bir şeyi yazayım. the matrix, jean baudrillard'ın simülakrlar ve simülasyon kitabından etkilenmiş ve neo'nun ilk sahnelerinde bu kitabı da göstermişti. lakin jean baudrillard hiç beğenmemiş filmi. sonraki filmde hades'i betimleyen merovingian karakterinin fransızca konuşmaları acaba baudrillard'a giydirme miydi diye hep düşündüm ama emin olamıyorum.
her neyse aslında çok daha uzun yazmayı her filmi tek tek incelemeyi düşünüyordum ama 4. film hevesimi kırdı ne yalan söyleyeyim. elbette filme haddinden fazla anlam yükleyerek hatayı ben yaptım. felsefecinin, ilahıyatçının, yazılımcının ayrı gözle izlediği ilk filmle ilgili en doğru tespiti hatırladığım kadarıyla slavoj zizek'den aktarayım;
"matrix, izleyenlerin rorschach testidir"
edit: imlâ
devamını gör...
37.
insanlık yaradılıştan bu yana her zaman bir hırs ile güç ve iktidar savaşında bulunmuştur. buna gerek dinî ve mitolojik kaynaklarda da sıkça rastlanmaktadır. fakat toplumlar ve kitleler çoğunluk olarak olayları ayırt edememenin yanısıra olayları yaşadığı zaman ve mekan açısından belirli konjonktürde değerlendirir. oysa ki yaşanan olayların birçoğunun arkasına baktığımızda efsane film matrixte de yer alan mavi hap-kırmızı hap (kan soyu) efsanesi ve bunu günümüze uyarladığımızda para ve bankacılık sisteminin ve teknoloji şirketlerin arkasındaki gizli örgütlere bakıldığında: adem'in iblis tarafından ilk kandırıldığı ve yeryüzüne inip o iddialaşmanın başladığı günden bu yana insan soyu birçok kez kandırılmış ve helak edilmiş. özellikle iblisin kendi soyundan olan varlıkların insanlar ile gizlice birleşmesini sağlayarak yeryüzünde büyük bir sapkınlığın oluştuğu idris peygamber dönemi ve ibrani kaynaklarda da enok peygamber düşmüş melekler olayı olarak geçen ve sonrasına kadar uzanan yaşanan nuh tufanı ile yeryüzü büyük bir resetleme ile temizlenmiştir. ilerleyen süreçte medeniyetlerin ilk ortaya çıktığı dönemde özellikle babiller döneminde inşa edilen babil kulesi ile insanlığın arşa erişme arzusu ve toplumların büyük çoğunluğunun aynı dili konuşması ile birlikte yeni bir inanç ve tanrısal figür ortaya çıkmıştır.
fakat babil'i işgal eden tikulti -ninurta, sargon, sanherip ve asurbanipal kuleyi yıkmışlardı. babil kralları nebupolassar ve nebukadnezar
ise yeniden yaptılar. ancak m.ö. 479'da babil'i işgal eden pers kralı xerkes kuleyi yıktıktan sonra tekrar onaran olmadı. yalnız büyük iskender babil'e geldiğinde harap haldeki kuleye hayran kalmış ve onu eski haline getirmeye karar vermişti. bu sebeple 10.000 kişiyi iki ay boyunca çalıştırarak molozları temizletti. fakat iskender ölünce kulenin onarımından vazgeçildi.
babillerin dağılmasından sonra aynı dili konuşan toplumlar dağılarak farklı dil ve kavimler haline gelmiştir. zamanla birlikte krallıklar, çok uluslu imparatorlukların ortaya çıkması ile teokratik monarşik yönetimlerle yönetilen yapıların ta ki 1789 faransız ihtilali ile başlayan milliyetçilik akımları ve isyanlar sonrası 1. dünya savaşı sonunda krallıkların ve imparatorlukların yok olup yerine ulus devletlerinin gelmesi ama görünen o ki artık onların da sonu geliyor. kısacası insanlık yaradılıştan bu yana 1001 parçaya ayrılarak soyunun bütünlüğü kaybetmiş ama iblisin soyunun bütünlüğü devam ediyor. bundan sonra daha merkezi ve şeytani bir sistem mi? yoksa merkeziyetsiz özgür olan bir sistem mi? mavi hap mı-kırmızı hap mı hangisi?
bu insanların çoğu sistemden çıkmaya hazır değiller. içlerinden çoğu sisteme o kadar umutsuzca bağlı ki sırf onu korumak için savaşacaklar. "morpheus"
fakat babil'i işgal eden tikulti -ninurta, sargon, sanherip ve asurbanipal kuleyi yıkmışlardı. babil kralları nebupolassar ve nebukadnezar
ise yeniden yaptılar. ancak m.ö. 479'da babil'i işgal eden pers kralı xerkes kuleyi yıktıktan sonra tekrar onaran olmadı. yalnız büyük iskender babil'e geldiğinde harap haldeki kuleye hayran kalmış ve onu eski haline getirmeye karar vermişti. bu sebeple 10.000 kişiyi iki ay boyunca çalıştırarak molozları temizletti. fakat iskender ölünce kulenin onarımından vazgeçildi.
babillerin dağılmasından sonra aynı dili konuşan toplumlar dağılarak farklı dil ve kavimler haline gelmiştir. zamanla birlikte krallıklar, çok uluslu imparatorlukların ortaya çıkması ile teokratik monarşik yönetimlerle yönetilen yapıların ta ki 1789 faransız ihtilali ile başlayan milliyetçilik akımları ve isyanlar sonrası 1. dünya savaşı sonunda krallıkların ve imparatorlukların yok olup yerine ulus devletlerinin gelmesi ama görünen o ki artık onların da sonu geliyor. kısacası insanlık yaradılıştan bu yana 1001 parçaya ayrılarak soyunun bütünlüğü kaybetmiş ama iblisin soyunun bütünlüğü devam ediyor. bundan sonra daha merkezi ve şeytani bir sistem mi? yoksa merkeziyetsiz özgür olan bir sistem mi? mavi hap mı-kırmızı hap mı hangisi?
bu insanların çoğu sistemden çıkmaya hazır değiller. içlerinden çoğu sisteme o kadar umutsuzca bağlı ki sırf onu korumak için savaşacaklar. "morpheus"
devamını gör...
38.
polonyalı (bkz: wachowski kardeşler)in yazıp yönettiği, 1999 yapımı film.
rivayete göre; kardeşler warner bross'a projeyi götürüp sıkı bir pazarlık yapsa da ne yazık ki işler istedikleri gibi gitmez. diplomasiden ittifak devletleri gibi haraca bağlanmış bir şekilde yenik kalkarlar ve 10 milyar doları kabul etmek zorunda kalarak çekimlere başlarlar. proje yapımcıya geldiğinde warner bross hem filmi çok beğenir hem de büyük bir şok yaşar. filmin sadece 10 dakikası vardır ekibin önünde. bir sorun olduğu wachowski kardeşlere belirtilir. en nihayetinde kardeşler " siz bize 10 milyon dolar verdiniz, bizde 10 milyon dolarlık film çektik" diyerek sinemacılık tarihinin en büyük raconunu keserler ve nasıl bir film çıkaracaklarını daha en başından kanıtlarlar.
genel itibariyle filmin konusu şu şekildedir:
yapay zeka ile insanlar arasında çıkan savaşta insanlar savaşı kaybeder. insan ırkının uluslararası yaptığı görüşmelerde makineleri yok etmenin tek yolunun, enerji kaynakları olan güneşten mahrum bırakmak olduğu fikri oybirliği ile kabul edilir ve gökyüzü, uçaklardan salınan kimyasallarla karartılır. ancak bu makineleri durdurmaz. yapay zekanın, insanların bedeninde sahip olduğu biyo enerjiye ihtiyacı olduğunu öğrenmeleri uzun sürmez. insanları birer duracell pil haline getirirler ve kontrol altında tutmak için ise matrix denen yapay bir evren tasarlarlar. serinin tamamı bu yapay evrene karşı direnen insan ırkı ve makineler arasında olan mücadele şeklinde devam eder.
