yolun başı
sertab erener'in 1999 yılında columbia şirketinden çıkan sertab erener isimli albümündeki parçalardan bir tanesi.
sözler aysel gürel imzası taşırken müzik ise sanırsam fuat güner'e aittir.
şarkı biten bir aşk macerasının ardından "acımadı ki, acımadı ki," diye çirkinleşen bir kadının, aslında erkeğin arkasında aslında ağıt yakıyor olmasını anlatıyor. (cinsiyet yüklemelerim söz yazarı ve icracının kadın olmasından kaynaklanmaktadır.)
sözleri yorumlayalım;
önce resimleri duvardan kaldırdım.
somut nesnelerin yer değiştirtilmesi gibi türkçe şarkılarda az rastlanan bir olayla başlıyor şarkı.
kadının yaşadığı evde erkekle birlikteliklerine ait olduğunu düşündüğüm fotoğraflar var.
çay içtiğin bardağı, rafa sakladım.
demek ki adam evde bir bardağını bırakmış ya da mevcut olan bir bardağı kullanmaya alışacak kadar bu eve gelmiş ve çay içmiş. şarkının adını tam bu noktada bir daha okuyun.
giydiğin ne varsa, bir bir katladım.
demek adam kıyafetlerini kadının evinde bırakabiliyor.
bir damla yaş düştü, (ı ıh) çok ağlamadım.
parantez içindeki nidayı ben ekledim ama tam o duyguyu veriyor. yani kadınımız ingiltere milli futbol takımı karşısında türkiye ayaklarına yatmış. yenildik ama ezilmedik edebiyatı.
kokun uçtu gitti, açık camlardan
adamın yoğun bir koku problemi olduğunu düşünmek istiyorum. baksanıza eve sinmiş koku, günlerce havalandırınca falan çıkıp gidiyor. ayrılık nedeni bu olabilir mi acaba?
sevdiğin şarkıyı hiç söylemedim.
demek ki daha önce adamın sevdiği şarkıyı romantik anlarda adama söyledin.
şarkı buraya kadar oldukça somut. bardak, kıyafet, duvarda asılı fotoğraf, buzdolabında birlikte gidilmiş şehre ait magnet falan... seviyorum gerçek nesnelerin şarkıda şiirde yer almasını. olay gözümde canlanıyor.
şimdi soyutlaşıyoruz.
korkmuyorum sensin akşamlardan
yanında erkeği olmayan gecelerden korkacak kadar alışılmış bir ilişki bu. yoksa kadın "koruma" (bkz: bodyguard) filmini izlemiş, erkeği koruması falan sanıyor olacak değil. doksanların sonunda yazıldığı için şarkı oldukça muhtemel de aslında haaa!
sevdiğimi unut
özleyemedim
daha yeni ayrılmışlar, özleyememiş bile. koku ancak çıkmış evden ama özleyecek zaman olmamış. aksi halde, yani özleyecek kadar bir süre geçtiyse adamın koku problemi sandığımdan daha büyük olabilir.
seeeeeen, haylaz rüzgarlar önünde şimdiiii
sen'e büyük vurgu yapıyor. adama yakarış başladı. haylaz rüzgar nedir hiç anlamadım. tarkan'ın şeytan azapta şarkısındaki rüzgarla aynı rüzgarsa o baya sapık bir rüzgardı.
sevdanın yükünü, attım omuzumdan
baya baya dert olmuş büyük bir aşk bu. ilişki kolayca çözülebilecek sorunlara çare bulunmamasından, boş vermişlik ya da ego savaşından işkenceye dönmüş. ancak adı hala sevda. kara sevda diye övmeyin, bildiğin zehirli bir ilişki olmuş artık bunlarınki. adamın koku da zehirli olabilir. oraya gönderme var gibi. ayaklarının koktuğuna bahse girebilirim.
seeeeeeen, sandığım şey belki benim yüreğimdi.
ah aşık veysel ah... senin suçun değil tabii bu "güzelliğin on par etmez bu bendeki aşk olmasa" kafasının her ortamda kullanılması. kadın yana yakına "seeeeen" diyor ama aslında seni değil, "gönlümdeki seni sevdim"e getirmeye çalışıyor. tamam adam kokuyor olabilir ama hiç mi yok bir iyi yanı, zamanında sevdiğin falan? neden şimdi adamı hiç sayıyorsun da her şeyi o kendi güzel gönlüne, tıkalı burnuna şey ediyorsun?
iyi ki dönmüşüm, yolun başından??????
