askerliğin kadınlara da zorunlu olması gerekliliği
madem eşitlik.. her yerde, her alanda eşitlik olsun.
devamını gör...
evlenmeyi kabul etseydi öldürülmezdi
bu mantıkla her teklifi kabul etmek zorunda şayet ölmek istemezse.
devamını gör...
fil
'hortumlular' takımından hayatta kalan tek hayvan türüdür.
devamını gör...
pubmed
tıp ve sağlık alanında bilimsel makaleler ve verilerin yayınlandığı online kütüphane. ücretsiz olarak birçok kaynaktan faydalanılabilir.
devamını gör...
tebessüm ettiren sözlük nickleri
milkşeyh.
devamını gör...
insanları itici yapan detaylar
efendim bazı başlıkların gördüğü katılım çokluğundan ve buralarda hep aynı duyarı kasan şahısların gördüğü ilgiden anlıyoruz ki, insanları itici yapan detaylardan birisi de sığır olmalarıdır.
devamını gör...
istanbul'un yazılı olmayan kuralları
bu şehire aşina olanların bildiği kurallardır.
*kadıköy boğa heykelinde buluşacaksanız asla heykelin yanında durmamalısınız. iki tarafta heykeli gören bir yere geçer ve orada birbirlerini görüp buluşurlar.
*kadıköy, taksim, beşiktaş tarzı insanların kalabalık olduğu yerlerde mutant tipli bir ayakkabı boyacısı size yaklaşıp ayakkabınızı "içinden geldiği için" boyamak istiyorsa boyatmayın. para alana kadar bırakmaz.
*sahilde elinde tavşan olan garip birisini görürseniz uzaklaşın. tavşanı sevdiğiniz için sizden para isteyebilir.
*çok kısa vaktinizi alabilir miyim? diye soran birine asla var demeyin. sizden ya para istiyordur ya da dolaylı yoldan para istiyordur.
*bildiğiniz bir ürünü farklı bir yerden alacaksanız ya da bilmediğiniz bir ürünü yine aşina olmadığınız bir yerden alacaksanız "bu ne kadar?" gibi bir soru sormayın. az çok fiyatını biliyorsanız; "bunun fiyatı şu muydu?" ya da "bu ne kadardı?" gibi bildiğinizi varsayan şekilde sorun. yoksa iki katı fiyatına kitlerler.
*moda sahile giderken 2 bira mı alsam 3 mü? diye düşünmeyin. 3 alın.
*maç günleri olabildiğince yer üstü ulaşımdan uzak durun.
*bir yerde robocop gibi polisler görürseniz orada ya bir olay olmuştur ya da olacaktır ona göre hazırlıklı olun.
*karşıdan karşıya geçerken minibüsçü ve taksilere güvenmeyin. yavaşlamazlar.
*sarı dolmuşlara biner binmez (ilk duraktan biniyorsanız) şoför koltukta yoksa şoför geldiğinde hemen parayı uzatmayın özellikle arkada oturuyorsanız. çünkü öndeki de henüz uzatmamıştır ve uyuz olur. fakat bana ne diyorsanız devam edin.
*otobüse ilk bindiğinizde bir yer boşaldıysa daha siz binerken hemen geçip oraya oturmayın. sizden önce ayakta olanların oturmasını bekleyin. bu aslında çok basit, yazılı olmayan bir görgü kuralı fakat çoğu öküz buna uymaz. siz öküz olmayın.
*dükkanın önünde sığır gibi bağıran gıda işletmelerine girmeyin. hem yemekleri kötüdür hem de çomarlardır.
*kampanya yazan her hangi bir şeyden uzak durun.
*fazla akbili olan var mı? sorusuna kayıtsız kalmayın. yarın sizin ki bitecek. az insan olun.
*minibüse (özellikle sabah) asla ama asla 200 tl vermeyin.
*otobüse at sokmayın. çünkü sığmazlar. binin.
*taksim'e gitmeyin. oranın istanbul ile bir alakası kalmadı.
*galata kulesi ve kız kulesi tamamen overrated'dır. boşuna gitmeyin.
*midyeci ahmet overrated.
*taksiye biniyorsanız kesinlikle ama kesinlikle telefondan harita açın. çünkü asla gidecekleri yeri bilmezler. geçen gün kadıköy'de bir taksici "ortaköy neredeydi? mecidiyeköy'ün altı mı?" dedi. 70 iq'larıyla sizi kandırmaya çalışırlar. bir de asla bilmiyorsanız bile gideceğiniz yeri biliyormuş gibi bir hava takının.
*bilmediğiniz bir yere gidiyorsunuz ve minibüçüye söylediniz. o size hatırlatacağını söyledi diye güvenmeyin. yolculardan birine sorun daha sorumlu hissederler kendilerini. minibüsçüye kaldıysanız da shrek gibi minibüsçüyü delirtene kadar defalarca sorun. geldik mieeeee?