seri, son çıkan (bkz: matrix resurrections) ile dörtleme halini alsa da en beğenilen film ilkidir. tüketicilere göre bu kadar beğenilmesinin en önemli sebebi aksiyondan çok felsefe üzerine kurulmuş olmasıdır. diyaloglar zekice yazılmıştır. içerisinde (bkz: nebukadnezar), (bkz: osiris), (bkz: ikarus) vb. mitolojik isimler ve göndermeler barındırarak ince detaylarla izleyici fethetmiştir.
rivayete göre; kardeşler warner bross'a projeyi götürüp sıkı bir pazarlık yapsa da ne yazık ki işler istedikleri gibi gitmez. diplomasiden ittifak devletleri gibi haraca bağlanmış bir şekilde yenik kalkarlar ve 10 milyar doları kabul etmek zorunda kalarak çekimlere başlarlar. proje yapımcıya geldiğinde warner bross hem filmi çok beğenir hem de büyük bir şok yaşar. filmin sadece 10 dakikası vardır ekibin önünde. bir sorun olduğu wachowski kardeşlere belirtilir. en nihayetinde kardeşler " siz bize 10 milyon dolar verdiniz, bizde 10 milyon dolarlık film çektik" diyerek sinemacılık tarihinin en büyük raconunu keserler ve nasıl bir film çıkaracaklarını daha en başından kanıtlarlar.
genel itibariyle filmin konusu şu şekildedir:
yapay zeka ile insanlar arasında çıkan savaşta insanlar savaşı kaybeder. insan ırkının uluslararası yaptığı görüşmelerde makineleri yok etmenin tek yolunun, enerji kaynakları olan güneşten mahrum bırakmak olduğu fikri oybirliği ile kabul edilir ve gökyüzü, uçaklardan salınan kimyasallarla karartılır. ancak bu makineleri durdurmaz. yapay zekanın, insanların bedeninde sahip olduğu biyo enerjiye ihtiyacı olduğunu öğrenmeleri uzun sürmez. insanları birer duracell pil haline getirirler ve kontrol altında tutmak için ise matrix denen yapay bir evren tasarlarlar. serinin tamamı bu yapay evrene karşı direnen insan ırkı ve makineler arasında olan mücadele şeklinde devam eder.
seri, son çıkan (bkz: matrix resurrections) ile dörtleme halini alsa da en beğenilen film ilkidir. tüketicilere göre bu kadar beğenilmesinin en önemli sebebi aksiyondan çok felsefe üzerine kurulmuş olmasıdır. diyaloglar zekice yazılmıştır. içerisinde (bkz: nebukadnezar), (bkz: osiris), (bkz: ikarus) vb. mitolojik isimler ve göndermeler barındırarak ince detaylarla izleyici fethetmiştir.
devamını gör...
39.
güzel bir seri izlenmeye ve izletmeye de değer, bugünden bakınca eski gözükse de fazlasıyla güzel. bu tür filmlere bakıp aklımızın karışmaması imkansız hayata bakışınızı değiştiren bu tür filmlere mutlaka şans verin, kendinizi kaptırmayın tabii sadece izleyin. bilim kurgu anlamında bu filmlere bakış açım hep farklı oldu benim çünkü yeni bir pencere açmışlardır.
devamını gör...