kokulu, çaylı, şarkılı sözlü belli ki biraz da seksli falan bir olay yaşanmış, sevda demişsin. bitti ya, yolun başı. la bu yolun sonu baya nereden başı? kendi kuyruğunu yiyen bir yılan mı sizin ilişki? bir de yani ayrılan benim vurgusu neden? nasıl bir kuyruk acısı bu? belli ki aklın kamış elemanda ama yiğitliğe bok sürdürmemek için iyi ki dönmüşüm falan diyorsun. geç ablacım bunları, ilişkinizi adamın kokusu zehirlemediyse senin bu kuyruğu dik tutma çabaların zehirledi. sanmıyorum ama hayatta başarılar...
şarkının devamında bu sözler tekrar ediliyor. müzik falan biraz daha hareketlendi, sonuna doğru güzel bir elektro gitar solo var.
bu aynı sözleri tekrar etmeyi de hiç anlamıyorum. aynı şeyleri dinlemeyi çok seviyorsak, şarkıyı iki kere dinleriz. ha daha hareketli kısmı da olsun istediysen farklı düzenleme falan, ayrı şarkı yap. ben mesela ilk kısmı seviyorum ama ikinci kısım elektro gitar solosuna kadar çekilmiyor.
bir de şarkının son sorunu, bitmiyor. sertab sürekli "seeeeeen" diye bağırıyor. ooooffffff yolun başında diyor. yol mu kaldı ablacım? yoldan da bıhtık senden de. sal bizi.
gittim.
sözler aysel gürel imzası taşırken müzik ise sanırsam fuat güner'e aittir.
şarkı biten bir aşk macerasının ardından "acımadı ki, acımadı ki," diye çirkinleşen bir kadının, aslında erkeğin arkasında aslında ağıt yakıyor olmasını anlatıyor. (cinsiyet yüklemelerim söz yazarı ve icracının kadın olmasından kaynaklanmaktadır.)
sözleri yorumlayalım;
önce resimleri duvardan kaldırdım.
somut nesnelerin yer değiştirtilmesi gibi türkçe şarkılarda az rastlanan bir olayla başlıyor şarkı.
kadının yaşadığı evde erkekle birlikteliklerine ait olduğunu düşündüğüm fotoğraflar var.
çay içtiğin bardağı, rafa sakladım.
demek ki adam evde bir bardağını bırakmış ya da mevcut olan bir bardağı kullanmaya alışacak kadar bu eve gelmiş ve çay içmiş. şarkının adını tam bu noktada bir daha okuyun.
giydiğin ne varsa, bir bir katladım.
demek adam kıyafetlerini kadının evinde bırakabiliyor.
bir damla yaş düştü, (ı ıh) çok ağlamadım.
parantez içindeki nidayı ben ekledim ama tam o duyguyu veriyor. yani kadınımız ingiltere milli futbol takımı karşısında türkiye ayaklarına yatmış. yenildik ama ezilmedik edebiyatı.
kokun uçtu gitti, açık camlardan
adamın yoğun bir koku problemi olduğunu düşünmek istiyorum. baksanıza eve sinmiş koku, günlerce havalandırınca falan çıkıp gidiyor. ayrılık nedeni bu olabilir mi acaba?
sevdiğin şarkıyı hiç söylemedim.
demek ki daha önce adamın sevdiği şarkıyı romantik anlarda adama söyledin.
şarkı buraya kadar oldukça somut. bardak, kıyafet, duvarda asılı fotoğraf, buzdolabında birlikte gidilmiş şehre ait magnet falan... seviyorum gerçek nesnelerin şarkıda şiirde yer almasını. olay gözümde canlanıyor.
şimdi soyutlaşıyoruz.
korkmuyorum sensin akşamlardan
yanında erkeği olmayan gecelerden korkacak kadar alışılmış bir ilişki bu. yoksa kadın "koruma" (bkz: bodyguard) filmini izlemiş, erkeği koruması falan sanıyor olacak değil. doksanların sonunda yazıldığı için şarkı oldukça muhtemel de aslında haaa!
sevdiğimi unut
özleyemedim
daha yeni ayrılmışlar, özleyememiş bile. koku ancak çıkmış evden ama özleyecek zaman olmamış. aksi halde, yani özleyecek kadar bir süre geçtiyse adamın koku problemi sandığımdan daha büyük olabilir.