*bir şeyin önünde sıra varsa sosyal medyada popüler olmuştur ve yüzeysel bir yerdir. asla oraya girmeyin. sıraya da girmeyin komik gözüküyor.
*adalarda'ki faytonlara asla binmeyin.
*tanımadığınız insanlara asla güvenmeyin. her bok çıkabilir.
*birisi yolunuzu kesip "yanlış anlama dilenci değilim" ile cümleye giriş yapıyorsa sinyalcidir. bu da dilenci olduğunu gösterir. çelişki dolu insanlarla muhattap olmayın.
*yürürken önünüze bakın malak gibi yürümeyin her yer insan.
*anadolu yakasında e5 yakayı sosyoekonomik olarak bıçak gibi ikiye böler. 500 metrede çevrenizin nasıl değiştiğine şaşırırsınız. gezilecek, gidilecek yerler sahile bakan taraftadır. oturulacak yerlerde tabii ki. paranız yeterse...
*dudullu'ya gitmeyin.
*yağmurlu günlerde kaldırımın yola bakan tarafından yürümeyin.
*kimseyle gereksiz muhabbete girmeyin deli dolu.
*bir deli görürseniz de sizin de deli olduğunuzu ona hissettirin. tırsak durmayın. ağzınıza sıçar.
*arabanız varsa başkasının evinin önüne park etmeyin. olay çıkar.
*kadıköy rıhtım tarafında yemek yemeyin. çok sarhoş değilseniz :)
*gece içtikten sonra ayık 24'e gidebilirsiniz. çorbaları güzeldir. (lokasyon kadıköy)
*karaköy'deki hipster kafelere gitmeyin. bohem adı altında özenti dolu leş gibi bir ortamda bir çay ve tatlıya 50 tl verip götünüze baka baka çıkarsınız.
* her yerden benzin almayın.
*sahilde bisiklet yolundan yürümeyin. üsküdar'dakine bakmayın o göstermelik. orada asla bisiklete binmeyin. hatta üsküdar'a gitmeyin bile bence.
*marmaray'da, sirkeci'de indiyseniz asla merdivenleri kullanmayın. khazad-dumgibi kazmışlar. asansörü kullanın.
*öğleden sonra simit alacaksanız asla "simitler taze geldi, akşam simidi" gibi teranelere inanmayın. yok öyle bir şey.
*kadıköy osmanağa camiinin oradaki durakların arkasında oturmayın. orada hep sapık amcalar oturur.
*aynı şekilde semtin yabancısıysanız haldun taner'in çaprazındaki tuvaletin olduğu parktan geçecekseniz olabildiğince hızlıca geçin. haldun taner yanındaki heykelin yanındaki parkta da oturmayın.
*içip içip sokaklara işemeyin diyecem ama yapacaksınız.
*kadıköy boğa heykelinde buluşacaksanız asla heykelin yanında durmamalısınız. iki tarafta heykeli gören bir yere geçer ve orada birbirlerini görüp buluşurlar.
*kadıköy, taksim, beşiktaş tarzı insanların kalabalık olduğu yerlerde mutant tipli bir ayakkabı boyacısı size yaklaşıp ayakkabınızı "içinden geldiği için" boyamak istiyorsa boyatmayın. para alana kadar bırakmaz.
*sahilde elinde tavşan olan garip birisini görürseniz uzaklaşın. tavşanı sevdiğiniz için sizden para isteyebilir.
*çok kısa vaktinizi alabilir miyim? diye soran birine asla var demeyin. sizden ya para istiyordur ya da dolaylı yoldan para istiyordur.
*bildiğiniz bir ürünü farklı bir yerden alacaksanız ya da bilmediğiniz bir ürünü yine aşina olmadığınız bir yerden alacaksanız "bu ne kadar?" gibi bir soru sormayın. az çok fiyatını biliyorsanız; "bunun fiyatı şu muydu?" ya da "bu ne kadardı?" gibi bildiğinizi varsayan şekilde sorun. yoksa iki katı fiyatına kitlerler.
*moda sahile giderken 2 bira mı alsam 3 mü? diye düşünmeyin. 3 alın.
*maç günleri olabildiğince yer üstü ulaşımdan uzak durun.
*bir yerde robocop gibi polisler görürseniz orada ya bir olay olmuştur ya da olacaktır ona göre hazırlıklı olun.
*karşıdan karşıya geçerken minibüsçü ve taksilere güvenmeyin. yavaşlamazlar.
*sarı dolmuşlara biner binmez (ilk duraktan biniyorsanız) şoför koltukta yoksa şoför geldiğinde hemen parayı uzatmayın özellikle arkada oturuyorsanız. çünkü öndeki de henüz uzatmamıştır ve uyuz olur. fakat bana ne diyorsanız devam edin.