40.
oyuncu listesinde keanu reeves, carrie-anne moss, laurence fishburne, hugo weaving, gloria foster, joe pantoliano, marcus chong, lambert wilson, matt doran, julian arahanga, anthony ray parker, belinda mcclory, robert taylor, paul goddard, fiona johnson, marc aden gray ve steve dodd gibi oyuncuların olduğu 1999 yapımı aksiyon/bilim kurgu türündeki bu filmin yönetmenliğini ise lana wachowski ve lilly wachowski yapmıştır.
filmde bir grup insanın yapay zekaya karşı olan mücadelesi için gerekli olan bir insanı matrix'ten çıkarıp kendisine olayları anlattıktan sonra seçilmiş kişi olduğunu ve onun sayesinde bu savaşı kazanacaklarını söyledikten sonra ona bu yapay zekaya karşı nasıl başa çıkabileceğini öğretmek ile geçer tüm film. en sonunda da kendisini kurtaran adamın matrix tarafından yakalanması sonrası onu kurtarmak için ajanlar ile karşı karşıya gelen adamımız onları alt ederek kendisinden bekleneni yapmıştır. içerisinde bulunan iki farklı dünya izleme anlamından biraz yorsa da verdiği zihin açıcı olaylar ile ilgimizi fazlasıyla çekiyor.
aşamalı bir film olduğu için başlarda sakin bir film olmasına rağmen yükselerek geçen bir filmdir. özellikle tam kaybettiklerini sandıkları yerden sonra işlerin tersine dönmesi ile farklı bir seviye kazanır film.
içinde film diye diye adım filme çıktı neredeyse. tamam anladık film dediğinizi duyar gibi oldum bir yerden sonra. neyse çok gevezeliğe gerek yok.
zamanının ötesinde filmlerden bahsederiz ya hani bu film o film işte kesinlikle zamanının ötesinde bir film çünkü yaklaşık 25 yıl önce yapay zekanın ilerde ne hale gelebileceğini göstermiştir. göstermiş diyorum çünkü görüyoruz ve filme bakarsak iliklerimize kadar hissediyoruz. bu filmi anlatmaya kelimeler yetmez diye düşünüyorum hem insana insanlığını sorgulatır hem de varlını sorgulatır. kalitesi tartışılmaz bir film. iyi seyirler.
filmde bir grup insanın yapay zekaya karşı olan mücadelesi için gerekli olan bir insanı matrix'ten çıkarıp kendisine olayları anlattıktan sonra seçilmiş kişi olduğunu ve onun sayesinde bu savaşı kazanacaklarını söyledikten sonra ona bu yapay zekaya karşı nasıl başa çıkabileceğini öğretmek ile geçer tüm film. en sonunda da kendisini kurtaran adamın matrix tarafından yakalanması sonrası onu kurtarmak için ajanlar ile karşı karşıya gelen adamımız onları alt ederek kendisinden bekleneni yapmıştır. içerisinde bulunan iki farklı dünya izleme anlamından biraz yorsa da verdiği zihin açıcı olaylar ile ilgimizi fazlasıyla çekiyor.
aşamalı bir film olduğu için başlarda sakin bir film olmasına rağmen yükselerek geçen bir filmdir. özellikle tam kaybettiklerini sandıkları yerden sonra işlerin tersine dönmesi ile farklı bir seviye kazanır film.
içinde film diye diye adım filme çıktı neredeyse. tamam anladık film dediğinizi duyar gibi oldum bir yerden sonra. neyse çok gevezeliğe gerek yok.
zamanının ötesinde filmlerden bahsederiz ya hani bu film o film işte kesinlikle zamanının ötesinde bir film çünkü yaklaşık 25 yıl önce yapay zekanın ilerde ne hale gelebileceğini göstermiştir. göstermiş diyorum çünkü görüyoruz ve filme bakarsak iliklerimize kadar hissediyoruz. bu filmi anlatmaya kelimeler yetmez diye düşünüyorum hem insana insanlığını sorgulatır hem de varlını sorgulatır. kalitesi tartışılmaz bir film. iyi seyirler.
devamını gör...
"the matrix" ile benzer başlıklar
matrix
24