21.
bence de tolstoy, puşkin ve çehov.
ama aralarındaki en büyük fark; dostoyevski, bireyi derinlemesine analizi yaparken, tolstoy ise daha geniş perspektiften toplumu ele alan romanlar yazmıştır. tolstoy daha felsefeci bir kaleme sahip.
ama aralarındaki en büyük fark; dostoyevski, bireyi derinlemesine analizi yaparken, tolstoy ise daha geniş perspektiften toplumu ele alan romanlar yazmıştır. tolstoy daha felsefeci bir kaleme sahip.
devamını gör...
22.
hepsini paltosundan çıkaran kişi; (bkz: gogol)
devamını gör...
23.
psikologların psikoloğu dostoyevski. öyle der stefan zweig.
devamını gör...
24.
ronaldo vs messi.
devamını gör...
25.
dostoyevski kazanır. dostoyevski kazansın diye de ringin kenarından şolohov hem gazlar hem de bahisleri toplar.
devamını gör...
26.
27.
fyodor un raskolnikovunkarakaplıkarabaltası ve öteki adlı eseri olmasa ikisinin eşit düzeyde yazar olduklarını düşünürdüm büyük ihtimalle benim için özel oldukları içindir belkide. hayatımda gerçekten büyük yer kaplar ikisinde ikisinden de çok hayat dersi aldım çok bilgi edindim çok şey öğrendim.iyiki gelmişler gezegenimize iyiki yazmışlar ve iyiki okumuşum.
devamını gör...
28.
tolstoy'un anasını seveyim, dostoyevski adamdır.*
devamını gör...
29.
tolstoy bana çok kasıntı geliyor ya, abicim dur bi sakin ol ya diyesim geliyor. dostoyoveskiciyim yani.
devamını gör...
30.
(bkz: tolstoyevski)
devamını gör...
31.
tolstoy zengin ve soylu birisiymiş. ama sonraları servetini insanlara dağıtmış. dostoyevski'nin durumu biraz farklı yani daha sıkıntılı bir yaşam -ki zaten kitaplarında da görülüyor- mesela aile yaşantısı konusunda şanssız birisiymiş. farklı dünyaların insanlarıymış bir nevi. tüm bunların dışında şu yadsınamaz bir gerçektir ki aynı devrin iki dehâsı olmaları...
vladimir nolletov'un bir yazısını paylaşmak isterim:
"dostoyevski ve tolstoy. bu iki vatandaş ve çağdaş tanışmak istediklerine rağmen hiç tanışmadılar. önce bir fırsat olmadı. 1855 yılında genç yazar tolstoy, dostoyevski'nin yaşadığı saint-petersburg şehrine gelip turgenev ve nekrasov ile tanıştı ama dostoyevski o zaman orada değildi, sürgüne gönderildi. dostoyevski saint-petersburg'a dönünce ise tolstoy sürekli ya yasnaya polyana'da ya da moskova'daydı.
1877 yılında eleştirici ve felsefeci nikolay strahov, 'anna karenina' romanının başarılı olduğunu bildirerek tolstoy’a: 'dostoyevski sizi sanat tanrısı diye adlandırıyor' diye yazıyor. dostoyevski, 'yazarın günlüğü'nde 'anna karenina' romanı hakkında bir makaleyi yerleştiriyor. o makaleden bazı alıntılar: 'dahi bir sahne', 'dahi', 'anna karenina'nın yazarı gibi insanlar aslında toplumun hocalarıdır, biz ise sadece onların öğrencileriyiz.' aynı zamanda romandaki bazı şeyleri kabul etmiyor.
gerçekten dostoyevski ve özellikle tolstoy birbirinin eserlerini ve dünya görüşlerini eleştirirlerdi. büyük ihtimalle dostoyevski, tolstoy'un düşüncelerinden onun yazma tarzına değer verirdi, tolstoy ise en çok dostoyevski'nin yazma tarzını eleştirirdi.