*otobüse ilk bindiğinizde bir yer boşaldıysa daha siz binerken hemen geçip oraya oturmayın. sizden önce ayakta olanların oturmasını bekleyin. bu aslında çok basit, yazılı olmayan bir görgü kuralı fakat çoğu öküz buna uymaz. siz öküz olmayın.
*dükkanın önünde sığır gibi bağıran gıda işletmelerine girmeyin. hem yemekleri kötüdür hem de çomarlardır.
*kampanya yazan her hangi bir şeyden uzak durun.
*fazla akbili olan var mı? sorusuna kayıtsız kalmayın. yarın sizin ki bitecek. az insan olun.
*minibüse (özellikle sabah) asla ama asla 200 tl vermeyin.
*otobüse at sokmayın. çünkü sığmazlar. binin.
*taksim'e gitmeyin. oranın istanbul ile bir alakası kalmadı.
*galata kulesi ve kız kulesi tamamen overrated'dır. boşuna gitmeyin.
*midyeci ahmet overrated.
*taksiye biniyorsanız kesinlikle ama kesinlikle telefondan harita açın. çünkü asla gidecekleri yeri bilmezler. geçen gün kadıköy'de bir taksici "ortaköy neredeydi? mecidiyeköy'ün altı mı?" dedi. 70 iq'larıyla sizi kandırmaya çalışırlar. bir de asla bilmiyorsanız bile gideceğiniz yeri biliyormuş gibi bir hava takının.
*bilmediğiniz bir yere gidiyorsunuz ve minibüçüye söylediniz. o size hatırlatacağını söyledi diye güvenmeyin. yolculardan birine sorun daha sorumlu hissederler kendilerini. minibüsçüye kaldıysanız da shrek gibi minibüsçüyü delirtene kadar defalarca sorun. geldik mieeeee?
*bir şeyin önünde sıra varsa sosyal medyada popüler olmuştur ve yüzeysel bir yerdir. asla oraya girmeyin. sıraya da girmeyin komik gözüküyor.
*adalarda'ki faytonlara asla binmeyin.
*tanımadığınız insanlara asla güvenmeyin. her bok çıkabilir.
*birisi yolunuzu kesip "yanlış anlama dilenci değilim" ile cümleye giriş yapıyorsa sinyalcidir. bu da dilenci olduğunu gösterir. çelişki dolu insanlarla muhattap olmayın.
*yürürken önünüze bakın malak gibi yürümeyin her yer insan.
*anadolu yakasında e5 yakayı sosyoekonomik olarak bıçak gibi ikiye böler. 500 metrede çevrenizin nasıl değiştiğine şaşırırsınız. gezilecek, gidilecek yerler sahile bakan taraftadır. oturulacak yerlerde tabii ki. paranız yeterse...
*dudullu'ya gitmeyin.
*yağmurlu günlerde kaldırımın yola bakan tarafından yürümeyin.
*kimseyle gereksiz muhabbete girmeyin deli dolu.
*bir deli görürseniz de sizin de deli olduğunuzu ona hissettirin. tırsak durmayın. ağzınıza sıçar.
*arabanız varsa başkasının evinin önüne park etmeyin. olay çıkar.
*kadıköy rıhtım tarafında yemek yemeyin. çok sarhoş değilseniz :)
*gece içtikten sonra ayık 24'e gidebilirsiniz. çorbaları güzeldir. (lokasyon kadıköy)
*karaköy'deki hipster kafelere gitmeyin. bohem adı altında özenti dolu leş gibi bir ortamda bir çay ve tatlıya 50 tl verip götünüze baka baka çıkarsınız.
* her yerden benzin almayın.
*sahilde bisiklet yolundan yürümeyin. üsküdar'dakine bakmayın o göstermelik. orada asla bisiklete binmeyin. hatta üsküdar'a gitmeyin bile bence.
*marmaray'da, sirkeci'de indiyseniz asla merdivenleri kullanmayın. khazad-dumgibi kazmışlar. asansörü kullanın.
*öğleden sonra simit alacaksanız asla "simitler taze geldi, akşam simidi" gibi teranelere inanmayın. yok öyle bir şey.
*kadıköy osmanağa camiinin oradaki durakların arkasında oturmayın. orada hep sapık amcalar oturur.
*aynı şekilde semtin yabancısıysanız haldun taner'in çaprazındaki tuvaletin olduğu parktan geçecekseniz olabildiğince hızlıca geçin. haldun taner yanındaki heykelin yanındaki parkta da oturmayın.