seeeeeen, haylaz rüzgarlar önünde şimdiiii
sen'e büyük vurgu yapıyor. adama yakarış başladı. haylaz rüzgar nedir hiç anlamadım. tarkan'ın şeytan azapta şarkısındaki rüzgarla aynı rüzgarsa o baya sapık bir rüzgardı.
sevdanın yükünü, attım omuzumdan
baya baya dert olmuş büyük bir aşk bu. ilişki kolayca çözülebilecek sorunlara çare bulunmamasından, boş vermişlik ya da ego savaşından işkenceye dönmüş. ancak adı hala sevda. kara sevda diye övmeyin, bildiğin zehirli bir ilişki olmuş artık bunlarınki. adamın koku da zehirli olabilir. oraya gönderme var gibi. ayaklarının koktuğuna bahse girebilirim.
seeeeeeen, sandığım şey belki benim yüreğimdi.
ah aşık veysel ah... senin suçun değil tabii bu "güzelliğin on par etmez bu bendeki aşk olmasa" kafasının her ortamda kullanılması. kadın yana yakına "seeeeen" diyor ama aslında seni değil, "gönlümdeki seni sevdim"e getirmeye çalışıyor. tamam adam kokuyor olabilir ama hiç mi yok bir iyi yanı, zamanında sevdiğin falan? neden şimdi adamı hiç sayıyorsun da her şeyi o kendi güzel gönlüne, tıkalı burnuna şey ediyorsun?
iyi ki dönmüşüm, yolun başından??????
kokulu, çaylı, şarkılı sözlü belli ki biraz da seksli falan bir olay yaşanmış, sevda demişsin. bitti ya, yolun başı. la bu yolun sonu baya nereden başı? kendi kuyruğunu yiyen bir yılan mı sizin ilişki? bir de yani ayrılan benim vurgusu neden? nasıl bir kuyruk acısı bu? belli ki aklın kamış elemanda ama yiğitliğe bok sürdürmemek için iyi ki dönmüşüm falan diyorsun. geç ablacım bunları, ilişkinizi adamın kokusu zehirlemediyse senin bu kuyruğu dik tutma çabaların zehirledi. sanmıyorum ama hayatta başarılar...
şarkının devamında bu sözler tekrar ediliyor. müzik falan biraz daha hareketlendi, sonuna doğru güzel bir elektro gitar solo var.
bu aynı sözleri tekrar etmeyi de hiç anlamıyorum. aynı şeyleri dinlemeyi çok seviyorsak, şarkıyı iki kere dinleriz. ha daha hareketli kısmı da olsun istediysen farklı düzenleme falan, ayrı şarkı yap. ben mesela ilk kısmı seviyorum ama ikinci kısım elektro gitar solosuna kadar çekilmiyor.
bir de şarkının son sorunu, bitmiyor. sertab sürekli "seeeeeen" diye bağırıyor. ooooffffff yolun başında diyor. yol mu kaldı ablacım? yoldan da bıhtık senden de. sal bizi.
gittim.
devamını gör...
dünyadaki en korkunç gerçek
dünyadaki açlığı bitirmek adına yapıldığı söylenen pek çok girişime rağmen 2019 yılında birleşmiş milletler açıklamasına göre 821 milyondan fazla insan açlık çekiyordu. dünyadaki gıda israfı ise açlık çeken onca insanı üç kez doyurabilecek düzeyde. bir yerde insanlar açlıktan ölürken bir yerde gıdaların azımsanamayacak bir kısmı yenilebilir durumda olduğu halde çöp kutularını dolduruyor.
devamını gör...
yazılı olmayan kurallar
aklına ilk gelen şık dogrudur
devamını gör...
yüksek lisansı lisansla aynı üniversitede yapmak vs başka üniversitede yapmak
daha iyi hocalar daha farkli bakış açısı ve yeni bir hayat demek. farklı üni. dene vizyonun genişlesin.
devamını gör...
ölüler konuşmaz ki
yapımcılığını, yönetmenliğini ve senaristliğini yavuz yalınkılıç'ın yaptığı 1970 yılına ait kült olan bir yerli korku filmi *
filmin konusuna gelecek olursak:
ölüler konuşmaz ki , kasabaya yeni gelmiş genç bir çiftin faytonla tekinsiz bir malikane otel karışımı bir yere gelmesi ile başlıyor. at arabacı abimiz bir garip davranmakta ve sürekli olarak bügün ayın 15′i deyip durmaktadır. arabacı, genç çifti konaklayacakları malikane otel karışımı yere bırakıp, parasını bile almadan kirişi kırar. adem bey’in malikanesi olarak bilinen ve adem bey’in ölümünden sonra bıraktığı vasiyet üzerine ücretsiz otele dönüştürülmüş olan bu malikanede yalnızca siyah giyinen tövbe bismillah bir acaip tipli hasan adlı bir kahya tek başına yaşamaktadır. hasan, eski sevgilisinin portresi olduğu anlaşılan bir tabloyu gözünden sakınmakta ve adeta çılgınlar gibi ona tapınmaktadır. genç çift, gece eve giren şapkalı, acaip bir pardösü giyen garip bir adam tarafından öldürülür. bu garip adam aslında malikanenin dibinde bulunan mezarlıktan kalkmış bir hortlaktır. bu acaip hortlak her ayın 15′inde ortaya çıkarak cinayetler işlemektedir. kasabaya yeni atanan öğretmen sema da aynı malikaneye yerleşir ve aynı hortlağın saldırısına uğrar. mezardan kalkmış ölü ile karşılaşır yani ayın 15'inde, finalde, kuran’dan ayetler okuyan bir hoca ve ellerinde küçük kuran’lar olan destekçileri tarafından köşeye sıkıştırılacaktır.
filmde hortlak abimizin kahkahaları filmi biraz değişik yere götürse de çekildiği yıllara göre çok başarılı çekim teknikleri var aslında duvarlarda olan ayna kullanımları gibi mesela.
ama kostümler hak getire hortlak abimizin bizimkiler geliyor dediği sahnede görülen hortlaklar.
ilk öldürülen genç çiftimizin erkeğini aytekin akkaya abimiz canlandırıyor ilk filmlerinden olsa gerek.
filmin konusuna gelecek olursak:
ölüler konuşmaz ki , kasabaya yeni gelmiş genç bir çiftin faytonla tekinsiz bir malikane otel karışımı bir yere gelmesi ile başlıyor. at arabacı abimiz bir garip davranmakta ve sürekli olarak bügün ayın 15′i deyip durmaktadır. arabacı, genç çifti konaklayacakları malikane otel karışımı yere bırakıp, parasını bile almadan kirişi kırar. adem bey’in malikanesi olarak bilinen ve adem bey’in ölümünden sonra bıraktığı vasiyet üzerine ücretsiz otele dönüştürülmüş olan bu malikanede yalnızca siyah giyinen tövbe bismillah bir acaip tipli hasan adlı bir kahya tek başına yaşamaktadır. hasan, eski sevgilisinin portresi olduğu anlaşılan bir tabloyu gözünden sakınmakta ve adeta çılgınlar gibi ona tapınmaktadır. genç çift, gece eve giren şapkalı, acaip bir pardösü giyen garip bir adam tarafından öldürülür. bu garip adam aslında malikanenin dibinde bulunan mezarlıktan kalkmış bir hortlaktır. bu acaip hortlak her ayın 15′inde ortaya çıkarak cinayetler işlemektedir. kasabaya yeni atanan öğretmen sema da aynı malikaneye yerleşir ve aynı hortlağın saldırısına uğrar. mezardan kalkmış ölü ile karşılaşır yani ayın 15'inde, finalde, kuran’dan ayetler okuyan bir hoca ve ellerinde küçük kuran’lar olan destekçileri tarafından köşeye sıkıştırılacaktır.
filmde hortlak abimizin kahkahaları filmi biraz değişik yere götürse de çekildiği yıllara göre çok başarılı çekim teknikleri var aslında duvarlarda olan ayna kullanımları gibi mesela.
ama kostümler hak getire hortlak abimizin bizimkiler geliyor dediği sahnede görülen hortlaklar.
ilk öldürülen genç çiftimizin erkeğini aytekin akkaya abimiz canlandırıyor ilk filmlerinden olsa gerek.
devamını gör...
yaşanmamış olayları yaşanmış gibi anlatmak
camiye ayakkabı ile girdiler
başörtülü bacılarımı yerlerde sürüklediler gibi açıklamaların sahibi olan şahsın, malum kitleyi kandırmak için devamlı kullandığı şey.
başörtülü bacılarımı yerlerde sürüklediler gibi açıklamaların sahibi olan şahsın, malum kitleyi kandırmak için devamlı kullandığı şey.
devamını gör...
i am melting lannn melting
bende aslında bal porsuğuyum.
edit: hobaa gitti arkadaşlar bu gelen aynı klavyede başka bir yazar. bence daha samimi.
edit2: herkes sinirlenmiş. bir ben sinirlenmemişim. bana da haber verin böyle duyguları. hep yanlış anlıyorum.
edit: hobaa gitti arkadaşlar bu gelen aynı klavyede başka bir yazar. bence daha samimi.
edit2: herkes sinirlenmiş. bir ben sinirlenmemişim. bana da haber verin böyle duyguları. hep yanlış anlıyorum.
devamını gör...
