insanı strese sokan mesajlar
konuşup bir sonuca bağladığınızı düşündüğünüz bir konunun ısıtılıp ısıtılıp önünüze sunulduğu mesajlardır. aynı zamanda sadece stres ile kalmaz telefonu duvara fırlatma isteği de oluşturur.
devamını gör...
delice sevişirken kapıya gelen komşu
bi susmadınız olma ihtimali yüksek olan komşudur.
ve siz hiçbir ödün vermeden sevişmeye devam edeceksiniz. gelen de evine dönüp sallanan avizeyi izleyecektir.
ve siz hiçbir ödün vermeden sevişmeye devam edeceksiniz. gelen de evine dönüp sallanan avizeyi izleyecektir.
devamını gör...
work bitch
britney spears'in 2013 çıkışlı şarkısı.
devamını gör...
iğrendiren kokular
lahana sarmasının kokusu. yaprak sarmasına bayılırım ama lahananın tuhaf bir kokusu var.
devamını gör...
belki sevişirim donu
cantasin da en dantellisini tasiyani gördü bu gözler..
don onemli..
don onemli..
devamını gör...
code inconnu recit incomplet de divers voyages
haneke'nin göçmen meselelerine eğilmeye başladığı film, bu mesele de iletişimsizlik etrafında filizlenir. juliette binoche'nun haneke reisin filmlerini çok beğenip aramasından sonra ilk rol aldığı haneke filmidir aynı zamanda. haneke par haneke'de, haneke, en sevdiği filmi olduğunu söyler.*
herkesin farklı şeyler söyleyebileceği film. biri ırkçılık der, biri savaş karşıtlığı der, biri göçmen sorunu der.. ama hepsinin özünde filmin adından da, giriş sahnesinden de, amadou'nun manitiyle kafede otururken sürekli garson tarafından muhabbetlerinin bölünmesinden de, her ne kadar filmin için film olsa da çocuğun ebeveynleri görmeden 20. kattaki binanın balkon mermerine çıkmasından vesaire gibi elli bin tane sahneden anlaşılacak net tek bir şey var yukarıda da söylediğim gibi "iletişimsizlik". zaten başlangıcı ve finali sağır ve dilsiz çocuklarla yapar. filmde tek iletişim kurabilenler sağır ve dilsiz çocuklardır.
metro sahnesi en gerçekçi taciz sahnelerinden biridir. amcamız en sonunda tepki vermese ben ekrana yumruğu atacaktım. haneke'nin yarattığı bu tür gerilimler manyak ediyor beni, manyak ediyor derken iyi anlamda tabii..
herkesin farklı şeyler söyleyebileceği film. biri ırkçılık der, biri savaş karşıtlığı der, biri göçmen sorunu der.. ama hepsinin özünde filmin adından da, giriş sahnesinden de, amadou'nun manitiyle kafede otururken sürekli garson tarafından muhabbetlerinin bölünmesinden de, her ne kadar filmin için film olsa da çocuğun ebeveynleri görmeden 20. kattaki binanın balkon mermerine çıkmasından vesaire gibi elli bin tane sahneden anlaşılacak net tek bir şey var yukarıda da söylediğim gibi "iletişimsizlik". zaten başlangıcı ve finali sağır ve dilsiz çocuklarla yapar. filmde tek iletişim kurabilenler sağır ve dilsiz çocuklardır.
metro sahnesi en gerçekçi taciz sahnelerinden biridir. amcamız en sonunda tepki vermese ben ekrana yumruğu atacaktım. haneke'nin yarattığı bu tür gerilimler manyak ediyor beni, manyak ediyor derken iyi anlamda tabii..
devamını gör...
sevilen dune sözleri
bene gesserit cezaları unutulmaz. cezalarımızda kaçınılmaz bir ders vardır. acıdan çok daha öte bir şeydir. cezalandırırken en büyük acıyı vermeyiz. ama büyük cezalarda acı vardır yine de. bunlar duygusal yönden acı verir aynı zamanda. cezanın uyandırdığı duygu daima, bizim o tövbekarın en büyük zayıflığı olduğuna hükmettiğimiz duygudur ve böylece biz, cezalandırılanı güçlendiririz.
ceza daima tatlıyla biter. bu gerçek bir ziyafet değil, ziyafet düşüncesidir. tatlı gelince, bu hiç beklenmedik bir şeydir. tövbekar, 'ahh, sonunda bağışlandım nihayet!' diye düşünür.
bu, o anın tatlılığıdır. ısdırap verici bir ziyafetin tüm aşamalarını geçmişsin ve sonunda lezzet alacağın bir şeyle karşılaşıyorsun. fakat! bunun lezzetini alırken, işte o zaman en acılı an gelir; görürsün ve anlarsın ki bu son zevk değildir. gerçekten de değil. bu, büyük cezanın en son ve en büyük acısıdır. bene gesserit dersinin kapısını kapatan budur.
ceza daima tatlıyla biter. bu gerçek bir ziyafet değil, ziyafet düşüncesidir. tatlı gelince, bu hiç beklenmedik bir şeydir. tövbekar, 'ahh, sonunda bağışlandım nihayet!' diye düşünür.
bu, o anın tatlılığıdır. ısdırap verici bir ziyafetin tüm aşamalarını geçmişsin ve sonunda lezzet alacağın bir şeyle karşılaşıyorsun. fakat! bunun lezzetini alırken, işte o zaman en acılı an gelir; görürsün ve anlarsın ki bu son zevk değildir. gerçekten de değil. bu, büyük cezanın en son ve en büyük acısıdır. bene gesserit dersinin kapısını kapatan budur.
devamını gör...
heybeliada
tanım: orada tanıştığımız 90'lı yaşlardaki bir teyzenin anlatımına göre osmanlının uzunca bir süre tutukluları sürgün yeri olarak kullandığı adalarda eskiden hiç bir şey yokmuş neredeyse. sonrasında o tutukluların yaptıkları evler ve 1773 de kurulan deniz harp okulu ile birlikte adalarda yaşam normale dönmeye başlamış.
kişisel: askerliğimi yaptığım, muhteşem ötesi bir 5 ay tatil yaşadığım, istanbul'a ait olduğuna beni kimsenin inandıramayacağı yegane yerlerden biridir...
kişisel: askerliğimi yaptığım, muhteşem ötesi bir 5 ay tatil yaşadığım, istanbul'a ait olduğuna beni kimsenin inandıramayacağı yegane yerlerden biridir...
devamını gör...
neyzen tevfik rubaileri
neyzen tevfik hepimizin malumu, oldukça küfürlü bir dil kullanan ama hiciv ustası bir şairimizdir. yazmış olduğu bir rubai var ki bugünlere ithafen yazılmış olması kesindir...
-ekmek herkese yetecekti aslında.
tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami...
geldikleri gibi gitmediler.
kimi itini bıraktı, kimi bitini... kimi de p*çini.
yoksa bu kadar ş*r*fsizin bizden olması mümkün değil...
-ekmek herkese yetecekti aslında.
tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami...
geldikleri gibi gitmediler.
kimi itini bıraktı, kimi bitini... kimi de p*çini.
yoksa bu kadar ş*r*fsizin bizden olması mümkün değil...
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
“şairler şiirler yazıyor. ressamlar resimler yapıyor ve biz ozanlar türküler söylüyoruz. peki, bütün bunları niçin yapıyoruz? dünya alışkanlıktan değil de, sevgi ve mutluluktan dönsün diye.”
demişti hasret gültekin... 1971 doğumluydu. o günlerde insanlara tekrar türküleri sevdiren, insanlara tekrar türkü söyleten insandı. televizyona "şelpe"yi ilk taşıyan adamdır... yaşasaydı çok büyük bir müzisyen olacaktı eminim. yaşasaydı çok büyük bir ozan olacaktı... yaşasaydı,bugün 50 yaşında olacaktı... maalesef şimdi o benim, benden 19 yaş küçük kardeşim...
"bu kekre dünyada yazık, geçit yok aşka,
birşey yok paylaşılacak, acıdan başka...”
“sen gel, bu oyunun kuralını değiştir,
mutsuzluk ceza değil ehven bir iştir..."
yukardaki sözleri yazan kalbi kül ettiler... 1941 doğumluydu metin altıok... felsefe öğretmeni, şair, hatta ressamdı... babasının ölümünden sonra ölümü takıntı haline getirmiş, ölüm üzerine sürekli farklı metodlar kurgulamıştır şiirlerinde... yatağında ölecek bir insan değildi asla, öyle de oldu.. yangından yaralı kurtuldu fakat hastanede 8-9 temmuz'du yanılmıyorsam komadan çıkamadı... çıksaydı yangınları da anlatırdı bize, hoş çıksaydı ayrı bir ölüm daha olurdu muhakkak... çektiği acıları her satırda bize de yaşatırdı eminim...
"kalem yazmaya başlayınca, gönlün gözü açıldı..." demişti saki çimen'in dedesi, mazlum çimen'in babası nesimi çimen... dünyanın en önemli müzikhollerinde sahne almıştır, memlekette ise ha bire gözaltı ve işkenceye alınmıştır... yazmakla anlatmakla bitmeyecek bu insanın hayat öyküsünü muhakkak okuyun.