*içip içip sokaklara işemeyin diyecem ama yapacaksınız.
devamını gör...
boltzmann sabiti
avusturyalı fizikçi ludwig boltzmann tarafından tanımlanmış olan, mutlak sıcaklık ile kinetik enerji arasındaki ilişkiyi tanımlayan ve k harfiyle gösterilen sayı.
yaklaşık olarak 1.3807 x 10-²³ m².kg.s-².k-¹ değerindedir.
yaklaşık olarak 1.3807 x 10-²³ m².kg.s-².k-¹ değerindedir.
devamını gör...
vasıfsız (yazar)
tanıştırayım, abıcamın oğlu vasıfsız.
bir diğer kuzenim de kayıtsız.
biz - sızlaroğlu derebeyliği kurmaya karar verdik.
şimdilik 3 kişiyiz ama sayımız git gide artıyor.
bir çocuğumuz olursa onun adını da hayırsız koyacağız.
bir diğer kuzenim de kayıtsız.
biz - sızlaroğlu derebeyliği kurmaya karar verdik.
şimdilik 3 kişiyiz ama sayımız git gide artıyor.
bir çocuğumuz olursa onun adını da hayırsız koyacağız.
devamını gör...
ezan sesi
türkiye cumhuriyeti anayasında devletin dini olmamasına rağmen herkesin yüksek sesle dinlemek zorunda olması ve buna saygı göstermek zorunda bırakılan ses.
1. türkiye anayasasına göre devletin resmi dini yoktur.
2. her birey kendi dinini yaşamakta özgürdür ama başkasına dayatmak insan hakları ihlalidir.
3. çoğunluk bir dine ait olsa da azınlık buna maruz kalmak zorunda bırakılamaz.
4. gittiğin yerin kurallarına uymak saygı göstermek, o toplumun rahatsız edici dini çağrı sesine katlanmayı gerektirmez( hangi din olursa)
5. ezan sesine, veya çan sesine rahatsız olunduğu için karşı çıkmak din düşmanlığı değildir. ezan sesinin rahatsız ettiği kadar çan sesi de rahatsız ediyorsa, çan sesine de karşı çıkmak en doğal durumdur ve karşı çıkılmalıdır.
6. ezan sesini savunmak ( muhammed’in kitabını okuyan bilir) dini savunmakla alakalı bir durum değildir. dini bilmemektir.
7. din insanın kendi içinde yaşadığı bir inanç sistemidir. insanın dışında yaşayıp gösteri yaptığı bir araç değil.
8. saygı duymak zorunda değilsin ama başka inançlara ve inançsızlara saygısızlık edip aşağılamak, onları yok saymak, hakaret edip baskı göstermek suçtur.
ekleme: müslüman insanlardan gelen tepkilerde nedense hakaret içerikli "yorumlar" var. farklı fikirlere ve çözüm bulmaya çalışmamayı anlayabiliyorum. toplumumuz yeterli zihin yapısına henüz erişememiş olabilir.
ben diyeceğim ki: "ezan sesinden rahatsız olan insanlar var."
bunu oturup, konuşup ortak bir yol bulmak, birbirimizi anlamak yerine, hakaret içerikli saygısız cümlelerle yanıt veriyoruz. "benim inancım bu, beğenmiyorsan defol git" manasına gelen cümleler; ne inandığın dine yakışır ne de demokratik, insan haklarına saygılı bir devlete yakışır.
1. türkiye anayasasına göre devletin resmi dini yoktur.
2. her birey kendi dinini yaşamakta özgürdür ama başkasına dayatmak insan hakları ihlalidir.
3. çoğunluk bir dine ait olsa da azınlık buna maruz kalmak zorunda bırakılamaz.
4. gittiğin yerin kurallarına uymak saygı göstermek, o toplumun rahatsız edici dini çağrı sesine katlanmayı gerektirmez( hangi din olursa)
5. ezan sesine, veya çan sesine rahatsız olunduğu için karşı çıkmak din düşmanlığı değildir. ezan sesinin rahatsız ettiği kadar çan sesi de rahatsız ediyorsa, çan sesine de karşı çıkmak en doğal durumdur ve karşı çıkılmalıdır.
6. ezan sesini savunmak ( muhammed’in kitabını okuyan bilir) dini savunmakla alakalı bir durum değildir. dini bilmemektir.
7. din insanın kendi içinde yaşadığı bir inanç sistemidir. insanın dışında yaşayıp gösteri yaptığı bir araç değil.