1878 yılında hem tolstoy hem de dostoyevski bir felsefeci solovyov'un konferansında bulundular. tolstoy oraya strahov ile birlikte geldi ama dostoyevki'nin dostu olan strahov onları tanıştırmadı.
1880 yılında tolstoy, strahov'a: 'ben 'ölü ev'i okudum. çok unuttum yeniden okudum ve puşkin dahil yeni eserleri bilmiyorum. dün bütün gün 'ölü ev'i okumanın tadını çıkarıyordum. büyük bir zevk aldım. dostoyevski ile görüşürseniz onu sevdiğimi söyleyin.' diye yazıyor. strahov o mektubu dostoyevski'ye gösterince dostoyevski çok sevinip strahov’un mektubu ona vermesini rica etti.
dostoyevski öldükten sonra tolstoy, strahov'a: 'dostoyevski'ye dair hissettiklerimin hepsini açıklayabilmek çok isterdim. onu hiçbir zaman görmedim onunla tanışmadım; ama o ölünce birdenbire onun en yakın en değerli ve bana en gerekli insan olduğunu anladım. ben edebiyatçıydım. edebiyatçıların hepsi şöhret düşkünü ve kıskanç oluyor en azından ben öyleydim. onunla yarışmak hiçbir zaman aklımdan bile geçirmedim. hiçbir zaman. onu dostum olarak düşünürdüm onunla mutlaka görüşeceğimizi sandım ama olmadı. öğlen onun öldüğünü okudum. ben geç kaldım. sanki bir desteği kaybettim. şaşırdım. sonra onun benim için ne kadar değerli olduğunu anladım ağladım ve şimdi de ağlıyorum.' diye yazdı.
anna grigoryevna dostoyevskaya, dostoyevski'nin karısı 'hatıralar' eserinde tolstoy ile konuşmasını alıntılıyor: 'kocanızla hiçbir zaman görüşmediğim için pişmanım. ' kendisi de ne kadar pişman oldu! oysa bir fırsat vardı, vladimir solovyov’un konferansında bulunduğunuzda. fyodor mihayloviç, strahov'u sizin de orada bulunduğunuzu haber vermediği için sitem etmişti.' kocam: 'onunla konuşmasak da en azından onu görürdüm.' demişti. 'öyle mi? kocanız da orada mıydı? nikolay nikolayeviç niçin bana haber vermemişti? çok üzgünüm. dostoyevski benim için değerli bir insandı. belki de çok şey sorabileceğim ve bana çok şey açıklayabilecek tek kişiydi.'
tolstoy, yasnaya polyana'dan gitmeden önce ve ölmeden önce son okuduğu kitap: 'karamazov kardeşler'di."
vladimir nolletov'un bir yazısını paylaşmak isterim:
"dostoyevski ve tolstoy. bu iki vatandaş ve çağdaş tanışmak istediklerine rağmen hiç tanışmadılar. önce bir fırsat olmadı. 1855 yılında genç yazar tolstoy, dostoyevski'nin yaşadığı saint-petersburg şehrine gelip turgenev ve nekrasov ile tanıştı ama dostoyevski o zaman orada değildi, sürgüne gönderildi. dostoyevski saint-petersburg'a dönünce ise tolstoy sürekli ya yasnaya polyana'da ya da moskova'daydı.
1877 yılında eleştirici ve felsefeci nikolay strahov, 'anna karenina' romanının başarılı olduğunu bildirerek tolstoy’a: 'dostoyevski sizi sanat tanrısı diye adlandırıyor' diye yazıyor. dostoyevski, 'yazarın günlüğü'nde 'anna karenina' romanı hakkında bir makaleyi yerleştiriyor. o makaleden bazı alıntılar: 'dahi bir sahne', 'dahi', 'anna karenina'nın yazarı gibi insanlar aslında toplumun hocalarıdır, biz ise sadece onların öğrencileriyiz.' aynı zamanda romandaki bazı şeyleri kabul etmiyor.
gerçekten dostoyevski ve özellikle tolstoy birbirinin eserlerini ve dünya görüşlerini eleştirirlerdi. büyük ihtimalle dostoyevski, tolstoy'un düşüncelerinden onun yazma tarzına değer verirdi, tolstoy ise en çok dostoyevski'nin yazma tarzını eleştirirdi.
1878 yılında hem tolstoy hem de dostoyevski bir felsefeci solovyov'un konferansında bulundular. tolstoy oraya strahov ile birlikte geldi ama dostoyevki'nin dostu olan strahov onları tanıştırmadı.
1880 yılında tolstoy, strahov'a: 'ben 'ölü ev'i okudum. çok unuttum yeniden okudum ve puşkin dahil yeni eserleri bilmiyorum. dün bütün gün 'ölü ev'i okumanın tadını çıkarıyordum. büyük bir zevk aldım. dostoyevski ile görüşürseniz onu sevdiğimi söyleyin.' diye yazıyor. strahov o mektubu dostoyevski'ye gösterince dostoyevski çok sevinip strahov’un mektubu ona vermesini rica etti.
dostoyevski öldükten sonra tolstoy, strahov'a: 'dostoyevski'ye dair hissettiklerimin hepsini açıklayabilmek çok isterdim. onu hiçbir zaman görmedim onunla tanışmadım; ama o ölünce birdenbire onun en yakın en değerli ve bana en gerekli insan olduğunu anladım. ben edebiyatçıydım. edebiyatçıların hepsi şöhret düşkünü ve kıskanç oluyor en azından ben öyleydim. onunla yarışmak hiçbir zaman aklımdan bile geçirmedim. hiçbir zaman. onu dostum olarak düşünürdüm onunla mutlaka görüşeceğimizi sandım ama olmadı. öğlen onun öldüğünü okudum. ben geç kaldım. sanki bir desteği kaybettim. şaşırdım. sonra onun benim için ne kadar değerli olduğunu anladım ağladım ve şimdi de ağlıyorum.' diye yazdı.
anna grigoryevna dostoyevskaya, dostoyevski'nin karısı 'hatıralar' eserinde tolstoy ile konuşmasını alıntılıyor: 'kocanızla hiçbir zaman görüşmediğim için pişmanım. ' kendisi de ne kadar pişman oldu! oysa bir fırsat vardı, vladimir solovyov’un konferansında bulunduğunuzda. fyodor mihayloviç, strahov'u sizin de orada bulunduğunuzu haber vermediği için sitem etmişti.' kocam: 'onunla konuşmasak da en azından onu görürdüm.' demişti. 'öyle mi? kocanız da orada mıydı? nikolay nikolayeviç niçin bana haber vermemişti? çok üzgünüm. dostoyevski benim için değerli bir insandı. belki de çok şey sorabileceğim ve bana çok şey açıklayabilecek tek kişiydi.'
tolstoy, yasnaya polyana'dan gitmeden önce ve ölmeden önce son okuduğu kitap: 'karamazov kardeşler'di."
devamını gör...
32.
tolstoy sosyolog, dosto psikolog.
devamını gör...
33.
dostoyevskinin hayati daha dürüst , tolstoyunki daha siyah beyaz geliyor bna .
devamını gör...
34.
en çok hangi rus yazarı okuyorsunuz
devamını gör...
35.