"akarsu ateşim yanar tüterse, aşkın gülü yüreğimde biterse, ayırsın feleğin gücü yeterse, ayrılamam ben o gül yüzlü yardan..."
demişti muhlis akarsu... sözünün eri adam, sözünün arkasında durur ya... işte tam da öyle oldu... ikisi de 45 yaşındaydı... ayıramadı felek onları, gücü yetmedi feleğin... eşi muhibe akarsu ile beraber kucakladılar oradaki cehennem ateşini...
şimdi, memleket yangın yeri diye şaşırmamak gerek… çünkü bu zihniyet ilk sivas’ı ateşe vermişti.. bu saydıklarım da o ateşte can veren canlar içinden sadece birkaçı… o yüzdendir ki, unutmamalıyız… unutanlara hatırlatmalıyız… yeni muaviyeler’in karşısında yeni ali’ler, yezidlerin karşısında hüseyin’ler gibi durmalıyız…
demişti hasret gültekin... 1971 doğumluydu. o günlerde insanlara tekrar türküleri sevdiren, insanlara tekrar türkü söyleten insandı. televizyona "şelpe"yi ilk taşıyan adamdır... yaşasaydı çok büyük bir müzisyen olacaktı eminim. yaşasaydı çok büyük bir ozan olacaktı... yaşasaydı,bugün 50 yaşında olacaktı... maalesef şimdi o benim, benden 19 yaş küçük kardeşim...
"bu kekre dünyada yazık, geçit yok aşka,
birşey yok paylaşılacak, acıdan başka...”
“sen gel, bu oyunun kuralını değiştir,
mutsuzluk ceza değil ehven bir iştir..."
yukardaki sözleri yazan kalbi kül ettiler... 1941 doğumluydu metin altıok... felsefe öğretmeni, şair, hatta ressamdı... babasının ölümünden sonra ölümü takıntı haline getirmiş, ölüm üzerine sürekli farklı metodlar kurgulamıştır şiirlerinde... yatağında ölecek bir insan değildi asla, öyle de oldu.. yangından yaralı kurtuldu fakat hastanede 8-9 temmuz'du yanılmıyorsam komadan çıkamadı... çıksaydı yangınları da anlatırdı bize, hoş çıksaydı ayrı bir ölüm daha olurdu muhakkak... çektiği acıları her satırda bize de yaşatırdı eminim...
"kalem yazmaya başlayınca, gönlün gözü açıldı..." demişti saki çimen'in dedesi, mazlum çimen'in babası nesimi çimen... dünyanın en önemli müzikhollerinde sahne almıştır, memlekette ise ha bire gözaltı ve işkenceye alınmıştır... yazmakla anlatmakla bitmeyecek bu insanın hayat öyküsünü muhakkak okuyun.
"akarsu ateşim yanar tüterse, aşkın gülü yüreğimde biterse, ayırsın feleğin gücü yeterse, ayrılamam ben o gül yüzlü yardan..."
demişti muhlis akarsu... sözünün eri adam, sözünün arkasında durur ya... işte tam da öyle oldu... ikisi de 45 yaşındaydı... ayıramadı felek onları, gücü yetmedi feleğin... eşi muhibe akarsu ile beraber kucakladılar oradaki cehennem ateşini...
şimdi, memleket yangın yeri diye şaşırmamak gerek… çünkü bu zihniyet ilk sivas’ı ateşe vermişti.. bu saydıklarım da o ateşte can veren canlar içinden sadece birkaçı… o yüzdendir ki, unutmamalıyız… unutanlara hatırlatmalıyız… yeni muaviyeler’in karşısında yeni ali’ler, yezidlerin karşısında hüseyin’ler gibi durmalıyız…
devamını gör...
clio
internette yaptığım onca araştırmaya rağmen hakkında pek bi' bilgi bulamadığım fransız şarkıcı ve besteci.
t'as vu parçasıyla kalbimi çalan bir hırsız.
t'as vu parçasıyla kalbimi çalan bir hırsız.
devamını gör...
havanın tam intiharlık olması
tam aksini düşünüyorum.
kuşlar cıvıldıyor yahu, balkondan baktım da renkler canlanmış. aşık olmalık hava bu. her şeyi melankoliye bağlamayın kurban olam. gidin aşık olun, allah belanızı verir zaten sonra.
hayat sevince güzel dırırırım sevince tatlı günler *
kuşlar cıvıldıyor yahu, balkondan baktım da renkler canlanmış. aşık olmalık hava bu. her şeyi melankoliye bağlamayın kurban olam. gidin aşık olun, allah belanızı verir zaten sonra.
hayat sevince güzel dırırırım sevince tatlı günler *
devamını gör...
viktor emil frankl
1905 viyana doğumlu nörolog, psikiyatr. dünya genelinde birçok dile çevrilmiş yaklaşık 12 milyon sattığı söylenen insanın anlam arayışı kitabıyla bilinir. varoluşsal terapinin en önemli ismi olan frankl, insancıl psikolojiye de ilham olmuştur.