8. saygı duymak zorunda değilsin ama başka inançlara ve inançsızlara saygısızlık edip aşağılamak, onları yok saymak, hakaret edip baskı göstermek suçtur.
ekleme: müslüman insanlardan gelen tepkilerde nedense hakaret içerikli "yorumlar" var. farklı fikirlere ve çözüm bulmaya çalışmamayı anlayabiliyorum. toplumumuz yeterli zihin yapısına henüz erişememiş olabilir.
ben diyeceğim ki: "ezan sesinden rahatsız olan insanlar var."
bunu oturup, konuşup ortak bir yol bulmak, birbirimizi anlamak yerine, hakaret içerikli saygısız cümlelerle yanıt veriyoruz. "benim inancım bu, beğenmiyorsan defol git" manasına gelen cümleler; ne inandığın dine yakışır ne de demokratik, insan haklarına saygılı bir devlete yakışır.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
fikret kızılok - gönül
devamını gör...
kedi mamalarına aralıksız zam gelmesi
bana zam gelmeyen bir tek şey söyle, söyle sonsuza inanayım.*
gerçekten üzücü bir durum. öğrencilerimle birlikte kedilere dostluk maması almak için kumbara yapmıştık. herkes pazartesi günleri 1 tl atıyor kumbaraya. eskiden bizi çok uzun süre götürürdü, şimdilerde çok kısa sürede kumbaranın dibini görür olduk. hayır alıştı şapşikler okulun kapısına "mamaya zam geldi az yiyin" de diyemiyorsun.*
gerçekten üzücü bir durum. öğrencilerimle birlikte kedilere dostluk maması almak için kumbara yapmıştık. herkes pazartesi günleri 1 tl atıyor kumbaraya. eskiden bizi çok uzun süre götürürdü, şimdilerde çok kısa sürede kumbaranın dibini görür olduk. hayır alıştı şapşikler okulun kapısına "mamaya zam geldi az yiyin" de diyemiyorsun.*
devamını gör...
1,5 yaşındaki bebeklerini komşuya bırakıp intihar eden çift
aile bireyleri yardımcı olmadıkları için suçludur.
komşuları bu durumu devleti temsil eden kurumlara bildirmediği için suçludur.
muhtardan belediye başkanı ve devletin bilumum sosyal yardım çalışanları ve en sonunda da devletin ve hükümetin başı suçludur.
bu iki masum ve cennet gülü bebekleri dilerim ki ahirette bu anlarında yanlarında olmaları gerekirken olmayan herkesi cehenneme tekmeler.
komşuları bu durumu devleti temsil eden kurumlara bildirmediği için suçludur.
muhtardan belediye başkanı ve devletin bilumum sosyal yardım çalışanları ve en sonunda da devletin ve hükümetin başı suçludur.
bu iki masum ve cennet gülü bebekleri dilerim ki ahirette bu anlarında yanlarında olmaları gerekirken olmayan herkesi cehenneme tekmeler.
devamını gör...
agoranom
antik yunan, bizans şehir devletlerinde ticari yaşamda çok önemli yeri olan bir görevli.
satılan ürünlerin kalitesinin denetimi, kullanılan ölçü birimlerinin doğruluğunun tespiti, ticaret ve nakliye işleriyle bazı vergilerin tahsili gibi işleri yürüten memurlardır.
bugünkü manada belediye zabıtası, polis ve vergi müfettişi ve tahsildar birleşimi önemli bir görev yapmaktaydılar. esnaflar arasındaki, esnaflarla tüketiciler arasındaki tartışmaları çözmek te bunların görevleri arasındaydı.
agoranomlar kurayla atanırlar ve ellerinde kırbaç taşırlardı, bu kırbaç gerektiğinde hızlı ceza verme yetkisine sahip olduklarının göstergesiydi. agoranomlar helenistik dönemde ve tüm roma periyodu boyunca varlıklarını sürdürmüşlerdir.
agoranomların atanma yetkisi başrahiplerde iken daha sonraları krallara verildi.
kralların halkın sorunları ve ticaretle ilgili konularda bilgi almak için agoranomlarla toplantılar yapması bu görevlilerin ne kadar önemli görüldüğünü göstermekteydi. agoranomlar logisteias ( şehir muhasebecisi) adındaki memurlarla beraber çalışırlardı.
romada benzer görev yürüten memurlara aedile veya kuratör ünvanı veriliyordu.kudüs gibi aktif ticaret hayatı olan bazı şehirlerde bu ünvan ve memurluk sistemi farklı isimlerde uygulanmıştır.
zamanla agoranom bağış ve hayır yapanlara onursal bir ünvan olarak verilmeye başlandı.
modern yunanda manası değişsede bu ünvan hali hazırda hala kullanılmaktadır.
satılan ürünlerin kalitesinin denetimi, kullanılan ölçü birimlerinin doğruluğunun tespiti, ticaret ve nakliye işleriyle bazı vergilerin tahsili gibi işleri yürüten memurlardır.
bugünkü manada belediye zabıtası, polis ve vergi müfettişi ve tahsildar birleşimi önemli bir görev yapmaktaydılar. esnaflar arasındaki, esnaflarla tüketiciler arasındaki tartışmaları çözmek te bunların görevleri arasındaydı.
agoranomlar kurayla atanırlar ve ellerinde kırbaç taşırlardı, bu kırbaç gerektiğinde hızlı ceza verme yetkisine sahip olduklarının göstergesiydi. agoranomlar helenistik dönemde ve tüm roma periyodu boyunca varlıklarını sürdürmüşlerdir.