36.
dostoyevski.
aslında tolstoy'u da çok severim. ama dostoyevski'nin o ruhsal betimlemeleri, kasvetli atmosferi bambaşka. müslüm dinleyerek jilet atanların entel versiyonu, dostoyevski okurken kağıt kesiğine maruz kalan insanlar olsa gerek.
tolstoy'un anlatımında nedense beni rahatsız eden bir pozitiflik var. "sanat toplum içindir" diyerek topluma fayda sağlama amacını çok açık etmiş yazar izlenimi veriyor. bunun dışında çok sevdiğim bir yazardır.
ister edebiyat ister sinema olsun, bana göre bir senaryoda mutlaka negatif şeyler olmalı. acıyla, hüzünle, çaresizlikle yoğrulmuş hikayeler daha akılda kalıcı ve gerçekçi geliyor. daha derin izler bırakıyor. hikaye mutlu sonla bitebilir, sevgiye dair mesaj verebilir ama insanın yüreğine dokunan bir tarafı yoksa beni doyurmuyor. tolstoy'da bunlar yok demiyorum, sadece yetersiz geliyor.
aslında tolstoy'u da çok severim. ama dostoyevski'nin o ruhsal betimlemeleri, kasvetli atmosferi bambaşka. müslüm dinleyerek jilet atanların entel versiyonu, dostoyevski okurken kağıt kesiğine maruz kalan insanlar olsa gerek.
tolstoy'un anlatımında nedense beni rahatsız eden bir pozitiflik var. "sanat toplum içindir" diyerek topluma fayda sağlama amacını çok açık etmiş yazar izlenimi veriyor. bunun dışında çok sevdiğim bir yazardır.
ister edebiyat ister sinema olsun, bana göre bir senaryoda mutlaka negatif şeyler olmalı. acıyla, hüzünle, çaresizlikle yoğrulmuş hikayeler daha akılda kalıcı ve gerçekçi geliyor. daha derin izler bırakıyor. hikaye mutlu sonla bitebilir, sevgiye dair mesaj verebilir ama insanın yüreğine dokunan bir tarafı yoksa beni doyurmuyor. tolstoy'da bunlar yok demiyorum, sadece yetersiz geliyor.
devamını gör...
37.
bu tip karşılaştırmalar, iki tane 1.80 boyunda, 80 kg ağırlığında, esmer, kaşları kalın, sakalları seyrek, leğen kemiklerinin yerden yüksekliği aynı olan insanı karşılaştırmaya benzer. uzaktan baktığınızda bu iki kişi ne kadar birbirine benzerse benzesin, yakınlaştığınızda ve onların hayatlarına şahit olduğunuzda mental sağlıklarından fiziki olumsuzluklara, hücrelerinin yaşlanma farkından, saçlarının dökülme farkına kadar yakınlaştıkça binlerce farklı özellik sayacağınız iki tiptir. eğitim geçmişimiz dolayısıyla, ezberci, tektipleştirici, kategorize edici öğrenciler olduğumuz ve ancak ve ancak 40'lı yaşlarımızda bunun yanlışlığını anladığımız (diğer hayatları ve hayat görüşlerini okuyarak görüyorum bunu) için ilk gençlik ve 20'li yaşlarımızda bu tip karşılaştırmalar yapıyoruz. bundan eğleniyoruz ama eğlenirken hiç ne kadar aciz olduğumuzun farkına da varamıyoruz. bizim yaptığımız boya kiloya bakmak, fiziki özelliklere bakmak ama maneviyata, farklı durumlara bakmamak.
genelde algınızda bu iki kişinin rus edebiyatı'ndan çıktıkları için birbirlerine benzer tarzları olduğunu ve bu yüzden karşılaştırılmaları gerektiğini düşünüyorsunuz. bu iki kişi siyahla beyaz kadar birbirlerinden farklılar. o kadar farklılar ki birisi diğerinin tarafına kayınca hemen diğerini hatırlayıp "bak burada diğerine benzemiş. üzerinde hoş durmamış" dersiniz.
tolstoy, prenslerin, soyluların, soylu olup fakir kalmışların, soyluların ve zenginlerin sürekli iletişimde kaldıkları köylülerin, toprak sahiplerinin işçilerinin anlatımını yaparken yavaş yavaş metne girdiğinizi anlarsınız. bu yüzdendir ki savaş ve barış'ta peltek denisov'un yattığı o rezil askeri hastaneye giriş yapılırken (nikolay rostov'du sanırım hafızam yanıltıyorsa da önemli değil sonuçta bağlam kopmaz) ölüler, ölümü bekleyenler, yaralılar, çaresiz gencecik fidanları okurken, ölüler evinden anılar etkisi alırsınız. çünkü tolstoy bu tip anlarda tarzından çıkar. o, tarzından çıkarken de sizde ölüler evinden anılar çağrışımı yapması demek, bu iki kişinin ne kadar birbirlerinden farklı olduklarını gösterir. çünkü o hastanenin size dostoyevski'yi çağrıştırması ve tolstoy'da biraz eğreti durması, eğreti durmasa bile nadir olduğunu hissetmeniz, bu iki kişiden birinin, diğerinde olmayan bir özelliğe dokunduğu anlamına gelir. bu yüzden karşılaştırma yapmak, iki aynı tip yazar olmadığı için mantıksızdır.
suç ve ceza'da rodion romanoviç'in küstahça, ukalaca bir tavırla önüne gazeteyi atıp cinayet üzerine bir imada bulunmak için "oku bakalım bu haberi" dediği kişiye karşı tasladığı o iğrenç tavır, karşısındaki aslında suçsuz olan masum gence, kendi suçunu kendi bozuk psikolojisinde yücelterek yaptığı aşağılama, işte o aşağılama ve o meydan okuma, o "hepiniz gelin. benim suçluluğum haklıdır" sanrısı, tolstoy'un dokunamayacağı bir histir. çünkü bu metin, tolstoy'da o kadar eğreti durur ki, o yazara konduramazsınız. çünkü tolstoy zübbedir. bu tip durumlar tolstoy'un metinlerinde olduğunda aklınıza dostoyevski gelir. işte bu akla geliş te ikisinin karşılaştırılacak kişiler değil, bambaşka dünyalar olduklarını gösterir.
tolstoy, soylu dünyasını yalayıp yutmuş, hayatını cam bir fanusun içinde geçirmiş, "bu yaz köye gidip tarla işciliği yapacağım" diyen bir zübbedir. onun tarla işciliği yapıp elbet muhteşem hayatına döneceğini garantisi, dostoyevski'de yoktur. dostoyevski'nin yeri ve yurdu çoğu zamanbelli değildir. dostoyevski o tarlaya hapishaneden kaçıp sığınmaya çalışan bir kanun kaçağı olur ancak. dostoyevski'nin seçtiği yol bambaşkadır. bu yüzden birisi levin üzerinden kendini anlatırken, diğeri kendini anlattığını birçok metinde hissettirmeye bile gerek duymaz.
dostoyevski, hayatı fırlama bir piç olarak yaşamaya gelmiş, düzen denilen şeyden hiçbir zaman nasibini alamamış, metinlerini ancak ve ancak karısından sonra çok daha düzgün şekillerde yayınlabilmiş bir insandır. dostoyevski borca giren, sırf zevk için kaçak hayatı yaşayan, ahlaksızlığı en geniş sınırlarda yaşamış(bu ahlaksızlık içinde ağıza alınmayacak birçok şey de vardır), bu yüzden de suçluyu anlatırken size soğuk gelmeyen, suçlunun ta kendisi olduğu için size empati yaptırabilen bir manipülatördür. onu hissettiğiniz metinlerle, tolstoy'u hissettiğiniz metinler bambaşkadır.
