alain corneau'nun yönettiği, pascal quignard'ın aynı adlı romanından uyarlanan, 1991 yılında gösterilen film.
film 17. yüzyılda geçiyor. viyolonist olan, ilkeli, kesin yargıları sahip sainte colombe ile öğrencisi marin marais arasındaki ilişkiyi ele alıyor.
film 17. yüzyılda geçiyor. viyolonist olan, ilkeli, kesin yargıları sahip sainte colombe ile öğrencisi marin marais arasındaki ilişkiyi ele alıyor.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "merdivenaltı_müzisyen" tarafından 12.05.2021 05:35 tarihinde açılmıştır.
1.
türkçe meali "dünyanın bütün sabahları" olan fransız filmi. 17. yüzyılda geçen, dönemin (en azından müzikal açıdan) özelliklerini şaşırtıcı bir doğruluk ile sunan, gayet etkileyici müziğe sahip bir film.
eşini son yolculuğuna uğurladıktan sonra çiftliğinde inzivaya çekilmiş olan besteci ve viola da gamba sanatçısı sainte-colombe, iki güzel kızıyla birlikte yaşamaktadır. sainte-colombe, sanatta ün değil, şiiri arayan bir müzik dehasıdır. bir bahar günü, marin marais adında utangaç ama muhteris bir genç adam çiftliğe gelir ve sainte-colombe´a öğrencisi olmak için yalvarır.
eşini son yolculuğuna uğurladıktan sonra çiftliğinde inzivaya çekilmiş olan besteci ve viola da gamba sanatçısı sainte-colombe, iki güzel kızıyla birlikte yaşamaktadır. sainte-colombe, sanatta ün değil, şiiri arayan bir müzik dehasıdır. bir bahar günü, marin marais adında utangaç ama muhteris bir genç adam çiftliğe gelir ve sainte-colombe´a öğrencisi olmak için yalvarır.
devamını gör...
2.
hiçlikten geldiği için hiçliğin müziğini yapmak isteyen bir adamın, hiçliği çoktan keşfetmiş olan ustasıyla ilişkisini anlatan kurgusal bir eser. pascal quignard'ın küçük hacimli kitabından sinemaya uyarlandığı 1991 senesinden bu yana, her sene değerini katlayarak az sayıda sinema ve sanatseverin kalbinde ayrı bir yer edinmiş bir film.
film söylediğimiz üzere bir kurgusal yapı üzerinden sanatçı kimdir sorusuna amadeus filminde yapıldığı gibi iki zıt karakteri ön plana alarak cevap vermeye çalışıyor.
birincisi necip fazıl'ın '' mevsimler def çalarken cücelere gerdekte, devin yalnızlığını sular bestelemekte'' beyitinin mücessem hali olan viyola de gamba üstadı jean de sainte-colombe iken, diğeri genç, hırslı ve yetenekli marin marais. marin marais yeteneğinin farkındadır ve onu en üst seviyeye taşıyacak olan münzevi müzik dehası mösyö de sainte-colombe'dan ders almak ister. üstad, marais'de bir ışıltı olduğunu anlasa da onun müziğin ruhunu ve amacını anlamaktan uzak bir genç adam olduğunu hemen kavrar. ancak olaylar öyle gelişecektir ki insanoğlu olarak yazgımızı değiştiren kadın unsuru burada da müessir olacak ve saint-colombe'un kızı marifetiyle üstad, genç marin'e ders vermeyi kabul edecektir.
müzik nedir ? gerçek müziğe nasıl ulaşılır ? sanatçı kime denir sorusu eski çağlardan beri düşünen ve hisseden kafaların kendisine sorduğu bir soru olmuştur. sanatçı, yaratıcıdan bir cüz taşıyorsa, nasıl ki öncesi olmayan o yüce varlık, bilinmeyi ve sevilmeyi istediğinden insanoğlunu yarattıysa, sanatkar da eserini teşhir edecektir. ancak saint-colombe öylesine bir acziyet ve hiçlik makamında ki kendi eserlerini bir ağustos böceğinin cıyırtıları karşısında dahi aciz ve basit olarak görüyor. para için müzik yapılmasını ve soylulara yaltaklanmayı kendine yediremiyor. marin marais ise ustasının ismini çiğneyip, ondan öğrendiği çalış tekniğine kendi dehasını ekleyerek, sarayda bir yer buluyor. ancak ardında bıraktıkları ömrünün sonuna kadar vicdanını rahatsız edecektir.
bu filmin anlattığı hikayenin kendi kişisel yaşamımda da özel bir tarafı var. zira hayatım boyunca babam gibi birisi olmak istememe rağmen onun taşıdığı erdem ve ahlaki değerlerden çok uzak yaşadım. babama layık olamadım. ben de marin marais gibi vicdan azabı içindeyim. o yüzden usta-çırak, baba-oğul ve efendi-bağlısı ilişkilerini konu alan her şey beni cezbediyor. belki de büyüğün değerini tayin eden, biraz da küçüğün önce onu çiğneyip aklı kemale erince onun gibi olamayacağını idrak etmesi değil mi ?
film söylediğimiz üzere bir kurgusal yapı üzerinden sanatçı kimdir sorusuna amadeus filminde yapıldığı gibi iki zıt karakteri ön plana alarak cevap vermeye çalışıyor.
birincisi necip fazıl'ın '' mevsimler def çalarken cücelere gerdekte, devin yalnızlığını sular bestelemekte'' beyitinin mücessem hali olan viyola de gamba üstadı jean de sainte-colombe iken, diğeri genç, hırslı ve yetenekli marin marais. marin marais yeteneğinin farkındadır ve onu en üst seviyeye taşıyacak olan münzevi müzik dehası mösyö de sainte-colombe'dan ders almak ister. üstad, marais'de bir ışıltı olduğunu anlasa da onun müziğin ruhunu ve amacını anlamaktan uzak bir genç adam olduğunu hemen kavrar. ancak olaylar öyle gelişecektir ki insanoğlu olarak yazgımızı değiştiren kadın unsuru burada da müessir olacak ve saint-colombe'un kızı marifetiyle üstad, genç marin'e ders vermeyi kabul edecektir.
müzik nedir ? gerçek müziğe nasıl ulaşılır ? sanatçı kime denir sorusu eski çağlardan beri düşünen ve hisseden kafaların kendisine sorduğu bir soru olmuştur. sanatçı, yaratıcıdan bir cüz taşıyorsa, nasıl ki öncesi olmayan o yüce varlık, bilinmeyi ve sevilmeyi istediğinden insanoğlunu yarattıysa, sanatkar da eserini teşhir edecektir. ancak saint-colombe öylesine bir acziyet ve hiçlik makamında ki kendi eserlerini bir ağustos böceğinin cıyırtıları karşısında dahi aciz ve basit olarak görüyor. para için müzik yapılmasını ve soylulara yaltaklanmayı kendine yediremiyor. marin marais ise ustasının ismini çiğneyip, ondan öğrendiği çalış tekniğine kendi dehasını ekleyerek, sarayda bir yer buluyor. ancak ardında bıraktıkları ömrünün sonuna kadar vicdanını rahatsız edecektir.
bu filmin anlattığı hikayenin kendi kişisel yaşamımda da özel bir tarafı var. zira hayatım boyunca babam gibi birisi olmak istememe rağmen onun taşıdığı erdem ve ahlaki değerlerden çok uzak yaşadım. babama layık olamadım. ben de marin marais gibi vicdan azabı içindeyim. o yüzden usta-çırak, baba-oğul ve efendi-bağlısı ilişkilerini konu alan her şey beni cezbediyor. belki de büyüğün değerini tayin eden, biraz da küçüğün önce onu çiğneyip aklı kemale erince onun gibi olamayacağını idrak etmesi değil mi ?
devamını gör...