çay vs kahve
yerine ve zamanına göre değişir. benim için kalabalıkken uzun uzun çayla olan muhabbetin tadından yenmez. konu konuyu açar, çaydanlıklar boşalır, bu çok güzeldir.
kahve ise tek başınayken güzel. ayrıca kahve öğrencilerin biricik dostudur. uykuyu açtığı için öğrencilerin ilk tercihi olur. faydası çok fazla görülür.
ikisi de iyiki var bence. çay kalabalığa, kahve yalnızlığa yakışıyor. biri olmazsa diğerinin eksikliği hissedilir. ama bana hayatta sadece birini içme hakkın olsa hangisini tercih edersin diye sorsalar* kesinlikle çay derim.
kahve ise tek başınayken güzel. ayrıca kahve öğrencilerin biricik dostudur. uykuyu açtığı için öğrencilerin ilk tercihi olur. faydası çok fazla görülür.
ikisi de iyiki var bence. çay kalabalığa, kahve yalnızlığa yakışıyor. biri olmazsa diğerinin eksikliği hissedilir. ama bana hayatta sadece birini içme hakkın olsa hangisini tercih edersin diye sorsalar* kesinlikle çay derim.
devamını gör...
fransızca şarkı önerileri
mylène farmer - je te rends ton amour
devamını gör...
türk kadınlarının paragöz olması
(bkz: bak bunu burdan alın)
devamını gör...
meja (yazar)
sözlükte adam akıllı yazan 5-6 tane yazar var be. onlarında nick altına gelip çik mi ciddiyi iliyir biriyi yazmayın ulan. insanları bilgilendiriyor işte entrylerinin hepsi öğretici ve hiçbiri copy paste girdiler değil. şahsen ben sayesinde bilmediğim çok şey öğrendim, eminim ki başkalarıda öğrenmiştir. her yer troll dolmuş zaten sağa sola böyle şeyler yazıp insanların hevesini kırmayın.
edit: bir de zorlama bilgi aktarıcılığı demiş. kimse senin kolundan tutup kafanı ekrana vurup okuyacağksın laağn mejanın tanımlarını okuyacağksıığn demiyor.
edit: bir de zorlama bilgi aktarıcılığı demiş. kimse senin kolundan tutup kafanı ekrana vurup okuyacağksın laağn mejanın tanımlarını okuyacağksıığn demiyor.
devamını gör...
ayı
türkiye'de de bol bol bulunan canlı.
çok ayı görülen yerlerde yaşlılar hep şunu söylerler; "ne yaparsan yap, ayıdan tokat yeme"
saldırıya uğrasan bile gerekirse çantayı, kolu vs ağzına ver ama o tokadı yeme.
hayvanın (özellikle bir boz ayıysa) kocaman pençeleri var ve gerçekten inanılmaz sert vuruyor. hani "yarısı boşa gider" derler ya, aynı hesap.
o kadar kuvvetli ki o pençeyi yediğiniz zaman sizi boydan boya yarıp kemiklerinizi kırar, iç organlarınızı döker. boynunuza isabet ettirirse direk olarak kafanızı koparabilir.
pençelerini bilemek için vurduğu ağaç şu şekildedir;

yakınlarda yavruları yoksa genelde insanlardan çekinir ve uzak dururlar, yüksek sesle bağırınca genellikle kaçarlar, ancak saldırmaya karar verirlerse gerçekten tam bir ölüm makinasına dönüşürler.
yatişkin bir boz ayı 600 kiloya ulaşabilir ve full kastan oluşur. buna rağmen bir at kadar hızlı koşar. koku alma duyuları köpeklerinki kadar keskindir, (bazı cinsleri) ağaçlara çıkabilirler. en azından 10 insan kadar güçlülerdir. korkunç bir ısırma kuvvetleri, dev gibi penceleri ve dişleri vardır. sizi gerçekten öldürmeye karar verirse kendisinden kaçmanız bile çok zordur. yakalar ve sikertir.
the revenant'da, ayı saldırısı oldukça iyi betimlenmiştir.
dikkatli olmakta fayda var.