sosyete içinde ötekileştirilmiş, aşağılanmış bir kadını anlatan kişi tolstoy'dur. o kadının rastgele bir senaryoda aşık olduğu hapishane kaçağını anlatan kişi ise dostoyevski'dir. biri bir tarafı nefis anlatır diğeri diğer tarafı. ikisi de bir diğerinde ulaşılamayacak noktalara temas eder; ancak ikisinin karşılaştırmaya tabi tutulması imkansızdır. aynı tip olmak bir yana, dünyaları çok başkadır. dünya görüşünün tam karşı tarafında bir karakter yaratıp, bunun üzerinden yürüyen ve martin eden efsanesini yaratan jack london kurgu oluştururken, gerçekçilik konusunda iki ayrı kutupta bulunan tolstoy ve dostoyevski, yazdıklarında kurguya neredeyse yer vermezler. günümüzde hala daha pazarda, bakkalda, alışveriş merkezinde, plazada karşı karşıya geleceğiniz insanları yazanlar tolstoy ve dostoyevski'dir. yaklaşık iki satır yukarıdakine benzer bir örnekle tolstoy bir yöneticinin yükseliş için yaptıklarını anlatırken, dostoyevski bu yöneticiyi öldürme planları yapan ve plazanın bilmem kaçıncı katında dış cephe işi yapan bir inşaat işçisinin iç dünyasını anlatır.
karşılaştırma olmaz. doğrusu tolstoy ve dostoyevski'dir.
genelde algınızda bu iki kişinin rus edebiyatı'ndan çıktıkları için birbirlerine benzer tarzları olduğunu ve bu yüzden karşılaştırılmaları gerektiğini düşünüyorsunuz. bu iki kişi siyahla beyaz kadar birbirlerinden farklılar. o kadar farklılar ki birisi diğerinin tarafına kayınca hemen diğerini hatırlayıp "bak burada diğerine benzemiş. üzerinde hoş durmamış" dersiniz.
tolstoy, prenslerin, soyluların, soylu olup fakir kalmışların, soyluların ve zenginlerin sürekli iletişimde kaldıkları köylülerin, toprak sahiplerinin işçilerinin anlatımını yaparken yavaş yavaş metne girdiğinizi anlarsınız. bu yüzdendir ki savaş ve barış'ta peltek denisov'un yattığı o rezil askeri hastaneye giriş yapılırken (nikolay rostov'du sanırım hafızam yanıltıyorsa da önemli değil sonuçta bağlam kopmaz) ölüler, ölümü bekleyenler, yaralılar, çaresiz gencecik fidanları okurken, ölüler evinden anılar etkisi alırsınız. çünkü tolstoy bu tip anlarda tarzından çıkar. o, tarzından çıkarken de sizde ölüler evinden anılar çağrışımı yapması demek, bu iki kişinin ne kadar birbirlerinden farklı olduklarını gösterir. çünkü o hastanenin size dostoyevski'yi çağrıştırması ve tolstoy'da biraz eğreti durması, eğreti durmasa bile nadir olduğunu hissetmeniz, bu iki kişiden birinin, diğerinde olmayan bir özelliğe dokunduğu anlamına gelir. bu yüzden karşılaştırma yapmak, iki aynı tip yazar olmadığı için mantıksızdır.
suç ve ceza'da rodion romanoviç'in küstahça, ukalaca bir tavırla önüne gazeteyi atıp cinayet üzerine bir imada bulunmak için "oku bakalım bu haberi" dediği kişiye karşı tasladığı o iğrenç tavır, karşısındaki aslında suçsuz olan masum gence, kendi suçunu kendi bozuk psikolojisinde yücelterek yaptığı aşağılama, işte o aşağılama ve o meydan okuma, o "hepiniz gelin. benim suçluluğum haklıdır" sanrısı, tolstoy'un dokunamayacağı bir histir. çünkü bu metin, tolstoy'da o kadar eğreti durur ki, o yazara konduramazsınız. çünkü tolstoy zübbedir. bu tip durumlar tolstoy'un metinlerinde olduğunda aklınıza dostoyevski gelir. işte bu akla geliş te ikisinin karşılaştırılacak kişiler değil, bambaşka dünyalar olduklarını gösterir.