ünlü kitabında bahsettiği hastalarına ve kendisine acılarla nasıl yaşadıklarına dair sorduğu sorular ışığında geliştirdiği logoterapi (anlam yoluyla terapi) metoduyla milyonlarca insanın hayata bakışını değiştirmiştir.
frankl'a göre logoterapi yöntemi ,
* kendini bir işe adamak : insanın yaptığı işi anlamlı bularak ve çeşitli faydalar öngörerek yol üzerinde ne kadar acı, sıkıntı, engel görse de sonuca ulaşma amacına umutla tutunmasıdır.
* fedakarca sevmek : her türlü anlamın temelinde bulunan duygu sevmektir. herkesin anlamları farklıdır ancak hepsinin temeli sevgidir (bencillikten uzak bir sevgi). kiminin bir insana duyduğu sevgi, kiminin işine duyduğu sevgi vb hislerin
yaşama gayesini beslediği sonucuna ulaşmıştır.
tabii hayat akışında hiçbir şey toz pembe olmadığından * ve bu bahsedilen iki maddenin de uygulanamadığı çöküş zamanları da olağandır ve hepimizde biraz mevcuttur. peki işte o zaman ne yapmalı? sorusuna da işte aşağıdaki madde ışık olacaktır.
* acılara cesurca katlanmak : yaşamak için hala bir neden bulabilen insanlar her türlü acının üstesinden gelebilecektir. acıları olsa dahi kabullenişle, amacına yönelik kendinden fedakarlık ederek hayata devam etmek gibi. örneğin frankl, çok sevdiği eşi nazi kampında öldükten sonra bir çöküş yaşamıştır. dayanılmaz acılar yaşarken o dönem evvelinde aldığı notların ve geliştirdiği yöntemin insanlığa faydalı olacağına inanmasıyla hayata tutunmuş olması gibi.
" yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir. " nietzsche
ünlü kitabında bahsettiği hastalarına ve kendisine acılarla nasıl yaşadıklarına dair sorduğu sorular ışığında geliştirdiği logoterapi (anlam yoluyla terapi) metoduyla milyonlarca insanın hayata bakışını değiştirmiştir.
frankl'a göre logoterapi yöntemi ,
* kendini bir işe adamak : insanın yaptığı işi anlamlı bularak ve çeşitli faydalar öngörerek yol üzerinde ne kadar acı, sıkıntı, engel görse de sonuca ulaşma amacına umutla tutunmasıdır.
* fedakarca sevmek : her türlü anlamın temelinde bulunan duygu sevmektir. herkesin anlamları farklıdır ancak hepsinin temeli sevgidir (bencillikten uzak bir sevgi). kiminin bir insana duyduğu sevgi, kiminin işine duyduğu sevgi vb hislerin
yaşama gayesini beslediği sonucuna ulaşmıştır.
tabii hayat akışında hiçbir şey toz pembe olmadığından * ve bu bahsedilen iki maddenin de uygulanamadığı çöküş zamanları da olağandır ve hepimizde biraz mevcuttur. peki işte o zaman ne yapmalı? sorusuna da işte aşağıdaki madde ışık olacaktır.
* acılara cesurca katlanmak : yaşamak için hala bir neden bulabilen insanlar her türlü acının üstesinden gelebilecektir. acıları olsa dahi kabullenişle, amacına yönelik kendinden fedakarlık ederek hayata devam etmek gibi. örneğin frankl, çok sevdiği eşi nazi kampında öldükten sonra bir çöküş yaşamıştır. dayanılmaz acılar yaşarken o dönem evvelinde aldığı notların ve geliştirdiği yöntemin insanlığa faydalı olacağına inanmasıyla hayata tutunmuş olması gibi.
" yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir. " nietzsche
devamını gör...
boney m
rasputin çok hoş bir parçadır.klibi de şarkıyla örtüşür.
devamını gör...
mevlüt çavuşoğlu'nun protesto edilmesi
devamını gör...
murat dalkılıç
çok beğendiğim aynı zamanda şarkılarını da çok sevdiğim, boyu hiç de umurumda olmayan, işini iyi yapan ama değeri bilinmeyen nadir sanatçılarımızdan biri.
devamını gör...
tek cümleyle hayatı tanımla
sahip olduklarımızın değerini anlayamayacağımız kadar kısa.
devamını gör...
sürekli kaybedilen şeyler
bir flash belleğim var. uzun zamandır kaybedip kaybedip buluyorum. ama bu sefer bulamayacak gibiyim.
devamını gör...