agoranomların atanma yetkisi başrahiplerde iken daha sonraları krallara verildi.
kralların halkın sorunları ve ticaretle ilgili konularda bilgi almak için agoranomlarla toplantılar yapması bu görevlilerin ne kadar önemli görüldüğünü göstermekteydi. agoranomlar logisteias ( şehir muhasebecisi) adındaki memurlarla beraber çalışırlardı.
romada benzer görev yürüten memurlara aedile veya kuratör ünvanı veriliyordu.kudüs gibi aktif ticaret hayatı olan bazı şehirlerde bu ünvan ve memurluk sistemi farklı isimlerde uygulanmıştır.
zamanla agoranom bağış ve hayır yapanlara onursal bir ünvan olarak verilmeye başlandı.
modern yunanda manası değişsede bu ünvan hali hazırda hala kullanılmaktadır.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sözlükte komik bir şey gördüğümde hahahahah butonu arıyorum. olsa da kullansak..
devamını gör...
sami kanı
sameblod (sami blood), amanda kernell’in yazıp yönettiği, 2016 yapımı bir film. filmde sami halkının isveç’te yaşadıkları ve maruz kaldıkları ayrımcı davranışlar genç bir kız özelinde anlatılıyor. film, kendisine “christina” olarak seslenilen yaşlı bir kadının, kızkardeşinin cenaze töreni dolayısıyla, çocukluğunun geçtiği yere oğlu ve torunu ile birlikte dönmesiyle başlıyor. buradan sonrasını biraz spoiler'lı anlatacağım.
--! spoiler !--
christina orada olmayı pek istemiyor, yolculuk esnasında oğluna samileri sevmediğini, onların hırsız ve yalancı olduklarını söylüyor. dillerini konuşmayı reddediyor ve anlamadığını söylüyor, kızkardeşinin ailesinin olduğu yerde kalmak yerine otelde kalmayı tercih ediyor. sonrasında geriye dönüşlerle kadının gençlik yıllarına tanık oluyoruz.
elle marja, 14 yaşında bir sami kızı ve 1930’lu yıllarda küçük kızkardeşi njenna’yla yatılı bir okulda okumaya yollanıyor. burası, katı sınırları olan ve kurallara uymadıklarında dövülerek cezalandırıldıkları bir yer. isveççe öğrenmek zorundalar ve onların kültürüne uyum sağlamalılar, ancak yine de bir “lapon” olduklarını da unutmamalılar. hatta biyoloji araştırmaları için kafataslarının ölçülerinin alınmasına ve çırılçıplak fotoğraflarının çekilmesine de ses çıkarmamaları bekleniyor. ayrıca mahalledeki erkek çocukların ırkçı hakaretlerle onlara laf atmaları da katlanmaları gereken başka bir konu. ama bir gün elle marja daha fazla dayanamayıp babasından kalan bıçağını çekerek sözlerini geri almalarını istediğinde, gruptakiler onun elinden bıçağını alarak onu kulağından yaralıyorlar (samiler geyikleri damgalamak için onların kulağına kesik atıyorlar, erkek çocuklar da bu törenin bir taklidini yapıyor).
elle marja yoldan geçen genç isveçli askerlerin onu dansa davet etmesinden sonra, öğretmenin kıyafetlerini çalarak gizlice dansa gidiyor ve orada onu oraya çağıran niklas’la tanışıyor, ama çok geçmeden yakalanıp okula geri götürülüyor ve dövülerek cezalandırılıyor. danstayken onu aramaya gelen kardeşi njenna’yı tanımamazlıktan gelmesi ve aşağılaması, kardeşinin ve okuldaki diğer çocukların ona soğuk davranmasına neden oluyor. elle marja, yaşadığı tüm olumsuzlukların sebebinin “lapon” olması olduğunu düşünerek, ailesi ve geçmişiyle bağlarını koparmak ve öğretmen olmak için uppsala şehrine kaçıyor. orada kendini “christina” olarak tanıttığı niklas’ın evinde bir gece kaldıktan sonra niklas’ın ailesi nedeniyle oradan ayrılıyor ve geceyi parkta geçirip oradaki okula kaydoluyor. biraz zor da olsa okula kabul edilmesi ve kendine yeni bir arkadaş çevresi edinmesinin ardından ise, eline 200 kronluk okul faturası tutuşturuluyor.
yeni adıyla “christina”, faturayı ödeyebilmek için niklas’tan yardım istemek üzere onun evine gidiyor. ancak niklas’ın doğum günü partisi için orada bulunan arkadaşları onun sami olduğundan haberdarlar ve onu türlü aşağılamalara maruz bırakıyorlar. christina, niklas’tan da istediği yardımı alamayınca, parayı bulabilmek için ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor. annesine durumu anlatıp babasından kalan gümüş kuşağı satmak istediğini söylüyor, annesi izin vermediğinde de onlarla yaşamak istemediğini anlatıyor ve annesi de bunun üzerine onu kovuyor. ancak ertesi sabah yine de istediği gümüş kuşağı ona verip tek kelime etmeden yanından ayrılıyor.
tüm bu yaşadıklarını düşünen yaşlı kadın, otelde eğlenen kalabalığın yanından ayrılarak kız kardeşinin tabutunun yanına gidiyor ve ondan kendisini affetmesini istiyor, ardından bir tepeye çıkarak samilerin yaşadığı yere gittiğinde film sona eriyor.
filmde beni en çok etkileyen sahnelerden ilki, araştırma için okula gelen biyologların olduğu sahneydi. elle maria, isveççe okumada başarılı olduğu için gelen ekibi okulun önünde karşılama sözlerini söyleme ve hediyelerini takdim etme görevine seçilmişti. biraz utangaçtı, ama biraz da mutluluk duyuyordu; fakat daha sonra neler olacağından habersizdi. içeriye geçmeleri söylendikten sonra kafasının çeşitli yerleri ölçüldü, ancak onun tüm bunların ne için olduğu sorusuna kimse cevap vermeye bile tenezzül etmedi. daha sonra kıyafetlerini çıkarmalarını istediklerinde de ondan örnek bir öğrenci olmasını bekliyorlardı, o da istemeye istemeye sustu ve dediklerini yapmak zorunda kaldı. sıra diğer öğrencilere ve kardeşine geldiğinde, artık her flaş patlayışında irkiliyordu.
benim için bir diğer etkileyici sahne, isveçli öğretmenin elle maria’yla olan konuşmasıydı. genç kız, uppsala’daki okula geçmek istediğini söyleyip ne yapması gerektiğini sormuştu. öğretmeni de orada okumasının zor olduğunu, sertifika ve evrak gerektiğini, ona referans olamayacağını söyleyip başından savmak için cevaplar sıralarken elle maria’nın ısrar etmesiyle şu cevabı vermişti: “zekan sadece buraya yeterli. bilimsel raporlara göre şehre uygun insanlar değilsiniz. beyniniz… gerekli donanıma sahip değilsiniz. ya burada kalırsın ya da ölürsün.”
son olarak, elle maria’nın gördüğü rüya sahnesinden etkilendim. annesine onlarla yaşamak istemediğini söyledikten sonra çadırdan kovulmuş, dışarıda uyuyordu. rüyasında ise sisler içerisinde, etrafında bir ren geyiği sürüsüyle birlikteydi. elindeki ipi öfkeyle sağa sola savurduktan sonra ren geyiklerinden birini boynuzundan yakalamış, ardından büyük bir çaba sarf ederek onu yanına çekip öldürmüştü. öldürdükten sonra nefes nefese yerdeki kan birikintisine bakıyordu. sabah, annesi yanına gelip gümüş kemeri ona verdiğinde o da tek kelime etmemişti, artık onun da damarlarında sami kanı yoktu.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
christina orada olmayı pek istemiyor, yolculuk esnasında oğluna samileri sevmediğini, onların hırsız ve yalancı olduklarını söylüyor. dillerini konuşmayı reddediyor ve anlamadığını söylüyor, kızkardeşinin ailesinin olduğu yerde kalmak yerine otelde kalmayı tercih ediyor. sonrasında geriye dönüşlerle kadının gençlik yıllarına tanık oluyoruz.
elle marja, 14 yaşında bir sami kızı ve 1930’lu yıllarda küçük kızkardeşi njenna’yla yatılı bir okulda okumaya yollanıyor. burası, katı sınırları olan ve kurallara uymadıklarında dövülerek cezalandırıldıkları bir yer. isveççe öğrenmek zorundalar ve onların kültürüne uyum sağlamalılar, ancak yine de bir “lapon” olduklarını da unutmamalılar. hatta biyoloji araştırmaları için kafataslarının ölçülerinin alınmasına ve çırılçıplak fotoğraflarının çekilmesine de ses çıkarmamaları bekleniyor. ayrıca mahalledeki erkek çocukların ırkçı hakaretlerle onlara laf atmaları da katlanmaları gereken başka bir konu. ama bir gün elle marja daha fazla dayanamayıp babasından kalan bıçağını çekerek sözlerini geri almalarını istediğinde, gruptakiler onun elinden bıçağını alarak onu kulağından yaralıyorlar (samiler geyikleri damgalamak için onların kulağına kesik atıyorlar, erkek çocuklar da bu törenin bir taklidini yapıyor).
elle marja yoldan geçen genç isveçli askerlerin onu dansa davet etmesinden sonra, öğretmenin kıyafetlerini çalarak gizlice dansa gidiyor ve orada onu oraya çağıran niklas’la tanışıyor, ama çok geçmeden yakalanıp okula geri götürülüyor ve dövülerek cezalandırılıyor. danstayken onu aramaya gelen kardeşi njenna’yı tanımamazlıktan gelmesi ve aşağılaması, kardeşinin ve okuldaki diğer çocukların ona soğuk davranmasına neden oluyor. elle marja, yaşadığı tüm olumsuzlukların sebebinin “lapon” olması olduğunu düşünerek, ailesi ve geçmişiyle bağlarını koparmak ve öğretmen olmak için uppsala şehrine kaçıyor. orada kendini “christina” olarak tanıttığı niklas’ın evinde bir gece kaldıktan sonra niklas’ın ailesi nedeniyle oradan ayrılıyor ve geceyi parkta geçirip oradaki okula kaydoluyor. biraz zor da olsa okula kabul edilmesi ve kendine yeni bir arkadaş çevresi edinmesinin ardından ise, eline 200 kronluk okul faturası tutuşturuluyor.
yeni adıyla “christina”, faturayı ödeyebilmek için niklas’tan yardım istemek üzere onun evine gidiyor. ancak niklas’ın doğum günü partisi için orada bulunan arkadaşları onun sami olduğundan haberdarlar ve onu türlü aşağılamalara maruz bırakıyorlar. christina, niklas’tan da istediği yardımı alamayınca, parayı bulabilmek için ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor. annesine durumu anlatıp babasından kalan gümüş kuşağı satmak istediğini söylüyor, annesi izin vermediğinde de onlarla yaşamak istemediğini anlatıyor ve annesi de bunun üzerine onu kovuyor. ancak ertesi sabah yine de istediği gümüş kuşağı ona verip tek kelime etmeden yanından ayrılıyor.
tüm bu yaşadıklarını düşünen yaşlı kadın, otelde eğlenen kalabalığın yanından ayrılarak kız kardeşinin tabutunun yanına gidiyor ve ondan kendisini affetmesini istiyor, ardından bir tepeye çıkarak samilerin yaşadığı yere gittiğinde film sona eriyor.
filmde beni en çok etkileyen sahnelerden ilki, araştırma için okula gelen biyologların olduğu sahneydi. elle maria, isveççe okumada başarılı olduğu için gelen ekibi okulun önünde karşılama sözlerini söyleme ve hediyelerini takdim etme görevine seçilmişti. biraz utangaçtı, ama biraz da mutluluk duyuyordu; fakat daha sonra neler olacağından habersizdi. içeriye geçmeleri söylendikten sonra kafasının çeşitli yerleri ölçüldü, ancak onun tüm bunların ne için olduğu sorusuna kimse cevap vermeye bile tenezzül etmedi. daha sonra kıyafetlerini çıkarmalarını istediklerinde de ondan örnek bir öğrenci olmasını bekliyorlardı, o da istemeye istemeye sustu ve dediklerini yapmak zorunda kaldı. sıra diğer öğrencilere ve kardeşine geldiğinde, artık her flaş patlayışında irkiliyordu.
benim için bir diğer etkileyici sahne, isveçli öğretmenin elle maria’yla olan konuşmasıydı. genç kız, uppsala’daki okula geçmek istediğini söyleyip ne yapması gerektiğini sormuştu. öğretmeni de orada okumasının zor olduğunu, sertifika ve evrak gerektiğini, ona referans olamayacağını söyleyip başından savmak için cevaplar sıralarken elle maria’nın ısrar etmesiyle şu cevabı vermişti: “zekan sadece buraya yeterli. bilimsel raporlara göre şehre uygun insanlar değilsiniz. beyniniz… gerekli donanıma sahip değilsiniz. ya burada kalırsın ya da ölürsün.”
son olarak, elle maria’nın gördüğü rüya sahnesinden etkilendim. annesine onlarla yaşamak istemediğini söyledikten sonra çadırdan kovulmuş, dışarıda uyuyordu. rüyasında ise sisler içerisinde, etrafında bir ren geyiği sürüsüyle birlikteydi. elindeki ipi öfkeyle sağa sola savurduktan sonra ren geyiklerinden birini boynuzundan yakalamış, ardından büyük bir çaba sarf ederek onu yanına çekip öldürmüştü. öldürdükten sonra nefes nefese yerdeki kan birikintisine bakıyordu. sabah, annesi yanına gelip gümüş kemeri ona verdiğinde o da tek kelime etmemişti, artık onun da damarlarında sami kanı yoktu.
--! spoiler !--
devamını gör...
otuz yaş üstü normal sözlük ablalarına bir şarkı gönder
otuz yaş üstü hatta kırk yaş üstü bir abla olarak benden küçük tüm arkadaşlarıma armağanım olsun.
buradan
buradan
devamını gör...