tolstoy, soylu dünyasını yalayıp yutmuş, hayatını cam bir fanusun içinde geçirmiş, "bu yaz köye gidip tarla işciliği yapacağım" diyen bir zübbedir. onun tarla işciliği yapıp elbet muhteşem hayatına döneceğini garantisi, dostoyevski'de yoktur. dostoyevski'nin yeri ve yurdu çoğu zamanbelli değildir. dostoyevski o tarlaya hapishaneden kaçıp sığınmaya çalışan bir kanun kaçağı olur ancak. dostoyevski'nin seçtiği yol bambaşkadır. bu yüzden birisi levin üzerinden kendini anlatırken, diğeri kendini anlattığını birçok metinde hissettirmeye bile gerek duymaz.
dostoyevski, hayatı fırlama bir piç olarak yaşamaya gelmiş, düzen denilen şeyden hiçbir zaman nasibini alamamış, metinlerini ancak ve ancak karısından sonra çok daha düzgün şekillerde yayınlabilmiş bir insandır. dostoyevski borca giren, sırf zevk için kaçak hayatı yaşayan, ahlaksızlığı en geniş sınırlarda yaşamış(bu ahlaksızlık içinde ağıza alınmayacak birçok şey de vardır), bu yüzden de suçluyu anlatırken size soğuk gelmeyen, suçlunun ta kendisi olduğu için size empati yaptırabilen bir manipülatördür. onu hissettiğiniz metinlerle, tolstoy'u hissettiğiniz metinler bambaşkadır.
sosyete içinde ötekileştirilmiş, aşağılanmış bir kadını anlatan kişi tolstoy'dur. o kadının rastgele bir senaryoda aşık olduğu hapishane kaçağını anlatan kişi ise dostoyevski'dir. biri bir tarafı nefis anlatır diğeri diğer tarafı. ikisi de bir diğerinde ulaşılamayacak noktalara temas eder; ancak ikisinin karşılaştırmaya tabi tutulması imkansızdır. aynı tip olmak bir yana, dünyaları çok başkadır. dünya görüşünün tam karşı tarafında bir karakter yaratıp, bunun üzerinden yürüyen ve martin eden efsanesini yaratan jack london kurgu oluştururken, gerçekçilik konusunda iki ayrı kutupta bulunan tolstoy ve dostoyevski, yazdıklarında kurguya neredeyse yer vermezler. günümüzde hala daha pazarda, bakkalda, alışveriş merkezinde, plazada karşı karşıya geleceğiniz insanları yazanlar tolstoy ve dostoyevski'dir. yaklaşık iki satır yukarıdakine benzer bir örnekle tolstoy bir yöneticinin yükseliş için yaptıklarını anlatırken, dostoyevski bu yöneticiyi öldürme planları yapan ve plazanın bilmem kaçıncı katında dış cephe işi yapan bir inşaat işçisinin iç dünyasını anlatır.
karşılaştırma olmaz. doğrusu tolstoy ve dostoyevski'dir.
devamını gör...
38.
dostoyevski döver bence.isin ilginci kumar borçlarini ödemek icin yazmaya basliyor ama adamda nasil bir cevher varsa dünya capinda parlatıyor sahibini.
tolstoy yasadigi köydeki ahaliyi (bkz: mujik kadınları) hamile birakadursun , dostoyevski kurşuna dizilmekten tutun daha bir sürü tehlikeden yırtmıştır.tolstoy islama daha yakindir.dostoyevski de asker kökenli olmasindan mütevellit türkleri sevmez.gene de oyum dostoyevskiden yana.
tolstoy yasadigi köydeki ahaliyi (bkz: mujik kadınları) hamile birakadursun , dostoyevski kurşuna dizilmekten tutun daha bir sürü tehlikeden yırtmıştır.tolstoy islama daha yakindir.dostoyevski de asker kökenli olmasindan mütevellit türkleri sevmez.gene de oyum dostoyevskiden yana.
devamını gör...
39.
40.
ivan turgenyev
devamını gör...