çok ayı görülen yerlerde yaşlılar hep şunu söylerler; "ne yaparsan yap, ayıdan tokat yeme"
saldırıya uğrasan bile gerekirse çantayı, kolu vs ağzına ver ama o tokadı yeme.
hayvanın (özellikle bir boz ayıysa) kocaman pençeleri var ve gerçekten inanılmaz sert vuruyor. hani "yarısı boşa gider" derler ya, aynı hesap.
o kadar kuvvetli ki o pençeyi yediğiniz zaman sizi boydan boya yarıp kemiklerinizi kırar, iç organlarınızı döker. boynunuza isabet ettirirse direk olarak kafanızı koparabilir.
pençelerini bilemek için vurduğu ağaç şu şekildedir;

yakınlarda yavruları yoksa genelde insanlardan çekinir ve uzak dururlar, yüksek sesle bağırınca genellikle kaçarlar, ancak saldırmaya karar verirlerse gerçekten tam bir ölüm makinasına dönüşürler.
yatişkin bir boz ayı 600 kiloya ulaşabilir ve full kastan oluşur. buna rağmen bir at kadar hızlı koşar. koku alma duyuları köpeklerinki kadar keskindir, (bazı cinsleri) ağaçlara çıkabilirler. en azından 10 insan kadar güçlülerdir. korkunç bir ısırma kuvvetleri, dev gibi penceleri ve dişleri vardır. sizi gerçekten öldürmeye karar verirse kendisinden kaçmanız bile çok zordur. yakalar ve sikertir.
the revenant'da, ayı saldırısı oldukça iyi betimlenmiştir.
dikkatli olmakta fayda var.
devamını gör...
10 ocak 2021 ankara depremi
ankara’da yaşayan tüm yazarlarımıza çok geçmiş olsun dileklerimi iletmek isterim öncelikle. umarım hepinizin sağlığı yerindedir. sanırım deprem biraz uzun sürmüş. can kayıplarının olmamasını diliyorum. tekrardan hepinize çok geçmiş olsun değerli yazarlar.
t: yahşihan bölgesinde deprem olduğu bildirilmiş sanırsam ayrıca 4.6 büyüklüğünde bir deprem olmuş.
t: yahşihan bölgesinde deprem olduğu bildirilmiş sanırsam ayrıca 4.6 büyüklüğünde bir deprem olmuş.
devamını gör...
yokluğunda me
canım kendim * ahahahaha
yorumlarım bazen sizi rahatsız ediyor olabilir .
sizinde bazı yorumlarınız beni rahatsız ediyor .
ama yinede buradayız ve birşeyleri düzeltmeye çalışıyoruz . seviliyorsunuz .
yorumlarım bazen sizi rahatsız ediyor olabilir .
sizinde bazı yorumlarınız beni rahatsız ediyor .
ama yinede buradayız ve birşeyleri düzeltmeye çalışıyoruz . seviliyorsunuz .
devamını gör...
tanım favorilenince ıhıhım deyip koltuğa şöyle bi yerleşmek
iç ses : favlamış beni kesin evlenicez.
devamını gör...
abdest alıp sözlüğe giren yazar
biz allah yolundayız demektedir.
mübarek bir yazar, allah kabul etsin bize de dua et muhterem.
mübarek bir yazar, allah kabul etsin bize de dua et muhterem.
devamını gör...
seninki de dert mi
devamını gör...
uyumak için alınan alkol
çok uzun zamandır yaptığım eylem.. her gün değil ama haftanın 4-5 günü banko..
susmuyor beynimin içi, susturabilecek var mı ?
var tabi canım kendim; akşam kendine şarap ısmarla gözden geçirelim bir daha..
susmuyor beynimin içi, susturabilecek var mı ?
var tabi canım kendim; akşam kendine şarap ısmarla gözden geçirelim bir daha..
devamını gör...
sözlük kalitesini düşüren yazarlar listesi
ismini gören yazarların motivasyonunu kaybedeceği başlıktır.
ama bir yazar bilerek troll takılıyorsa amacı rahatsızlık vermek ise ismini görünce mutlu olacak işe yaradığını hissedecektir.
o yüzden en iyisi yazar ismi belirtmemektir.
ama bir yazar bilerek troll takılıyorsa amacı rahatsızlık vermek ise ismini görünce mutlu olacak işe yaradığını hissedecektir.
o yüzden en iyisi yazar ismi belirtmemektir.
devamını gör...
telaffuz edilmesi güzel kelimeler
nevi şahsına münhasır. aşırı seviyorum.
devamını gör...