6141.
performatif erko rolünü o kadar iyi oynadım ki yalnız başıma kitap okurken bile ayak ayak üstüne atıyordum. - arabistanlı babıl.
devamını gör...
6142.
az önce suşi yedim ve allah japonlara sabır versin
devamını gör...
6143.
(bkz: diko) yazmazsa üzülüyorum.*
devamını gör...
6144.
üzülünce yiyorum.
devamını gör...
6145.
yiyince üzülüyorum.
devamını gör...
6146.
enteresan hiç üzülmüyorum.
devamını gör...
6147.
bi ara intihar edicem
devamını gör...
6148.
tam üzüleceğim bir gülme geliyor.
devamını gör...
6149.
gülme gelince de yiyesim geliyor.
devamını gör...
6150.
bir süredir şöyle hissediyorum.

devamını gör...
6151.
kıymetlim nerelerdeydin? özlettin bu sefer kendini. ıyi ki geldin. sen yokken kendimi yalnız hissediyordum.
devamını gör...
6152.
bazen sosyalliğin zirvesini yaşıyorum.
işler olması gerektiği gibi ilerliyor. ama ben aralara öyle bir program ekliyorum ki gün yetmiyor, ben zorluyorum. daha doğrusu ben planlamıyorum, birden içinde buluyorum. arkadaş grubum sağolsun.

yorgunum.
ama keyif de alıyorum, o da ayrı mesele.

sadece şöyle bir durum var.
sosyallikle mallık arasında ince bir çizgi var ya.
ben galiba o çizgide yürümüyorum, hafif mallık tarafına kayıyorum.

ve daha da garibi isteyerek yapıyorum.

sabaha kahvaltıdan akşama kadar yine var bi şeyler mesela.
devamını gör...
6153.
ruslar güzel müzik yapıyor valla.
devamını gör...
6154.
az önce pilates matında spor yaparken bacağıma bir şey düştü. düşen şeyi çekirge sandım. çekirge nereden aklıma geldi hiçbir fikrim yok. bağlık bahçelik bir yerde de değil bizim ev, normal site yani. neyse, yerimden zıplayarak kalktım ödüm koptu. bir de "bacağıma çekirge düştü" diye bağırdım gecenin birinde. meğer mezuraymış. evet, bildiğimiz mezura. şaka değil .ne alaka bilmiyorum, onun da garip bir hissiyatı var sanırım ondan. bu aralar bende birtakım alıklıklar mevcut, hadi hayırlısı.
aniden panikle kalktığım için de şimdi belim ağrıyor, hikaye bu kadar.
devamını gör...
6155.
muhtemelen linç yiyeceğim ama simyacı bir dönem elimden düşmüyordu. altını çizdiğim yerler, başkalarına attığım alıntılar, “hayatımı değiştirdi” tripleri… klasik paket işte. hatta öyle bir noktaya geliyorsun ki, kitabı bildiğin kendini savunur gibi savunuyorsun.

bence bazı kitaplar metin olarak değil, zaman olarak çalışıyor. sen hangi ruh hâlindeysen, kitap da tam oraya oturuyor. o sıralar insan biraz daha açık oluyor böyle şeylere. bir şeylerin anlamlı olduğuna inanmak istiyor, biraz yol arıyor, biraz işaret bekliyor. kitap da tam o boşluğa denk geliyor.

ama geçen gün tekrar açayım dedim. o ilk seferdeki büyü yok. gerçekten yok.

mesela o meşhur cümle:

“bir şeyi gerçekten istersen, bütün evren onu gerçekleştirmek için iş birliği yapar.”


ilk okuduğum dönem motive edici gelmişti. hatta bir süre buna gerçekten inanmıştım. ama şimdi dönüp bakınca, bu cümle bana derin değil, fazla cilalı geliyor. çünkü hayat öyle işlemiyor. evren senin, benim için mesaiye kalmıyor. çoğu zaman kimse senin ne istediğini umursamıyor bile.

o yüzden simyacı bana artık şöyle geliyor:
kişisel gelişim zırvalarının, mistik bir doğu masalı ambalajına sarılıp “edebiyat” diye servis edilmiş hâli.

hikâye var gibi yapıyor ama aslında sürekli aynı noktaya bağlanıyor:
inan, takip et, iste… olacak. ama o “olacak” kısmının altı boş.
nasıl olacak, ne kaybedeceksin, neyi göze alacaksın… yok.
sadece süslü aforizmalar.

şimdi dönüp bakınca şunu fark ediyorum, ben o kitabı savunurken aslında kitabı savunmuyormuşum. o dönemki kendimi savunuyormuşum.
çünkü o cümleler o zamanlar bana iyi gelmişti. bir şeyleri toparlıyormuş gibi hissettirmişti. insan bazen anlam bulamayınca anlam uyduruyor.
ben de uydurmuşum.
kitap sadece uygun bir zemin olmuş.

e sonra büyüyorsun. biraz tökezliyorsun, biraz hayal kırıklığı yaşıyorsun. o zaman o cümleler birden “derin” olmaktan çıkıyor.
biraz naif, biraz toy kalıyor.

yani aslında kitap değişmiyor. sen değişiyorsun.

işin en zor kısmı da, bir şeyi sevmiş olduğunu kabul etmek kolay ama artık sevmediğini kabul etmek zor.
çünkü o zaman geçmişteki hâlinle de yüzleşiyorsun.

evet sayın yazarlar, benim itirafım da bu.

simyacı belki bok gibi bir kitap değil ama benim sandığım kadar iyi de değilmiş.
ben ona anlam yüklemişim, o da taşıyormuş gibi yapmış.
şimdi geriye sadece bunu kabul etmek kalıyor.
devamını gör...
6156.
çok küçük sayılabilecek bir olay yahut durum yüzünden çıkan büyük çapta akademik tartışmaları okumayı seviyorum. her şeyin detayı hoşuma gidiyor. bütünü göremiyorum zaten.
devamını gör...
6157.
iki senedir bir duruş* edinemedim. yanarım da buna yanarım. bkz:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"yazarların itiraf köşesi" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim