bir de “açlık yoh bu ülkede yeğen, bunu diyenler hep zengin.” diyen bilinçsiz ve kaygısız insanlar var ya, asıl onlar beni deli ediyor. suriyelilere yardımlar akıtıyoruz, iyi güzel, devlet herkese yardım etmeli ama ilk kendi vatandaşına yardım etsene be güzel ülkem! nasıl ödeyeceksin bu ailenin hakkını? o 19, 20 yaşındaki gençlerin gelecek hayallerini yıkmışsın ülkem, nasıl geri getireceksin o hayalleri? ne zaman önemseyeceksin tarım işçisini? ne zaman destek çıkacaksın, yardım eli uzatacaksın? gerçekten anlayamıyorum artık, ülke nereye gidiyor, neler oluyor. hiç.
devamını gör...

kadının vücudu hakkında o kadın dışında hiç kimsenin söz hakkı yoktur.

haddiniz olmayan işler hakkında atıp tutmayı bırakın lütfen.
devamını gör...

ailelerin çocuklarına yaptığı psikolojik şiddettir. küçücük yaşta başlayan bu kıyaslamalar çocuklarda derin yaralara yol açabilir. ayrıca daha tam olarak tanımadığı akranından sırf kıyaslanma durumu olduğu için nefret bile edebilir.
çocuklarının iyiliğini düşünürken dozu kaçıran ebeveynler; onların geleceğin yetişkinleri olduğunu unutup istedikleri yöne doğru yuvarlarlar.

herkesin mutlaka kıyaslandığı bir çocuk vardır küçüklüğünde.
komşunun çocuğu, kuzen, okuldan bir arkadaş ya da herhangi birinin çocuğu..
ebeveynlerin her durumda o çocukları örnek gösterip kendi çocuklarını adeta işe yaramaz olarak görmeleri akla mantığa sığmayacak derecede komik.

oysaki çocuklarının, kıyaslandığı çocuklarla eşit şartlara sahip olmadığını düşünebilecek bir zekâya sahipken, bunları es geçip çocuğu sözde yüreklendirmek adına kıyaslamalara devam ederler.
bu yüzden bir konuda kendimizden daha başarılı insanları çekemez olduk en iyisi ben olacağım diye. vakti zamanında yanlış yöntemlerle büyütülen onca çocuk şimdilerin ebeveyni. ve onlarda hâlâ aynı hatayı yapıp küçücük yaşta evlatlarına rakip çıkarıyorlar. bu kıyaslama durumu onları daha başarılı yapmıyor ne yazık ki. keşke yanlışlarının farkında olabilseler. koca bir nesil yetişiyor bu zırvalıklarla.
devamını gör...

kendisi zamanının en medyatik figürlerinden birisi idi. üniversite yıllarında amerikan futbol rekorlarını alt üst etti, sonrasında ününü biraz paraya dönüştürmek için medyatik olmaya karar verdi ancak bu kardeşimiz eski eşini ve eski eşinin arkadaşını vahşice katleden bir şerefsizdir. abimizin bu cinayet için duruşmaları ise bir tiyatro idi. hukukçu veya hukuk okuyan yazarlar ise bu davayı büyük ihtimalle biliyorlardır. bununla birlikte bu dava paranın gücünü gösterme açısından çok çarpıcı bir örnektir.
bu dönem ile ilgili iki tane içeriği aşağıya bıraktım. şu anda kendisi serbest ancak hayatını nerede sürdürdüğüne dair bir bilgim yok.
(bkz: american crime story 1. sezon)
(bkz: oj: made in america) (yanılmıyorsam oscar almış bir belgesel, 5 bölümden oluşuyor)

az önce tiyatro dememin sebebi ise bu davadan beraat etmesidir ve bu iki içeriği izleyerek daha detaylı bir bilgi edinebilirsiniz.

ek bilgi 1: kendisi kim kardashian'ın babası robert kardashian ile oldukça yakınlardı ve söylentiye göre kendisi kim kardashian'ın vaftiz babasıdır.
ek bilgi 2: kendisi 2005 yılında hapis cezasına çarptırılmış ancak cinayet değil, hırsızlık suçundan yargılanmıştır.
devamını gör...

hiçbir alışkanlığım hayat kalitemi yükseltmiyor.
alışkanlıklar sadece sizi değiştirir.
hayat aynı
hamam aynı
tas aynı.
devamını gör...

birinin kendisinin yahut bir başkasının egosunu, yine bir başkasının tatmin etmesini isteme olayı.

insan bi' duruyor düşünüyor, onun verdiği oyla benimki bir mi diye?
kahrolsun ego wars!
devamını gör...

öncelikle bu bir ifade özgürlüğü değildir, bir duygu durumudur. toplumun hiçbir kesimini sevmek zorunda değilsiniz, eyvallah.
ama meseleyi sübjektif zeminde ele alıyorsanız kusura bakmayın da bilinçaltınızda bir hastalık var demektir.
yani şöyle bir şey olabilir mi: ben fransızları sevmiyorum yaa!
sevme kardeşim bana ne! ben de italyanlara hastayım noolacak şimdi?

abi şimdi gidiyorsun, toplu iğnenin ucuyla işaret parmağını hafifçe kanatıyorsun tamam mı? eğer kanın mavi akmıyorsa sonsuza kadar ifadeni özgürleştirmiyorsun. kapiş?
devamını gör...

şöyle hareketler yaptırdığı için evet, çok tehlikelidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benimdir o.. hemde oyle boyle değil.
hem boyle cetvel ile ellere vurma falan değil, direk kafaya vurma direk kulakları cekme.
kulaklarımın büyük olmasını sanırım ilk okul hocama borcluyum.kendisini hatırladıgım ilk aklıma gelen anılardandır yediğim dayaklar.
üstteki yazarlarında dediği gibi, “eti senin kemiğin bizim” nesliyimdir.(hatta biizimkiler kemiklerimi de verirdi)
devamını gör...

2021 ekim’de, daha yepisyeni, taze taze, sıcacık yayımlanmış olan (bkz: selahattin demirtaş) kitabıdır.

açıkçası şunu söylemeliyim, bu kitabı okuduktan sonra, selahattin demirtaş politikayla ilgilenmese idi şayet, çok iyi bir edebiyatçı olabilirmiş diye düşünüyorum. yahut edebiyatı iyi olduğu için politikacı olmuştur belki, mümkün… *

öncelikle kitap öykü kitabı. kitap bölümleri, kitaptaki karakterlerin, kitap içerisindeki olayları kendi ağızlarından anlatmaları/yorumlamaları üzerinden ilerliyor…

selahattin demirtaş kitabı yazarken çok zorlamamış, kasmamış. tüy gibi hafif bir hikaye. tüy gibi hafif derken, fazla sarmal bir hikaye. tuhaf rastlantılar, değişik kurgular barındırıyor. yani içerik değil, akıcılık açısından çok hafif bir kitap demek istiyorum. böyle biranın yanına açtığınız tuzlu fıstık hiç dokunulmamış gibi durur uzun süre ama bir anda zönkk diye biter de nasıl bittiğini anlayamazsınız ya; işte öyle akıp gidiyor.

bir iki detay vermek istiyorum fakat hikayenin en baştan çok belli olacağını düşündüğüm için durduk yere spoiler küfrü yemeyi göze almamak en doğrusuymuş gibime geliyor.

mesela kitap içerisinde bir şarkı var, daha önce dinlememiştim hiç. bu kitaptan öğrenip merakla dinledim ve hemen ‘ege meyhane’ isimli spotify listeme ekledim. *

feyruz – ana la habibi şuradan tıklayarak ulaşabilir ve belki dinledikten sonra siz de benim gibi sevebilirsiniz.

hikaye güzel, kurgu güzel, kullanılan dil sade, azıcık mizahla tatlandırılmış falan enfes bir kitap. 2-3 saatlik bir okuma ile rahatlıkla bitirebileceğinizi söyleyebilirim…

birkaç ağır okumayı yaptıysanız bu aralar, bu kitabı dondurmalı irmik helvası tadında ayaküstü okuyabilirsiniz. bence bir şansı gerçekten hak edecek kadar iyi kitap…
devamını gör...

ulaşılamayan bir şeyi kötü diye nitelendirmek.
devamını gör...

yunan mitolojisinde yer alan bir karakter. argos prensesi. hikâyesi için (bkz: altın boynuz/@ateist kaplumbağa)
devamını gör...

erdal inönü, shp genel başkanlığı döneminde diğer sol parti liderleri ve parti yöneticileri ile birlikte birleşme mevzuularını konuşmak için bir restoranda buluşur.

garsonun "birşey almak ister misiniz, efendim" sorusu üzerine şöyle yanıt verir;

"teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz"

aklıma geldikçe halen gülerim. zekâ, zerafet ve mizahi dili tek potada eritebilen ender siyasetçilerden biriydi.

dibine not: başlığı en başından okuyarak, bu sayfaya gelirken bir şey fark ettim. siyasilerin bazı sözleri, beşer altışar kez yazılmış. okurken insanın ruhu daralıyor. cidden ileti sarfiyatı. tamam durumunuz yok okuyamadınız kesin. keşke durumunuz olmasa yazamasanız aynı zamanda.

(bkz: okumaya inanmak)
devamını gör...

mutlu şair görmedim. haliyle bizi bunaltan,çıkmazdaymış gibi düşündüren, acı çektiren,hayattan aldığımız hazzi azaltan ne varsa aslında bir nimet olduğunun örneğini şiirden görüyoruz.

mutluyken niye şiir yazayım ki anı yaşarım.

ne zaman derde kedere bürünsem şiire dönerim. meret de nankör değil gel başla der gibi. terapimi yapar çıkarım. o orda durur. derdim de orda durur. haliyle şiiri önemserim. kıymetlidir. vazgeçilmezdir.
devamını gör...

ülkemizdeki en iyi örneklerinden biri leyla ile mecnun dizisiydi, özellikle ilk sezonuyla.
devamını gör...

kış çok güzel bir mevsim, yaz mevsimi yasaklanmalı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tarifi yazan yazar ben oluyorum galiba.

gönlümden geçiyor ki yazıyorum bazen trollüğe vuruyorum ama onda bile gerçekten samimiyim.

ciddi biriyim evet ama hayatta asla kasıntı birisi olmadım. inanmadığımı savunmadım savunduğuma yanlışta olsa inandım.

haliyle tanımlarımda da bu anlattıklarımdan esintiler görmeniz mümkündür.

samimiyet güzel şeydir, düşmansan bile onu bile arkadan dolanmadan açık seçik yapacaksın.

insan bu kafayla hareket edince kendi gibi samimi bulduklarını kolayca ayırt edebiliyor. seviyorum sizi samimi yazarlar.
devamını gör...

normalde biyografik tanım girmekten hazzetmem fazla. ancak şeyh abdülvahid yahya için biyografiyi tekrar yazmak bile bi şereftir. fransa'da katolik bi ailenin çocuğu olarak doğdu. gençlik dönemine kadar fen,edebiyat,matematik ve felsefe öğrendi. kendisinin felsefe-edebiyat bölümünden diploması vardır. matematik okumak üzere tekrar kaydoldu lakin sağlık problemlerinden sebep bırakmak zorunda kaldı ve o dönemde metafiziğe ciddi merakı başladı. okülist cemaatlerle tanıştı ve onlara katılıp kısa sürede kabul gördü. hatta mason localarında bile bulunduğu, yüksek derecelere çıktığı, daha sonra spritüalist akımların olmazsa olmazı olan reenkarne inancıyla karşılaştıktan sonra ayrılıdğı nakledilir. hayatı 1910'da tanıştığı şeyh abdulhadi(ıvan agueli) ile değişir. şeyh abdulhadi bir şazeli tarikatı halifesidir. isveçli ressam ve yazardır. (türkçeye tercüme edilmiş bi romanı da var hatta). guenon onun vesilesiyle müslüman olarak abülvahid yahya adını almıştır. daha sonra kısa bi cezayir macerasından sonra fransa'ya dönmüş, kütüphanecilik yapmıştır. 1930'da eser tercümesi için gittiği mısır'da hayatının sonuna kadar kalmıştır. bu süreçte münzevi bi hayat sürdüğü ve sadece birkaç yakınıyla görüştüğü söylenir. hatta kendisi için kahire'de bir posta kutusu kiralandığı, okuyucu ve yakınlarıyla mektup yoluyla haberleştiği için, belli zamanlarda oraya gidip geldiği de naklolunur. arapça, sanskritçe, latince, yunanca, ibrânîce, ingilizce, almanca, italyanca, ispanyolca, lehçe ve rus dilini bilen ve akıcı konuşan şeyh, aynı zamanda metafizik ve sembolizm konusunda eşsizdir. eserlerinde her metafizik doktrinden kavramlar barındırsa da hinduizm,tasavvuf ve felsefe kavramlarına sıklıkla müracaat eder. dilini anlamak meleke gerektirir. ''demir leblebi'' ayarında eserleri çokçadır. özellikle 2 ciltlik ''inisiyasyona toplu bakışlar'' insanın kendisini duvara saatlerce bakarken bulmasına sebep olabilir. kendisinin müslümanlığı çok tartışmalı olsa da -geçmişteki intisapları ve takipçileriye kullandıkları ortak dil sebebiyle ''tradisyonalist'' akıma nispet edilmiş ve grubun salt spiritüalist faaliyetlerle uğraştığından ötürü, onun da müslüman olmadığı söylense de- rivayetler, onun tercihinin islam olduğu yönündedir. takipçileri arasında tradisyonalist akımın içinde bulunan meşhur frithjof schuon, ananda coomaraswamy,titus burckhardt gibi isimler de vardı. son olarak aşağı, oğlu yahya guenon'un röportajını bırakıyorum. malesef kayıt arapça bilenler için.
ufak spoiler : kendisine einstein'ın bi öğrencisinin mektup gönderdiğini ve einstein'in, babasından çok etkilendiğini yazmış, ilginç tarihi bir anekdot olarak....
devamını gör...

halbuki aslında cinsel içerik rahatlık verir insana ama...

iktidarsızlık probleminiz olduğuna işaret olabilir. bir üroloğa görünün.
devamını gör...

bir gün, bir arkadaşım, ben o kadar yalnız hissediyorum ki biriyle arkadaş olduğum vakit, elindeki tüm oyuncakları karşımdakine verip sonra da onları korkutan insan oluyorum demişti. ve haklıydı. ben de bir parça korkmuştum ani ve çok gelen ilgi ile. bende ise durum biraz daha farklı insanları hayatıma alırken onlar için zaman çok harcayıp üzerlerinde bir tesir bıraktıktan sonra değer atfetmeye başlıyorum. çünkü terk edilme konusunda aşamadığım bir durum var. eğer biri hayatımdan çıkacaksa koşullar ne olursa olsun onu bir şekilde etkiliyorum. sonra o her şeyi yoluna koyduğunu/koyduğumuzu düşündüğü sırada yaşadığım sahteliğin içinde boğulmaya başlıyorum. çünkü bence yaralar iyileşmez. benim yaralarım iyileşmiyor. hep izi kalıyor. acısı fiziksel olarak azalan bir yaranın izine baktığımda tekrar tekrar o kazayı hatırlamak gibi. zihnimde tekrarlamaya başlıyor beni acıtan anlar. ben en dibe gidiyorum. nefes alamaz hale gelene dek orada kalıyorum. sonra temel hayatta kalma içgüdülerim devreye giriyor. tekrar su yüzüne çıkıyorum. güneşi tenimde hissettiğimde yaşamın kıymetli olduğuna, yara izlerinin acımıyorsa iyileştiğine inanıyorum. sonra yeni bir atakla tekrar karanlık kaplıyor. bugün karanlık. hiç ışık yok üstelik. hissettiğim şey de bu, kimsesizlik.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim